Yukarı bakmak yasak.
O yüzden herkes
yere doğru büyür burada.
Boyun eğmek zorunda kalmazsın;
zaten başın hep eğiktir.
Bir çocuk resmi vardı duvarda.
Silinmiş.
Ama belli ki bir zamanlar güneşti.
Şimdi sadece boya döküntüsü…
Ve her dökülen parça
bir hayalin kemiği gibi.
Bir sabah duvar sustu.
Hücreye bir kurşun gibi
sessizlik düştü.
Bir yoldaşın nefesi çekildi içinden.
Biz duyduk.
Gardiyan duymadı.
Çünkü bazı sesler
sadece aynı yürekle atanlara çarpar.
Kuş yok burada.
Ama her sabah ötüyor içimizde.
Olsaydı gökyüzü,
açardık avuçlarımızı.
Ama burası,
göğün inkâr edildiği yer.
Rengini unuttuk;
maviyi değil,
özgürlüğün nasıl bir şey olduğunu.
Bir gece,
kırık bir bardaktan su içerken
kendi aksimi gördüm.
Gözlerimin içinde,
duvara çarpan bir çocuk gibi bakıyordum.
Büyümemişim.
Sadece acı
biraz daha yerleşmiş kemiğe.
Yukarı bakmak hâlâ yasak.
Ama biz gözlerimizi içimize çevirdik.
Ve orada bulduk:
gökyüzü kadar büyük bir inat.
Kayıt Tarihi : 17.8.2025 15:09:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Demir kapı sabahı haber vermeden açıldı. İçeri ışık girmedi; sadece ağır bir sessizlik düştü koğuşa. Bir yoldaşın nefesi kesilmişti. Gardiyan fark etmedi, çünkü bazı sesler sadece aynı kalpten atanların kulağına çarpar. Biz duyduk. Duvarlarda eskiden bir çocuğun çizdiği güneşin izi vardı. Boyası dökülmüş, geriye kemik gibi beyaz parçalar kalmıştı. O resim artık güneş değil, susturulmuş bir hayaldi. Yukarı bakmak yasaktı. Ama zaten kimsenin boyun eğmesine gerek yoktu; herkes çoktan yere doğru büyümüştü. Bir gece kırık bir bardaktan su içerken kendi aksimi gördüm. Çocuk gibi bakıyordu gözlerim. Büyümemiştim; sadece acı biraz daha kemiğe yerleşmişti. Burada kuş yok. Gökyüzü de yok. Rengini unuttuk. Ama içimizde her sabah bir kuş ötüyor. Ve biz gözlerimizi içimize çevirdiğimizde, gökyüzünden daha büyük bir inat görüyoruz. İşte bu inat, nefesimizin kesildiği yerde bile bizi ayakta tutuyor.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!