Nereden Nereye Şiiri - Halide Köksal

Halide Köksal
390

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Nereden Nereye

NERDEN NEREYE

Yıl 1995. Erenköy, Tüccarbaşı...

Bizim apartman ile komşu Feza Apartmanı, birbirine çok yakındı. Aramızda yalnızca bahçeyi ikiye bölen alçak bir duvarı vardı. Mutfaklarımız iç tarafta kaldığından biraz daha mesafeliydi ama odalarımız birbirine nefes kadar yakındı.

Dokuzuncu katta oturuyorduk. Tam karşı hizamdaki dairede, üç küçük çocuğuyla yaşayan bir hanım vardı. Yatak odaları, çocukların bitmek bilmeyen enerjisiyle sanki bir oyun parkına dönüşmüştü.
Karyolanın üzerinde hoplaya zıplaya neşeyle oynayan o üç küçük çocuk, adeta o yatağın üzerinde büyüdüler. Perdeleri hep açık, mesafe ise çok az olduğundan, ev hallerine ve çocukların oyunlarına ister istemez insanın gözü ilişiyordu.

Balkonda çamaşır asarken o hanımla defalarca göz göze gelmemize rağmen bir merhabamız bir selâmımız dahi olmamıştı. Birkaç kez balkondan "merhaba" demek istediysem de onun mesafeli ve soğuk duruşu yüzünden vazgeçmiştim. Komşulardan onun öğretmen olduğunu, eşinin ise uluslararası gemi kaptanı olduğunu duymuştum.

Sonra o korkunç gün geldi... Zihnimde derin izler bırakan, aylarca üzerimden atamadığım ve panik atak olmama sebep olan bir manzarayla karşılaştım...

Karşı dairenin üç yaşlarındaki en küçük kızı, balkon demirlerine tırmanmış, öylece duruyordu. Annesi ise her şeyden habersiz, mutfak tezgahının başında kendi dünyasına dalmıştı. Cam kapalıydı ama içeride yanan ışıktan dolayı rahatlıkla görünüyordu.

Dehşetle camı açtım. Avazımın çıktığı kadar bağırmaya başladım, "Hanımefendii! Hanımefendii! Komşuu, Komşuu!"
Bir yandan çocuğa "Dur in oradan!" diye bağırıyor, el işaretiyle durdurmaya çalışıyordum. Çocuk, bana bakarak bir an duraksıyor, fakat sonra yine tehlikeli tırmanışına devam etmeye çalışıyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Dokuzuncu kat... Altımız sert beton... Eğer düşerse geri dönüşü yoktu. Diğer taraftan annenin dikkatini çekmek için el kol hareketleri yaparak çığlık çığlığa sesimi duyurmaya çalışıyordum.

Çığlıklarım nihayet karşılık buldu ve kadın camı açtı. Benim panik içindeki halime önce bir anlam veremedi. Elimle balkon tarafını işaret ederek, tekrar sesimin çıktığı kadar bağırdım, "Çocuğunuz düşüyor! Koşun kurtarın!"
Kadın fırladı, balkona koştu ve evladını kaptığı gibi içeri girdi.

Çocuğun kurtulmuş olmasına çok sevinmiştim ama sonrası buruk bir tat bıraktı içimde. Beni orada yok saymasına, bir teşekkür bile etmemesine baya bir içerlenmiştim "Bu kadar da saygısızlık olmaz" dediğimi hatırlıyorum.

O günden sonra sesim kısıldı, başımın ağrısı hiç geçmedi. Gecelerim kabuslarla bölünüyor, kan ter içinde uyanıyordum. Bu ruh hali epey sürdü... Bu olaydan birkaç yıl sonra Erenköy'den taşındık...

Yıl 2014. Akçay'da yazlıktayız...

Bir seçim zamanıydı. Arabamızı yenilemek için satmıştık. İstanbul'a oy kullanmaya gitmek istiyorduk ama otobüslerde yer bulmak imkânsızdı, yedek koyulan otobüsler bile ful doluydu.

CHP'nin İstanbul'a kaldıracağı parti otobüsleriyle gitmeye karar verdik. Belirtilen gün ve saatte otobüslerin kalkacağı alana geldik. Mahşeri bir kalabalık vardı. Yeni gelen otobüsün birine yanaştık. Eşim, "Sen bu kalabalığa girme, ben yerimizi ayarlar çantaları koyarım," diyerek önden gitti.

Otobüs dolmaya başlayınca ön kapıdan içeri girdim. Gözlerim koltukların arasında eşimi ve çantalarımızı ararken, ortalarda oturan bir hanım bana el işareti yaptı, "Çantalarınız burada, eşiniz buraya bırakıp aşağıya indi" dedi.

Kadının yanında dünyalar güzeli bir kenç kız vardı. Ben şaşkınlığımı gizleyerek ilerledim. Bu kadın beni nereden tanıyordu? Eşimin, benim eşim olduğunu nasıl bilmişti? Karmakarışık duygular içinde çantalarımızın olduğu koltuğa geldim, arkamızdaki koltukta kızıyla birlikte o bayan vardı. Samimi konuşmaları beni iyice meraklandırdı. "Pardon ben sizi çıkaramadım. Daha önce tanışmış mıydık?" diye sordum

Kadın, gözlerinin içi gülerek derin bir minnetle baktı yüzüme, "Ben sizi hiç unutmadım ki... Siz benim çocuğumun hayatını kurtardınız" dedi yanındaki genç kızı göstererek.

Hâlâ bir anlam veremiyordum, beni bir başkasıyla karıştırıyor olmalıydı.
O anlatmaya devam etti, "Ben Erenköy'de Feza Apartmanı'ndayken siz karşı binadaydınız. Aynı hizadaydık... İşte bu kızımın hayatını size borçluyum."

Zaman makinesine binmiş gibiydim. "Ah, evet o olayı hatırladım, ama ne kadar değişmişsiniz, çok sayıflamışsınız sizi hiç tanıyamadım" diyebildim.
"Sizden bir süre sonra ben de Erenköy'den taşındım, eşimi kaybettim, emekli olunca Bodrum'a yerleştik, eşimin ölümü benim için büyük bir yıkım olmuştu zaten" dedi. Acılarını, kayıplarını İstanbul'dan Bodrum'a ve Akçay'a uzanan yorgun hikayesini anlattı...

Yıllarca birbirimize bir merhabayı esirgeyen biz, o kayıp zamanların acısını çıkarırcasına yol boyunca sanki kırk yıllık dost gibi sohbet ettik. Benim zihnime "soğuk" diye kazıdığım o kadın, meğer ne kadar cana yakın, ne kadar hoşsohbet biriymış...

Nereden nereye...

Hayat, bazen bizi en beklemediğimiz bir anda geçmişimizle yüzleştiriyor. Ve anlıyoruz ki önyargılarımızın ördüğü o kalın duvarlar, aslında sadece kendi görüş alanımızı kapatıyormuş meğer.
Bizim "soğuk" sandığımız sessizliklerin ardında kim bilir ne fırtınalar, ne büyük hüzünler gizlidir.

HALİDE KÖKSAL

(Bu anı, benim birebir başımdan geçen bir olaydır.)

Halide Köksal
Kayıt Tarihi : 8.2.2026 22:07:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!