Mesnevide Kör Nurun Arayışı

Erdal Balcı 2
91

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Mesnevide Kör Nurun Arayışı

Ru’yet açtı kapısını: “Ey yolcu, gözünle yetinme,
Nazarını derine sal; gönül gözüne geç, eğrilme.”

Göz gördüğünü sanır; hakikatse içte saklı,
Dış kabuk ten gibidir; öz cevherdir asıl aklı.

Basîret bir kandil idi, kalbime ansızın doğdu,
Şu‘ur rüzgâr olup esti; ruhun penceresi doldu.

Sevgi bir sır atı, yüreğimde kişneyip durdu,
İdrak giydi dizginini; beni hakikate yordu.

Kulluk dedi: “Gören sensin; fakat benlikle göremezsin,
Benliğin gölgesini kes; kula dönüşmeden eremezsin.”

Hevâ bir serap gibi çölden çöl’e sürüklerdi,
Aşk bir şimşek olup çakar; ruh ateşini diriltirdi.

Hübb açınca kapılarını, heves utandı kendinden,
Vefâ geldi arkasından; Îman erdirdi ben’ den.

Dirâyet aklın çırası; rivâyet geçmiş nefesi,
Hidâyet semâdan iner; gönlün hakka yön nefesi.

Firâset bakışın kılıcı; ince, keskin ve sessiz,
Kırâat çözer düğümleri; İbâdet kılar nefsi iz.

Dikkat gözün inceliği; rikkat gönlün şiir sesi,
İdrak köprü olurken; muhabbet açar hepimizi.

Şu‘ur sabah ezanıdır; iç âlemi uyandırır,
İtaat son inceliktir; benlik bağını yandırır.

Tezekkür geçmiş aynası; ders taşır her çizgiden,

Teakkul sebep bilmektir; kader ilmidir her hâli,
Tefekküh tartar vicdanı; hak ile kulun misâli.

Tefekkür gök kubbedir; delil yıldızlar misali,
Teemmül ümittir onda; dua olur her visâli.

Geceler indi üstüme; kendi içimde kayboldum,
Her kavram bir kapıydı; kırk kapıdan kırk kez doldum.

Nazar ettim varlığa; “Hiçbir şey boş değil,” dedi,
Her ses hakikate koşar; kul duysa yeter, dedi.

Ru’yetle baktım güle; gül “Ben dikenimle güzelim,” dedi,
“Acı ile hoşluk kardeştir, sabret; sırda gülerim,” dedi.

Basîretle baktım güle; gül oldu levh-i mahfûz,
Şu‘ur dedi: “Okuyan sensin; gül sana aynadır, doğrusu.”

Sevgi içimde kor oldu; külünden doğdu her söz,
İdrak dedi: “Söz sen değilsin; sözde saklı olan öz.”

Hevâ terk edince beni; gönlüm hafifledi kuş gibi,
Aşk geldi rüzgâr olup; savurdu içimdeki kiri.

Hübb ile açıldım ben; her nefes bir bahar oldu,
Vefâ ise kış gecesi; îmanla ısındı, doldu.

Dirâyet aklı aydınlatır; rivâyet kalbi süsler,
Hidâyet bir su gibi akar; gönül çöle dönmez eğer.

Firâset dedi: “Bakışın doğruysa kalbin açıktır,”
Kırâat dedi: “Oku ki, okuyan kul mahcup değildir.”

İbâdet el kaldırmak değil; gönlü eğmektir Hakk’a,
Sır odur ki eğilen gönül; bir daha dönmez nâk’a.

Dikkat nazarın nefesi; rikkat gönül ağıdır,
İdrak deniz olurken muhabbet yelken bağırır.

Şu‘ur ince bir sızı; kul'a rahmetten bir iz,
İtaat o izde yürümek; benliği aşmak hepiniz.

Tezekkür “Ne idim?” der; tedebbür “Ne olurum?” diye,
Teakkul “Niçin?” sorar; tefekküh “Doğru mu?” diye.

Tefekkür gökleri deler; teemmül kalbi açar,
Hakk’ın nazarı bir kez düşünce; kul kendine ulaşır.

Gece çöktü içime; ne kandil, ne yol bilirdim,
Kelimeler rehber oldu; kavramlarda ben erirdim.

İçimde bir ses yükseldi; hem ince hem de keskin:
“Ey kul, aradığın şey sensin; sensin kendine sesin.”

“Sabreden görür,” dedi ses, “Gören de hisseder elbet,
Hisseden secdeye varır; secde eden bulur nihayet.”

“Bulan susar, susan durur; durağanlıkta sır vardır,
Kurtulan mutlu olur; mutluluğun özü dar’dır.”

Anladım ki dünya süslü; ama insan onun kınası,
İnsanın ilmi ışık; amelse kalbin çırası.

İlmin süsü ameldir; amel ihlâs ile pâk,
İhlâs ise bir nurdur; geceyi gündüze yak.

Ru’yet kapıyı açtı yine; bu kez içime doğru,
Nazar etti kalbime; “Bak, Hakk sende,” dedi yoku.

Basîret dedi: “Görmek, varlığı aşmaktır artık,”
Şu‘ur dedi: “Duyan sensin; kalbinde saklı her yazlık.”

Sevgi bir deniz oldu; içime taşar taşardı,
İdrak ise balık gibi; her sırda yüzüp aşardı.

Hevâ geldi yokluğa; Aşk tuttu beni elimden,
Hübb kanat oldu ruhuma; uçurur beni kendimden.

Vefâ bir kaya misâli; sarsılmaz durur yerde,
Îman ateşle su gibidir; diriltir kalbi derde.

Dirâyet aklın kalesi; rivâyet tarihin izi,
Hidâyet gökten bir nur; kalbe düşer hafif sızı.

Firâset dedi: “Yanlışı gör; doğruyu kokla önce,”
Kırâat dedi: “Her okuma; seni başka bir söze.”

İbâdet dedi: “Secde et; secde eden yükselir,”
Dikkat dedi: “Her nazar; gizli bir kapı açılır.”

Rikkat gönlün gözyaşı; incelikten ibaret,
İdrak kalbin aklıdır; muhabbet gönlün cennet.

Şu‘ur ruhun aynası;
İtaat ise sır anahtarı.

Tezekkür “Hatırla,” der; Tedebbür “Hata arama.”
Teakkul mantıkla yoğurur; Tefekküh delil arama.

Tefekkür bir nefes olur; çevirir koca dağları,
Teemmül sabırla örer; ümidi her an bağları.

Artık öğrendim: Yol uzun; varan da dönen de kendim,
Her kapı içime açılır; ben içimde felek bendim.

Gören göze ihtiyaç yok; gönül gözü gören gözdür,
Kalple bakan her kul bilir: Hakikat kalpte çözgüdür.

Her kelime bir sır oldu; her kavram bir ışık yakar,
İki cihan gönülde doğar; gönül Hakk’la dolup taşar.

Sonunda ses yine dedi: “Ey kul, yol seni çağırır,
Kulluk, bütün benlikle görmektir; kalp o zaman ağlar.”

“Dünyanın süsü insandır; insanın süsü ilim,
İlmin süsü ameldir; amelin süsü de benim.”

Ben kimim diye sordum; içimden bir yankı geldi:
“Sen yoksun; seni var eden, sende varlığını bildi.”

Böylece sustum artık; söz bende değil Hakk’ındı,
Sükût kalbime indi; her şey O’na yaslandı.

Ve anladım: Yol bende biter; benden başlar yine,
Çünkü kul, Hakk’ın aynasıdır; bakarsa kendi içine.

Erdal Balcı 2
Kayıt Tarihi : 15.2.2026 18:08:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!