Kilit tıkırdıyor ama açılan kapı değil,
Zamanın sızdığı o dar, o tekinsiz aralık.
Gömleğin düğmelerinde biriken o dilsiz telaş,
Havada asılı kalan tuz tadı;
Sanki bir fırtınanın en sessiz, en kör orta yerindeyiz.
Birleşiyor iki nehrin yatağı,
Hangi suyun nerede bittiği, kimin kime karıştığı meçhul.
Karanlıkta yankılanan o ağır, o kıvranan sessizlik,
Diplere gömülmüş o parlak sırt,
Bütün yasak kitapların o mühürlü sayfası gibi;
Okudukça derinleşen bir kuyu, dokundukça kanayan bir yara.
Burada her şey, her eşya bu gizli ritme ortak;
Perdeler bile sımsıkı kapalıyken dışarıya,
İçeride kendi kıyametini emziriyor gölgeler.
Adımlarımız geri dönülmez bir patikanın sonuna dayanmış,
Arkamızda bıraktığımız dünya, artık bir toz bulutu.
Sahipsiz bir boşluğun, kimsesiz bir sokağın ortasındayız;
Sadece nefesin ve yerçekiminin hükmü var burada.
Duvardaki çatlaklar birer itiraf gibi büyüyor,
Her temas, dillerin ucuna kadar gelip yutulan o derin uğultu.
Ve tam o eşikte,
Zirve ile uçurumun tutkuyla bütünleştiği yerde:
O adsız mühür.
Havada asılı kalan o boğuk, o kesik yankı;
Duvarların bile emmekte zorlandığı, derinlerden gelen o ince sızı.
İster bir veda de buna,
İstersen hiç söylenmemiş o tek kelimelik yemin.
Belki bir başlangıç, belki de sonun en görkemli ihlali.
Mutfaktaki saat artık işlemiyor, piller çoktan teslim oldu;
Zaman artık sadece nabız atışlarında ve o boğazda düğümlenen seslerde ölçülüyor.
Öyle bir doluluk, öyle bir taşma ki bu,
Ancak bu kadar eksilebilir, ancak bu kadar boşalabilir insan.
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 14:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!