zaman
vuslata çaresiz koşar her damla
dizilir peş peşe olurlar
umman
yaşayanlar biz değiliz aslında
hoyratça yaşayan ölen de
zaman
22 Mayıs 2005
Seçme hakkı olmadan, sorulmadan aranıza gönderilen suskun bir ölümlü. Ve suskun koyların yalnızlığında sürüp giden suskun bir yaşam.
Yaşlı dünyamız, zaman arşivine kaldırırken bir gününü daha Tirebolu’nun denizle kucaklaşan Arageriş köyünde ayaz soluyan bir karakış gecesine açmışım gözlerimi.
-portakal dalları uzattı başını pencereye
yeşil yapraklar arasında sevimli
sıcak
meyveler sundu muştulu geceye
irili ufaklı turuncu yuvarlak
karakış gecelerini yalamaktayken ayaz
bir an dondu kaldı gökyüzü
gök aydınlık yer beyaz
akıp giden zamana açtım gözlerimi
gördüm taş duvarlı
içi ahşap evimi
adımı aldım ayazlı gecenin aydınlığından
gözlerime ilk takılan kadındı ana bildiğim
ve
ana diye ağladığım ardından
keşan peştamalı vardı başında
altında oya işlemeli beyaz tülbendi
sanki akıyor gibiydi alnından
ana kokuyordu kadın
ince uzun
kumral saçlı
yanında duran adam
kırışık yüzlü çatık kaşlı
evde baba deniyordu adama
ömür boyu baba oluyordu bana
bilmem kaçıncı durağında gizemli yolculuğum
sorulmadan gönderildim kısa zaman aralığına
büyümeliydim ahşap tarabalı evimizde
doyasıya yaşamalıydım inadına
kara kış kara yazgım olsa da
evimiz havadar
evimiz temiz
dünyadaki mekânım
dünyadaki yerimiz-
Çamurlu patikalarımızda düşe kalka başladı eğitim yolculuğum. Dumlupınar İlkokulu oldu yönlendirilmiş öğrenimimin ilk durağı. Akademik eğitimim güzel sanatların resim dalında sevda şehri İstanbul’da noktalanmış sayılsa da yaşama dair öğrenciliğimin devam ettiğini düşünüyorum hâlâ. Ta ki yorgun dünyamızın yorgun ağırlığımı taşımak istemeyeceği güne değin.
Resim sanatının yanında güzel sanatların diğer bölümleri de kahrımı çekiyor yıllardır. Türk halk müziği yakından ilgileniyor benimle. Yaşam sevincimi ve hüznümü paylaşıyor bağlamam.
Şiir, çocukluk yıllarımdan beri yakasını dilimden kurtaramayan ayrı bir sevda. Yaşama dair gözlemlerimi, anılarımı, yüreğimde yoğurduğum duygularımı kendimce anlatabilme olanağı ve tutkusu bu sanırım.
Güzel yazılmış, güzel çizilmiş ve güzel çığrılmış tüm duygular alabildiğine etkiler beni, baştan çıkarır. Bence bu yolda atılmış en küçük adım bile değerli ve kutsaldır.
Şiirce paylaşım dileklerimle…
Murat Aydın Doma
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!