Sen Nihâl, bir ırmak adın zamansızlıkta,
Akarsın tenimin haritasında gizli kervansaraylara.
Her damla suyun bir elif çeker yokluğumun levhasına,
Susuzluğum ney olur, dudaklarına değdikçe kıyılardan.
Saçların geceye çalınmış bir ney sesi,
Her telinde bir vahdet şerhi, ince ince dokunmuş.
Kokun, sâkit bir zikrin buğusu tenimde dolaşır,
Mistik bir raksla yanar bedenimde kandiller.
Dudakların iki gonca gül ki, şifreler saklar;
Her açılışta bir sır perdesi yırtılır âlemler arası.
Öpüşlerimiz, iki ruhun mîracıdır bu dünya semasında,
Zerreden küreye, bir aşk-ı sübhânînin tecellisi.
Tenin, kadim bir yazmadır okudukça silinir satırlar,
Her dokunuş bir âyet, her iz bir secde yeri.
Göğsünde vücut bulan o kıble, kıblemdir benim,
Namazımı kılarım ellerimle, secdeye varır dudaklarım.
İki beden bir nefes olduğu an, fenâ fillâh oluruz,
Bir ‘âyân-ı sâbite’ kalır sadece: Nihâl.
Zaman ölür, mekân dürülür bir noktada,
Sen ve ben, bir ‘Lâ mevcûde illâ Hû’nun aynası…
Bu aşk, duyum ötesi bir hicranla yoğrulmuş şarap,
İçtikçe kanarız, kanadıkça diriliriz.
Sen Nihâl, hem cezbem hem istiğrâkım,
Bu fanî tende, bâkî bir sırrın tahtısın.
Kayıt Tarihi : 30.12.2025 22:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!