İlahlar kolektif oluşa göre kolektif yapının işlerini düzenliyor bizatihi iş görüyordu. El ise; sanal bir rızk dağıtma işinden sonra, sahipliği tescil kıldığı kişilere, sahipliğine göre kolektifin malını ve üretimlerini payına düşen rızk olarak efendilere veriyordu.
Yani El; mal, mülk sahibi olmasaydı biz; ne El'i bilecektik. Ne El’i evren yaratıcılığıyla tanıyacaktık. Ne El’in yaşama verdiği önemi duyacaktık. Ne "canı ben verdim, ben alırım" dediğini duyacaktık. Ne El’in bilim sahibi olduğunu bilebilecektik. Ne de El’i acıyan, bağışlayan, merhamet eden oluşu içindeki ihsanlarını bilecektik
Varsa ve yoksa El; "Yerde ve gökte bulunan mülkün sahibi benim" diyordu. El önce kendi sahipliğini vurgulamak ve bu sahipliği ile gücünün tanınmasını istiyordu. Kişilerin de bu mülk sahipliğine boyun eğen tevekkül ediciler olmasını istiyordu. Çünkü biraz sonraki söylemi boyun eğmeyene açık tehditti.
“Ben mülkümü dilediğime, dilediğim gibi veririm. Mülk verdiklerim kendilerinden razı olduklarımdır”. El’in razı olunanlar kimlerdir? Aslında ilk nefsine uyan uyanıklardı. Ama El şöyle diyordu. El'den, El’in rızk verip vermeme tehditli sahiplik gücünden korkup; El'e sığınanlar da El’in sahiplik gücüne sığınır olanlardır. El'in kendisine yani El’in gücüne sahiplik gücüne kulluk-kölelik edenlerdir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta