Söyler misin ben miyim faili hicranın
Olamadım yakınında firuze akşamlarında
İklimine senin hicret etmek istedim
Bilmem sesin hangi şahikalar ardında
Duyulmuyor, salık versen gelirdim
Çorak iklimlerden geçerek
Sana doğru hicret etmekteyim.
Pek anlamam yollardan, bayırdan, çayırdan
Çıplak ayaklarımla gelmekteyim
Dört yanım yosun tutmuş,
Parmaklarım nasır.
Bilmem
Daha kaç gece
Kaç mısra yazacağım sana
Yollardayım kaç zamandır
Konuşamıyorum kimseyle
Bir sana döküyorum içimi
Yürüyordum durmadan
Çatırdayan ağaçlar arasında
Her şey çok güzeldi
Yokluğun dışında
Zaman, göz yaşlarını tutmuş
Sanki bir anlığına durmuştu
Mukaddes mi mukaddes
Bir o kadar sağır
Çizgi çizgi olmuş mehtapların
Sırrına varmak istiyorum
Biliyorum etten bir gölgesin
Yabancılık çekiyorum yamaçlarında
Sana mukavvadan bir ev yaptım
İçinde sana ait birçok şey
Ağız mızıkasından notalar çaldım
Oturdum şöminenin karşısına
Bakıştık alevlerle
Daktilomla şiirler yazdım
Bu gece ay saçmaz ışıklarını
Semanın griliği, siyaha çalar
Yıldızlar karamsarlık çekerken
Dünya, acz tutuyor bu gece
Gezegenler buz tutuyor
Güneş utancından yapayalnız
Bir çiçek vermek ümidi edasıyla içimde
Serap serap en hoş rayihalardan kaçarak
Kanayan kirpiklerimin uçlarından sarkıyorum
Uzat ellerini yetişemiyorum bir başıma
Parke taşlarına gözlerini anlatıyorum
Tenim yağız, içim kızıl, sen içimde vaveyla
Bıktırdığın yokluğundaki alaca şafakların
Eşiğinden çıkarak zamana yayılıp da geldim
Verdiğin onca sözü heybemde saklayarak
Yıldızlarda salınıp, huzuruna yöneldim
Sen yoktun, çıkış yoktu, umut yoktu dünyada
Hayat yıllandıkça
Lezzeti azalıyor damaklarımda
Yavan bir meyvenin
Hissizsiliğini andırıyor şimdi
İnsanlardan uzak;
Sessizliğin sancılı uğultularına,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!