Gözlerimde yaş var, geçmişin o asil tavrına,
Gönlümde bir hasret, o kutlu devrin erkânına.
Ticarette dürüstlük, el emeği kutsal bir nimet,
Ne malda hile vardı, ne kalpte husumet.
Ahlak bir zırhtı, edep ise paha biçilmez bir taç,
Al şafak sökende, çiğ düşer güle;
Sırrımı vermedim esen şu yele.
Hasretin mührünü vurdum bu dile;
Lal olmuş dillerin zârıyım şimdi.
Asalet satarsın çarşı içinde,
İlim ararsın da cami içinde.
Sırtına giymişsin ipek abayı,
Gezersin durmadan cahil içinde.
İrfan pazarında tartılsan eğer,
Bazen bir ariftir, özünü bilir,
Bazen bir gariptir, gurbette kalır.
Bazen bir nefestir, canlara gelir,
Bazen bir kurumuş daldır bu gönül.
Bazen bir saraydır, kapısı kilit,
Bazen kanatlanıp uzanır arş-ı âla ya,
Bazende engine düşer durulur bu gönül.
Şefkatlıoğlu’nun gittiği ilahi yolda,
Yaradanın rahmetine kavuşur bu gönül.
Dem be dem tamahkârdır razılık bilmez.
Bir devrana geldik ki; bağlar dilsiz, bağban hor;
Vefa beklenen gönül, kıştan soğuk, buzdan zor.
Kardeş kardeşi duymaz, akraba yabancıya eş;
İyilik ektiğin toprak bazen olur nâr ve kor.
Bugün, Nazlı yârdan bir muştu geldi;
Duyunca, Yürekte kül ateşlendi.
Hicran Zencirini eritip durdum,
Yol gözleyen gönül ateşlendi.
Cahil ile yoldaş olma, yoldan caydırır
Kem söz ile senin kuyun kazdırır.
İlimsiz sözleri candan bezdirir,
Kişinin asaleti sözünden belli.
Yalanla dolanla menzile varılmaz,
Cepte para yoktur, elde son model,
"Geçim zor" diyene bu ne biçim hal?
Hem yokluktan dert yan, hem lükse el ver,
Kendiyle çelişen insan çoğaldı.
Yanı başı bakkal, biner arabaya,
Dağların başında duman eksilmez,
Gönül yarasını kimseler bilmez.
Gidenler dönmüyor, haber de gelmez,
Yolların sonuna bakıp dururum.
Yüce dağ başında bir garip kuşum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!