Nerden bileceksiniz içimde olanları?
Fırtınalarımı,
depremlerimi…
Gözlerimin gülüşüne bakmayın;
kahırdandır ardına saklandığım.
Dağların ardına bıraktım mutluluğu,
sarp kayalar izin vermez bulmama.
Sıcaktan buharlaşacak da…
Gökyüzünde mavinin arasında
yağmaya hazır olarak göreceğim bulutlarımı,
kim bilir kimin üstüne.
Ben sıcağı sevmem ki,
Hep geç kalırım bulutlarımın akışına.
Elim ayağım çamur içinde;
bana çiğdemleri toplamak düşer.
Şükür derim,
ona da şükür.
Nerden bileceksiniz içimdeki hüznü?
Bir zamanlar benim de üstüme yağardı yağmur.
Sırılsıklam olurdum,
ölümüne.
Çiğdem olurdum,
kekik olurdum.
Hayatı doya doya yaşar,
tozu toprağa katardım.
Duruldum.
Kırıldım.
Yoruldum.
Yok olmaya yüz tuttum.
Nerden bileceksiniz ki yaşadıklarımı?
Yaşayamadıklarımı...
Aykırılıklara karşı geldim,
kuralları yıktım.
Hayatımı da.
Doğru oldum.
Bir ben kaldım ayakta,
inadına.
İnadına insan oldum.
Belki hor oldum,
belki harda kaldım.
Yandım/
piştim/
pişiyorum.
Sigaramın kör olası dumanında
hüzünlerimi savuruyorum göğe.
Yanıyorum.
Kanıyorum.
Kahrediyorum hayata.
Susuyorum.
Kim bilir neden sustuğumu?
Anlamayacaksanız,
yanmıyorsanız,
pişmiyorsanız,
inadına ayakta durmayı bilmiyorsanız—
Bilmeyin zaten.
Kayıt Tarihi : 26.12.2025 14:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, acının kimliği bozan değil; dönüştüren bir süreç olduğunu savunur. Anlaşılmak bir beklenti değil, insan kalmanın bedelidir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!