Tüm bu yaşananları unutalım desem, tüm bu yaşananları unutalım dediğimi de unutmalıyız. Çaresi yok yaşadıklarımızın. Çaresi yok. Yaşadık. Yaşlandık. Yanlış mıydık? Yanlış neydi?
Şimdi sen kilometrelerce uzakta, göz yaşlarından oluşmuş çamurlu su birikintilerinde arıyorsun yansımamı. Yansıyan yalnızca yüreğimin yangınından arta kalan kül. Ve sen narin ellerinle topluyorsun kül olmuş etimin rengini. Yangın neydi?
Parmak izlerine beyaz boyaları işle. Bir ceset torbasına çırılçıplak bedenimi çiz parmaklarınla. Yok oluşumu var eden ellerinle usulca yarat cesetimi. Faili meçhul olmayan bu cinayetin altına bas dudak izlerini kanınla. Yaşam mı? Yaşamak neydi?
Çocuksu kokunu tasdik eden çocuksuluğun alıp götürür ruhumu, adını ölmüş bir aşıktan almış parka. Orada mutlu bir yarın vardır dediğinde inanırım sesinin sadeliğine. Orada mutlu bir yarin olur yarınlarda dediğinde inanırım sana ağzın hiç oynamasa da. Yarın neydi?
An ki yok olmaya davet eder beni. Anılarımı giyindirip icabet ederim davetin yokluğuna. Sen ardımdan soğuk bir su dökersin yangınıma. Serinletmez bir orman yanını bir bardak suyun çabası. Buharına hayallerimi katarım ve uçup giderler sonsuzluğa. Buharlı bir tren gibi mehteran adımlarıyla giderim anın anlamsızlığına. Yok olmak neydi?
Tüm bu yaşananları unutalım desem şimdi, sen kilometrelerce uzakta, parmak izlerine beyaz boyalar işleyip, çocuksu kokunu tasdik eden çocuksuluğun alıp götürürken ruhumu yok olmaya, unutmamız gerekir.
Unutmamız gerekir herkese yanlış gelen sevgiyi, içimizdeki sevdanın yangınını, hayallerle yaşamayı, yarınlarımızı, bir bedende yok olmayı. Diyemem.
Yalnızlık neydi?
Birkan AkdoğanKayıt Tarihi : 4.3.2013 15:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!