Mezarın Sesi Şiiri - Yorumlar

Muhammed Rıdvan Kaya
851

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Sabahın körü, henüz ezan sesi dağılmadan, Hatice Hanım minibüse bindi. Yanında bir şişe zeytinyağı, birkaç kandil mumu ve aylardır ağzına alamadığı bir istek vardı: Oğlunun evlenmesi. Otuz iki yaşındaydı Murat. İş vardı, para vardı, ama gelin yoktu. Her gelen kız bir bahaneydi, her görücü gidişi bir hayal kırıklığıydı. Hatice Hanım artık çaresini tükenmişlik duygusuyla birlikte yutmuştu. Komşusu Fatma Hanım geçen ay söylemişti: "Git Alihan Baba'ya, git anlat derdini. Benim kızım işsizdi, üç ay içinde iş buldu. Tesadüf değil bu işler..." Hatice Hanım itiraz etmemişti. Edecek hali de yoktu zaten. Türbe, şehrin dışındaydı. Yolun kıyısında, küçük bir bahçe içinde, kireç badanalı bir yapı. Kapıda bir adam oturuyordu — yaşlı, sakallı, önünde tespih. Hatice Hanım içeri girdiğinde gözleri doldu. Neden ağladığını tam olarak bilmiyordu. Belki yorgunluktan, belki umuttan, belki de uzun süredir biriken sessiz çığlıktan. Mezarın başına diz çöktü. Ellerini açtı.
"Ya Alihan Baba, oğlumun halini bilirsin. Bana bir yardım et, bir kapı aç..."
İçinden bir şeyler geçti o an. Hafif bir esinti, tülün titreyişi, yüreğinde garip bir ısınma. Gözlerinden yaşlar süzüldü. "İşaret bu," diye düşündü. "Duydu." Ama orada yatanın — kim olduğu bile tartışmalıydı — hiçbir şey duymamıştı. Çünkü Kur'an bunu çok önce söylemişti:
"Allah'ı bırakıp kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimselere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Ve onlar bunların yalvardıklarından gafildirler."
(Ahkaf, 5)
Ve her namazda, günde beş kez, Hatice Hanım'ın kendi diliyle söylediği şey:
"İyyake na'büdü ve iyyake nesta'in."

Tamamını Oku

Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta