Fatma, notlarını masaya bırakırken ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. Sekiz yıl. Sekiz yıl boyunca her sabah aynı mutfakta aynı kahveyi demlemişti — ama bu sabah farklıydı. Bu sabah son kez demliyordu. Kapıdan içeri giren Kemal, kravatını düzelterek buzdolabını açtı. Selam bile vermedi. Fatma ona baktı. Bir zamanlar o bakışlarda bir şeyler arardı — bir kıvılcım, bir sıcaklık, en azından bir tanınma işareti. Artık aramıyordu. Sessizce "kahve hazır," dedi. Kemal fincanı aldı. "Çocukları okula yetiştir," dedi. Hepsi buydu. Sekiz yılın sabah konuşması buydu. İlk tanıştıklarında Fatma yirmi üç yaşındaydı. Annesi "iyi bir aile, saygın bir adam" demişti. Babası "geçimini sağlar, ne istersen yapar" demişti. Kemal'in ailesi ise Fatma'nın "evi iyi çevireceğini, saygılı bir kız olduğunu" söylemişti. Kimse sormamıştı: Peki ya sevgi? Nikâh kıyılmıştı. Düğün olmuştu. Ev tutulmuştu. Her şey yerli yerindeydi — sadece içi boştu. İlk yıl Fatma boşluğu doldurmaya çalışmıştı. Perdeleri güzel dikti, yemekleri özenle pişirdi, misafirlere güler yüz gösterdi. Kemal bunların hiçbirini görmüyordu. Görmek istemiyordu belki de. Çünkü görmek, karşılık vermek demekti. Karşılık vermek ise bir sorumluluk yüklerdi — ve o sorumluluktan kaçmak için tüm hayatını düzenlemişti. İkinci yılda Fatma annesini aradı. "Anneciğim, aramızda bir şey yok," konuşmuyoruz. Bazen birbirimize bile bakmıyoruz." dedi. Annesi güldü. Acı bir kahkaha değil, bilmiş, deneyimli bir gülüş. "Kızım," "evlilik öyle olmaz. Evlilik sabırdır. Alışırsın." dedi. Fatma o geceyi hiç unutmadı. Telefonu kapattıktan sonra Kur'an'ı raftan aldı. Rum suresi, yirmi birinci ayet. Defalarca okumuştu ama o gece farklı gözlerle okudu:
"Sizin için nefislerinizden onunla sakinleşeceğiniz eşler yaratması O'nun ayetlerindendir. Ve aranıza sevgi ve acıma yaptı."
Sakinleşmek. Sevgi. Merhamet. Duvara baktı. Ellerine baktı. Sekiz yıl sonra hâlâ aynı boşluğu taşıyan kalbine baktı. Bu bir ayet değil miydi? Peki ya neden hiçbiri gerçekleşmemişti? Kemal aslında iyi bir insandı — ya da en azından öyle olduğunu düşünürdü. Çalışırdı, para getirirdi, dövmezdi, içmezdi. Çevresindeki erkeklere bakınca kendini erdemli sayardı. Ama bir gece, çok nadir konuştukları o gecelerden birinde, Fatma ona şunu sordu:
"Kemal, beni seviyor musun?"
Adam şaşırdı. Gerçekten şaşırdı — sanki kimse ona böyle absürt bir soru sormamıştı.
- "Ne demek seviyor musun? Evliyiz."
- "Evli olmak sevmek değil."
Yine seni severdim
Beni üzesin diye
Beni deli divane edesin diye
Biliyorum
Sen de bir daha dünyaya gelsen




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta