Mevsimlere meydan okuyan bir nar çiçeğiydi sevda… Çiçeklenmiş dallarıyla ölümsüz aşkların yazılmamış tarihiydi. Bağrı yanık topraklara verdi çektiği acılarıyla, köklerini… Kurak geçen yazlarda güneşi sever cıvıl cıvıl dalları. Uzun kış gecelerinde gözyaşıyla vurulur düşleri sonsuz kere. Dalgın baharların mevsiminde umutsuzluk oturur, sürgün veren dallarının gölgesinde.
Sonbahar sevdası saklıdır içinde oysa… Güleç yüzüyle sevdalı meyvelerini yalnız sonbaharda verir nar çiçeği… Kim bilir kaç sevdayı ağlatır aşka dair düşleri. Tek derdi varolmak yaşam kavgasında ve o bir damladaki hayata ulaşmak. Tabiatı dinlemekten başka çaresi yoktur ki, zamansız bir kavuşma zaten hercai çiçeklerini soldurur.
Özlemleri sever nar çiçeği, uzak bakışların hasretiyle yandıkça güzelleşecektir nar taneleri. Yaşanmamış her özlem tadılmayan bir renk olacaktır çiçeklerinde. Sevda kederlerinde çiçek açan dallarıyla, uzanır bulutlara. Hangi vakit yaban eller uzanırsa sevdalı kollarına, dikenleriyle korur kendini. Vesselam zordur nar çiçeği sevdası, ağlamak kadar.
Utangaç gülüşleriyle sonbaharın en tatlı kızıdır, kırmızının en güzel tonudur nar çiçeği… Uzatır saçlarını sızlayan sevdalara, beklemekten başka çaresi yoktur. Gitmek ister çokça… Köklerini toplayıp eteklerine, ormanı gezmek ister. İstedikçe kökleri sarılır toprağa, serin çimenlere darılır özlemi… Çiçekli saçlarını göğe kaldırır, masum bir bakışla bir damla yaş bekler gözlerine. Rüzgarın hüzün şarkısını dinler o vakit. Bilir gelecektir beklenen ve özlemektedir özlenen. Lakin yine de dayanamaz bazı bazı küser yaza, sızılı dalları.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Güneşi kandırır bir ikindi vakti, can veren yağmurun nemli kokusuyla aydınlanır karanlıkları. Derin derin içine çeker mis kokulu toprakları. Bir an uzanıp tutmak ister kara bulutları. Kimseyi beklemez yağmuru beklediği kadar ve bir düş değildir bu kez. Uçuşur dallarındaki kelebekler, uğur böcekleri… Başlar özlemli damlalar buluttan ayrılmaya. Özenle yapraklarını uzatır narçiçeği hayat veren damlalara. Yağmurun sesiyle bastırır özlemlerini o ses ki en güzeli. Her damla koşar gibi dolanır yaprak yaprak, öper yalnızlıktan kuruyan gözlerini, ılık ılık sarılır dallarına. Coşkulu bir hüzünden ibarettir bu vuslat, suskun ince bir sızıdır. Kısa sürecek olsa da çiçekli saçlarıyla doyasıya ıslanır nar çiçeği. En coşkun ırmaklar çağlar gürül gürül.
...................
Sızısını alnında taşıyan her gül yaprağı özlemle kurur. Her gizli direncin meyvesi umuttur. Gam yüklü sevda bulutları geçerken lodos rüzgarlarıyla denizlerimizin üzerinden, yosun kokulu saçlarında gün en derinlere vurur. Kapanıp kaldığımız özlemlerin merhaba tufanları da görülecektir elbet ufukta, elimiz böğrümüzde, yangın bakışlı gözlerle özlemin ırmaklarında sevdalı şarkılardır kulağımızda çınlayan... Tebriklerimle şaire. Yüreğinizin okları yine 12`yi ortalamış. Tam isabet diye buna derler...
ÇOK GÜZEL GÜÇLÜ BİR KELEMDEN ÇIKTIĞI BELLİ OLAN BU HARİKA YAZI DİZİSİNİZ BEĞENEREK OKUDUM VE HAZ DUYDUM, SİZİ KUYLUYORUM EFENDİM. BİLAL ESEN.
mükemmel bir çalışma...
ders alınası nefis bir çalışma...
saygılarımla kutluyorum...
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta