güldükçe aydınlığa çıkamıyoruz gibi bir his var içimde
yürüyorum bir tane yüz göremiyorum su gibi
müstehcen, ponponlu, umarsız kadınlar
kılıcı kalkık adamlar, yeniyetmeler, şişkin terbezleri
hayvansılıkları çarpıyor etyemez kalbime
karanlık salgılıyor gibi sirkeli gülüşler
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Mutluluk bulaşıcıdır hüzün gibi... Korkma gülmekten...
bu ne ya? :)
Sevgili Adaşım, gerçekten günümüzde “mutlu olmak korkunç bir şey” oldu! Ne de güzel dile getirmişsiniz. Yüreğinize sağlık. Kutlarım.
Şiir söylemek istediklerini söylemiş..söyleyebilmiş....Çağa düşen karanlığı görmüş, çağa karanlık düştüğünü görmüş, anlatmış karanlığı ..Şiir, şiir diliyle dökebilmiş içini...
İçinde bulunduğumuz çağı ben böyle mi görüyorum..Hayır, ben böyle görmüyorum...Ama bunca karamsar görebilen birisini anlayabiliyorum...
Şiir, bir atmosferin içine alabiliyor insanı...tebrik ediyorum...
yine güne öneridir...Gonca Özmen ve Asuman Susam...şiirlerini bir okuyalım...hep beraber...sevgilerimle...LaraAçanba
güne öneri...Vicente Aleıxandre den...şair herkes için söyler türküsünü...sevgilerimle
Biraz bulmaca biraz şiir 100 üzerinden 53 puan.
Yine de yüreğine, bileğine sağlık.
Mut'ların çakıştığı noktada başlıyor didişme:) Sinan Bey, sizin sözünü ettiğiniz guzide ilçe Mut ile, Ahmet Hamit'in sözünü ettiği karanlıklar/aydınlıklar ülkesi mut'un bir alakası yok, tamamen sesteş kelimeler. Size 'mut' kelimesinin farklı dillerde ne anlama geldiğini söyleyeyim isetrseniz edindiğim kadarıyla:
Mut: Kıpticede anne demek. Mısırlıların bir tanrıçası da olabilir pekala..
Mut: ingilizcede bir eğitim biçimi, belki de kişisel gelişimle alakalı bir eğitim, emin değilim.
Mut:Arnavutçada ( şiirden özüle..) pis bir şeyi ifade eder..
Mut: sevinç.. ve saire..
Okuduğumuz şey ile çağrıştırdığı mana arasında sıkı bir ilişki vardır elbette Sinan Bey ama bir edebiyat sitesinde ve günün şiiri altında yorum düşecekseniz o zaman teferruata teferruat diye takılacaksınız:) Neyse, çok takıldım bu gün teferruata.. esen kalınız.
Sinan Bey! Söylediklerinizin söylenenlerle bir ilgisi var mı, bunu da ben bilmiyorum :)
Sartre der ki: en alçakgönüllü, en gösterişsiz, en iddiasız mutluluktur asıl mutluluk..( ya da buna benzer bir şeydi söylediği..) akabinde, somut ve dünya malıyla elde edilen maddi sevinçlerden ibaret olsaydı çayırlara salınan öküzler en mutlu canlılar olurdu..gibisinden devam ediyor..( ya da etmiyor..) şiir baştan sona bir şey söylemek istiyor aslında; savaşmayın ey insanlar..
İyi ve mutlu bir şiir..
Bu şiir ile ilgili 12 tane yorum bulunmakta