Musallaya vardığın gün
Adını anmaktan yorulur diller, unutulursun bir gün...
Güneş doğar, hayat akar, mevsimler değişir ama sen kalırsın o dar kabirde.
Eşin, dostun, en yakınım diyenlerin gözyaşı döker ardın sıra;
Amma o yaşlar kurumadan dönerler dünyaya...
Yalnızlığın ilk hecesiyle tanışırsın;
Musallanın o soğuk taşına vardığın gün...
Gözündeki o dünya perdesi bir bıçak gibi yırtılır ansızın,
Hani o hiç ölmeyecekmiş gibi kurduğun hayaller, bittiği yerde kalır.
"Falan kişiydi" derler, ismin silinir, bir sıfat kalır geriye;
Hatıralar silikleşir, resimlerin tozlanır raflarda.
Koca bir hayatın özeti bir sala vaktine sığar;
Musallanın o sessiz eşiğine vardığın gün...
Bir kazma, bir kürek sesidir artık en yakın yoldaşın,
Derin bir çukur açarlar, senin sığmadığın şu dünyaya inat...
Dostların başında durur da, "Hakkınızı helal eder misiniz?" diye sorarlar;
Diller "Helal olsun" der ama kalplerdeki yükü kim bilir?
Hesap başlar, perde kapanır, herkes evine döner;
Musallanın o mahzun meydanına vardığın gün...
Kıbleye döner yüzün, artık dönüşü olmayan bir yolun yolcususun...
Ne rütben kalır omuzlarında, ne de cebinde dünya telaşın;
Yalnızca amelin gelir, bir gölge gibi yanına sokulur.
Hakka verecek cevabın var mı, heybendeki azığın tam mı?
İşte her şeyin sustuğu, mizan kurulmadan önceki son duraktasın;
Musallanın o hakikat kürsüsüne vardığın gün...
Kayıt Tarihi : 29.1.2026 05:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!