Ayaklarında donları, üstlerine giyecek sırtları yoktu. Yağmurlu kış günlerinde yarım yamalak kurulan çadırlarının etrafında çocukları fır fır dönerek oynuyor; sanki var olan özgürlüğün tadını yalnızca onlar çıkarıyordu.
Mahallenin en ücra köşelerinde kurulmuş çadırların etrafında yılkı atları cirit atıyor, cansız at arabaları bir köşede yağmur altında ıslanıyordu.
Adlarına çingene mi deniyor, aptal mı deniyor; hiç kimsenin umurunda değildi. Her birinin çadırında davulları asılı duruyor, kendileri upuzun oturuyorlardı.
Yoldan geçenler içlerinden onlara sanki gıpta ile bakıyor, “Yahu, bunlar ne kadar rahat,” diye iç geçiriyorlardı. Geçim derdi, gelecek kaygısı olmadan ve hiçbir şeye kafa yormadan yaşamak demek ki buydu. Demek ki insanlar bütün dertleri kendileri çoğaltıyordu.
Bazen kamışlıktan getirdikleri kamışları birer sanat eseri gibi ince ince işleyip sepete dönüştürüyor, bazen de radyolarından çıkan yanık bir türkü eşliğinde çaylarını yudum yudum içiyorlardı.
Abdallar mangallarda pişirdikleri tavukları yerken, çocukları yeni yeni öğrendikleri zurnaları çalıyor, davulları tokmaklıyordu. Çingenelerin sepet örerken yaşadıkları özgürlüğü, abdallar davul zurna ile yaşıyordu. Demekki mutluluk buydu.
Kayıt Tarihi : 25.2.2026 21:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!