Ah yâr…
Gece yine ağır ağır çöktü içime.
Susmuş dergâh duvarlarında
solgun kandil sallandı.
Rüzgâr geçti.
Harap kubbelerin altında sıkışıp kalmış
yakarışlar ürperdi.
Göğsümün en kuytu yerinde
eski sızı uyandı.
Ey içimde sessizce büyüyen yâr…
Senin gözlerin,
içimde ne kadar ses varsa susturan
derin karanlık.
Derviş kırkıncı gecede adını nasıl unutursa,
ben de sende öyle eksildim.
İçimde kendime açılan kapılar
birer birer kapandı.
Geceydi…
Göğün altında ağır suskunluk vardı.
Ay ışığı mezar taşlarına düştü.
Bütün gökyüzü,
yas tutan mabede döndü o vakit.
İçimde sakladığım kırıkları
avuçlarına usulca bıraktım.
Sen sustun.
Sen sustuğunda
içimdeki kandiller küle döndü.
Taş avlularda rüzgâr dolaştı.
Yorgun kapılar geceye kapandı.
Uzak minarelerden dökülen sessizlik
indi göğsüme.
O geceden sonra
sabahın ışığı
kapımı bulmadı.
Şimdi adını ansam,
göğsümde taş çatlıyor.
İçimden kuş havalanıyor.
Kanadında senin yokluğun.
Göğe yükseldikçe
içim biraz daha ıssızlaşıyor.
Kalbim şimdi,
üstüne yıllardır yağmur yağan mezar taşı.
Harfleri silinmiş,
duası yarım kalmış.
İçimde hâlâ sen dolaşıyorsun.
Gecenin en tenha yerinde
sönmeye yüz tutmuş kandil duruyor.
Alevin görünmüyor.
Küllenmiş duanın sıcaklığı kalıyor.
Ben seni sevmedim.
Ben sende,
adı anılmayan kedere dönüştüm.
Adın geçince
duvarlar kararıyor içimde.
Göğün altında üşüyen
gölge kalıyor benden.
Şimdi dönüp gidersen git…
Ardında bıraktığın geceyi
sök içimden.
Sökmezsen eğer ,
Bu sessizlik,
mezar taşlarıyla dolduruyor içimi.
Kayıt Tarihi : 8.05.2026 20:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!