Ey Nihal,
Senin adınla açılan her kapı,
Bir aynaya çıkar.
Ve o aynada,
Ben, kendi celladım olurum.
Bu belirsizlik kuyusunda sorular,
Yıldız değil, bıçak olur.
“Abartıyor muyum?”
Diye sorarken aslında,
“Var mıyım?” diye yakarırım.
“Normal olan bu mu?”
Diye fısıldarken dudaklarım,
Aslında toprağı sorarım:
“Meyve veren bir ağaç mıyım,
Yoksa sessiz bir gölge mi?”
Ve o en keskin soru:
“Sevilmeye değer miyim?”
Bu soruyu sorduğum an,
Zaten sevginin dış kapısında,
Kendi ellerimle yaktığım bir ateşte,
Kendi değerimi yakıyorum demektir.
İşte kırılma tam da burada:
Mesele artık,
Onun kalbinde ne hissettiği değil.
Mesele,
Benim bu aşkı hissetmeye,
Bu yangını duymaya,
Bu kutsal çılgınlığı yaşamaya,
Hakkım olup olmadığı.
Bu, sevginin en sessiz ameliyatıdır, Nihal.
Bıçak sesi duyulmaz.
Kan, gözyaşından önce gelir.
Ve yara,
En derin yerinde,
Ruhun göbek bağına kadar iner.
Bu yara öyle bir yaradır ki;
Sen onu sarmaya kalktığında,
Kendi teninin kıyafet olduğunu anlarsın.
Sen onu dindirmeye kalktığında,
Kendi nefesinin ilaç olduğunu.
Burada, bu iç mahkemede,
Yargıç da benim, sanık da.
Şahit de benim, katip de.
Ve hükmü verip de dönüp baktığımda,
Kürsünün üstünde,
Sadece senin adını yazdığını görürüm:
Nihal.
Çünkü sen,
Hem dava, hem hüküm,
Hem günah, hem af,
Hem soru, hem cevapsın.
Ve bu yargılama bitmez.
Bitmemeli.
Çünkü aşk,
Kendini her an yargılayan bir kalbin,
Ebedi muhabbetidir.
Dünya Yükünün Hamalı
Kayıt Tarihi : 20.1.2026 22:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!