Her acı bir taş oldu Nihal’de,
Bir yumruk kadar sert, bir buse kadar yumuşak.
Avuçlarımda gece çiçekleri gibi açılan,
Her biri bir isim, her biri bir sır.
Ben onları nehrin aynasına bıraktım,
Su, en hakikatli tercümandır çünkü.
Sulara değdi taş,
Önce bir yangın gibi söyledi, sonra bir fısıltı.
Sanki bedenimden çekilip giden bir iltifat,
Sanki ruhuma vurulmuş bir mühür.
Nehir aldı onları, bir derviş gibi,
Kendi koynunda öğüttü, öğüttü de
Yonttu her birini bir “Lâ”ya çevirdi.
Yokluk, en keskin formudur varlığın.
Şimdi bak, Nihal’in avuçları bomboş.
Ama nehrin dili doldu taşlarla.
Her biri şimdi bir aşk harfi,
Suya yazılıyor, siliniyor, yeniden yazılıyor.
Bu sessiz alfabeyi ancak
Yüreğinin kulağı olan duyar.
Atılan taş değil, açılan yara değil,
Suyun özüne karışmış bir cevherdir.
Ben, Nihal, taşları attım da
Aslında kendimi tuttum.
Nehrin dibinde parlıyor şimdi
En karanlık, en ıslak hakikatim.
Ve bil ki,
Her taşın battığı yerde
Bir “Nihal” çiçeği açar suyun yüzüne.
Öyle bir tutku ki bu,
Hem döker, hem toplar.
Hem yok eder, hem var eder.
Nehir benim, taş da ben,
Ve aşk, ikisinin arasındaki
O sonsuz, ıslak, karanlık öpüşmedir.
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 22:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!