Masada bir bardak çay
pijamalar içinde bir kadın
boş odalar
Güneşin altın saçlarında
uyandığım bir sabah
seni özledim sessizce öylesine
usul usul değil, ansızın unutulmuş gibi
belki ;
ve gidiyorsun;
bana kalan sorgusuz sualsız kırk gece
kırk gece ızdırap kırk gece cinayet
In der Abendröte
schmilzt der Himmel
wie aus rotem Zucker.
Düş kırıntılarını ektim toprağa
gönül yaparklarımı savurdum tezat rüzgârlarda
cahilce sevdim seni her mevsim
cesurca saltanatını kalbimde sürdürdüm
tek vazgeçilmezimdin yalvardığım
Eflatun yağmurlar,
düşsün üzerimize,
lacivert kanatlı,
melekler,
sarsın ruhumuzu.
Burası şairin evreni sadece bu gece
çünkü cennet her zaman tek bir yer
bir şubat gecesi ve ufukta parlıyor vadi
mehtap alevlenmiş düşüyor damla damla
genç bir kadın şairin yüz hatlarını okuyor
Yanı başında bir avuç çiçek
Papatyalar ve karanfiller
Açmış gecenin çiğdeminde
Bir kaç gündür
Bir buket karanfil oracıkta duruyor
Elbet bir gün;
Engin Dağların eteklerinde figan eyler dumanlar
Güneş rengi yaprakların ahenkli valsı eşliğinde
Elbet güzelliğin vargit çiçekleri gib asil açacak
Ey tanrı dağının özgür, isyankar kızı
Bağrımda alevlenen kutsal ateş gibisin
Tanrı bahçesindeki kır çiçekleri gibisin
Siyah saçların örtüyor engin dağları
Kehribar gözlerinde kor yanıyorum
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!