İstanbul’u düşündüm:
Bir vapur yanaştı kalbime,
martı sesleriyle karışık
senin birdenbire gülüşün.
Ankara’ya vardım sonra:
Küller düşer sokaklara,
sessiz bir feryat gibi.
Gözlerimde gölgeler dolaşır,
geçmişin adımları çarpan kalpte.
En uçta bir şehir: Karataş.
Deniz, omzuma yaslanmış bir mavi çocuk.
Bir rüzgâr geçiyor saçlarından,
adını veremediğim bir iç acısı kadar sıcak.
Sokaklarında sen varsın,
geceyi omuzluyorum, sen geçiyorsun içinden
kaldırımlar birden kısılıyor, adın kadar dar
bütün duraklar sana varmak için uydurulmuş
aşkın, diyorum, kentin arka sokaklarına benziyor
kimselerin uğramadığı bir sessizlikten geçiyoruz
Bir şehir sessizdir bazen, ama kalpler değil,
Bir umut yankılanır küçük bir pencereden.
Bir el uzanır, “yalnız değilsin” der,
Ve o anda dünya, biraz daha güzelleşir.
Bir çocuk gülümser, bir anne dua eder,
Bizim zamanımız yavaş akar,
An'ları hisseder, sözcükleri dinler,
Bir bakışın gücünü bilir,
Bir gülüşün şifasını taşırız.
Hayallerimiz kanatlanır sessizce,
Bir sabah uyandım, güneş gülümsüyordu,
Küçük bir ışık vardı parmaklarımın ucunda.
Rüzgâr bile yumuşak, adımı fısıldıyordu,
Belki de umut, en sessiz yerden başlıyordu.
Gözlerimde mavilik, kalbimde ince bir serinlik,
Bu şehrin üstüne çöken serinlik,
Gün boyu içimde uyuyan hüznü uyandırır.
Bir martı sesine karışır kalbim,
Bir yel eser, çocukluğumdan kalma bir hatıradır.
Sokaklar ağır, sessizlik derin;
her taş bir anıyı taşır,
her gölge geçmişin nefesi gibi.
Bir aşk hâlâ titrer duvarlarda,
Los Angeles yanıyor usta,
Her köşesi başka bir haykırış artık.
Bir yanda özgürlük isteyen gençler,
Diğer yanda göz gözü görmeyen gaz bulutları…
Downtown'da coplar parlıyor neon lambalar gibi,
Ama bu ışık başka, bu ses başka.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!