Güneş paslı bir dişli gibi dönüyor çatıda,
Bu sabahı ben kurmadım, saatler yalan.
Yeraltından geçen trenler damarımda titriyor,
Yüzümde başkasından ödünç alınmış bir duman.
Kimse kimsenin gözüne bakmıyor, yasak sanki,
Herkesin elinde mavi ışıklı birer ayna.
Et ve kemik değilim artık, krom ve cam,
Dokunsan çınlayacak göğsümün kafesi.
Bir binanın on dördüncü katında unutulmuş,
Sulandıkça kuruyan o plastik çiçek benim.
Adımı sorsan, bir barkod okuturum sana,
Lügatimden silindi çoktan “merhaba” kelimesi.
Çatırdıyor içimdeki o görünmez kiriş,
Dayanmıyor malzeme, bu yük, bu gidiş.
Bu bir metal yorgunluğu, aniden kopacak ip,
Düşüyorum olduğum yere, ne bir ses var ne dip.
Metal yorgunluğu…
Ruhumun vidası gevşek.
Şehrin bütün vidaları sıkılmış ama biz gevşeğiz.
Vitrinlere bakarken kendi yansımamızı kaybediyoruz.
Radyoda hiç bilmediğimiz bir dilden şarkılar,
Biz sadece gürültüye ritim tutuyoruz.
Eve dönüyoruz…
Dönmek denirse buna.
Sadece anahtarı deliğe sokuyoruz.
Biraz yağmur yağsa paslanacağız,
Korkumuz bu yüzden, ıslanmaktan değil.
Oksitlenmiş hayaller birikiyor ciğerimde,
Nefes al, nefes ver…
Ama sakın hissetme.
Çatırdıyor içimdeki o görünmez kiriş,
Dayanmıyor malzeme, bu yük, bu gidiş.
Bu bir metal yorgunluğu, aniden kopacak ip,
Düşüyorum olduğum yere, ne bir ses var ne dip.
Kayıt Tarihi : 29.12.2025 16:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!