* Modern Bir Habil /kabil Hikayesi

Fatma Doğan
239

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

* Modern Bir Habil /kabil Hikayesi

MODERN BİR HABİL/ KABİL HİKAYESİ
Ülkenin nerdeyse yarısını yerle bir eden 6 Şubat depreminden hemen birkaç gün öncesi idi. Sabahın ilk ışıkları perdenin kıvrık ucundan zorla içeri sızmaya çalışıyordu. Şubat ayının başlarında olunmasına ve her yerde kar olmasına rağmen güneşin sıcacık elleri, yattığı yerde adeta kendine sataşıp duruyordu. Uykuya dalmaya çalıştıkça yüzünde haylaz çocuklar gibi gezinen renk cümbüşünü pikesini üzerine çekerek engellemeye çalıştı. Zaten gece de düşünüp durmaktan hiç uyuyamamıştı. Yatağında bir o yana bir bu yana debelenip durmuştu. Akşam en yakınım, can dostum dediği arkadaşına çok kırılmış, çokta içerlemişti. Ama bir türlü ona bunu söyleyememişti. Söyleyemedikçe içi içini kurt gibi kemirmiş geceyi adeta kendine zehir etmişti.
Onun için en iyi arkadaşım, dostum demişti de gerçekten dostluk neydi tekrardan sorgulamaya başlamalıydı galiba.
-Dost dediğin insanın yaralı yanını kanatır durur muydu?
-Dost dediğin avcı gibi pusuda durup aciz yanını mı kollardı?
-Ya da seni övüp yüceltirken bile aslında seni gömmeye mi çalışırdı sözleriyle öldürüp?
Gözü masasının üzerinde duran çerçeveye ilişti. Can dostu Şahin ile kol kola oldukları bu resim okul yıllarından kalma bir hatıraydı. Her şeyden habersiz nasıl da mutlu görünüyorlardı. Kalplerinin belki de en temiz olduğu zamanlar idi. Şahin, Malatyalı idi. Kendisi ise aslen İzmirli. Ancak kendileri de onlar gibi terörün en şiddetli olduğu, istisnasız her gün bir eve, şehit ateşinin düştüğü, bölgede sık sık katliamları yaşandığı zamanlarda dedesinin ailesini de alıp Diyarbakır Arıklı köyünü terk edip göç eden bir aileydiler. Babası ve halaları üniversiteyi İzmir de okumuşlardı. Yani üç nesildir İzmir’de yaşıyorlar dese yeriydi. Dedesi az çok Türkçe konuşuyor olsa da Babaannesi neredeyse hiç konuşamıyor hatta konuşulanları dahi anlayamıyordu. Tek tük günlük konuşma dilinden kelimeler vardı dağarcığında. Babası hem Türkçeyi hem de Kürtçeyi rahatlıkla konuşabiliyordu. Halaları da öyle. Ama kendisi ne yazık ki Kürtçeyi, Türkçe kadar iyi bilmiyordu. Belki de sebebi erken yaşta yatılı bir yurda verilmesiydi. Babası bir gün gelip;
-Baran oğlum, seni artık yurda vermek lazım orda derslerine daha iyi çalışır, evdeki bu kalabalık ortamdan da uzaklaşırsın. Kendine ait bir çalışma düzenin olur demişti. O günler için, ayrılık çok zor gelse de kurduğu dostluklarla kısa sürede yurt ortamına alışmış, hatta kendi ayaklarının üzerinde durur hale bile gelmişti. Çocukluğundan beri belki de iki farklı kültürü sentezlemesinden kaynaklı espri ve hayal gücü oldukça zengindi. Okuyup araştırmayı, resim yapmayı çok seviyordu. Tüm bu ilgi alanları ve yeteneklerinin farkında olmadan karikatüre doğru evrildiğini gördü. Önce sınıfta, sonra okul dergisinde, ardından yerel dergilerde karikatürler çizmeye devam etti. Eline az da olsa üç beş kuruş para da geçiyordu. Şahin ile de kaldığı yurtta tanışmıştı. Odaları ilk etapta farklı olsa da tüm vakitlerini neredeyse bir arada geçiriyorlardı. Buna da bir çözüm bulmuşlar bir dilekçe ile aynı odaya geçmişlerdi. Zamanla aralarında çok güzel bir dostluk oluşmuş, herkesin gıpta ettiği iki arkadaşa dönüşmüşlerdi. İkisinin de kendilerince idealleri vardı. Baran, kendine ait bir yayınevi açıp, Mizah Dergisi çıkarma hayaliyle yanıp tutuşurken bu hayalini ailesinden olabildiğince saklamaya çalışıyordu. Çünkü onların kendisi hakkındaki hayalleri bambaşka idi. Şahinin hayallerini ise yurt dışına gitmek oralarda çok para kazanmak, zengin olmak süslüyordu. Ama hayatın onlar için planı başka idi. Her ikisi de hayalleri gerçekleşmeyince birbirlerinden ayrılmamak için öğretmenlik mesleğine adım atmışlardı. Hayat onları birbirinden koparmamış hatta bir vakitler köklendikleri ama terör nedeniyle gitmek zorunda kaldıkları güney doğu Anadolu’da bir ilçede farklı okullara ikisi de matematik öğretmeni olarak atanmışlardı. Mesleklerinde yedinci yıllarıydı. Ancak aralarındaki dostluk sanki giderek bir rekabete dönüşüyordu. İlçede kendisinin olduğu okula talepler artmıştı. Mizah anlayışı ve resim yeteneklerini matematikle harmanlayıp öğrencilerin seveceği ve kolay kavrayabilmesini sağlayacak kendine has yöntemlerle okulun matematik ve üniversiteye yerleştirme başarısını son yıllarda hatırı sayılır bir şekilde arttırmıştı. Şahin hoca için ise veliler arasında kulağa hoş olmayan söylentiler geliyordu. Ancak bunca yıllık dostuna sonsuz bir güven besliyordu. Kendisi ne kadar kalbini bozmamaya çalışsa da tüm dost meclislerinde buluştuklarında Şahin Hoca’nın kendisine karşı imalı sözlerde bulunması, bunu bir değil iki değil çok defa yapması aklında da soru işaretleri oluşturmuyor değildi. Okulların ara tatil olduğu o günlerde yine ilçedeki öğretmen arkadaşlar bir akşam yemeğinde buluşmuşlardı. Baran, Şahinin artık yanına oturmadığını fark etti. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen yarenin bunca yıllık dostlukları bitiyor muydu yani? Bir an için Şahin ile göz göze geldiler. O an için Şahin’in gözlerindeki kızıl öfkeyi ve kin ile ilk defa yüzleşti. O gözler artık can dostunun gözleri değildi. Yediği lokmalar bir bir boğazına dizildi. Diğer arkadaşları tarafından kendine ne vakit övgü dolu ifadeler kullanılsa, Şahin bir şekilde kendisi de övüyormuş gibi yapıp aslında şakayla karışık diri diri gömmeye çalışarak şöyle cevap veriyordu.
-Aaa evet ülkenin tüm üniversite birincileri Baranın öğrencisi olacak hepsinin tek hayali de karikatür çizmek olacak…
-Baran Hocamız olmasaydı ilçeden bir tane bile üniversitelimiz çıkamazdı, bizde utancımızdan insan içine çıkamazdık. Sağ olsun ilçemiz için çok emeği var… gibi alaycı ve iğneleyici sözleri şaka ile karışık söylüyordu.
Nasıl olmuştu da bu hale gelmişlerdi. Bir türlü anlam veremiyorlardı.
-Kim temiz niyetini bozmuştu. O gece çok morali bozuldu. O’na hiçbir şey söyleyememenin verdiği ızdırapla sabaha kadar debelendi durdu. Uykusu kaçtı. Bunca yıllık dostluğun hatırına bir yolunu bulup Şahin ile konuşmalıyım dedi. Elindeki fotoğrafa uzun uzun baktı. Fotoğrafla dertleşir gibi
-Söylesene Şahin biz ne ara bu hale geldik. Biz seninle candan öte kardeş gibi değilmiydik. Gözlerinde gördüğüm o hırsta neyin nesi ?... . Derin bir iç geçirdi. Evi lojmandı. Perdeyi sonuna kadar açtı. Sabah yüzünü okşayan o güneş kaybolmuş içi gibi kasvetli bulutlar semaya gelip yerleşmişti. Gökyüzü sanki gri bir ceket giymiş asık yüzlü ihtiyar gibi somurtuyordu.
Çocuklar tatil olması hasebiyle bahçeye inmişler, etrafta buldukları küçük kar yığınlarından kar topu yapıp oynuyorlardı. Camdan kendisinin baktığını görünce ona el salladılar. Birkaç kar topu atmalarına rağmen üçüncü kata yetişmeleri mümkün olmadı. Pencerenin pervazında birikmiş karları toparlayıp o da aşağıya onlara attı. Karşılıklı gülüştüler. Kalpten kalbe giden yol bu kadar basitti işte. Elleri üşümüştü, hemen çocuklara el sallayıp camı kapattı. Kalorifere dayayıp ısıttı. Kahvaltı için Şahini çağırıp konuşsam mı diye düşündü.
-Ama çok uykusuzum, ya şimdi bu yorgunluğumu agresiflik olarak algılarsa dedi.
-En iyisi yarın akşam yemeğine çağırayım hem hafta sonu işi de olmaz tahminimce.
Kahvaltısını yaptı. Biraz evini toparladı. Ertesi gün hazırlayacağı akşam yemeği için malzeme almak için karşıdaki markete gitti. Markette, lojman da hemen okulun yanında idi. Özellikle kışın bu durum çok avantajlı oluyordu. Şahin birkaç yıl lojmanda kalmış ancak orayı kendine yakıştıramamış, koronavirüs zamanı okula yakın müstakil bir eve taşınmıştı. Kendisi ise maaşından hala ailesine yardım amaçlı gönderdiği için lojman eski de olsa hala oturmaya devam ediyordu. Zaten sevdiği bir kız vardı İzmir’de. Artık evlendiğimde yeni eve o zaman çıkarım diye düşünüyordu. Yaza okul kapandığında evlenmeyi planlıyorlardı. Şahin ise evlenip bir yıl sonra ayrılmıştı. O vakitler çok üzülmüştü. Günlerce kendine gelememişti. Marketten çıktığında öğle ezanı okunuyordu. En iyisi namazımı camide kılıp öyle eve çıkayım diye düşündü. Cemaatle selamlaşıp namaza durdu. Secdede uzun uzun Allaha dua etti,
- Müminlerin gönüllerini birleştiren de O’dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını düzeltti. O izzet ve hikmet sahibidir. (enfal 62-63)
Allah’ım kalplerimizi birbirine kaynaştır. Bunca yıllık dostluğumuzun hatırına. Âmin …
Camiden çıktığında ayak üstü cemaatle biraz hasbihal etmeye koyuldu. Hava soğuk olduğundan dolayı bu kısa bir sohbet oldu. Gözü birden yoldan geçen Şahin’i gördü. Poşeti bırakıp hızlı adımlarla ona yetişmeye çalıştı.
-Şahin, Şahin ! diye seslendi .Ancak Şahin onu duymak istemiyordu sanki dönüp bakmadı. Baran’ın Şahin Hoca’ya seslendiğini gören çocuklardan biri önünü kesip, Baran Hoca size sesleniyor öğretmenim deyince mecburen dönüp bakmak zorunda kaldı. Baran’da hızlı adımlarla ona doğru yöneldi.
-Selamün Aleyküm Kardeşim!
Selamını dahi almadan,
- Hayırdır Baran ne vardı dedi.
-Yarın akşam bana yemeğe gel diyecektim.
-Çok işim var gelmezsem olmaz mı dedi.
Baran;
-Kardeşim seninle görüşmem gereken bir mesele var benim için çok önemli rica ediyorum dedi.
-Tamam gelirim ama sana pahalıya patlarım ona göre sofrayı donat, şimdi işim var gitmem gerek diyerek hızla ayrıldı. Baran, artık Şahinin şakası ile gerçeğini birbirinden ayırt edemiyordu. Bir vakitler kuru soğan ve ekmeği paylaştığı dostu ile bu sözü söyleyen kişi aynı kişi olamaz diye geçirdi gönlünden. Kırık kalpli bir serçe gibi boynunu büktü. Poşetini çocuklardan biri yanına kadar getirmişti bile …
-Öğretmenim market poşetinizi unuttunuz.
Umudu tekrardan yeşermişti. Bir sevgi biterken başka başka sevgiler doğuyordu kalbinde. Çocuğun başını okşadı. Teşekkür etti.Poşetten bir elma çıkarıp çocuğa uzattı. Yıkamadan yeme ama olur mu? Şurada caminin çeşmesinde yıkayabilirsin. Çocuk soğuktan elma gibi kızaran yanaklarıyla gülümseyip koşarak uzaklaştı.
Eve vardığında malzemeleri dolaba yerleştirdi. Kanepesine uzanıp televizyon izlemeye koyuldu. Öyle yorgundu ki bir müddet sonra gözleri uykuya yenik düştü uyuyakaldı…
Uyandığında gece boyunca okul için notlar sorular hazırladı. Sonra yine masasının başında sızıp kalmıştı. Ezan sesiyle ayıktı
Sabah olmuş namazdan sonra günün ağarmasını beklemişti ancak gökyüzü dünün aksine bir türlü aydınlanmak bilmiyordu. Mutfağa geçti hafif bir kahvaltı ile çayını yudumladı.
-Akşama güzel şeyler yapmalıyım. Şahinin önce gözleri bayram etsin dedi. Her şeye rağmen neşeli ve umutluydu.
-Dostluk güzel şey ya dedi kendi kendine.
Dur bi Aşık Veysel Abimi açayım dedi..
-Benim sadıg yârim gara topragtır… gara topragtır… deyip ona eşlik etti.
İkindiye kadar tüm hazırlığını bitirdi. Masayı donattı. Akşam oldu. Bekledi…Bekledi…Bekledi…Ama ne gelen vardı ne giden. Telefonla aradı açan olmadı. O kadar merak etti ki. Acaba başına bir şey mi geldi diye endişelendi. Kalkıp hazırlanıp evine kadar gitti. Evden yüksek bir müzik sesi geliyordu. Bahçeye girdi. Salonun perdeleri çekilmemişti. Tüm ortak tanıdıklarıyla birlikte yemekteydiler. Hem kendisi davet edilmemişti, hem de gelemeyeceğini bir telefon açıp haber dahi vermemişti. O an artık bu dostluğun kendi kalbindeki kıvam gibi onun kalbinde yer etmediğini iyice anladı. Çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Gerçekle yüzleşmek ağır gelmişti, sanki gençliği bedeninden sökülüp alınıyor gibi hissetti. Çünkü son 15 yılının her anında can dostu bildiği kişiye ait hatıralarla doluydu. Biraz olsun kafasını dağıtması gerekiyordu. Camiye gidip yatsı namazını kıldı. Hoca namazda Habil ve Kabil kıssasına ait ayetleri okumuştu. Cemaate de namaz sonrası kısaca tefsir ve izah ediyordu.
Onlara Âdem’in iki oğlunun başından geçen ibret verici şu gerçeği anlat: Onlar Allah’a birer kurban takdîm etmişlerdi de birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kıskanıp: “Seni mutlaka öldüreceğim” deyince, öteki şu cevabı vermişti: “Allah ancak takvâ sahiplerinin ibâdetini kabul buyurur.”
“Sen beni öldürmek için elini uzatsan bile, ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim. Çünkü ben, Âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.”(maide 28,29)
Üzgün bir şekilde evine döndü. Sofrasındakileri toplayıp lojmandaki komşularına dağıttı. O üzüntüyle boğazından tek bir lokma dahi geçmedi.
-Yarın okullar açılıyor ben bu moralle nasıl öğrencilerimin karşısına çıkacağım dedi.
Toparlanmalıydı en sevdiği şeyi yaptı. Hayatı karikatürize etmek. Çizdi …Çizdi…Çizdiii…Üç günlük dünya için bunca hırs öfke niyeydi. Hem de ortada hiçbir sebep yokken. Galiba bu gecede kendisine uyku haramdı. Vakit gece yarısını çoktan geçmiş dört olmuştu. Neredeyse sabah olacaktı. Sokaklar okullar yine çocuklarla şenlenecekti. Ama kendinin hiç neşesi yoktu. Ayağa kalktı çantasına koymak üzere masasından aldığı tükenmez kalemi tutarak pencereye yöneldi. Dışarıda öyle güzel lapa lapa bir kar yağıyordu ki masal ülkesinde gibi hissetti kendisini. Hayalinde karların üzerine bir şeyler çizdi. İçine öylesine derin bir nefes ve huzur çekti ki adeta bu nefes ve huzur ona bir müddet yetmesi lazımmışta ondan böyle çekmiş gibi. Sonra bir anda gökyüzünde büyük bir ışık patlaması, yerin altından gelen şiddetli sarsıntı ile ne olduğunu anlayamadan karanlığın içinde kaybolup gitti. Sonra derin bir sessizlik. Bir anın bin yıl gibi olduğu. Galiba ölüyorum Allah’ım diyerek kelime-i şehadet getirmeye çalıştı. Yavaş yavaş sessizlik yerini bağrışlara çığlıklara bırakmıştı. Saatin en son dört olduğunu hatırlıyordu. Ne olmuştu, oturduğu lojman neden yıkılmıştı. Kendisi üçüncü katta en üstte oturuyordu.
-Sakin olmalıyım muhakkak yardıma gelirler dedi. Çok fazla hareket edemiyordu sadece kalem tuttuğu eli ve kolu hareket ediyordu. İmdat diyerek yardım istemeye başladı ancak sesini kimseye duyuramıyordu. Aradan birkaç saat geçmiş olmalı ki karanlığın içinden kendine doğru bir ışığın sızdığını fark etti. Elindeki tükenmez kalemle o deliği genişletmeye çalıştı. Artık gökyüzünü görebiliyordu. Sesini de oradan muhakkak duyurabilirdi. Bir müddet sonra yakınında sesler duyunca bağırmaya başladı. Tam karşısında bir çift göz duruyordu. O kadar tanıdık ve bildikti ki bu gözler,
-Şahin benim, Baran! diyebildi.
Ama o bildik tanıdık gözler bir anda yine bir alev topuna dönüşüvermişti. Kendine hiçbir cevap vermedi, tek kelime dahi etmedi. Sonra ışığının bir anda kapandığını gördü. Şahin Bir taşla o deliği kapatmıştı.
Can dostum dediği kişi kendini önce sözleriyle öldürmüştü, sonra gözleriyle yetmemiş şimdide Kabil misali bir taşla öldürüyordu. Bu neyin hırsı ve intikamıydı. Şeytan tarih boyunca kimleri kimleri yoldan çıkarmıştı çok iyi biliyordu. Elindeki kalemi ulaştığı yerlere vurmaya başladı. Bir müddet sonra üzerinde bir hareketlilik hissetti. Molozlar kaldırıldıkça yardım ekiplerini karşısında gördü. Hiç bilmediği insanlar kendisini kurtarmanın sevinciyle öyle sarıldılar ki, sevgiyi fedakarlığı umudu iliklerine dek hissetti. Çok şükür ciddi yaraları yoktu. Küçük birkaç pansumanla ayağa kalktı. Etrafına bakındı sadece kendi oturduğu bina yıkıldı sanmıştı ama her yer adeta enkaza dönmüştü etrafta tek tük birkaç müstakil ev sağlam duruyordu. Şahinin evi de sağlam sayılırdı. Caminin minaresi dahi yıkılmıştı. Kurtarma ekiplerinden ülkenin büyük bölümünü yıkan bir deprem olduğunu öğrendi. Bir yolunu bulup ailesine ve sevdiği kıza iyi olduğunu haber verdi. Kurtarma çalışmalarına katıldı. Çıkardıkları yarası hafif olanları evlerin bahçelerinde topladılar, sıcak içecek battaniye verdiler. Vakit öğleyi geçmişti gözüne uzakta evinin civarında dolanan Şahin ilişti. Evine bir girip bir çıkıyordu bir türlü anlam veremedi. Bakmıyayım dese de istemsizce gözü oraya kayıyordu. Evinden bazı kutular çıkartıp arabasına yüklüyordu. Neden kimseyi kurtarmaya uğraşmıyor ki diye geçirdi içinden. En son eve tekrar girdiğini gördü ve şiddetli bir sarsıntı daha meydana geldi ve ev yıkıldı. Hiç tereddüt etmeden oraya koştu. Seslendi;
-Şahin! Şahin!
Gözünü kırpmadan daldı içeriye. Evinin merdiven dairesinde sıkışmış yatıyordu. Tekrar göz göze geldiler, hala o hırs ve öfke dolu bakışlar vardı gözlerinde. Hiç aldırmadı bakışlarına. Üzerindeki molozları kaldırdı, ancak ağır yaralıydı. Dikkatlice dışarı taşıdı.
Son nefesinde ikisinin yüzleşme zamanı gibiydi.
-Neden beni kurtardın ben seni ölüme terk etmişken dedi?
-Ben Kabil olamam dedi Baran.
Sen beni öldürmek için elini uzatsan bile, ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim. Çünkü ben, Âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.”(maide 29)
-Sen neden beni orda ölüme terk ettin diye sordu.
-Çünkü seninle dostluğum benim hayallerimin katili oldu. Ben yurt dışına gidip zengin olacaktım. Seninle birlikte olmak için o hayalimden vazgeçtim. Gidemedim. Evlendim Sevdiğim kadın bir maaşın yüzüne mi bakacağız deyip beni terk etti. Aynı okuldan mezun olduk, ikimizde öğretmen olduk ama Övülen gıpta edilen de hep sen oldun.
- Bu dostluktan benim çıkarım ne oldu Baran? Kocaman bir hiç!
-Söyle Baran ben niye seninle dost olayım ki hala hayatımın geri kalanını da mahvet diye mi?
-Kardeşim bu dünya sinek kanadından bile değersiz iken neden bu dünya hırsın.
Bak ölüm bize bir nefes kadar yakın değilmi ki? İkimizde ölümün nefesini hissettik.Ölsek malın mülkün bize faydası var mı, kimlerin ne sırça sarayları yerle bir oldu buğün ne fayda
Bir çizginin öbür yakasına geçmek kadar öte taraf. Hırslarının esiri olma karın senden para için ayrıldıysa o zaten seni değil parayı sevmiş demek ki. Hayallerinin sonu gelmez ki bak bende istediğim hayallerime kavuşmadım ama bunun suçunu sana nasıl yıkarım. Herkes kaderinde ne varsa onu yaşayıp görecek.
Şahinin gözlerindeki ateş giderek sönmeye başlamış yerini eski günlerdeki gibi sıcak bakışlara bıkmıştı. Haklısın kardeşim dedi. Elini tuttu. Ama nefesi gittikçe derinleşiyordu. Son sözü
-Affet can dostum hakkını helal et beni unutma, adımı yaşat deyip kelime-i şehadet getirmek oldu.
O şubat gecesi acılar hafızalara da yüreklere de kazındı.
Aylar ayları kovaladı. Baran geçte olsa evlendi yuvasını kurdu. Çoluğa çocuğa karıştı. Oğlunun adını Şahin koydu. Bu kadar acıların yaşandığı bir ülkede ağlamaktan gözlerde yaş kalmadı. Yüzler nerdeyse gülmeyi unuttu. Gülmeye o denli ihtiyaç vardı ki Baran birkaç arkadaşıyla birlikte ‘ŞAHİN AGA’ adlı Mizah dergisini çıkarttı orada dostunun adını ve hatıralarını böylece yaşatmaya çalıştı.
Fatma Doğan 25.02.2026/Turhal

Fatma Doğan
Kayıt Tarihi : 25.2.2026 12:54:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!