MOR DAĞLARIN TÜRKÜSÜ
Ey mor dağlar
Kederli mor dağlar
Sükûtun içinden süzülen bir ağıt gibi
Sinmiş eteklerinize sabahın sisi
Eteklerinizde çiğ taneleri
Yaylalarınızda gülüşlerinizin izi
Kulaklarınızda derelerin çağlayan sesi
Pınarlarda yıkanan yüzünüz
Buğday tarlalarında büyüttüğünüz umut
Rüzgârlarda savrulan ekinleriniz
Toprağınıza düşen yağmur taneleri
İçinizde büyüyen karanlığın kervanı
Yarım kalmış bir şiir gibi
Bitmeyen o hüznünüz
Çok uzaklardan duyduğunuz bir isyan türküsü
Sizin gibi sessiz
Sizin gibi kederli
Sizin gibi unutulmuş
Yollarınız uzun
Yolcularınız yorgun
Boynu bükük menekşeler gibi
Bakakalmışsınız sevdiklerinizin arkasından
Baharınız gelmez
Hiç gelmez artık.
Ey dağlar
Kederli mor dağlar
Ezeli sessizliğin bekçileri
Sessizlik bir kefen gibi giydirilmiş üstünüze
Kim bilir kaç yıldır
Aynı yıldızlara bakarsınız
Karanlığa yaslanmış gövdenizle
Ağır bir duman gibi
Bir yara saklarsınız gögsünüzde
Ne çok kan gördünüz
Ne çok ihanet
Ne çok ölüm
Sesine bir veda giydirilmiş
İçine susmuş bir annenin gözyaşlarıyla ıslandı
Kanla ıslandı şu yamaçlarınız
İlk aşkın
İlk isyanın
İlk ihanetin
Tanığı oldunuz ateşle çizilen bir yazgının
Boş durmadı Tanrılar
O açgözlü efendiler
Rüzğarın gür sesiyle
Durup durup sizden kurban istediler
Bağrınızdan uçup gitti kuşlar
Ölüm geçti yamaçlarınızdan
Yalnızlık geçti
Dönmediler bir daha
Ey dağlar
Göğün soluğunda uyuyan
Mor dağlar
Bir çığ düşse
Susar mı kurt, kuş börtü böcek
Bir kaya devrilse sarsılır mı evrenin kalbi
Ateşin içinde koşan hüzünlü dere
Ulaşır mı engin denizlere
Güler mi
Başka dillerde büyüyen
Başka dillerde ağlayan çocuklar
Döner mi o yiğitler o vadilere
Diner mi
Anaların gözyaşları
Ey mor dağlar
Güneş tepenize kızıl bir perde gibi gerildiğinde
Yelelerinde uzak diyarların kokusu
Gözlerinde ateş
Karnına dolmuş nefesini savura savura
Özgürlüğü soluyan yılkı atlar
Başka mor dağlarda mı yaşlanır
Ya da
Çoğalır mı eteklerinizde
Hasan Savaş 2
Kayıt Tarihi : 4.3.2026 09:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Yarım kalmış bir şiir gibi...
selam sevgili dağcı :)
şiirdi... tebrik ederim... mısraların arasına gizlenmiş isyan ve baş kaldırıysa okunmuyor sanma... kapiş :)
tehlikeli sulardasın dikkat et...
ha ama yola çıkmak, yoldan çıkmaktır diyenlerdensen, o zaman peşinen kefeni giyeceksin kardeş yola çıkarken...
peki, şiirine mukabil bizden de sana bir hatıra;
İglo
ah paytak penguenim;
bir igloda bekliyorum seni...,
aklıma daha dahiyane bir fikir
gelmediği için…,
üzgünüm, sevgili;
istedim ki uzak olsun herkesten
ve puslu,
bizim gibi kurt huylu,
ve yalnızca bize ait…,
aydınlıkta da karanlıkta da
hayata dair birçok sır,
lapa lapa yağıyorken üzerimize;
kirpiklerimin buz saçakları çözülüyor ve
saplanır mı dersin düşüp,
böyle bir pazar gününde,
alçakların, namertlerin, kahpelerin
tam alnının çatına,
nasıl sevdiğimi bilirsin dünyanın,
uzamış derviş beyazı sakallarının
kaplamasını yeryüzünü…,
ki esasen bunun izdüşümüdür
nur yüzlü gök…,
bunca zaman sonra yüzleşmek,
belki dedim; belki,
ama hep nafile kancıklarla...,
saklanırız bizde saydam buzlar ardına
paytak paytak yürüyen penguenim,
üşüyen kalbine sular serperek gel artık,
kopuyor bir parçası daha buz dağının bak yine,
ve büyüyor ibne dünyanın deliği...,
evren manikleşiyor,
hızla dönüyor; hızla hızla hızla hızla...,
hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor mevsimler,
zaman allak bullak,
dönüyor başı; başı başı,
ve sarhoş tik taklar,
tik/tak/tak/tik/tik tak;
beceremiyor bir türlü yürümeyi düz bir çizgide,
elimden tut paytağım;
işte şimdi kandırdık yuvarlak topu,
minicik bir elma şekeri ile,
çift kutuplu bir gecede ve
buz gibi bir igloda,
eksi seksensekiz derecede yanarken insanlık,
matematiksel bir kavuşma olsun bizimkisi,
haklısın; bırak artık o
oblomovun miskinliğini anlatan
romanı da okumayı…,
tam seksensekizinci sayfada,
ve unutma,
fay hatları an gelir bir gün,
kutuplardan da geçer,
ah;
TÜM YORUMLAR (1)