haberin var mı taş duvar
demir kapı, kör pencere,
yastığım, ranzam, zincirim
uğruna ölümlere gidip geldiğim,
zulamdaki mahzun resim,
haberin var mı?
Devamını Oku
demir kapı, kör pencere,
yastığım, ranzam, zincirim
uğruna ölümlere gidip geldiğim,
zulamdaki mahzun resim,
haberin var mı?
GÖNÜLLER SIR KÜPÜ
MENEKŞE SÜMEN BEKTAŞ
Menekşe Sümen Bektaş
Değerli Canlar,1937 de Nevşehir’in
Hacıbektaş Kazasında Dünyaya
Gelmişim. Hayat içinde inişli,çıkışlı
Geçen günlerimi bu Sayfalara anlatıyorum.
Menekşe Bektaşın gerçek yaşam öyküsü...
Elime ilk kalem aldığım tarih 1993’ün sonbaharıydı.Bir sabah yataktan kalktığımda,e
vin penceresine dogru gittim.Öyle yağmur yağiyorduki,pencereyi açıp bakmak istedim.Mümkün mü açmak?Açmadan seyretmeye başladım,deli deli rüzgar esiyordu.Kapının önünde bir kaç ağaç vardı bir tanesi gözüme ilişti, sanki rüzgarla dans ediyordu.O yana,bu yana sallanıyor du.Üzerinde minik minik sararmış yapraklar görünüyordu,seyrettim. Onlar`da düşmemek için sıkı sıkı dala sarılıyorlardı.O anda şöyle dedim yapraklara;Güzlim korkunun ecel`e fay dası var mı?Bu seyrettiklerimi ve hissettiklerimi böylece yazdım ve masanın üzerine bırak tım.Aradan iki gün geçmişti.Kızım Ümmügülsün geldi.Masanın üzerinde duran yazıyı alıp okumuş.’’Anne bunu kim yazdı?‘’dedi,Ben`de, ben yazdım dedim.” Çok güzel yazmışsın” dedi‘’Sen Gazete köşesine yazsana”,o ne demek?diye sordum”Gazete köşesi yazanlar var ya,O”dedi.Sordum, kaç haftada bir yazılacak?”Hafta yok,her gün yazılacak”dedi.Ben ne bi lirim Gazete köşesine yazmayı?Oturduk masanın başına yemeğimizi yedik.Giderken,”Sen bu kadar yazdıktan sonra,Hayatını niye yazmıyorsun?,istersen yazarsin” dedi.Böyle başla dım ilk yazmaya.Yağmurla Rüzgardan aldım ilhamı.
Eğitimsiz olarak çıktım yola,yanlışlarım olabilir.Bir an kararsızdım.Yazdım sildim, yaz dım sildim,sonunda yazmaya karar verdim.Gönlüm yazma sevgisiyle doldu ve yazdıkça yaz ma gücü geldi.Kalemi elimden bırakamıyordum.Kaleme deftere ihtiyaç duydum.Çarşıya git tim ve kalem defter aldım, eve geldim masanın üzerine bıraktım.O gün kızım,torunlarımla geldiler.Roman kendi kendine oynuyordu.Akşam oldu ve gittiler.Sabah kalktım defterle ka lemimi aradım,nereye koyduğumu bulamadım.Kendi kendime ;Dün aldım, bugün kayıp ol du derken, koltukların arkasına baktım.Roman almış atmış.Gülmeye başladım.Torunumun minikliğini gözümün önünde canladırarak sevdim; Seni yaramaz torunum seni,bir daha geldiğinde kalemi`mi, defterimi ortadan kaldıracağım diyerek söylendim.Ama bu yaptığıda hoşuma gitmişti.Kızım Ümmügülsünün sözlerinden güç aldım.
Kısaca ailemi tanıtayım;
Soyumuza Sümenler derler.Dedemin adı Aziz,babannemin adı Hanife.Bunlardan üç çocuk Dünyaya gelmiş.Bir kız,iki erkek.Kızın adını Menekşe koymuş.Erkek çocuklarının`da Musta tafa ve Abdullah adını vermişler.Dedem,o çevrede sevilen ve sayılan biriymiş.Dedem,bü yük oğlu Mustafa`yı, yani babamı evlendiriyor.Amcamla,halamın yaşantısından hiç bir bil gim yok ama, yalnız amcamı şahsen bir kez gördüm.Babamın evliliğinden iki erkek çocuğu oluyor.Birine Aziz, diğerine Yaşar ismini veriyor.Dedem`le, Babannem bu torunlarını gör müş olmalılar.Ne yazık`ki, Ağabeylerimin anneleri ölüyor babam`da dul kalıyor.O zaman ağabeylerim kaç yaşındalardı bilemem.Aradan seneler sonra ağabeylerim askerliğini yapı yorlar.Babam, Aziz ağabeyimi evlendiriyor.Tabi bir kız çocuğu Dünyaya geliyor,adını Hati ce koyuyorlar.Yaşar ağabeyiminde bir kızı oluyor adını Dudu koyuyorlar.Bir kaç sene son ra Aziz ağabeyiminde hanımı ölüyor,Hatice kızda öksüz kalıyor.Babam’da varlıklıymış.Ay rıca,Babanınpınarı denen köydeki varlığını`da yok etmiş.Babam, Azizin Mustafa diye tanı nır.Ağabeyim bir çocukla yanlız evde kalınca, sonunda evlenmeye karar verir.Evde çocu ğuna`da bir anne gerekli diye düşünür.Hacıbektaş`ın,Aşıklar köyünden bir kızla evlenmiş. İkinci evliliğini`de böylelikle yapmış....
Annemin babası Abdullah Dedem fakirmiş.O zamanlarda kuraklık yüzünden,o sene kıtlık olmuş.Fakirlik yüzünden Abdullah dedem`den,İlicek köyünden Sadık isminde zengin,kırküç yaşındaki Adam,onüç yaşındaki kızını,Ümmügülsünü,yani Annemi istemeye gelir.Musa da yım askere gitmeden önce Dedeme yalvarıyor,“Kardeşim cok küçük verme”diyor. Dayım askere gidince, bu kırküc yaşındaki zengin Adam tekrar geliyor annemi istiyor.De dem`de bir teneke buğdaya Annemi veriyor.Bunları Musa dayım anlattı bana.Annem,adamın evin
de üç aymı kalmış?,fazlamı kalmış? bilmiyorum.Sonunda babasının evine kaçıp geliyor.An nem bir teneke buğdaya kurban gidiyor.Buraları anlatmam gerekliydi. Annem şu anda ka lemimin ucunda sensin,başına gelecekleri bilirmiydin?güzel Annem.Babam ikinci evliliğini seninle yapıyor ve iki gelinin kaynanası oluyorsun.Bir arada,hep beraber yaşıyorlar.Evde yoğurt süt bolmuş.Ama yengelerim,Babamın evliliğine karşıymış.Annemin geldiğinde,Ağa beylerimin birer çocukları varmış.Annem`de üç aylık hamileymiş.Bu arada Yaşar ağbimin bir erkek çocuğu Dünyaya geliyor, adını Ali koyuyorlar. Altı ay sonra`daben Dünya’ya ge liyorum.Hayatın nasıl sürüp gittiğini bilemem.Halamın adını bana koymuşlar,Menekşe.Bu rayı anlatmadan geçemiyeceğim. Annem, kendimi ağlamamak için sıkıyorum ama gözlerim değil,özüm ağlıyor.Anne kelimesi duydukca,burnumun direği sızlıyordu.Anne özlemiyle ya şadım.Annem,beni üzerinde taşırken sevinirmiydin?Bebeğim olacak diye üzülürmüydün? Kim bilirdi`ki? O ortamda içinden neler geçiyordu?Ben dünyaya geldiğimde yengelerim ra hatsız olmuş.Gelin kaynana yarışa doğum yapıyor diye söylenmişler.Annem,ben Dünya’ya gelmeseydim bu acı Hayatı yaşarmıydın?diyorum. Kaderimiz çizilmiş.Şöyle bir soru geçiyor aklımdan.Hani şöyle derler ya“Kaderin önüne geçilmez’’Bu Felekte neymiş?Bu’da kim?Fe lek,insanlara o kadarmı acımazsızsın?Sana niçin gözün kör olsun Felek diyorlar?Hep Kadere boyun eğiyorlar,Felek sen dokunduğun yeri yakıp geçiyorsun.Sen nesin?
Ben üç yaşındayken yengelerimle Annem arasında huzursuzluk çıkmış,yani bu ortam çekilmez olmuş.Babam`da Annemle kavga etmiş.Bu yüzden bizi Ankara ‘ya, Elif teyzemin yanına yolluyor.Dayımın hanımı yengem anlattığına göre,Teyzemin yanında bir ay kadar kalmışız.Hacıbektaş´tan gelen birileri Anneme diyorki,”Evine dönersen kocan seni eve al mıyacakmıs,başının çaresine bak”Bu olaydan sonra annem dayımın evine,Hacıbektaş`a geliyor.Babama Diktatör derler,benim gözümde hiç`te Diktatör değil. Annem dayımin evi ne geldiğinde,Babam gidip`te sormamış,”neden buraya geldin”diye.Senin yerin kendi evin olmalıydı.Ankaraya gidenlerden biri anneme,”seni kocan eve almayacak”diye söylenmiş, teyzemle annem,Babama`da,dayıma`da hiç bundan bahsetmemişler. Bir kaç gün geçmiş, ben babama gideceğim diye huysuzlaşmışım.Babam bizi hiç arayıp sormamış.
Tabi´ki Anneme rahat vermemişim.Ben Annemin derdini nerden bilirdimki?Annem`de bana diyordu,”Bak kızım, sen Babana gidersen bir daha seni buraya bırakmazlar,benim ba şım bir Tülbent altına ancak sığıyor,sen gidip gelirsen, bir daha dayın kabul etmez seni’’An nemin sözünü böyle hatırlıyorum. Ben Babama gideceğim, gideceğim diyerek diretmişim. Sonunda eşyalarımı küçük bir yeşil Sandık içerisine koyup , beni biriyle göndermişler. Aziz ağabiyimin hanımının,yeşil sandığın içerisinden eşyalarımı çıkarttığını hatırlıyorum,kırmızı bir Mantoyu hatırlıyorum. Ne yazık`ki bunları birdaha görmedim. Aynen Annemin dediği gibi`de oldu.Anneme gitmek istiyorum dedim, götüren olmadı.Bir gün nasıl olduysa,kendi mi Annemin yanında buldum. Anne beni bırakma diye ağlarmışım.Annem, hatırladığım ka dar şöyle konuşmuştu;‘’Kızım ben buraya zor sığınıyorum “Bana bir şeyler anlatıp,okşarken gözlerinden akan yaşlarını gizliyordu ama,ben onun ne için ağladığını anlamıyordum. Beni kucaklıyarak Dayımın hanımına bir şeyler anlatıyordu.Beraber gidelim Babama diye sarılmı şım.Annem`de ağlayarak anlatıyordu;”Baban beni kendisi gönderdi, gelinlerinen aramızda huzursuzluk çıktı diye.Ben kendiliğimden gitmedim ’’Annem beklemiş, gelsin beni götürsün diye.Babam`da diyor`ki, “dövmedim sövmedim, çıksın evine gelsin ’’Böylece aralarında sür tüşme oluyor.Babam bir kaç kişi göndermiş,alıp gelin diye.Annem’de,”Kendisi neden gelmi yor”diye kahırlanmış. Ankara`ya giden kadınlardan birisi, “Kocan seni eve almayacak,başı nın çaresine bak”demiş.Bundan babama hiç bahsedilmiyor.Bu söz üzerine,annem babama kırılıyor.Böylece gururunun kurbanı olmuş.Ortada bir cocuğumuz var diye düşünmemişler.
Aradan zaman geçiyor.Annem orada perişan,Ben`de Babamla perişanız.Çünki suçlu benim!Dünyaya niye geldim?Dünyaya gelmeseydim Annemle, Babam ayrılmazdı,diye dü şündüm ”Sebepsiz Kuş Uçmazmış”derler.Benim Dünyaya gelişimle,Yengelerimle araların da huzursuzluk çıkmış.İkiside inatlarının kurbanı olmuşlar. Annemi hayal meyal hatırlıyo rum,yüzünde çiller vardı.Yengemde aynısını anlattı.Annem Babamı çok severmiş.Babamın dükkanı varmış.Annem dükkanın kapanma saatlerini bilirmiş,saçlarını yana tarar,tokalarla süslermiş ve eskilerden kırmızi beyaz puanlı kullanılan Mendili`de kemerine takarak,Baba mı görmek bahanesiyle suya gidermiş.Eve döndüğünde sevinçli,sevinçli anlatırmış. Ertesi gün yine süslenip püslenip,kırmızı beyaz puanlı Mendilini beline takarak, testilerini alarak suya gidiyor.Çeşmenin başında oyalanıyor,Babamı göremeden Eve dönüyor.Göremeyince üzülürmüş.Olanlar, Annemle bana oldu.Babamla kalmaya başladım.Anayı çocuğundan ayı ran,Babam sensin.Bu arada Yaşar ağabeyim kendilerine ev alıp taşınmışlardı.Aziz ağabeyim nen aynı evde beraber kalıyorduk.Arada Anneme gizli,gizli kaçıp gidiyordum.Gideceğim yer de bir su vardı,bu sudan geçemiyordum.O dereyi nasıl geçtiğimi bilemiyorum,kim geçirirdi? Ama geri dönüşümde hep Annem geçirirdi dereden. Akan su`da çok derin değilmiş. Yalnız burayı iyi hatırlıyorum. Vardığımda Annem beni sıkı sıkı bağrına basardı, kucaklardı.Bir’de koynundan çıkarıp şeker verirdi. Şimdi düşündükçe,Annemle Babamı bir arada görmedim.
Evimiz çoktu ama,yalnız yattığım odayı hatırlıyorum.Babamla ben hep beraber Aziz ağa beyimlerde,bir arada kalıyoruz.Birgün yine Anneme gitmişim,yengem beni ev`de görmeyin ce,Anneme gittiğimi anlıyor,ve kışlık yanacağı odunların kayıldığı odaya beni götürdü,elin de bir odunla ayaklarımı koltuğunun arasına aldı, vurdukça vuruyor“Annene bir daha gide cekmisin” diye .Burayı böyle anımsıyorum..Bu yaşantımın içinde,bir gün yemek yiyorlardı, ben’de odanın bir köşesinde oturmuştum,yemeklerini yedikten sonra,“Aaa biz Menekşe’yi unuttuk”dediler,sonra artanı bana verdiler,böyle hatılıyorum .Ben yengemi suçlamıyorum, çünki ağabeyimin ilk evliliğinden bir kızı vardı,ben ise ikinci yüktüm,ama Ağabeyim demedi ki,gel sende sofraya otur.Böyle yaşayıp giderken, bir gün Aziz Ağabeyim Mucura tayin oldu gitti.Babamla kaldık.Babamın kasap Dükkanı vardı.Sabah gider,akşam gelirdi.Ben hep evde kalırdım.Bir köpeğim vardı,adı Çomo.Büyük bir koyun Köpeğiydi,sadık arkadaşım.
Birgün babamın Kasap dükkanına gittiğimde, hemen yanında berber dükkanı vardı. Berber arkadaşı Ali Hocaya koç yumurtası gönderdi,ben`de götürüp verdim Babam bunu sana gönderdi dedim,O`da aldı. Elime Kolonya dökerdi,güzel kokusu vardı. Berber Ali Ho cayla her akşam içerlermiş .Ben babamın Kasap dükkanına gittiğimde,benimle her zaman koç yumurtası gönderir ve her gidişimde o kokudan dökerdi.Tabiki çocukken o koku hoşu ma giderdi.Yine birgün çarşıya giderken elimi büyük bir Arı soktu.Nasıl bağırdıysam,çevre den duyan kadınlar başıma toplandılar ve kolum şişmeye başladı.Kadınlardan biri yoğurt sürelim dedi.Yoğurt gelene kadar çamur sürdüler.Burayı iyi hatırlıyorum.Beni aldılar,baba mın yanına götürdüler.Kolumun acısını bir zaman çektim.Bundan böyle Çomo ile oynardım. Kocaman bir boyu vardı.Köpegimi nerede görsem, hemen yanına giderdim karnının üzeri ne yatardım.Bana hiç seslenmezdi, bazan’da kafa kafaya yatardık.Zavallı köpeğim benden ne çekmişti.Üstüne binerdim,sanki beni mutlu ettiğini bilirdi.Çomoyu görenler,Aziz ‘in Mus tafanın ulu Köpeği geldi derlermişti.Çomom kimseyi rahatsız etmediğinden, herkes tarafın dan sevilirmiş.Nerede bir yufka yapılsa kokusunu alır, oraya gidermiş.Yufka yapanların kar şısına yatıp, ayaklarının üstüne kafasını kor onlara bakarmış.Onlar`da yaptıkları ekmekten önüne doğrayıp, yedirirlermiş.Verdiklerini yedikten sonra,teşekkür eder gibi gözlerine ba karak gidermiş .Bunları yaşayanlar anlatırdı bana.Bir`de ineğimiz vardı bizimle yaşayan yav rusuyla, anlında beyaz işareti vardı.O`nu da cok severdim, ona dokunurdum.Çok yumuşak tüyleri vardı.Nasıl anlatayım.İneğimizin yanında iki kişi vardı,yani ineği ve danayı satın al maya gelmişler.O zaman inekle danayı babam sattı,onları bir daha göremedim.Onlar’da gidince yapayalnız kaldım. Bu arada Anneme gitmeyi`de ihmal etmiyordum.Babamla ilgili şöyle bir soru uyandı kafamda. Annemle ilgilenmediğin gibi, benimlede mi ilgilenmedin? Bildiğim kadar,koyun kuzu karanlık çökünce, eve dönerlerdi.Yavruları,emmek için koşuşur lardı. Pencereden onlara bakarken uyuya kalmışım. Sabah uyandığımda, kapıda oynayan çocukların sesleri geliyordu,oynayan çocukların arasına katıldım,oynuyorduk.Oyunumuzda tehlikeliydi ama hoşumuza gidiyordu.Kağnı tekeriyle oynardık .İki tekerin arasında`ki Mazı nın üzerine ellerimizi ayaklarımızı sarar,birbirimizi yuvarlardık.Onlar`da beni yuvarlarken bacaklarımı düzgünce saramamıştım.Nasıl oldu bilemedim,teker ayağımın başparmağının üstünden geçti.Parmağım yaralandı.Yaralı parmak la devam etmiştim, sarılıp sarılmadığını hatırlamıyorum.Çocukların arkasından yinede koştum,kimse de ilgilenmedi. Ayağımın par mağıda iyileşti. Böylece aradan kaç gün geçmişti bilmiyorum.Yine`de tozlu yollarda çocuk larla oynardık.Bazen,sokakta yalnız dolaşırdım.Sarı saçlı,saçları gözünün önüne dökülmüş yeşil gözlü,garip bir kızdım.Sokakta oynarken Türkü söylermiştim.Beni görenler,saçlarımı okşayarak,” hadi bize’de bir Türkü söyle” diyerek, elime o zamanın delikli parası ve kırtışlı bir kuruşu avcuma koyarlardı.Ben nereden duydum,nasıl öğrendiysem bilemem.Türkü de buydu;”Kahpe felek değirmenin döndümü, ben yaparım sen yıkarsın bendimi, döne döne nöbet bize geldimi”Verdikleri parayı geri alırlarmıydı bilemiyorum. Bu arada,Anneme git tiğimde akşama kadar mutlu ve huzurlu oluyordum.Akşam olunca huzursuzlanıyordum, çünki Annemden ayrılmak istemiyordum. Annem de mecburdu,karanlık olmadan o sudan geçirmeliydi.Çünki ben o sudan tek başıma geçemezdim.Annemden başka bir kişi daha var dı beni seven. O`da halamın kızı Hayriye idi.Halamdı, nerde görse beni,saçlarımı gözümün önünden kaldırarak,”Halan kurban olsun” diyerek öperdi.“Bak saçlarını böyle topla, gözü nün önü açılsın” diye severdi. Annem kadar sıcak nefesle öperdi. Başkada böyle sevenim yoktu.O günlerden bir çok şeyi hatırlamıyorum.Yine Annemin yanındayım,beni kucaklayıp öptü,sıkıca bağrına basıp,koynundan bir şeyler çıkarıp verdi ve saçlarımı okşuyordu.Her za manki gibi,akşam olduğunda anneme ve kendime işkence çektirirdim.Annem bana,“Haydi kızım babanın yanına git”diyerek beni sudan geçirmeye çalışırken,ben`de gitmiyeceğim,an nemin bacağına,beni bırakma diye sarılırdım.Annemi bırakıp gelmek çok zordu elbette.An nem için’de kolay değildi.Beni kucaklayıp,tekrar atlayıp geçemeyeceğim sudan geçirir gider di.Benim gidip gitmediğime gizli gizli bakarmış.Ben suya bakarak oyuna dalmışım,nice son ra Annemin gittiği yola baktığımda,iyice karanlık basmıştı. O`da, benim gidip gitmediğimi gözlermiş.Sonra karanlıktan korkup, yola düşermişim.
Şunu’da anlatmak isterim.Sokakta oynarken acıktığımda, karnımı kim doyurur,ve kim yıkardı diye böyle bir soru geçti kafamdan.Bu arada, babam kasap dükkanını kapatmış,bir bakkal dükkanı açmış. Sadece bildiğim şu, sabah babam dükkana giderken bana iki gözlü porselen Tabak içine, bir gözüne yoğurt, bir gözüne`de yumurta, yesin diye kordu.Ben`de, elimde gezerek yerdim.Hani demiştim ya Çomo isminde sadık bir köpegim vardı,O bana yol daş ve arkadaştı .Bu köpeğim kayıp olmuştu,bulamıyordum.Yalnız kalmıştım.Çomo, çomo diye bağırarak aradım,bulamadım.Tuvalet avlu (bahçe) içinde,bir köşedeydi.Dışarıya çıkan lağam tarafı taşla kapalıydı.Ogünlerde açık kalmış.Tuvalete gittiğimde zavallı sadık dostu mu orada,lağamın içinde yatar gördüm.Öğlen vakti sıcaklık basmış olmalıki,serin bulup ora ya girmişti.Orada buldum bulmasına ama çok kötü,feci durumda gördüm.Ne kadar feryat ettiysem`de,o beni duymuyordu.Ben`de onu kurtarmaya çalıştıysam da kurtaramadım.Yar dım istediysem`de kimseler yoktu.Bulduğum sopayla iteklemeye çalıştım,sonra aşağıya indim kuyruğundan tutup çekmek istedim,onuda yapamadım.Çünki köpeğim benden çok büyüktü, gücüm kaldırmaya yetmiyordu,ağırdı.Kendi kendime,neden oraya girdin diye ağ layarak söylendim köpeğime,çık oradan! Oturdum hep ona bakıyordum, onunla konuşu yordum,cevap yoktu.Benim köpeğim çomom da beni bırakti,ölmüştü.Yapayalnız kaldım. Ne yapacağımı bilmiyordum.Dünyam kararmıştı.O zamanın erkek çocuklarında bıcak atma sevdası vardı,yani oyundu bu.Onlar için,ağaçlara kapılara, önüne ne gelirse atarlardı. Aynı mahallede oynadıgimız arkadaşlardan,memiklerin oğlu Kazım,köpeğimin arka bacağına bı
çak atmış,köpeğimin ölümüne sebep olmuştu.Bunu sonradan öğrendim daha`da çok üzül düm.Ve o çocuğuğu her gördüğümde,sen`de böyle ölesin diye içimden söylenirdim.Çünki çok acı çekmiştim ..Çünki,hiç bir köpek Çomoya benzemiyordu.Onu unutmam çok zordu. Sokakta oynarken bile yanımda olurdu. Halam geldi, sıcacık sevgisiyle anlımdan öptü.O´nu görünce sevindim.Beni kucağına alınca,”Niye ağlıyorsun?”diye sordu, ben bir şey söyleme dim,sadece kafamı omuzuna koyduğumu biliyorum.Halam beni götürdü ama,nereye götür dü bilmiyorum,karnımı doyurdu.Günlerim böyle gelip geçiyordu.
Büyük bir avlu içerisinde evimiz vardı.Kapının önünde gördüğüm adamlar,evi satın almışlardı.Orada yengemden yediğim sopayı hatırladım.Kapının yanında,çomonun öldüğü yer’de oraydı.Yeni evi alanlar içeriye girdiler,ben`de arkalarından girdim. Onların konuşma ları yankı yapıyordu.Girdiğim odada yengem yoktu ama,yediğim sopayı hemen hatırladım. Ben babamla iki odalı Ev`de kalıyorduk. Birgün gördüm`ki satılan evin dumanları bacadan çıkıyordu,satılan evimizin avlusuna girdim,tandır damında yufka ekmek yapıyorlardı,koca man sacın üzerinde ekmek pişiriyorlardi.Anladimki duman oradan çıkıyor.Babam evi satar ken annemin haberi olmamıştı.Anladımki annemle babanmın birleşmesi bitmişti.O zaman kendimi Zindanda hissettim.O gün günüm nasıl geçti bilmiyorum.Ertesi gün Anneme gittim O geceyi annemle geçirdim.Sanıyorum ertesi gün annem de akşama kadar benimleydi. An nemle,dayımlarda kaldığımda dayımı görmedim.Akşam oldu,annemin beni bırakma zama nı gelmişti.Yine anneme sarılıyorum.Ne olduysa o akşam olanlar olmuştu. Her za manki gi bi,annem beni o sudan geçirmeye çalışıyordu,tam bıraktım derken tekrar sarıldım bacağına Bir kaç kez böyle devam etti.Çünki beni bırakmaması için direniyordum,can telaşı içinde ba ğırarak ağlıyordum.Anne beni bırakma diye sarıldım. Annem çaresiz kalınca beni kucakladı. O zamanlar köylünün toplandığı Arapoğlu Mehmetin köyodasında toplanırlar,kitap okuyup çeşitli konulardan konuşurlarmış,hoş sohbet geçirirlermişti.Babamında bu Köyodasında ola cağını bildiği için,Annem feryadıma dayanmıyarak odanın kapısını açarak içeri girip,beni o raya bırakmak zorunda kalmıştı.Babama,”Çocuğu getirdim”diyerek çıkmış.İşte böyle büyük acılar beni beklermiş.Kaldım iki dağın arasında.Acılı günlerimden biri’de o gündü.Nereden bilebilirdim ki Annemin hasta olduğunu? Babam dükkanıyla ilgilenirken günler geçiyordu. Bir sabah annemin sesiyle uyandım,hissetmiş gibiydim koşarak gittim Anneme,Annemi gö remedim.Belki Dayım benden uzaklaştırmak istedi,görüpte üzülmeyeyim diye üzüm bağına götürmüştü o’nu,üzümleri beklesin diye.Annemi son görüşümdü, böyle kaldı hayalimde.
Allahım, küçük yaşta kimselere bu acıyı tattırmasın, hatırlamak bile zor.Kendimi tuta mıyorum, gözlerimden yaşlar akıyor.Yazarken gözlerim dumanlanıyor,yazamıyorum.Dayım annemin hasta olduğunu acaba bilmeyerek mi götürdü Bağ bekçiliğine?Ah Anacığım o za manlar elim kalem tutsaydı, senin resmini çizebilseydim.Eğer bu kitap basılıpta okunacak hale gelirse,hatırladıklarımı,duyduklarım ve’de yaşıyarak gördüklerimi yazarak dile getir dim. Dayı,kardeşinle konuşup halini sordunmu?Bağı bekletmeye götürürken anam hasta lığını size anlattımı?Kendi acılarıyla başbaşa kalmış,ben bir daha Anamı göremez oldum. Hepten acılar içinde kaldım.Beni kimse anlamıyodu.Duvarların dibinde kaldım. Aradan bir kaçgün geçmişti, gözümün biri kötü şişmişti, ağladığımı gören yengem leyla, “yine kiminle kavga ettin”? diye soruyordu.Yanındaki kadınlardan birisi,’’Leyla bacı,kıza ne bağırıyorsun baksana gözü kötü şişmiş’’dediler.Yengem’de,’’ne yapayım Babası var,ilgilensin’’ dedi.Es kiden Doktor filan bilgileri yokmuş.Mahalleden yaşlı kadınlardan yetenekli olanlar Doktor luk yaparlarmış.’’Al bunu Tahirlerin Zehra Teyzeye götür,o bakar,gözlerden anlar’’demişler. Hatırlarım,Zehra Teyzenin yanına,yengem beni bırakıp gitti.Bir odaya girdik,temiz yüzlü bir kadın oturuyordu.Gel kızım korkma diyerek,dizinin dibine oturtturdu.Korkma gözüne ba kayım,“Kim vurdu”? diye sordu,ben’de,bilmiyorum anlamında omuzumu silktim.Eliyle gö zümü açarak,diliyle gözümün içinde bir şeyler aradı ve kıl çıkardı.Bak kurtuldun gözünde kıl varmış dedi.Kıl çıkar çıkmaz gözümün acısı kesildi. Ben oradan sevinçle ayrıldım.Babamın gözümden haberi yoktu.Allahim kimseyi Anasız koymasın.Hiç bir çocuk Ananın,babanın gu ruru yüzünden perişan olmasın.Talih bu işte,bazı insanlara gülmüyor.Ağabeyimle Yengem Leyla benimle ve Babamla ilgilenmeye başladılar ama birlikte değildik.Akşamşarı pişen ye
meklerden getirirlerdi.Böyle bir zaman devam etti.Akşama kadar dışarda aylak,aylak gezer dim.Yengem gördüğü zaman,” açmısın”? diye sorardı.Tabi duvar diplerinden başka nerede olabilirdim.Hem beni sıkı sıkı tembihlerdi,uzaklaşma derdi.Her akşam babamla beraberdik. Birgün dükkandan gelirken yanında bir portakal getirmişti. Hemen portakalı aldım ve soy maya başladım.’’Öyle yenmez diye’’elimden aldı,Portakalın bir yanını deldi elime verdi’’Bu radan böyle emeceksin,içinin suyu bitince atarsın’’ dedi.Bundan böyle portakalı elime aldı ğımda soyarken,hep o anı hatırlarım.Gider dükkanımızın önünde oynardım. Annemi de çok özlüyordum ama göremiyordum.Bağa giden yolu da bilmiyordum,bu yüzden göremiyor dum. O zaman babamla kaldığıma seviniyordum.
Yengemin iki erkek kardeşi vardı, birisinin adı Hakkı Zengin ve Veli Zengin,iki tanede kız kardeşi vardı.Kız kardeşinden birisi ayağa kalkamıyordu,adı Selviydi,diğer kızkardeşinin adı Feride.Bunlar üç kız iki oğlandı, Rençberlik yaparlardı.Evlerinin arasında bir duvar vardı.Hin dileri çok olurdu.Birgün Hakkı Zengin’in hindilerinden birisi ölmüştü, araştırmışlar,kimin öl dürdüğünü bulamamışlar.Birgün yine o tozlu yollarda oynarken,beni alıp götürdüler,ayağa kalkamayan Selvinin yanina. Selvi hala hep otururdu,ayağa kalkmıyordu.Çocukların oyunla rını seyrederdi.Bana,”Bu Hindiyi kim öldürdü,gördünmü?”diye sordu hayır dedim,çünki hiç birşey bilmiyordum.Selvi halanın gayesi,kardeşi Veliyi suçlamaktı,Veli dayının öldürdüğünü söylememi istedi.Selvi hala,koynundan bir dizi altın çıkararak,’’bak bu altınları sana takaca ğım,hindiyi Veli dayım öldürdü dersen’’dedi. Altınları boynuma taktı.Bende bilmiyorum,gör medim diyordum.Selvi hala Hakkı Ağabeyisinin yanında kalıyordu. Bana yalan söyletmeye uğraştı ama ben bir şey bilmiyordum.Sonra önüme çeşitli yemek koydular.Bunlarıda sen yi yeceksin dedi,devamlı bu soruları soruyordu.Çenemden kafamı kaldırdı,’’gözüme bak’’diye Kafamı kaldırdım,sorusuna omuz silkip,bilmiyorum dedim.Selvi halayı kızdırmış olacağım ki bakışlarından korktum ve ağlamaya başladım.Altınları boynumdan çıkardılar,yemeği de kal dırdılar,beni yanlarından uzaklaştırdılar.Bu konuyu burada noktalıyorum. Bu tozlu dediğim yol,sap kağnılarının da gelip geçtiği yol,hep bu yolda oynardım.
Babam her zaman olduğu gibi sabahları dükkana giderken kapıyı üstümden kilitler gider miş.Yengem bir mütdet sonra gelir beni dışarı çıkarır.Yengemin bana anlattığına göre,ben çıkar çıkmaz dışarıda oynayan çocuklara saldırır,onları ısırmaya çalışırmışım.Babam akşam eve geldiğinde beni hep dışarda bulurmuş. Babam kendi kendine düşünmüş,bir karara var mış olacak ki;Bundan böyle her sabah dükkana giderken,Babam beni Leyla yengeme teslim edermiş.Akşam yemeğinden sonra gelir beni alıp, evimize gidermişiz.Ben Babamla birlikte kalırdım.Bir müddet sonra Babam bana bakamıyacağını anlayınca,beni Yaşar ağabeyimlere teslim etti.Yengemde kalırken hep korkarak kalırdım. Bu korkunun bir sebebi yoktu ama, yinede korkardım.Birgün yengem bir kazan su ısıtmış, beni bir taşın üzerine oturttu yıkama ya başladı.Saçımın gürlüğünden tarak geçmezdi. Kafam bitlenmişti. Beni yıkadıktan sonra saçlarımın arasına kırmızı bir ilaç sürdü bitler ölsün diye.Bir kaç defa yaptı bunu.Yengemin sürdüğü ilaç kafamın derisini yaktı,acıdan sabaha kadar uyuyamadım.Başıma bir tülbent bağlamıştı,ilaç elime yüzüme bulaşmasın diye.Çok kötü kokusu vardı,kokusuna dayanamı yordum ama bitten’de kurtuldum.Saçım uzadıktan sonra iki belik örerdi.Bunu iyi hatırlıyo rum.Yaşar ağabeyim ile Yengem,ne olup bitiyordu,hiç bir şey bilmiyordum.Beni yanlarına almaya karar vermişlerdi.Çocukların odasına bir yatakta bana hazırlamışlardı.Kızı nezaket ile birlikte yatardık.
Şunuda itiraf edeyim, ben saf ve bilgisiz,ürkek büyüdüm.Sadece aklım Annemdeydi Ağa beyimin benden büyük bir kızı vardı,adı Duduydu. Bu hep bana kızgın bakardı.Neden bilmi yordum.Yanlarında kalmamı istemezdi.Sanırsam,belkide haklıydı.Güya babam vardı,hiç gör müyordum,akşama kadar Ali ile Dudunun yanındayım.Ağabeyim her akşam Eve gelince bizi sorardı’’ne yaptılar bugün çocuklar?’’Akşam yemeğimizi hep birlikte yerdik.Evin içinde ban a sevgiyle bakan Ağabeyimdi.Tabiki çocuklarının sevgisi daha başka,fakat bu Dudu beni he p kıskanırdı,her zaman fırsatımı arardı.Başıma gelenler bitmiyor.Bir gün evde bir kaç Tavuk vardı.Bana işkence yapmaktı niyeti.Bir sabah kalktığımızda evde kimse yoktu.Dudu beni ya nına çağırdı,biliyordu benim ondan korktuğumu.Bana şöyle dedi,’’git bir koşam yem getir tavuklara’’Ben’de onun tarif ettiği gibi bir koşam getirdim, kızara’’öylemi dedim sana bir a vuç dolusu demiştim’’diyerek ayağındaki tahta takunyayı çıkarıp bana attı.O`da gözümün üstüne geldi,anlım kanamaya başladı.Kanı görünce korktumu bilmem.Bana şöyle dedi,’’An nem sorarsa böyle söylersin,Yüzümü yıkıyordum,damın çarpısından taş düştü diyeceksin, yoksa seni bundan kötü yaparım,bunu bil’’dedi, korkuttu.Tabiki yengem gelince sordu,’’Ne dir bu?,kiminle kavga ettin?’’Ben’de,damdan taş düştü diye söyledim a ma yengem inanma dı.”Yine neler karıştırdınız?”dedi,gitti.Babam benimle ilgilenmezdi,ben de hiçbir şey anlat mazdım.Babam kendi evinde kalırdı,anlımdaki yaralardan haberi bile olmadı.Halen anlım mda yeri belli.O zamanlar Dudu hastaymış,hastalığı neydi bilmiyordum.Ağabeyim hemen Ankaraya götürüp Hastaneye yatırmıştı.Ne kadar kaldı hatırlamam.Bir gün yengem çamaşır ları yıkıyordu, komşulardan biri geldi.Gülpare nineydi.“Kolay gelsin Leyla’’diyerek,’’Çama şırına yardım edeyim mi?’’ dedi. Yengem soruyor,”Hayırdır Gülpare bacı?’’dedi.Yengem iş yaparken hep beni yanında bulundururdu.Çünki bu işleri öğrenmem gerekiyordu.Bir kadın daha geldi’’Leyla bacı kızın Ankaradan geliyormuş’’deyince,yengem kızının öldüğünü anlı yor.Duyanlar geldi.Ağabeyim’de,kızı Dudu’nun ölüsünü getirmişti.Hastalığı neydi? Bir şey bilmiyorum.
Yokuşaltı denen bir bayır vardı,oradan bebeklere toprak eleyip getirirlerdi.Buna çocuk toprağı denirdi,yani Höllük derler.Bu Höllük dediğimiz toprağı çocuk bezinin içine,ısıtarak koyup çocuğun belden aşağısı sarılırdı.Hem pudra görevini yapıyor,hem’de sıcak tutuyordu Bundan faydalanırlardı.Ağaçtan yapılmış beşik içinde bez`e sarılı olarak Bebek,mışıl mışıl u yurdu.Bu toprağın’da kış hazırlığı olurdu.Orası çocuklar için güzel bir oyun yeriydi,bayır aşa ğı kayardık ve üzerimiz toprakla dolardı.Biz çocuklar,oyundan mutlu olurduk.Kadınlarla,biz de eve dönerdik.Ertesi günü orada kadınlardan birisi kolumdan tutarak bu tarafa bak,senin Annen orada diyerek,üzüm bağını gösterdi.Annemin orada olduğunu öğrendim ama O yer bana çok uzaktı.Orada oynadığım yerin güzelliğini unutmuştum,Annemi duyunca. Öyle bir baktım ki ,Annemin yanına gidilecek yolları aradım,bulamadım. O`ralar dere tepeydi, hep dal taş ve dikenliydi. Bayırdı,oraya nasıl giderdim?.Annemi orada görmek isterdim.O bayır engeldi bana.Birgün Ağabeymin oğlu Ali ile,anneme gitmeyi başardık,bağa nasıl vardığımızı anlayamadım.Bizi görünce,Annem bir çığlık attı’ki unutamam.“ Nasıl buldunuz burayı,sen misin Kızım“diyerek sarıldı,ağlayarak ğöğsüne bastı,sevip okşuyordu beni.Bize üzüm kesti, yedirdi.Akşama kadar yanında kaldık, bir torbaya üzüm doldurup elimize vererek yolcu et ti.Ama ben Annemden ayrılmak istemiyordum.Sımsıkı sıcaklığı ile sardı beni.Elimize üzümü verdi,evde değilde, arkadaşlarınızla yiyin dedi ve bizi yolcu etti. Annemi en son gördüğüm bu oldu.Ali ile ben eve girdik üzümleri bir yere bıraktık.Ben annemi gördüğümde,Anacığım çok hastaymış ama bana hiç bir şey söylemedi.Belki Annem’de, kızım üzülmesin diye sakla mıştı.Bilemiyorum ama bir kaç gün geçti aradan.Günün birinde kötü haberle karşılaştım. Yengem bana Annemin öldüğünü söyledi.”Hadi git, Annenin ölüsünü gör” dedi. Yengem bana ne diyordu? anlamıyordum.Öyle baktım kendisine aval aval,bunu anlamak zordu, gi demedim.O`da beni yanına alıp götürmedi.Ben korkudan ne yaptığımı bilmiyorum,şaşkın şaşkın bakıyordum.Yengem bana dediki,”hadi git,seni Selvi halan götürsün Anana”Bu Selvi hala Babamın yeğeniydi.O zaman ben dört yaşında olmalıyım.Çok korkmuştum,işte böyle, Annemin ölüsünü bile göremedim.Görseydim, gözümde hayali canlanırdı.Neydi bu ölmek?, ne kadar acıydı?,Annemin öldüğünü duyupta görmemek.Avlunun içinde yalnızdım bir şey yapamıyordum.Ölmek neydi diye hep onu bulmaya çalıştım.Küçük yaşta ölümü anlamıyor dum.Annem nereye gitti bilemedim.Büyüklüğümde anlattılar bana,Annen Babanla, senin hasretliğine dayanamayıp ve Annen verem hastalığına yakalanmıştı dediler.Annemi kayıp ettim,Çok genç gitti,acıların en büyüğünü tattım.Babamın,annemin cenazesine gidip gitme diğini bilemiyorum.Bundan böyle beni nasıl bir zorluklar bekliyor bilemem.Zamanla ben’de
Büyümekteyim.Bundan böyle ufak tefek işleri yapmaya çalışıyorum.Yapacağım iş,şöyle or talıkları topluyor,silip süpürüyorum vs.Bir sabah,Ağabeyimin atarabası vardı.Ali ile beni ara baya bindirdi,Bağa ceviz toplamaya götürdü.Bağda koca koca iki ceviz ağacı vardı ağbeyim ceviz dalına çıktı. Eline bir meses alarak dalı salladıkca, cevizler yere dökülüyordu. Dalda ka lan cevizleri mesesle vuruyor, cevizler bir bir yere düşüyordu. Ali ile ben toplayıp, çuvala dolduruyorduk.Ağabeyimde dalın tepesinde, hanginiz daha çok toplayacak diyor, Bizi şımar tıyordu. Hepsinide bir araya topladık ve çuvallara doldurduk. Ağabeyim dolu çuvalları sırtla yarak atarabasına koydu,” Haydi arabaya binin, gidiyoruz” diye bizi bindirdi,akşam oldu,a yın ışığında gidiyoruz.Ceviz çuvalına yaslandım,öyle dalmıştım ki, yıldızlara bakarak,bir de Ay dede yi bizimle birlikte gidiyormuş gibi gördüm. Ağabeyim bize” yoruldunuzmu”? diye sormuş, duymamıştım. Ali duymuş cevap vermiş.”Menekşe sana bir soru sordum, uyudun mu?,sesin çıkmıyor’’ Ben uyumuyorum ,yıldızlara bakıyorum dedim .Biz gidiyoruz o`da bi zimle gidiyor.“Kim gidiyor”? diye sordu, Aydede dedim. Sen öyle görüyorsun, Aydede yerin nde duruyor dedi. Konuşarak eve vardık,ve acıkmıştık, yemeğimizi yedikten sonra yattık.Sa bah kalktığımda yatak ıslanmıştı. O gün birşey anlamadım, neydi bu Allahım,korkmaya baş ladım. Kaç kün devam etmişti,anladımki yatağımı ben ıslatıyorum. Ama neden böyle oluyo rdu,yengemin başına büyük bir sorun olmuştum, günlük yatak ıslanırdı .Bana bağırır,kızar dı,tabiki haklıydı, kötü durumdaydım. Bu korkunç yaşantım daha ne kadar devam edecek ti?, neden yatağını ıslatırsın diye,beni dükkana, Babamın yanına yollardı,giderdim.Babam sormazdı ,kızım halin nedir, diye. Kızının başı büyük dertteydi, her akşam korkum vardı.Ya tağa yatmak istemezdim, yengemin bağırmasından korkuyodum. Artık bu son damla barda ğı taşırmıştı. Bir sabah kapıya atıldım. Agabeyim, yengeme diyorki ,’’sen ne sapıyorsun?,ne yapalım dışarıyamı atalım’’, diye söylüyordu.’’Sen ona bağırdıkca daha da çok korkuyor,bi lerekmi ıslatıyor’’Yengem bağırarak,’’çok acıyorsan al,yanında taşı’’Ağabeyim,’’Leyla nere ye götüreyim’’dedi.Onların konuşmalarını duyordum, kapıda tir, tir titriyordum. Nihayet avlunun kapısı açıldı,Ağabeyim çıkıp yanıma geldi,elimden tutarak yengemin Ağabeysine götürdü.Durumu anlattı.’’Ben söz anlatamadım,sizden yardım bekliyorum.Kızı nereye bıra kırım, yardım edin, sizleri belki dinler’’,dedi ve dönüp eve geldik. Korkumdan ev işlerine yardım etmeye çalışıyorum bana bağırmaması için. Akşamın olmasını hiç istemezdim,ama yinede akşam tez olurdu.Yatağıma korkarak yatardım, uyumamaya calışırdım.Yinede uyu muştum Rüyamda,korkma, burası yatak değil diyorlar.Tam yatağı ıslatırken,hemen uyan dığımda bir anda su içinde kalmış olarak uyandım.Beni aldattı Rüyam, korktuğum başıma geldi. Çok uzun sürmedi, bu dertden kurtulmam için çare arıyor yengem. Birgün öğlen üs tüydü,kapıda oturan kadınlardan yardım istiyordu.Ben kapının önünde yanlarına yakındım, beni farketmediler.Yengem soruyor, “Ben bu Kızı nasıl kurtarırım “diyordu.Kadınlardan bi risi şöyle diyor,’’Leyla bacı böyle bir şey duymuştum,farenin etini yedirirsen belki kurtarır sın’’,konuşmalarını duydum.Farenin ismini duyunca çok korktum.Bilmem yedirdimi,yoksa korktuğumdan mı kurtuldum.İşte böyle,Babam duysaydı,sebebi benmiydim diye düşünür müydü?,ama kurtuldum.O korkunç gecelerimden sonra derin bir nefes aldım.....
Bundan böyle babamın yemeğini dükkana götürmeye başladım.Ben de gidip geliyorum aylar böyle gelip geçiyordu.Yengem bir iş buyursa,koşarak giderdim,kızmasını istemezdim, her işe koşardım,ağır gelen işi yapamazdım,gücüm yetmezdi.Yengem her akşam yemek pi şirdiğinde,dükkana babamın yemeğini benimle gönderirdi,babamda yemeğini yerdi,her git memde bana bir şeyler yedirirdi.Evde dört çocuktuk.Ali,Kimya,Nezaket ve ben.Birgün baba mın yemeğini götürmüştüm,babam da cebime kuru üzüm,leblebi koymuştu,ye diye.Ben’de yiyerek eve geldim,cebimde kalanlardan Ali ile Kimya’yada vermiştim.Bunu gören yengem “Kim verdi”? diye sordu.Dedem verdi demiştim,yani babamdı,torunları Dede derken,ben’ de Dede derdim.Hep Dede kelimesini kullanırdım,babam torunlarınada verirmiş Leblebi ve püsküvit.Bizlerin gönlünü alırmış. Ertesi sabah yengem dükkana gitmiş, babamla kavga et miş.Ertesi gün yemeğini yine ben götürmüştüm,babam beni kucağına alarak tezgahın üzeri ne oturttu.Sana ne anlatacağım,iyi dinle.“Bir daha cebine birşey koymayacağım’’dedi,yine de üzüm hazırlamış,konuşarak bana yedirdi,artanıda cebime koydu,’’eve götürme, ye’’dedi Oynaya zıplaya eve geldim.Yengem ceblerimi yokladı bir şey bulamadı.Bu da böyle geçti .
Koyunlarımız çoktu,yavruları’da vardı,çok tatlılardı.Her sabah yengem beni erken kaldı rırdı.Koyunları sağarken başını tutardım,oda koyunları sağardı.Çok zordu sıcak yataktan ka lkmak ama mecbur kalkardım.Bazı koynulardan zor tutulan olurdu, kaçarlardı,ayağıma ba sarlardı,bastıkça canım yanıyor du.Ay,uy, ayağıma basıyor diyerek, söylenirdim ama yenge me söyleyemezdim.Bir keçi yavrusu vardı, oda çok sevimliydi.Onunla oynarken kulak me memi emerdi,birde süt gelsin diye ağzıyla iterdi,bu sevimli yaratıklar beni mutlu ediyordu. Bunları yaşadım,böyle bildiğim kadar yaşadığım yerin aklım da kalan yerin güzelliklerinden bahsedeceğim..Bunlar büyüklük çağımda ki gördüklerim.Hacıbektaş’ta Etem Deresi denilen derede su değirmeni vardı.Kocaman bir görüntüsü vardı, bunlar unutulmaz.Doğup büyüdü ğüm yer,gördüğüm yerler o zamanlar bir Cennetti, bu değirmene çuvallarla buğday giderdi. Bu değirmenden un olur eve gelirdi.Bu değirmene çok kuvvetli su gelirdi.Şimdi döküntüsün den başka bir şey kalmamış.İlgimi çeken yerlerden birini anlattım.Bu Etem deresinde bir’de iki araba geçecek genişliğinde tahtadan köprü vardı.Oralarda bahçeler vardı.Bu güzellikler den başka her çeşit meyve ağaçları vardı,her şey bulunurdu.Karşısında mükemmel bir yeşil lik vardı,adına Konak derlerdi.O tahta köprünün yüksekliğine göre,yağmur yağdığı zaman, sel köprünün üzerinden taşardı.Demek istediğim onlardan eser kalmadı.Böyle anlatırım ...
Babam dükkan da Çalışırken dükkanı ağabeyime teslim eder, at arabasınıda kendisi kul lanır.Köylere satış yapmaya gidermiş.Birgün nasıl olduysa,babam arabayı kullanırken atlar ürküyor,araba devriliyor,babam altında kalıyor,bir bacağı kırılıyor.Acıyla kıvranırken, ağabe yime haber gidiyor.Kırık ve çıkıktan anlayan birine götürüyorlar.Kırıkçı,hemen kırılan baca ğını iki tahta arasına alıyor,böylece bacağı koruma altına alındıktan sonra,ağabeyim baba mı getiriyor,odasına yatırıyor.Pek hatırlıyamam ama,bazen Doktor da gelirdi, gelen Doktor kırık çıkık uzmanıymış.Yatağın içinde kıvranıyordu .’’Allahım nedir bu başıma gelenler’’di ye söyleniyor.Bacağı küt kırılmıştı.Yanına geçmiş olsuna gelenler tabiki oturduktan sonra gidiyorlar.Babam yine yalnız kalıyor.Sağ olsunlar,gelen gidenler bir zaman yalnız bırakma dılar.Ben yanında oturuyordum, gözünü dikmiş bana bakıyor,ben’de babama bakıyordum. Babamın ne demek istediğini bilmiyorum.Benimse kafamdan geçiridiğim,neden Atarabası na bindiğiydi.Gelenlerden teselli oluyordu.Annem olsaydı gece gündüz yanında olurdu.Ak şamdan,akşama ağabeylerim’de gelirlerdi yanına.Babamın bacağı da biraz düzeliyor.Her sabah yengem bir tas süt göderirdi.Benimle her sabah sütü yolladığında, babam bana’ da süt içirirdi.Zamanla ben’de çiğ süt içmeye başladım, tatlı gelirdi.Hala soğuk süt içerim.İşte böyle bacağının kırılmasıyla,bir zaman yatakta kaldı.Kapının önünde oynarken, çocuklarla babam beni hep şu isimle çağırırdı.Meneş veya Menevşe,Menekşe demezdi.’’Meneş kızım su ver’’diye seslenirdi.Günün birinde yengem ne yaptı da babamı sinirlendirmişti.Babam kendi,kendine konuşuyor, bir şeyler söylüyordu.Yani yengeme kızıyordu.Ben hiç düşünme den gidip anlattım,dedem sana kızıyor,diye söyledim.Nerden bileblirdim,hiç düşünmedim. Ertesi gün yengem gider,babama kızar.Çok ağır konuşmuş ki, babam çok içerlemişti.Ertesi günü,her zaman ki gibi kapının önünde oynuyordum,babamın sesini duydum,beni çağırıyor du.”Meneş,kızım gel yanıma”diyor.Bir kaç sefer çağırdı gitmedim,tekrar çağırdı,” Meneş,kı zım bak sana ne vereceğim”dedi.Sonra verirsin,şimdi oynuyorum.En son şöyle dedi”Bak sa na şeker vereceğim,gelmezsen ben’de başka çocuklara veririm”deyince koşup gittim.Hani şeker? dedim. Aç avcunuda şekeri vereyim “diye yumuk avcunu uzattı,hemen bileğimden tuttu. Bana çok kızmıştı.Bana şöyle sordu.“Ben senin nen olurum”?dedi.Dedemsin dedim. ‘’Hayır”senin Deden değilim,ben senin Babanım”dedi ve ağabeyinin çocuklarının Dedesi yim’’dedi.’’Seninde babanım’’Bir eliyle de yatağının altından odun parçası çıkarttı,yine so ruyor,”nen olurum”? diye,dedemsin dedim.” Hayır babanım”dedi.Elindeki odun parçasını kaldırarak,vuracak gibi yaptı ama vurmadı.Eliyle iki tokat vurdu.“Görüyorsun’ya hastayım, yengen Leyla geldi bana kızarak,küfretti.Sana söylediklerimi yengene söylemişsin,bir daha duymayım” dedi.”Söz ver bana,bu çok kötü birşey,kimseden duyduğunu gidip başkalarına söyleme,bir daha duymayım”diye beni bıraktı. Ben,Dede derken kimse bana söylemedi,Ba ban o senin,demediler.O günden sonra Baba dedim.Yaptığımın hata olduğunu anladım.Ba bam bana,’’bu kulağına küpe olsun dedi.Babam iyileşti,yine de bastonla yürürdü...
Hacıbektaş ta Bala mahallesi var,orda büyük bir alan vardı.O alana 16 Ağustos,Hacıbek taş- ı Veliyi anma döneminde,her sene Panayır kurulurdu.Kasabalardan,bütün köylerden, bir çok yerlerden gelirlerdi,alan dolardı.Yoğun alışveriş olurdu,yani yılanın ödü,kuşun sütü bulunurdu.Ayrıca,eğlencesi`de bol olurdu.İnsanlar yağlı güreş yaparlardı,deve güreşi’de ya parlardı,yani söylemek gerekirse,orası bir ana baba günüydü,iğne atsan yere düşmezdi.Her ne ararsan vardı.Kasabadan Esnaflar oraya taşınırdı.Ağabeyimle,Babam da orada olurlardı, satış yaparlardı.Büyüklü küçüklü balonlar,uçurtmalar uçururlardı.Çocuklar’da neşeliydiler. Gösteri yapanlar,çeşit çeşit giysiler giyinirlerdi,Mehtahlık yaparlardı.Döner salıncakta vardı Orada bir’de güzel görüntüsüyle bir yel Değirmeni vardı,kanatları gayet yüksekti.İşte diye ceğim,bu insanların birbirine kaynaşmalarını sağlamaktı,yani yaşlı ve gençler hep birlikte candan,sevgileriyle kaynaşırlardı.Anladığım kadar yaşadığım yerin güzelliğini dilimin döndü ğü kadar anlattım, işte Panayırın güzelliği.
Çocukluğumdan ve gençliğimden kalanları yazıyorum.Şunu da söyleyim,elimdeki kale mim beni yoruyor,çünki elim kalem tutmayı beceremiyor.Fazla basınca kağıt yırtılıyor,ha fif basınca’da güzel yazmıyor.Seni şikayet etmiyorum kalemim,kendim acemiyim biraz’da. Yaşım çok geçmişti seni elime aldığımda,burada yine hüzünlendim,bunları düşündüm.Çün ki yazamıyordum düşüncelerimi.Gönül sana diyorum,benden istediğine çok geç kalmadın mı?,istediğin gibi ustaca bilgim yok.Kalem,seni elime aldım kendime söz verdim,elim titre se de bu sayfaları doldurmaya kararlıyım.Anılarımı yazmak dileğindeyim.
Akşamdan Ay tuttulduğunda,başlarlardı teneke tencere kapaklarını birbirine vurarak,ses çıkartırlardı.Silah atarlardı,Ay’a duyurmak için,çeşitli gürültü yapılırdı,öyle bilirlerdi.Bir de hatırladıklarımdan birisi de,Yağmur Duasına çıkarlardı.Yağmur yağdırma dualarıyla yola çıkarlardı. Dua yaparak bütün sokak ,sokak gezerlerdi, yaşlılar, gençler büyük kalabalık olurdu,bir eşşeğin üzerine orta yaşlı adamı ters olarak bindirirlerdi.Adamın kafasına süslü kalbur konurdıu.Bunları anlatmamın gayesi,hatırlansını istedim.Tabi eşşeğin üzerine ters binen kişi iki eliylede kalburu tutardı.kalburu da gelin başı gibi süslerlerdi. Eşşeğin ipini`de birisi çekerdi.Üstünde ters oturan adamla sokak sokak dolaşırlardı.Kafasında ki kalburun üzerinde dualar yaparak ,su dökerek hep bir ağazdan,Yağmur yağdır, yağdır Allahım,taş toprak kurudu sana sığınıyoruz .O zamanlar dualarla gerçekten Yağmur yağardı.Böyle hatırladım kalanları.O zamanki insanların sevinçlerini anlattım. Elimdeki kalem eskileri hatırlattı bana.
Yaz geldi geçti,Sonbahar geldi ama onunda başka bir güzelliği var.Rüzgarların arasın da,ağaçlardan aşağıya inen,sararmış yaprakların uçuşmasıyla son bulur.Sonbaharın arka sından Karakış geldi.Bir sabah kalktığımızda her yer karla kaplanmış,insanlar kapılarının önünü temizlemek için ellerine kürek ve süpürge alarak çığır(yol)açarlardı.Birde bakarsınki çocuklar toplanmışlar.Hepiside ayrı ayrı yerlerde kar yuvarlayarak kocaman bir kardan ad am yaparlardı.Boynuna şal bağlarlardı,burnuna havuç, gözlerine’de kömür korlardı ve eline süpürge verirlerdi.Onları geriden izliyorum ama,karla oynamak kadar,seyretmek te güzel di.Kış yarıya gelince gençler kendi aralarında toplanarak Arabuşşak oyunu oynarlardı..Bu oyun akşamları oynanırdı.İki kişinin üstüne bir çarşaf örterek deve kılığına girerlerdi,birine de kız elbisesi giydirlerdi.Birinin de elini yüzünü siyaha boyayarak,köse kılığına girerdi.Sırtı nada küçük bir minder koyarlardı,köse rolünü alırdı.Diğerleride Türkü söyleyerek,tef çalar dı.Bu oyunun adı,Arabuşşak oyunu.Evlere girerken kapıya vurulurdu,kapı açılır ve müsade alarak başlarlar, ya Arabuşşak, ya Fellah diye,oyunlarına başlarlar.Elinde tef tutan,başlar Türkü söylemeye.Kız kılığına giren çıkar ortaya,oynar.Köse kılığında olan’da ev sahibinin önüne yatar,bahşiş alana kadar.Sonra elinde sopası olan kişi gider kösenin sırtındaki topa ca vurarak kaldırır.Tabi bahşişini almıştır.Kısaca,herbiri kendi rolünü yapardı.Topladıkları bahşişleri kendi aralarında paylaşırlardı.Yazarken şöyle düşündüm.O güzelliği şimdikilerin de görmesini isterdim.Yıllar sonra yazarken o anı hatırladım..
İlk başta anlattığım gibi, gördüklerimle beraber büyüdüm,iyi ve kötü yaşanmış günler den kalanları anlatırım.Artık her işi görüp,öğrenmeliydim.Mahallemizde yufka yapanların yanına yollanırdım.Önüme küçük bir tahta koyarlardı, bir de elime oklava verirlir,” bak bu beziyi( hamur) böyle açıp,vereceksin”dediler,dedikleri gibi tabak büyüklüğünde açıp açıp verirdim.Böyle yardımım olurdu.Yufka yapmayıda öğrendim.Şimdi de zorluk burada.Sacın üzerinde yufka pişirmeyi öğreniyorum.Bir gün yine bu şekilde yengem ileyufka yapmaya hazırlandık,başladı yufka açmaya.Yine canım yanacak.Tandırın başına beni oturttu,yapılan ekmeği pişirmem için bir kaç defa gösterdi, ama ben beceremedim.Ekmeği sacın üzerinde yakıp,yırtıyorum,”bunuda yakıp,yırtma”diyor.Elimde tutuğum Evriağacı aldı,şöyle yapacak sın diye bir kere daha gösterdi.Ekmeği çevirirken tandırın alevi elimi yakıyordu.Yengemde sinirlendi.”Kaç defa göstereceğim “diye oklavayla elime vurdu,ama vurunca elimin başpar mağına geldi,canım çok kötü yandı ama bir şey diyemedim.Parmağım tutmuyordu.Acıyı
çeke,çeke işime devam ettim.Kaç defa vurdu oklavayla bana.Ama sonunda öğrendim.Öğre nene kadar aradan bir zaman geçti.
Hangi seneydi bilmiyorum,bizim yetişkin dönemimizde Bulgur kaynatılırdı.Bu Bulgur kayna tılıp,kurutulduktan sonra,ayıklanırdı.Bulgur sahibi,genç Kızları toplar,akşamdan başlanarak her taş değirmeninin başında üçer kişilik gruplar halinde sabaha kadar Bulgur çekilirdi.Bu çekme esnasında,kızlar hep bir ağızdan Türkü söylerdi.Hepsi ayrı ayrı birer Mani söyleyerek zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık.Bu Manilerden birini size yazmak isterdim ama ne yazık ki aklımda bir tanesi bile kalmamış.Yine’de birini yazacağım.
Çiçekten Harman olmaz
Yar derde derman olmaz
Darılmış güle Bülbül
Gelip dalına konmaz.
Bulgur bittikten sonra,ev sahibi bize hazırladığı yemeği güle oynaya yerdik.Sonra,sabah saat Dört ve Beş arası,kaç kişiysek,teker teker evlerine götürür bırakılırdık.İşte gençliğimi bu kadar yaşadım.
Ocakta yanan tezekten anlatayım.Anlatacaklarımı bu zamanın insanları çok zor anlar. Bu anlatacağım işlerde çok çalıştım.Hayvanların şıvgınını ahırdan çıkartır ve teneke,teneke bir çukura dökerdim,sonra topak topak yapar,yere düzerdim sonra onları yastılardım.Bun lar kuruyunca,ocakta yanan tezek olurdu.Yemekte bununla pişirilirdi.Çalışırken sıcaktanmı, öyle yorgun hissettim kendimi.O anda biraz dinleniyordum,ne oldu dersiniz?.Elimin altına minik bir serçe kondu.Hemen elimi üstüne koydum,aldım koynuma koydum.Kafamı kaldı rıp baktımğımda ne göreyim! Bir Delirce kuşu tepemin üstünde uçuyor ama konamıyordu. Allah tarafından günlük bir serçe tayin edilmiş ,Delirce kuşuna derler.Bu minik Serçe,Delir ce kuştan korkup bana sığınmış.Delirceye kafamı kaldırıp baktığımda, avını alamadan uçup gitti.Hemen koynumdan minik kuşu çıkarıp,sevmek için avcumun içine koydum ama seve
medim.Elimden pıradan uçup gitti,fakat kuyruğu kaldı,buna üzüldüm.Hep bakınırdım kuşla ra,kuyruksuz kuş görebilirmiyim diye.
Tarihini hatırlamıyorum,öyle bir karın ağrısı başladı ki, günden güne karnım çok ağrıyor du.Kimseye söylememiştim.Tez tez tuvalete giderdim ve kan işerdim.Bir gün yine tuvalete gitmiştim, benden sonrada yengem gitmiş, hemen geldi odaya ve sordu, ‘’hanginiz tuvalet ten geldi? diye.Olacakya hemen cevap verdim.Niye sorduğunu bilmiyordum,gayem sakla mamaktı,doğruyu söylemekti.Ben dedim. Heyacanla,”neden söylemedin kan işediğini’’de di.Yengem kanı görmüş’’sen hastasın deyince’’O zaman anladım karnımın neden ağrıdığını. Hemen ağabeyime haber vermiş.Beni,ağabeyim atarabasına bindirip Kırşehir Hastanesine götürüp,yatırmıştı.Doktor muayenesinden geçtikten sonra,Dizanteri hastalığına tutuldumu söylemiş.Hastanede bir mütted kaldım.Sonra tedaviden geçmiştim.Orada kaldığım süre ağ layarak geçti günüm.Çünki orada annemi aradım.Hemşirelerden biri hep saçlarımı okşar,ko nuşurdu.Güldükçe annemi hayal ederdim,Hep hastane’de kalacağımı sanırdım.Birgün bir Doktor,hemşireyle yanımda konuştu,’’iyileşti,eve gidebilir’’dedi.Hastanenin bahçesinde ba kınıyordum.Orada ağabeyimle karşılaştım.Oğlu Ali ile gelmişlerdi beni almaya.Ağabeyim Doktorla konuşurken,Hemşirenin biri Alinin başından şapkasını almış,kaçmıştı.Büyük bir ha vuzun kenarında,,Hemşirenin arkasından koşuyordu Ali,şapkamı ver diye.Hemşireler Ali yi sevmişlerdi.Havuzdan su alarak,şapkasının içini suyla doldurdular.Şapkasını verdiler ve kah kahalarla güldüler.Ağabeyim yanıma geldi,beni eve götüreceğini söyledi.Oradan sevinerek çıktım,ataraba sına bindik,yola çıktık.Akşam eve geldik.Yengem de kapıda bizi beklermiş.İn dik arabadan,yengem sordu,”neymiş hastalığı?’’,Ağabeyim’de,”iyiki sen gördün,Dizanteri hastalığıymış”dedi.Bu hastalığıda böyle atlattım.
Bir zamanlar ayağımın altında çıban çıktı,bir zaman çektim.Bir süre sonra daha da kötüleşti
Kadınlar arasında,’’Pisliği pislik alır’’demişler.Yengem’de ayağıma,bütün pislikleri deneye rek,ayağıma sardı.Bacağımın yarısına kadar çok kötü şişmişti.Acısına dayanamazdım.Yürür ken ellerimin üzerinde giderdim.Baktı iyileşme olmuyor,Ağabeyim beni Doktora götürdü. Doktor,muayeneden sonra,bacağı kesilir demişti.Ağabeyim bana söylediğinde,ayağım kesil mesin diye çok ağlamaştım.Oradan eve geldik.Aradan bir gün geçtikten sonra,yengem nere den duyduysa,ayağıma akşam Afyon sakızı sürdü,yattık.Uyuyup,uyuyamadığımı hatırlamı yorum ama,dayanılacak gibi değil,sağ tarafımı kötü bir ağrı sardı.Bağıraraktan ağlıyordum. Ağabeyim,’’Bu kız niye bağırıyor’’diye yengeme sorar.Kalkıp yanıma geldiler.Ayağım,aya ğım diye ağlıyorum.Ağabeyim,’’Sıcak su getir,ayağını yıkayalım’’dedi,ve ayağımı yıkadılar, gittiler.O ara ben biraz uyumuşum.Sabah oldu,uyandığımda ayağımın ağrısı biraz hafiflemiş ti.Yengem geldi ayağıma baktı,kızaran yeri beyazlaşmıştı.Bir iğne ucuyla o beyazlaşan yeri deldi.Ayağımın altına bir el ileğeni koyup,deldiği yeri sıkarak bütün içindeki icrahı akıtmıştı.
Yengeme, o anda nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.Ama sonunda kurtuldum.
Yokuş altı denen bir yer vardı,burayı da anlatıyım.Mahalleye çok uzak değildi.Orada çok kişi Bahçe yaparlardı.Bostan yeri derlerdi.Bahçe yaparak vakit geçirirlerdi.Yaz ürünle rini orada yetiştirirlerdi.Birgün bahceye doğru kadınlar şamatayla gidiyorlardı,bir eğlence varmış gibi.Ben’de onları görünce arkalarından gittim.Hepside yanyana dizilmişler,bir ye re bakıyorlar.Merakla iki kişinin arasına girdim.Kadınlar sesli sesli konuşuyorlar. Baktıkları yere ben’de baktım.Bir yılana bakıyorlar,yüksekçe bir yer idi.Aşağıda, yılan şaşkınlığından yukarı doğru tırmanıyordu.Kadınların eline ne geçerse yılanın üstüne atıyorlar.Akılsız,salak yılan yönünü dönse bayır aşağı kayıp gidecek.Kadınların sesin den o`da korkmuş olacak’ki, habire yükseğe tırmanıyor,kaçmak için çabalıyordu.Kadınlardan biri şöyle demiş,’’Menekşe yi,yılanın üstüne atsak,ne yapar?’’Kadının dediğini ben duymadım.Aralarından biri’de şöyle dedi “aaa, bunu nasıl düşünürsünüz,Allahtan korkun”Her şeyden habersiz,hala bakıyorum. Bunu bana anlatan Gülesti Ablaydı,geldi yanıma,elini omuzuma koyarak “korkma “dedi Ma halleye kadar götürürken”bir daha kadınarın arkasından gitme”dedi.Şakada olsa korkunçtu
Hacıbektaş ta birkaç Rençberlik yapan hane vardı .Bunların senelik mahsüllerini satın almak için Tüccar gelirmiş.Birgün sabah kalktığımda,Emin dedenin kapısının önüne deveci ler gelmişti.Bu Develerin sayısı on kadar vardı.Hacıbektaş’ta bu kadar Deve görmemiştim. Nerden gelmişti, değişik hayvanlardı.Mahalledeki Rençberlik yapanların buğdaylarını alma ya gelmişlerdi.Bu Develer üç gün kaldı.Develer hemen bizim avlu duvarına yakın dururlardı Buğdayları o zaman Develerle taşırlarmıştı.Biz gizli gizli duvardan bakardık.Develerden biri si bana öyle acı acı bakıyordu,yanında yavrusu da var.Acı bakan Deveden çok korkardım. Hem korkardım,hem’de gözümü onlardan alamazdım. Buraya kadar bu gerçek.Korktuğum dan olacak ki,birgün Develerden birisi arkama düştü,beni kovalıyor.Koktuğum başıma gel
Di,görünce kaçmaya başladım.Ben önde,Deve arkamda koşuyor.Nereye gitsem oraya geli yor.Löp löp koşuyordu.Sırtındaki hörküç lüp lüp ediyor.Ondan önce davranıp eve geldim, tandır damına girdim.Tandırın içine gizlendim.Ekmek pişen sacı’da üstüme kapattım,görme sin diye.O kapıdan nasıl girmişse,beni buldu.Gelip sacın üzerine oturdu,ölmemi bekliyor.Ya ni kararlı,beni öldürecek.Nihayet kalktı üstümden,öldü diye gitti.Anlaşılıyor,yavrusunu ben den kıskanmış.Dostlar,Devey le hayli bir kovalaştım.O anda korkuyla uyandım,yatağın için de buldum kendimi.Nefesim kesilmiş gibiydi,terin suyun içinde kalmıştım.Hemen yataktan kalktım.Her zaman ki baktığım yere,yine korkarak bakındım.Develerden bir tane bile yoktu gitmişlerdi.Bu korkunç Rüyamı sizlere anlattım.
Yaşar ağabeyim büyük bir tarla almıştı.Orayı üzüm bağı yapacaklar.Irgat tututup,bellet
ler.Tarla düzlenirken Ali ile ben topladık,ayrık denen otu.Bu ot çok zor sökülürdü.Çekmekle zor çıkardı,elimiz yaralanırdı.Şimdiki gibi eldiven yoktu.Öğlen yemeğini yemeye oturduk.O anda Ali nin burnu kanıyor fena halde ve Ali kandan korkmaya başladı,eve gitmeyi düşün dük, tarladan ayrıldık.Eve varınca,annesi gördü.’’Korkma oğlum,geçer’’dedi.Kan bir anda duruyor,tekrar başlıyordu,sıcak geçmişti.Daha önce anlattığım gibi,yine yaşlı ninelerin tec rübelerinden faydalanıldı.Ali nin boynuna bir turuncu taş taktılar kanamaması için,iyi hatır larım.Yinede ara sıra kanardı.Tarlanın düzenlemesi bitmişti.Sonra yengem önümüze birer dizlik (önlük) bağlayarak,fasülyeyle önlüğümüzü doldurdu.Bunu dikin diye,elimize sopa ver di gitti.Derler ya’’Leylek üç yavrusundan birini atarmış’’işte Ali’de onlardan biriydi.Benim için farketmez,ben görümceydim.Görmeselerde olur ama Ali öz çocuklarıydı,onu ben anla rım.Koca tarlanın içine fasulya dikerdik.Koca tarlanın içine,sopayla delik delerek bir bir fa süyeleri atardık.Ama kaç gün sürdü hatılamıyorum.Yengem yanımıza geldiğinde,”ha ırgat tlar işi azaltmışsınız,aferin size” dedi. Fasulye bitmek bilmez ama bıkkınlık verdi.Ali nin bur nu’nun kanaması kesildi mi derse niz,hayır arada bir kanardı.Bu şekilde devam ediyoruz. Ama ben ne yaptım,yere derince çukur kazdım,bir avuç fasulyeyi koydum,üzerini toprakla kapattım.İyice’de çiğnedim.Ali görmeden yaptım.Hiç topraktan çıkacağını düşünmemiştim. Birgün sonra bitti elimizdeki fasülyeler.Günü gelince Dünya yüzüne çıkmıştı,kurşun gibi.Bir kaç hafta sonra bağa gitik Yengem’le.Ail iyle bana’’otları bir yere toplayın’’dedi.Biz otları toplarken,yengem ba ğın içini geziyordu.Top çıkan Fasülyeyi görmüştü.Bizi yanına çağırdı ikimizde gittik.”Bunu söyleyin,hanginiz yaptı?”Hemen Ali,ben yapmadım dedi.Tabiki o yap mamıştı.Ben yaptım dedim.Böylece suçlandım,oyunum meydana çıktı.Yengemin bana kı zıp,kızmadığını hatırlamıyorum.Yengemle ertesi gün bağa beraber gittik,yapacağımız iş bit ti.Bağ komşuları bizi öğlen yemeğine çağırdılar.Yengem giderken’’sende gel’’dedi.Ben’de gidiyordum.Dereden geçtim çalıların arasında kuş sesi duydum.Cıvıl,cıvıl ötüyorlardı.Bak tım o yana,kuşları gördüm,çok güzel renkleri var.Onlara kızkız kuşu derlerdi.Daldım çalıla rın arasına.Birkaç kuş görünce koştum üzerlerine, sevinerek tutmaya çalışırken, yavrular hep birden çağrıştılar.Oanda anneleri,babaları başıma üşüştüler,sevemedim.Kuşların saldı sına uğradım,başıma çullandılar.Elimle yüzümü korudum ama ellerim kanadı Avazım çıktı ğınca bağırdım.Yengemin yanına gittim,sesimi duymuştu”Ne bağırıyordun?’’diye sordu.Kuş ların saldırısına uğradığımı söyledim.Yazılan sayfaların içinde hep anılarım geçer.
Birde,Bengiler ismi verilen yere çamaşır yıkamaya birkaç kadın giderlerdi.Burada büyük bir kuvvetli su akardı.İki büyük havuzu vardı.Oralar çok güzeldi.Sanki bir çocuk parkı gibiydi Oraya hep birlikte gidilirdi.Buraya giderken sevinirdim,çünki çocuklar orada olurlardı.O gü nümüz güzel geçerdi.Suyun içinde oynarken,çevresinde renk renk çiçekler vardı.Üzerlerin de Kelebekler uçuşurlardı.Ben’de çocukların içinde oynuyorum, akan suyun içinde yürüyor dum.Yengem beni çağrıyor,’’çamaşırlar toplanacak,gel’’ diye. Gittim çamaşırları topladım. Yatak ve yorgan yüzlerini beraber dürdük.Ondan sonra ocağın başına geldim.Orayı temizler ken,suyun içinde oynayan çocuklarda gözüm kaldı.Derken sırtıma bir vuran oldu.Birden dö ndüm,Yengeme.Yengeme, neden vurdun der gibi baktım.’’Ne bakıyon’’diyerek elini kaldır dı.Elinde ne vardı bilmiyorum.Ben’de kolumu kaldırmışım o an, kafama vurmasın diye,ama vurunca kolum uyuştu gık diyemedim. O gün ki mutluluğumuniçine etti. Kolumun ağrısı içi mi yakıyor.Eve geldik,kolum sızlanıyor ama ne yapabilirsin’’Hemen yemek hazırlanacak,oca ğı hazırla’’dedi gitti.Ocağın başına tezek ve odun koydum.Yemeği yengem pişirdi.Ertesi gün ocağı ayn şekilde yine hazırladım.Bir’de soğanları doğra dedi.Ben solaktım,bıçağı sol elimle tutarım,bazı işlerimi de,hep solaktım, bunu bilen yoktu.Kendimde solak olduğumu bilemez dim.O gün soğanları doğrayamadım, kolum şişmişti.Sağ elimle bıçağı tutamıyordum. Şöyle düşündüm,korkuyla bir fikir geldi aklıma.Bıçağı koltuğumun altına alarak,üstüne bastırarak soğanları doğradım ,sol kolumla bir şey yapamıyordum.Zor da olsa böylece buyrulmuş olan işlere devam ettim. Bir Ata sözü geldi aklıma,öyle bir şey oldu.’’Öksüz kuşun yuvasını Allah yaparmış’’derler.Allahım da bana yardım etti.Şükürler olsun sevgili Allah’ıma,çok geçmedi, birgün sokakta tellal çağrılıyor,Mahalleye Doktor gelmiş.Mahallede,Tifo hastalığından koru mak için,aşı vuruyorlardı.Eskiden mahalleye hastalık önlensin diye,öyle bir kanun çıkmıştı. Bu tellal çağrıldıktan sonra,Doktorun olduğu yere insanlar gidiyorlar,iğne vurulanlar geliyor Bunu duyunca,ben’de gidenlerle gittim,o kalabalığın içine girdim.Sıra bana geldi.İğneden korkup ağlayanlar vardı.Ben acıyan kolumu uzattım, iğneyi vuruldum.Ertesi sabah yatağım dan kalktığımda,kolumun ağrısı kesilmişti.Ağabeyimlen,yengemin bundan hiç bir haberi ol madı.Buda bir tesadüf oldu,kolumun ağrısından kurtuldum.Babam,sen beni duymuyorsun
ama seninle konuşuyorum.Senden sıcaklık görseydim,gördüğüm sıcaklığı seninle paylaşır dım.Pişmanım diyorsan duymuyorum seni?Ezgin kalp`le yaşadım,içimden geçenleri anlat tım.Sağlığında bu hislerimi sana söyleyebilseydim.
Hacıbektaşın güzel yerlerinden biraz daha anlatacağım.Bir çok pınarları vardı.İsimleri’de şunlardı.Kazamızda terkos suyu yoktu.Gayem pınarlarımızın ismini tanıtmak.Hoca Baki de nilen pınar var.Eskilerden anlatıyorum,birde ün`üyle anılan Akpınar var.İçme suyumuzu Ak pınardan getirirdik.Çok tatlı suyu vardı.Yaz aylarında buz gibi akardı,kış aylarında ise ılık a kardı.Bir de Uçpınar,adıyla uçup gelmiş derler.Uçpınarın hemen altında,derede bir kaynak suyumuz çıkardı.Bir de Şehrin dışında,Bağdöndü ismini taşıyan pına rımız var.Bu pınardan gelen giden yolcular suyundan içerlerdi,hayvanlarını sularlardı. Hoş vakit geçirirlermişti. Çok kişinin bahçesi ve sıra, sıra kavak, söğüt ağaçları vardı.Orası çok güzel,yeşil yerdi.Bu güzel ismi taşıyan çeşmelerimizden biri’de bu.Çeşmelerimizin ayrı ayrı efsaneleri var.Bun lardan bir tanesini anlatıyım.Harp zamanında düşmanlar oraya kadar gelmişler,orada ön lerine bir duman çökmüş,oradan geri dönmek zorunda kalmışlar,dönüp gitmişler.Bağdön dü ismi ordan kalmış.
Hatırladığım kadar güzel anılardan birini daha anlatayım.Yapılış tarihini bilmem ama yıllar önce yapılmış tarih’ i bir Hamam,Hacıbektaş ta ana yolun hemen yakınında, güzel gö rüntüsüyle Uçpınar’ııyla yan yanalardı.Buranın önünde babamın büyük bir yeri varmıştı,a ma orayı şöyle hatırlarım.Aziz ağabeyimin hanımı yengem,orayı bahçe yapmış tı,orası çu kurdu.Yengem bahçeyi sularken yukarıdan onu izledim.Burayı böyle hatırla rım. Sonradan evlendiğimde,çoluk çocuk sahibi olduğumda,bildiğim kadar babamdan kalan yerleri satıp savdılar.Ben o babanın evladı değilimişim gibi,beni hiç hatırlamadılar Tabi ağlamayana me me yok.Yukarıda anlattığım gibi, Uçpınarın önündeki arsayı da iki kardeş paylaştılar,evler yaptılar.Burada da beni içlerine dahil etmediler.Aynı babadan bir kız kadeşimiz var diye ha tırlamadılar.Hamamı tanıtmıya devam ediyorum.Bu Hamamın Ethem deresine yakın ve gü zel olduğunu anlatmıştım. İşte bu Hamamın olduğu yer,kurbağaların sesleriyle daha’da gü zeldi.Bu Hamam kömürle ısınırdı.Haftada bir,Ka dınlar toplanıp giderlerdi.Gelin olan kızları sazla,sözle götürürlerdi.Büyükçe,ortasında bir göbektaşı vardı.En azından,kenarlarında on tane kurnası vardı.Bildiğim kadar,bu Hamam dolardı.Çelebilerden gelenlerde, ayrı bir hava yla gelirlerdi.Demek isterimki,tarihi Hamamı yıkıp yok etmişler.Yıllar sonra gidip gördüğüm de,ayaklarım gömüğe gömüldü.Eski hali gözümde canlandı.Tarihi Hamam yerinde kalsaydı ne olurdu?Şimdi yeri pislikle dolmuş,gördüm.Bu bir sahıs malımıydı?,yoksa Devlet malımıy dı?Bilmem,ama o güzelliğe kıyılmış.Tarihi yerin yıkılmasına kim üzülmez?,yerinde sadece boşluk duruyor.
Hayatımı yazmak sadece evlilik değil,ufak bir anılarımıda anlatmaktayım.Ağabeyimin çocuklarının hiç birinin çocukluğunu hatırlamıyorum,sadece Feyzullah’ın bebekliğini hatır larım.Bunuda şöyle hatırlarım.Ağaçtan yapılmış,süslü püslü boyanmış bir Beşiğin içinde ya tıyordu.Yengem evden giderken bana,’’Çocuk ağlarsa beşiğini salla,ağlatma’’deyip gitti.Ne kadar uyuduğunu bilmem,uyandı ağlamaya başladı.Sallıyorum beşiğini,halen ağlamakta,bir türlü durduramıyorum.Eğildim kulağına,uu yapıyorum anlamıyordu.Dayanamıyordum.Ken di kendime dişimi sıkmıştım,bilerek değil bebeğin kulağını ısırmışım.Farkına vardım,bebek ağlıyor,ben´de beraber ağlıyordum.Bunu böyle hatırlıyorum.Yengem hamileymiş,Kırşehir’e doğum evine gitmiş.Dönüşünde bir bebekle geldi.Doktor kendi adını vermiş,sami diye.Tom biş,tatlı bir bebekti.Bebeği sevmek için yengemle yattım.Bebek uyandıkça,ağlamasın diye yanaklarını okşardım.Bu son çocuğu’da böyle hatırlarım.
Ocak yakıp,kül almaktan bıkmıştım. Bir an oldu eve bir alet geldi,buna Gazocağı deni yordu.Bu ocak gazla yanardı.Bir`de pompası vardı.Pompaladıkça yanardı.İşte bizim zama nımızdaki en modern araçlarından anlatıyorum.Dedelerimiz ve Ninelerimiz mum ışığında oturmuşlar.Sonradan gazlambası çıktı.Bu lamba’da gazla yanardı.Üzerindeki şişe hergün temizlenmesi gerekiyordu.Akşamları lambanın ışığında el işi yaparlardı.Bir zaman sonra lüks Lambası çıktı.Böylece lamba ortadan kalktı.Bazı yerlerde antika olarak saklanır.Bun lar yaşandı.Evimizde bir değişiklik daha oldu.Bir zaman,milangaz ocağı geldi.Merakla bakı yorum.Tüpünü taktılar,düğmesini çevirip,kibritle yaktılar.O zamanlar çok değişiklik oldu. Gazocağı’da böylece kalktı.Yine mahallede bir sevinç var.Elektirik geliyor dediler.Gerçek
ten Elektrik direkleri dikildi, nice sonra Elektrik geldi,mahallemizde aydınlandı.Çocuklar ak şamları Elektriğin ışığında sevinçli ve mutlu olurlardı.Gücü yeten,durumu iyi olanlar evleri ne elektirik aldılar.Böyle hatırlarım. Bir zaman sonra mahalleye Terkos suyu geldi.Yine du
rumu iyi olanlar,evlerine su bağlatanlar oldu.Bunun içinde Ağabeyimde var.Dışardan böy lece su çekmekten kurtulmuş oldum.
Burası Çobanla ilgili;
Mahallenin sürüsünü gütmeye tabiki bir çoban tutulmuştu.Her zamanki gibi,birgün sabah erkenden kalktık,keçi ve koyunları sağdıktan sonra yengem sütleri pişirdi.Sonra pişen sütle ri büyük çömleklere doldurdu. Bu süt dolu çömlekleri tandırdamı dediğimiz, yani mutfak olarakda kullandığımız yere koydu.Bana şöyle söyledi, “ Her çömleğe birer kaşık yoğurt ko yarak karıştır,üzerlerini ört” diye tembih etti.Kendisi komşularla çoraklığa,çorak kazmaya gittiler.Bu yeşil toprakla evlerimiz badana olurdu,buna çorak denirdi. Güzel kokusu vardı. Korkulu bir gün geçirdim.Aylarlardan Ağustos ayı’ydı,çok sıcaktı .Olacak’ya,o günde çoban sürüsünü öğlene getirmesi tutmuştu.Sürülerini,çoban arada bir öğlenleri eve getirirmiş.Av ludan giren koyunlar,mutfağın kapısını açık bulup içeriye giriyorlar,görünce şaşırdım.Hem en mutfağa girdim,hiç düşünmeden koyunları çıkarmaya çalıştım.Süt dolu çömlekleri unu tum.Böyle bir durumla karşılaşacağım aklıma gelmedi.İşte böyle,dört çömlek süt doluydu. Koyunları çıkartmaya çalışırken,ortalık Süt gölüne dönmüştü.Şimdi ben yengeme nasıl ce vap vereyim?Kaza görünerek gelmez ,yerimden kalkamadım.Allahın işine bak,olacak ya,o gün ağabeyim evde’ymişti.Yanıma geldi,göz göze geldik hiç kızmadı,öyle bakıştık,sonra ka fasını salladı.Yumuşak bir sesle”hadi kalk buraları temizle”deyip ayrıldı yanımdan.Ortalık süt gölüne dönmüştü.Ağabeyim şaşkınlığımı hafifletmişti.Oturduğum yerden kalktım,orta lığı temizleyip,bütün avlunun duvarını çorakla badana ettim.Bununlada yetınmedim.Yenge min öfkesini hafifletmek için durmadan çalıştım,ama ayakta duramaz hale geldim.Bir su içtim oraya,oturdum.Yengemin gelmesi yakındı.Kapıdan sesler geliyor,beni çağrıyordu kal kıp gidemedim.Ağabeyim’de bütün gün evde’ydi.Kalkıp kapıya çıktığımda,ağabeyim hanı mıyla konuşuyordu.Tabiki ağabeyim,yengeme anlatmıştı’’Kızın korktuğu kendine yetti’’di ye.Sadece bana şunu söyledi,”Nerdeydin,sütü döktürdün?,görmedinmi? “Çoban benim ba şıma neler açtı.Nerden bilirdimki,çobanın sürüsünü o gün öğlen eve getireceğini.Çok yakı nımızdaki Emin dedenin kızı Hüsnüye ile arkadaştık.Samimiyetimizi ilerlettik.Halimi ona an latıp,dertleşirdim,o`da beni sessizce dinlerdi. Acı ve tatlı günlerimi benimle paylaşırdı....
Yaşar ağabeyimin bir tutgunluğu vardı. Senede iki defa Cuma akşamı Mevlüd okuturdu, sene kaçtı bilemem .Böyle bir günde, feci gün yaşandı. Ev`de her zaman ki gibi hazırlıklar ya pılıyordu.Ağabeyimin bir kamyonu vardı, kendisi kullanırdı.O gün evin ihtiyaçlarını alıp gel mişti.Giderken sokakta oynayan cocuklardan birisi arabanın arkasına asılmak ister,ve düşer Arabanın tekeri bacağının etini sıyırır.Ağabeyim hemen fark eder,onu Doktora götürür te davisini yaptırıp geri döner.Davetlilerde yavaş yavaş geliyorlar,akşam oluyordu.Gelenler A ğabeyime,kazan geçmiş olsun diyorlar.Kapıda duran cipimizi kullanan şöförümüz Ali ağabe yi gelmişti,ağabeyimle konuştular,”Git süleyman Hocayı al gel“tabiki Hoca köyden gelecek ti.Cipin benzini bitmişti.Önce Kamyonun deposundan Cipe benzin alınacak dediler,feneri ya nınıza alın.Kızı Kimyanın eline feneri verdiler,fener elinde dışarı çıkarken,bende beraber çık tım.Kamyondan benzin çekerken,ışık olsun diye feneri yaklaştırmış ,o anda benzin alev aldı fenerin ısısindan ,söförün el cabukluğu ile elindeki benzin aldığı bidonu atıyor.O anda taksi yi var gücüyle oradan uzaklaştırıyor.Ortalığı alev sardı.Su döktükçe alev canlandı.Sonradan battaniye kilim getirip,kapatarak söndürdüler.Orada olanlar şaşırmışlardı,ne yapacağını bil miyordu.Ağabeyim o gün ikinci felaketle karşılaşmıştı,yine`de o Mevlüd okundu.O geceyi korkunç geçirdik.Allah görünmeyen kazalardan korusun.”Sen yap bir iyilik de at Denize,Ba lık bilmezse Haluk bilir”derler.
Eksiklerim olabilir,yazarken ellerim titriyor.Okur yazarlığım yoktu.Ellibeş yaşıma kadar kalem tutmadım,sadece evlilik hayatımı yazmak değil,gördüğüm ,yaşadığım yerleride,güzel likleride anlatmaktayım. Burayı da sizlere belirteyim. Aynı mahallede komşumuz Cuma Bek taş’ın kızlarınrından,en büyüğünü Rençberlik yapan bir aileye yardımcı olarak verirler.Bu kı zın adı Nevruz.Orada onların işlerinde yardımcı olurdu.Bu kişiler Nevruz’u istedikleri gibi ye tiştirirler. Bu Ev yengemin erkek kardeşinin, zengin Velinin evi’ydi. Yufka yaparlarken yen gem beni onlara yardım etmek için yollardı.Bu arada,bende genç Kızlığa ayak basmıştım.Ne vruzla yufka ekmek yaparken kaynaştık.Ekmek yaparken karşılıklı oturup,gençlik bu ya,han hgimiz yufkayı büyük açacağaz diye yarışırdık.yufka ekmek açma vesilesiyle arkadaş olduk. Boş zamanlarımda Nevruzu görmeye giderdim, çünki çok İyi anlaşıyorduk.O analı babalı Ök süzdü,ben`de anasız öksüzdüm.Ben ise,nerede sevmediğim işler varsa yengem o işleri bana verirdi.Mesela şunlardı;Gömleğin yırtık yerini yama,çorabı yama,kirmenle yün eğer diye gö sterirdi.Evde iki yetişkin kızdık. Ağabeyimin kızı ve ben. Kimyanın öğrendiği işler şunlardı. Kaneviçe,Dantel.Kimyaya örmesini de öğretirdi.Bunlar Kimyanın işiydi,o da öğrendi,yapı yordu.Evin işlerinide paylaştırdı bize. iki oda bir salon Kimyanın işiydi. Benim işimde kiler damı ve mutfak,bulaşık,yemek pişirme hazırlıklarıda,içinde avlu ve kapı süpürme işleride banaydı.Bu işlerin arasında gider gelir Kimyanın eline bakarım.Baktığımın farkına vardı.A ma yaptığı işi görmemi istemezdi.Bende elinden bırakmasını beklerdim, o da bana kızarak rak yanından uzaklaştırmak için kavga çıkartırdı.Yinede gözüm hep üstünde olurdu.Elinden bırakıp gitmesini beklerdim, bıraktığını görünce, kedi`nin ciğeri kaptığı gibi hemen gider alır dım,Kaneviçe işlemeye çalışırdım.Tabiki benim yanlış yaptığımı anlardı ,kızarak bağırır,an nesine beni şikayet ederdi. Böylece bir kaç gün geçti. Şöyle böyle derken biraz öğrendim. Birgün ev`den ana kız gittiler.Böyle bir fırsat elime geçti .Patıskayla bir kaç çeşit iplik aldım yanıma, bir`de işlemeyi gösteren Kitap’ı aldım kapıyı kilitledim. Bir metre büyüklüğünde patıskanın üzerine kaneviçe diktim ,işlemeye başladım.İşte böylelikle kitaptakine bakarak oraya işledim.Şunuda anlatayım,birde mekik örmesi vardı bunların hiç birisinide bilmezdim hep Kimyanın eline bakardım, çok meraklıydım ince işleri yapmaya.Ne yapsam,nasıl etsem de bunu öğrensem derken,aklıma bir fikir geldi.Şöyle;O`nu uygulayarak yapmaya çalıştım. İğneye kocaman bir iplik taktım,ipin ucunada bir düğüm attım.Aynen mekik vazifesini yaptı ve başardım.Mekik örmeyi de iğneyle öğrendim.Şunuda anlatayım,Kimyanın pembe renkli mekiği vardı.Koyduğu yerden aldım ve duvarın koyuğuna sakladım. Koyuğun üzerinide ça murla sıvadım.Sonunda mekikle tülbent kenarı örüp hevesimi aldım.Zevk`le yapardım,Yen gem bana tek bir Dantel öğretmek için yardım etti.Onu çok zor öğrendim.Bu dantel büyük sorun oldu bana.Azmin elinden hiç bir şey kaçmazmış.
Arkadaşım Nevruz kaldığı evin oğlu Tahsin’le evlendi.Yinede arkadaşlığımız devam edi yor,arada bir görüşüyoruz.Nevruz dışarı çıkamazdı.Bir iş için gönderirlerse gelirdi.İkimiz de birbirimizi görmeden edemezdik.Aramızda konuştuklarımız bir fındık kabuğunu doldurmaz dı.Güzellikten,şık giyinmelerden bahsederdik,konuşmamız bunlardı.Onu görmek için dolu testileri döker suya giderdim ve işim bittikçe arada bir Nevruz’un yanına giderdim.Şundan bundan konuşurken,konuşma uzadı.Hiç bir art niyet düşünmezdik.Nevruz’un ağabeyisi var dı.Mahallenin koyunlarını güderdi.Akşam gelirken merkebinin üstündeki heybesinin gözü ne yolduğu yeşil mercimekleri doldururmuş,eve gidene kadar çocuklara ve kadınlara dağı tır gider.Birgün bende rastladım,dağıttığı mercimekten bir tutam bana`da verdi,çitleterek eve girdim.Yengem,”nerden aldın?”diye sordu.Bursalı verdi diye söyledim. Kızarak,’’utan madan aldınmı? “dedi. Aklımdan hiç bir şey geçmedi. Bursalı, Nevruzun ağabeyiydi.Bu,ba na göz koymuştu,bir türlü duyuramaz.Aynı mahallede komşuyuz.Kardeşi Nevruza söyler, bana duyurması için yalvarır.“Menekşe’ye söyle“der.Nevruzda, sen kendin söyle demiş. Navruzda bana söyleme cesaretini bulamaz.Çünki konuşmalarımızın içinde öyle bir konu geçmezdi. Birgün elime testileri aldım,su getirme bahanasiyle Nevruzu görmek için gittim, oturmuş el işi yapıyordu.Yerinden kalktı,kucaklaştık.İki genç ne konuşur,ordan,burdan.Biz de öylesine konuşuyoruz,kısaca evliliğinden bahsetti. Nevruz bana ilk defa şöyle diyor.’’Me nekşe,ağabeyim burada olsa ne yapardın?’’dedi.Olabilir,bana ne,nerde olursa olsun.Konuş mamız böyle geçti,bu kadar duyurdu.Kaynanası kapıyı dinlemişti.Yengem,Hatice halanın görümcesi oluyor.Kaynasının hızlı,hızlı gittiğini pencereden gördü ve şüphelendi.Konuşma mızı duymuştu.Ben hemen oradan ayrıldım,dere çeşmesinden suyu alıp,eve gittim.Benden önce gider,yengeme yalan yanlış anlatır.Avlu kapısından içeriye girdim neye uğradığımı bi lemedim.Yengem öyle öfkeliydi.Acımasızca saçımı bir tutamladı,beni konuşturmadan pat küt girişti.Böyle şaşkınlığımdan suçlu duruma düştüm.Hiç bir sözde bulunamadım.Ağzın dan çıkan söz şuydu;”Bir daha seni o kızın yanında görmeyim“dedi ve yasakladı.Hatice ha lanın söylediğini anladım.İşin garip tarafı,suçum olmadığı halde sopa yedim.Akşam yemeği yendi, oda`da otururken,ağabeyim durumu anlamıştı,bir şeyler olduğunu.Tabiki anlatılmış tı.Ortada bir suç varmış gibi suçlandım.Bu yasaklara rağmen yine de giderdim,bu kadar can dan arkadaştık.Sizlere bir anı anlatayım da gülün.Günün birinde evde kimseler yoktu.İşleri bitirdikten sonra oturma odasına girdim.Öğleye yakındı,Radyoyu açtım Müzik dinleyim di ye.O anda Yurtansesler den Türküler söylüyorlar.Nevruz’da severdi.Dinlerken,olmaz deme yin,böyle oldu.Radyoyu kapattım,koşa koşa Nevruz’u çağırmaya gittim.Çabuk bize gidelim, yurttan seslerden Türküler söylüyorlar,kapattım geldim dedim.Gidelim açalım,sende dinle dedim.Eve geldik koşarak,Radyo`yu açtıydık.Yurttanseslerin Türküleri bitmişti.Şaşırdım,Ra adyoyu kapatınca Türkülerin duracağını sanmıştım.Sene 1948,ozamanlarda Radyo kullanan larda çok azdı.Nevruz durmadı hemen gitti.Hani,plak gibi durur sanmıştım.Bilgisizliğimden, ogün ikimizde dinliyemedik.
Bir Pazar Günü,Ağabeyim,Yengem köye tanıdıklarının düğününe gittiler.Giderkende bize yapacağımız işleri söyledi.Kimyayla Ben,sabah oldu kalktık,birimiz koyunları,birimizde keçileri sağdık.Sütü süzekten süzdük,ocakta süt pişerken Kimya,çocukları kaldırdı,kahvaltı larını yaptılar,Okula gittiler.Biz’de kendimize ait olan işleri yapıyoruz.Pişmiş sütleri çömlek lere koydum,bulaşıkları yıkamaya başladım.Tavuklar kapların içine giriyor,ben kovuyorum yine geliyorlar.Sinirlendim,elimdeki bıçağı attım,süt sağdığım Helkeye çarptı.Çarptığı yeri
çukurlaştırdı.Tabi bundan Kimyanın haberi yoktu.Kendisi odaları temizliyordu.Bu arada,Ağ abeyim’ le Yengemde geldiler.Ertesi günü,Yengem delinmiş olan Helkenin farkına vardı’’bu Helkeye ne olmuş böyle?”dedi.Böylece,tavuklar başıma belaydı,gezdiği yerleri kirletirlerdi.
Bursalı,askerden izine geliyor,Menekşe’yi isteteyecekmiş diye duyuldu.O`da şöyle du yuldu.Bursalı askerdeyken yazdığı mektupta,ben Menekşeyi istiyorum diye bir mektup yol lamış,onu`da annesi duvarın dibinde,oturanlardan birine okutmş.Böylelikle duyuldu.’’Her güzelin gönlünde bir Arslan yatar’’derler.Gerçekten,bir akşam İstemeye geldiler.Giderler ken,yine geleceğiz dediler.Her iki günde bir gelirlerdi.Yanlarında sözü geçen iki yaşlı adam larla gelirlerdi,beni istemeye .Yengem beni vermek taraftarıydı,ama ağabeyim’le ben iste miyorduk. Ağbeyim’den olumlu cevap alamayınca giderlerdi.Yengem ise bana kızarak,’seni oraya vereceğim’’diyor,başka bir şey bilmiyor.İstemediğimi duyunca onlarda gelmiyorlardı. Seviniyordum gelmiyecekler diye.Ama yengem,iki gün geçmedi Emine kadına haber yolladı kızı vereceğiz diye.Tabi ki onlarda gelirlerdi.Ağabeyimle Ben istemeyince yine olmazdı.Ama benim üstümden de sopa eksik olmazdı.Bu gelip gitmeler bayağı sürdü.Birgün komşumuz E min Dedenin hanımı,Selvi cici bizdeydi. Avluda oturmuş,yeşil fasülye ayıklıyorduk.Konuşu yorlarken,konu yine bendim.Yengem benden sinirini alamamıştı.’’Seni bu bıçakla dilerim’’ diye koltuğumun altına dayayarak, ‘’adın onunla çıktı,canın da onunla çıkacak,vereceğim seni Bursalıya,çaren yok’’dedi. Emin Dedenin hanımı Selvi teyze şöyle dedi,’’Leyla bacı,kıza eziyet yapma istemiyorsa’’ Onlar konuşurken dinlemiyordum.Kendi kendime,hayatta yaşa nanlardan kurtulma çaresi aramaktayım.Ne yapsam’da kurtulsam diye,çaresizim.Düşündü ğümü yaparsam sopa yemekten daha iyi.Bir öğlen vaktiydi,yine dövüyordu,” bana karşımı geliyorsun”diye, sokaktan geçenler duyuyorlar.Dükkana gidip ağabeyime şikayet ederler. Ağabeyim eve gelir,hanımına kızar ve bir kaç vurur’’Senin zorun nedir?’’diye.Ama Ağabe yim gidince yiyeceğim sopayı ben biliyorum.Şaşkın bir haldeyim,ne yapmam lazım onuda bilmiyorum.Yengem beni oraya vermeye kararlı!Nihayet buldum kurtulma çaresini.Her ev de bulunurdu.Fareler için zehirli buğday kurtaracaktı beni.Kafama koymuştum,kendimi öl dürmeyi.Zehirli buğdaydan bir avuç aldım,birer,ikişer derken, yutmuştum.Yengemle kız kar deşinin duvarları birleşikti.Midem bulanmaya başladı,elimde kalan zehirli buğdayı Feride teyzenin avlusuna,duvardan attım.Midem sancılanıyor.Canım tatlı olacak`ki kendimi kurtar ma çabasına düştüm.Ne yapsamda kurtulsam diye dolanıyorum. Yerden toprak aldım,ilaç gibi içiyorum. Fayda etmiyor.Aklıma yoğurt geldi.Yoğurtun içine toprak katarak içtim.Bulan itıyla tiksinmek geldi.Acı hissettim ve korktum,boğazıma parmak verip,istifra etmeye çalış tı.Tükrüğümde kan vardı,ne kadar zorlandıysam olduğum yere yıkıldım.Kendime geldim, sonra toparlandım,ortalığı topladım. Sonra Feride teyze geldi.Kardeşine beni anlatır.’’Bak şu Menekşe’nin yaptığına,avluya zehirli buğday atmış,tavuklar ölsün’’diye.Benim ne durum da olduğumu bilen yoktu.Feride teyzenin aklına gelen,bunu niçin attığımı,bilen yok.Benim aklımdan,Feride teyzenin düşündüğü geçmedi.Kendi canımla uğraşırım.Ömrün yetseydi bu rayı okumanı isterdim.Feride teyzenin bana kızması,kendince haklıydı.Durumun gerçeğini o’da bilmiyordu.Başımda dönen felaketten ailenin haberi yok,babam’da içinde dahil.Ama Benim istemediğimi ağabeyim dışardan duyardı.Neden benden bir şey sormazdı?,bende bir şey söylemezdim.Evlenmek istemediğimi söyleyince yengem diyorki,’’başıma yastıkmı edeceğim seni,Bursalı yla evleneceksin’’Ağabeyim de onlara, bende verilecek kız yok diyor. Yengemde,adın çıktı,canında orada çıkacak diyor.Ama sormazlarki adın nasıl çıkmış.Hiçbir zaman konuşma olmadı,sadece kapının önünü süpürüyordum, o`da yanımdan geçerken,’’ kolay gelsin Menekşe’’dedi.İşte hepsi bu kadar.’’Adın çıktı dedikleri’’bu kadar.Ağabeyimin hanımına karşı geldim, onunla evlenmek istemiyorum diyebildim,isyan ettim. Ozaman ken dimi kurtardığıma pişman oldum.Kendime şöyle dedim;Kurtulmam imkansız,bir kere Felek beni avcunun içine almıştı.Daha bir şey yapamazsın,gücün yetmez dedim.Kaynana olacak kadını,her zaman işimize,onu çağırırdı,büyük işlerde o gelirdi Otelin çamaşırlarını o yıkardı, yufka ekmek,ev badanasına o`nu çağrırdı.Akrabamız olan Selvi halayı yollamış,benimle ko nuşması için geldi.Bana soruyor,’’seni istemeye gelecekler,bak kızım bir karar vermelisin,ki mi istiyorsan onu söyle’’diye saçımı okşuyor.Bu üç kişiden birini seçmelisin.’’Hangi tarafı is tersen ona verecekler’’Ben’de,bir sene daha evlilik düşünmüyorum dedim.’’Dinle beni,seni başlarına yastık edecek değiller’’dedi.Bu durumda ben çok çaresiz kalmıştım.Köy deyince, görmediğim yerlerdi.Düşündüm,mecbur kaldım ilk gelen olsun demeye.Her şey burada bit bti.Yine kazanan yengem oldu,mücadelem boşa gitti.Birgün arayla yine istemeye geldiler, böylelikle verildim ve söz kesildi.Gelirken yiyip içeceklerini beraber getirmişlerdi.O sabah tabiki’’ Menekşe ‘yi vermişler’’diye duyulmuş.Bir haftanın içinde nişan oldu.Kayınbabamın serçe parmağından yüksüğünü çıkarıp,Nişan yüzüğü olarak parmağıma taktılar.Gümüş yük süktü ve nişanlandık.Nişanlım benimle görüşmeye gelmişti.Görüşmede beni öpmeye kalk tığında elini yüzünü cırmalamıştım .Sonra evimize rahatlıkla,arada bir gelir,giderdi.Bu ara da izini bitti, askerliğini tamamlamaya gitti.Askerliğinin bitmesine iki ay kala bir Mektup geldi ağabeyime.’’Teskeremi almayacağım,siz ne diyorsunuz?’’Askerlikte kalıp devam et meyi düşünüyorum diye yazmıştı.Bizimkilerden de bir Mektup gidiyor, ‘’bir kadını besleye miyecekmisin?, burada iş yokmu orada kalacaksın?, gel bir iş buluruz’’diye çağrıldı.İki ay sonra tezkeresini alıp,geliyor ve zamanlar geçiyor.Geldikten sonra hiç yüzüne bakmazlar. Sonra eve gelir gider oldu,görmek istemiyorum.Nereye gitsem karşıma çıkıyor,gördüğüm de huzursuz oluyorum.Birgün yengem,beni ve kaynanayı alarak bahçeye gittik.İşimizi biti rip öğlen sıcağında eve gelirken,yine dalların arasında gördüm.Anası’da yanımızda,eve geldik.Yemeğimizi yedikten sonra Kaynana gitti.Bende hayvanların yattığı avlunun bir köşe sine oturdum,ağlarken Yengem geldi.Ağladığımı fark etmişti,”niye ağlıyorsun?” diye sordu. İlk defa üzgün gördüm Yengemi.Buna dayanarak,niye ağladığımı söyledim.Bilemem,belki de vicdanımı sızladı sordu,derdin ne? diye.Yanıma oturdu.Nereye gitsem karşımda görüyo rum dedim.Beni dinledi yengem.’’Kızım sen onun nişalısısın, elbette seni görecek’’İstemiyo rum dedim ama,bir aradan sonra gelip gitmeyi kesti.Ağabeyimin oğlu Ali gider,’’enişte bize gelmiyorsun’’der,alıp gelir ve gelmeye devam etti.Bende sineme çekmekten başka bir çar em kalmadı.Kimya merdivenleri siliyordu, ben de bulaşıkları yıkıyorum.Eniştesi geldi,otur ma odasına geçip oturmuştu.Radyoyu açıp karıştırır,bir yeri açmış dinliyordu.Herhalde Kim yanın zoruna gitmiş olacak ki,yanıma geldi kızarak”nişanlın kendini Aileden mi sanıyor?’’di ye söyleniyor“’’Zevkine düşkünse,kendine bir Radyo alsın”dedi.Bende böylece nişanlıma söyledim.O gece uyumaz ,sabaha kadar düşünmüş .’’Beni işimden edip getirdiler,olacağım buydu’’der.’’Hani iş vereceklerdi?’’Ertesi gün oturup bir Mektup yazar,’’askerlik işime dön mek istiyorum’’der ,böylece Asker kalmayı tercih eder.Yazdığı dilekçeyi gönderir.İki ay son ra Mektubun cevabı gelir,’’dilekçeniz kabul oldu,yakın bir zamanda gününü sana bildiririz’’ Aradan bir zaman geçti,sonra bir Mektup geldi.’’Haydi gözün aydın iş başına’’Muğlanın Datça kazasına vazifeli olarak tayin etmişlerdi.Üç hafta arayla gün verilmişti.Günü belli ol du.Gitmeye mecburdu,çok az süre tanımışlardı.Düğünün yapılması için babasına, annesine durumu anlatır,”ben tekrar Askerliğime dönüyorum,dilekçe verdim kabul old,üç hafta zam an tanımışlar”der.Düğünün en kısa zamanda olmasını ister.Babasıyla o akşam bize gelirler, durumu anlatırlar ve ertesi akşam babamı’da alıp gelmişlerdi.O akşam düğünü yapmaları için gün isterler. Sonunda onayladılar. Eskiden bir adet vardı. Kız evi,Oğlan evinden Başlık isterlerdi.Bizimkilerde,Bin lira başlık istediler.Ertesi akşam gelirken yanlarında,iki sözü ge çen kişiyle geldiler.Bin Lira da başlık getirmişler .Ağabeyime parayı verdiler.Böylece düğün hazırlıklarına başlandı. Bir haftanın içine sığdırdılar. Ağabey’im de aldıkları başlık parasıyla Yün Yatak, Yorgan ve Ev eşyası aldılar. Oğlan tarafıda hazırlığını yapmış.Üç gün Düğünüm oldu. Davulcuyu ve zurnacıyı ,Erkek Köçeğine varana kadar tutmuşlardı. Kayınbabam Reşat altın taktı. Onu da üç günlüğüne kiralamıştı. Takılan altınlara sevinmiştim. Düğün olup bit ti.Gelin gittiğim o akşam samanlığa yatağımız hazırlanmıştı.Sabah gelinin başındaki duvağı açarlardı. Benim de Duvağımı açtılar ,duvağım açıldıktan sonra, Bursalı işinin basına döndü ve boynumdaki emanet altınları alıp sahibine verdiler.Bu Ata sözü her yerde geçerli ,’’El atı na binen,Bayram günü yaya kalırmış’’denir.Derim ki hiç kimsenin suçu yok,Kaderimden suç luyum.Üç yaşımdan beri Hayatımı anlatmakla bitmiyor .Menekşe bu senin Kaderin. Gelin olup gideli bir Hafta olmuştu, evde su kalmamıştı .Elime testileri aldım, ağabeyimlerden su getirmeye gittim ,kapıyı çaldım,girdim içeriye kimse yoktu.Testilerimi doldurup, evide özle miştim, odaları gezdim.Böylece özlemimi gidermiş oldum. Dolu Testilerimi alıp çıktım.Her Evde terkos suyu yoktu.Kaynanamla kayınbabamın yanında altı Ay beraber kaldım. Altı ay ın içinde bir anım var.Görümcem Döndünün zeytin yemesi.Bir yufka ekmekle tek bir zeytin tanesini yedi.Çekirdeğini,her lokmasında ağzına alıp çıkardı. Bir ekmek bitene kadar aynısı nı yaptı.İşte böyle,demek istediğim,her zeytin yediğimde ister istemez o görüntü aklıma ge lir.Rahmetli Kayınbabam,çarşının içinde gece Bekçiliği yapardı,sabahları eve gelirdi.Ayak se sini duyardım, hemen kalkar kapıyı açardım.Kayınbabam kıyamamış olmalıki,bana’’ kızım geldiğimi duymayasın diye ayaklarımın ucuna basarak geliyorum, yinede duyuyorsun,sen hiç uyumuyormusun?” dedi .Kayınbabam değerli bir İnsandı.O kadar değerlimi,değerliydi.
Oğlu Bursalı gittikten sonra,Aydın da altı ay kurs gördü.Bitirdikten sonra Datça’ya,vazifesi nin başına gider,oradan bir Ev tutar gelir.Beni ve üçüncü sınıfa giden küçük görümcem Sel vinazı aldı,bizide beraber götürdü.Giderken yanımıza ne almamız gerektiğini bilmiyordum, ilk defa gurbete çıkıyorum.Giderken yanımıza kap,kacak aldık, bir de yatak yorgan aldık.E vin ortasına serecek kilim bile almadık. Oradan alırız dedi. Böylece evden ayrıldık,Kırşehir de bir otobüse bindik.İlk defa yolculuk yapıyorum.ilk gördüğüm yer Marmarıs‘ti.Biraz Mar maris’e yaklaştığımızda,uzaktan gördüklerim ilgimi çekti.Bakıyorum, Masmavi görünüyor. Yeryüzü mavi ve gökyüzü de mavi.Aklım karıştı.Sordum biz nereye gidiyoruz?Karşıda gördü ğün Deniz.O kuşlar ne yapıyor böyle suyun üstünde?dedim .’’Onlar kuş değil’’dedi,nedir bu nlar?dedim.’’Onlar,Denizin üstünde sandal gezisi yapıyorlar’’Anlamadım,ama şaşkın şaşkın baktım .Marmaris in terminaline geldik.Datçaya otobüs yoktu,iki gün Otelde kaldık.Oradan bir Ankara Kilimi aldı.Datça’ya gideceğiz ama Otobüs yok,ne yapacağız? diye düşünürken, ‘’O zaman biz de motorla gideceğiz’’dedi, nasıl olacak bu dedim?. Bursalı da ‘’Deniz Motoru yla gideriz’’dedi .Sandım ki tarlaları süren traktor moturuyla gidilecek .Kocaman tekerlerini nasıl tartacak?o,su dedim.Biz bu Motorla gitmiyelim,Selvinaz’la ben korkuyoruz,suyun dibi ne batarız dedik.Ağabeyisi güldü.’’O Motor değil,bu Denizde giden motor,yolcu taşır’’ dedi. O zamana kadar büyük bir ırmak bile görmemiştim.Bu Motor hep yolcu taşır.okusaydım,ki taplarda görürdüm. Otelden ayrıldıktan sonra yolculuk başladı. Devam ettik,Datça” ya var dık.Kiraladığı evin kapısının önündeki taşın üstüne oturduk,”burada bekleyin’’dedi.Ev sahi binden anahtarı alıp geldi.Şunu’da belirteyim.Taşın üzerinde otururken eğildim,yerden bir taş kaldırdım,altından bir sürü Karınca kaynaşınca garipsedim.O zaman anladım Gurbrtte yim.Tuttuğu ev iki odaydı,girdik.Evin içerisi karanlıktı.Altımıza serecek tek Kilim var,bir de yatak ve kapkacak.Eve taşınalı üç hafta olmuştu.Bursalı,onbaşı olarak işine başlamıştı. Me mur takımı olanlar,onbaşının Hanımına hoş geldine gidelim derler.Oturduğumuz Mahalle nin Muhtarının hanımı geldi yanıma.”Kızım,sana hoş geldine gelenler olacak”dedi. Baktı Evin içinde oturacak bir şey yok.“Sana evden serecek bir şeyler getiriyim”dedi, gitti getirdi. Biz gelirken Ankara kilimi almıştık o seriliydi yerde.Elif abla minder ve yastık getirdi, bende oturacak yer oldu diye rahatladım kendimce.Bu gelen Öğretmen hanım,kaynanasıyla geldi diler,açtım kapıyı buyurun ettim.Hoşgeldiniz diyecektim,oturmadılar sadece şunu dedi’’aaa hepside bu kadarmıydı’’Sanırım evi fakir gördü, kaynanasını alıp çıktı. Elif Ablanın insanlığı nı orda gördüm.Orada ne kadar kaldık bilemem?
Şöyle bir şarkı var,’’hatırla Sevgilim,çamların altında verdiğin Buseyi’’diyor.Böyle güzel Anı ben yaşamadım.Yaşantımı yazarken hatırladığım,unutamadığım Anılarım benimde bun nlar. Bunlar Kitap olarak değil ama, Anılar hatırlandıkça yazılır.Elif Ablanın yanından ayrılıp Şehir içine taşındık.Evi biraz olsun düzelttik.Ev sahibi Hatice teyzelerde çok iyiydiler.Bunla rın’da iki kızları vardı.Kendisi hiç boş durmazdı,eski giysileri ip yapıp, yolluk dokur satardı. Bu arada görümcem Selvinazın Okul kaydını yaptırdık.S adece bir gün gitti.Öğretmen zenci olduğundan korktu,bir daha Okul`a gitmedi.Taşındığımız çevrede Memur hanımları ile ta nıştık.Doğrusu onlarda benimle ilgilenirlerdi,aralarına aldılar.İçlerinde en küçükleri bendim en yaşlısı olan Zarife teyzeydi.Nereye gitseler benide yanlarına alırlardı,yol boyu geziye, ya da misafirliğe bensiz gitmezlerdi.Datça’nın eğlencesi bitmezdi.Denizde sandal yarışı yapılır dı.Denize balonlarla inerlerdi,bisiklet yarışı olurdu, seyircilerden iğne atsan yere düşmezdi. Arkadaşların isimleri Zarife teyze,Hatice ve Nermin,bir de Tormüs hanım,bunlardı.Tormüs hanım Banka Müdürünün hanımıydı,benimle beş arkadaştık. Zarife teyze bana sevimli,kü çük diye hitap ederdi.Arkadaşlar denize girerlerdi,ben`de oturur, onları seyrederdim.Zarife teyze iki Hafta sonra benim elimden tutarak suya çekti, bir iki derken diz boyuma kadar gir dim,suyun içinde yürüyorum. Görümcem selvinaz da Deniz kenarında oynuyor, yine Zarife teyze bana,”gel korkma,sana yüzmeyi öğreteceğim,beni kollarının üstüne yatırdı,’’kendini rahat bırak”,bir kaç hafta kollarının üstünde yüzdürdü.Bazen suyun üzerine bırakırdı.Böyle ce azda olsa yüzmeyi öğrendim.Zarife teyze,”gel yanıma’’dedi.Yüzerek yanına gittim,biraz daha gitti .”Yanıma kadar gel,öğrendiğine emin olmalıyım”dedi.O zamanlarda mayo denen bir şey yoktu, elbiseyle girerdik. Arkadaşların bana göstermiş olduğu ilgiyi,içlerinden birisi kıskanmış olmalı.Kendisi ustaca yüzmeyi biliyordu.Yüzmeyi öğrendim ama,o kadar’da usta ca değilim.Tormüs hanım,”artık yüzmeyi öğrendin,haydi gel benimle,yarışalım”dedi.Artık yüzmeyi öğrendim,seninle yarışacak kadar bilemiyorum dedim ama,yüzmekte istiyorum. Diğer arkadaşlar eve dönüyorlar,denizde kalmamı istemiyorlardı.Ben Tormüs hanımla kal dım,onlar da görümcemi alıp gittiler. Gerçekten yüzdüğümü sanıyordum. Nerden bilebilir dim,Tormüs hanımın tuzak kurduğunu.“Hadi gel yüzelim”diye beni kışkırtıyor.Onun kadar derinlere gidemiyorum.Denizde ikimiz kaldık ,karşıda insanlar görünüyordu.Yanıma geldi yüzerek önüme düştü,arkasından yüzüyorum,bayağı uzaklaşmıştım.Yetişmek için çabalı yordum,önümden kayboldu.Bir Adanın arkasına gizlenmiş,beni orada bekliyormuş.Bende bayağı açılmıştım, yoruldum. Biraz soluklanıyım diye kendimi suya bıraktım,ayaklarım yere değmiyor,korktum hemen oradan geriye döndüm.Aramız uzaktı nasıl yetişti?Beni izlermiş nasıl yetiştiyse yetişti,ayağımdan tutuyor.Yardım ettiğini sandım.Beni denize,tutup tutup suya bastırıyordu,bağıracak gücüm yoktu. Olan gücümle kurtulmaya çalıştım,hala beni su ya bastırmıya çalışıyor.Hayli bir mücadele ettim.Canım iyice kesildi.O anda ayağım yere de ğdi.Yukarıda tuzak kurmuş dediğimde haklıymışım.Görenler ne bilsin,suda şakalaştığımızı sanmışlardır.Çıktım denizden rahat bir Nefes aldım.Kadın o kadar soğukkanlı duruyor.Bu yaşadığımı Arkadaşlarım ve Aileme anlatmadım,yıllar sonra anılarımı yazmaya başladım.Bu kadının bana kötü niyet taşıdığını anladım.Diğer arkadaşlarla aramız kötü bir niyet olmadı.
Her bir Anılarım dan anlatmak için çıktım yola.Bakın ne anlatacağım,şaşırdım gülmeyim diyorsamda,gülmemek elde değil.Ben de geç öğrendim,öğlene yakındı kapıya vuran oldu, açtım kapıyı,bir Askerdi.Elinde sepetle duruyor.Buyurun dedim,elindeki Sepeti bana uzattı ve Asker şöyle dedi.“Abla bunları Mehmet onbaşım yolladı”,deyince,orada bir durakladım, şaşkın şaşkın baktım. Orada şaşkınlığımı bildirmemeye çalıştım ve sordum ,kim dediniz?ta bii tekrarladı,”Mehmet Onbaşım”dedi, Sepeti yere bıraktı gitti.Bir yanlışlık var diye düşün düm,akşam olmasını bekledim.Boş durmadım yemek hazırladım.Bursalının gelmesini bek liyorum.Gelince anlattım.Bugün bir Asker elinde Sepetle geldi,içinde yiyecekler vardı,’’dedi ki,”Abla bunları Mehmet onbaşı yolladı “,Sepeti bıraktı, gitti.Kimse? bu sepeti yollayan Me hmet onbaşı dedim,sadece güldü.Şaşırdım,sonra bana “O Mehmet Onbaşı benim”dedi.Se nin adın Mehmet mi?,”evet “dedi,neden sana o zaman Bursalı diyorlar?,”neden mi?’’Hacı bektaş’ ta,Karahöyük denen yere Bursalı adında Ermiş gelmişti,babaannesi ona süt götü rürmüştü,torununu bu yüzden Bursalım diye sevdiğinden adı böylece Bursalı kalmış’’Nüfus ta benim adım Mehmet” dedi.Böylece evlendiğim adamın adını Askerden öğrenmiş oldum. Bir zaman sonra izine gittik.Hoş geldine gelenler oldu.Bursalı nerede diye sordular?,dedim Mehmet çarşıya gitti ,aaa “Bursalının adı Mehmet mi oldu” dediler.Anladım ki onlarda bil miyor,adının Mehmet olduğunu.Nufusta adı Mehmet geçiyor diye söyledim.İzinimiz bitti, döndük Datça’ya, altı ay kaldıktan sonra Muğla’ya geçtik.Sayın Okuyucular şimdi bu sayfayı buradan çevirelim,bakalım arkası ne anlatacak?.Bir kaç ay`da Muğlada kaldık.Kardeşi Selvi naz da yanımızda.Yolculuğumuz kestep oldu,oradan tekrar Muğla’ya,Askeriye Karargahına döndük.İki ay kaldıktan sonra,tarihini bilmiyorum,O yıllarda büyük bir Deprem oldu.Sonra Zeyve köyüne tayin ettiler.Zeyve ye gittiğimizde iki çadır verdiler,çadırda kalıyoruz.İki çadır vardı,birinde görümcem yatardı,diğerinde biz yatardık.Mehmetin çalıştığı Karakol yakınıdı. Çadır ağaçların arasındaydı. Bu ağaçlar çeşitli meyvelerle doluydu. Birgün öğlen yemeğini hazırladım,çadırın önüne oturdum, bekliyorum.Dalın üzerine bir Kuş konaklamış ötüyor.Gü vercine benzer,ilgimi çekti.Hep Ona bakıyorum. Bu arada Mehmet elinde tüfeğiyle geldi. Nasıl oldu birden hata yaptım.Şaka`da olsa demiş bulundum.Bu kuşu vururmusun, diye söy ledim. Kendiside hemen hazırmış,tüfeğiyle ateş etti, Kuş daldan yere düştü. Aldım elime, kendi kendime dedim ki,canınamı susadın?,kıydık senin canına.Sonra temizleyip kızarttık. Üçümüz birer lokma paylaştık ve ağzımda mümkünmü çiğnemek,dişimin altından sanki direniyor. O anda tüylerim diken diken olmuştu.Derler ya”Her Kuşun eti yenmez”korktum yutkunamadım,ağzımdan çıkardım.Bilmem günahmı işledim orada, vadesimi yetmişti.Gü vercin değildi,Üveyik olabilirdi.Dalın üzerinde bakarak, sanki kalbimi okuyordu. Böyle bir canı yok ettik.Burası Zeyve, başıma gelenler burada başladı.Mehmet gidip gele,bir köyde çingenelerden bir kadınla tanışır.Bir kaç gün sonra öğlen yemeğine gelirken,elinde bir ta vukla geldi,”akşama misafir gelecek”dedi,’’yemek hazırla,bu tavuğu’da pişir”dedi, gitti.Ta biki evimiz çadırdı.akşam oldu yanında bir kadınla geldiler.Çadırın içinde bir masa vardı, ikisi girdiler. Masanın üzerine bir Rakı şişesi konmuştu. Akşam yemeğimizi birlikte yedik, sonra masanın üzeri toplandı.Tabi meze türleri kondu.Zaman bayağı ilerledi ,Misafirin gi deceği yok.İki Çadırımız var,birinde kardeşi yatardı. Büyük Çadır bize aitti. Adamın gözü dönmüştü. Kardeşiyle beni kapıya çağırdı.Görümcem daha on yaşındaydı.Onun yattığı Çadırda yatacağımı söylüyor, ve’’sakın sesini çıkartma dedi. Görümcem uyudu. Çadırlar yanyanaydı. Alem yapmaya başladılar.Rakı bardağının sesleri geliyor,sanki burada İnsan yoktu.Türküler mırıldanıyorlar.O Zamanlarda plak vardı,Türkülere eşlik yaparak söylüyor lar.Bir zaman sonra uyumuşum.Uyandığımda sabah oluyordu, Çadırdan dışarı çıktım.Sesli sesli söylendim,duymuştu. Çadıra geri girdim,görümcemin yanına yattım. Beyefendinin zoruna gider,kadının koynundan kalkıp gelir yanıma.Sen misin sesini yükselterek konuşan ,diye kafama tekme tokat girişti. Çadırda kadın duyuyordu,bana kızdığını. Yazıyorum bu gerçekleri, bu beyaz sayfalarda Yaşadıklarım kalacak.Burada başlayan yaşantım nereye kadar gidecek.Diyeceğim, altı ay anasının yanında kaldım.Onbir ay kadar evliyiz,demedi`ki ben bu kıza kendimi sevdireyim,severek aldığını düşünmedi.Dahada araya buz koyuyordu. Küçüklüğünde korkak büyüyen İnsan cesaretsiz oluyor.Ben hep böyle yaşadım,kendimi sa vunamıyordum. Bir de sabah kahvaltısından sonra,sevgili Eminesini yolcu etti ve böyle kal madı.Haftada bir gelirdi, kadın yine geldi,beraber sabahladılar.Sabah kahvaltısı yaptılar.Bu sefer kadını köyüne yalnız yollamıyor,kadının köyünün yakınında olan başka bir köye vazi feli olarak giden Askerlerin yanına, kadını da beraber götürmelerini söylüyor,ama Askerle re güvenemez.Tabi beni de yanında yollar,korumam için.Askerlerin peşine düştük gidiyo ruz.Görümcem çadırda kaldı. Nerden bilirdim başıma geleceğini,kocamın oyunla beni yol ladığını.Kadının yanına düştüm gidiyorum,Kurbanlık koyun gibi.Askerlere der.”Dönüşte ab lanızı getirmeyin,ben kendim getiririm”demiş.Kadını evine götürdüler.Askerlerin yanına giderek, geçerken benide buradan alın dedim’’Onbaşım kendisi gelecek almaya’’deyip,dö nüp gittiler.Evlerine girdim, çingenlerin arasına,her biri bir köşede oturuyorlar.Kadınla oda ya girdim ama huylandım kapıdaki kalabalıktan.Dört gözle eşimi bekli bekliyorum,beni ge lip alacak diye.O gün bu İnsanların arasında Eşimin gelmesini bekledim .Akşam olmak üze üreydi,Güneş batıyordu. Bu İsanların arasında kaldım. Korku iyice beni sardı, burada kala cağım diye. Neredeyse kafayı üşütecektim. Eşimin gelesi yok, beklerken karşımda Eşimin arkadaşı olan Nadi’ yi gördüm,kendisi gelmedi ve arkadaşını göndermiş.Bu adam bize göre iyi bir İnsandı,adı Nadi, beni götürmeye geldi. “Onbaşım yolladı beni” dedi,””Kendisi gelme di abla, seni benim götürmemi istedi,dediki ,eğer gelmezsen, seni birdaha almayacağını söy lememi istedi”, benimle gelecekmissin.Tabiki gitmek istiyordum , evet dedim.Yanında be yaz bir Atıyla gelmişti. Abla,”Atınanmı gidersin, yoksa yürüyerekmi gidelim”? dedi.Düşün düm,At`a ilk defa bineceğim, Atla gitsem üstünde duramam. At`a binsem adama sarılmak zorunda kalacağım. Mantığıma sığmadı, sordum, gideceğimiz yer uzakmı?, O da “bir buçuk Saat sürer” dedi .Yürüyelim dedim.” Peki Abla” dedi. Köyleri birbirine yakınmış ,burada be ni bekle dedi. At`ı eve bırakıp, geliyorum dedi. Kadın yanıma gelerek, bana korku veriyor, O`nunla gidilirmi, O bir Eşkiya ,Onbaşı seni gelip götürecek dedi.Beklediğim yerden kalk tım, kadınla odaya girdik, kapıyı kapattı .Nadi atını eve bırakır ,gelir “Abla nerdesin” diye bana seslenir, haydi geç kalmadan gidelim. Kadın,” seninle gitmiyor” dedi, Nadi,” bugün benimle gitmezsen,onbaşım seni eve almayacağını söyledi,beni duyuyormusun? Çık dışa rıya”. Nitekim anlamıştı, kadının beni bırakmadığını. Nadi sinirden kükrüyordu,kapının önünde İnsanlar bakıyorlar. “Bırak kadını dedi”, adamın elinde iki tabanca kapıya dayan dı,” bırak kadını,kapıyı pencereyi bana kırdırma, senin canı na okurum” Tabi kapı kilitli,ben çıkamıyorum.Bu kadar mücadeleden sonra kapıyı açtı ben de çıktım.Nadi kadına şöyle di yor; “Seni oralarda bir daha görürsem ayaklarının altını cilet le doğrarım”Karanlıkta çıktık yola.Pek bilemiyeceğim, bir saat kadar yürüdükten sonra vardık çadıra tabi beni korku sar dı,neyle karşılaşacağım?Kocam dediğim adam beni arkadaşına güveniyor,dışardan bulduğu kadını Askerlere güvenmiyor.Adam nasıl bir kalp taşıyor bilmiyorum. Nadi eğer yaşıyorsa kulakları çınlasın!Adam açtı ,çadıra girdik içeri.Kocam,hiç bir şey olmamış gibi yatağına uzanmış yatıyor.Nadi anlatıyor,”kadın Ablamı bırakmak istemedi, Onbaşım bana müsade ”dedi gitti. Adam gittikten sonra suçunu bastırmak için bana bağırdı.’’suçlu bağırmışta suç suzun ödü patlamış’’derler. Mehmet, Nadi nin,kız kardeşi Döndü’yle evlenmesini düşünürdü,o kadar candan yakındılar.
O gün den sonra kahveci Gümüş Dayının bahçe içinde ki bir tek odaya taşındık.Çadırlar toplandı.Aradan bir ay geçmişti,olaydan sonra yine kadın gelmişti.Askerlerden birisi geldi ”Abla,o kadın onbaşımla beraber yukarıda,bizim koğuştalar”Bir ay önceki olay duyulmuştu. Burada inanmak istemedim,altı karakoldu , üstü askerlerin koğuşuydu. Orası çok yüksek bina idi, gittim. O kadar yüksek merdivenlerden çıktım, seslerini duydum, olamaz dedim Gerçekten gelmiş, konuşmalarını dinledim. Adamla kadındın o geceki alemlerini anlatıyor lardı. Sabrım tükendi.Açtım kapıyı,sizi utanmazlar diye küfür ederek kızdım.Kadın kuca ğında oturuyordu,yerinden kalktı. Adam üzerime doğru geliyor.Tabiki korkup hemen ora dan kaçtım. O kadar merdivenlerden nasıl indim bilmem. Ondan önce eve geldim ,kapıyı arkasından kilitledim.Biliyordum arkamdan geldiğini.Elinde bıçakla ve kapıya gelip dayan dı’’Aç kapıyı diyordu’’ama açamazdım.Pencereye geldi, kızgındı.Öfkeli,öfkeli bağırıyordu. Odanın bir pençeresi vardı, kepenkliydi.” Sana aç kapıyı diyorum’’ Ben açmam, elindeki bıçağı atta açıyım dedim.Kepengin arasından ağzı açık olarak al diye bıçağı uzattı.Niyetini anlamıştım,ç ünki bırakmıyor bıçağı elinden, bende ver diye elimdeki ağaç parçasıyla bıça ğa dokundum. Ağaç parçasını parmağım sandı bıçağı yukarı doğru sıyırdı, parmağımı kesti ğini sanarak bıçağı bıraktı.Aldım ve sakladım,sanki evde bıçak yoktu ve açtım kapıyı. Hem en saçımdan yakalayıp kafamı koltuğunun altına aldı.Eline taş almıştı, kafama vuruyodu. Ama fark edilecek kadar taşı yavaş vuruyordu.Beni yerden, yere vuruyor,yere atarak tek meliyordu,yere yıkıldım. İki gün koma halinde yattım.Ben o haldeyken,kız Kardeşi ne yaptı bilmem.Üç gün sonra ayağa kalktım, beni Doktora götürdü. Muayene oldum,tabiki Doktor anlamışt.Vucudumdaki morları gördü ve eşime şöyle diyor,gözüne bakarak,”dikkat et,karın hamile”diyor.Doktor’a sordu,”Hamile mi dediniz” hamile olduğumu öğrendi.Doktordan çık tık ve gelene kadar suskundu,ne düşünüyordu? Ne beklersin dedim kendime,bu sessizliğin arkasından ne gelir? bilmem.Bir zaman sonra kendime geldim,açlığımı hissettim.Ortalıkta bir sessizlik gidiyordu.Ortada dedikodu çoğalmıştı.Mehmet onbaşı Karakol koğuşuna kadın alıyor söylentiler olmuş.Bu,Muğlaya kadar gitmiş.Başları Mehmeti çağırır,ifade verir gelir. İki gün geçer yine gider.Öğlen yemeğe gelmedi.Akşam yemeğinde`de yoktu,bekledim.Köy lere görevlimi gitti?diye düşündüm.Bunu üç gün katıksız göz Hapisine alırlar.Bu gizli tutulur Ertesi akşam görümcemle otururken,gecenin yarısında kapımız penceremiz taşlanıyor,san ki silah atılıyordu.Görümcemle neye uğradığımızı bilemedik.Kapıyı hala taşlıyorlar.Korku dan kalbimiz duracak gibi,küt küt atıyor.Sesimiz çıkmadan bir köşeye gizlenerek,bibirimize sarılarakogece korku içinde sabahı ettik.Ertesi gece taşlamadılar.Adamın sefasının cezasını, zorunu ben çektim.iki aylık hamileyim burada da fazla kalmadık.Dedikodu yüzünden ayrıl mak zorunda kaldık.Toplandık Muğla’nın Kaya Köyüne taşındık.İki odalı bir ev tuttu,yerleş tik.On gün,memlekete gitmek için izin aldı.Kardeşini götürdük annesine teslim ettik.İzin bi tti,kayadaki evimize geldik.Burada bir ailey le tanıştık.Bu aile Selanikten gelme. Bazen on lar bize oturmaya gelirler,bende onlara gider dim. Evleri yol üstündeydi.Sayılı aylar çabuk geçiyor, doğumum yaklaşıyordu.Bu arada başka bir Aileyle tanıştım.Bu Ailenin yetişkin iki kızları vardı.Birinin adı Hadiye’ydi.Bunlar’da Selanikten gelme,çok candan,güler yüzlü bana anneleri vardı.Torunu Hadiye yi isterdim,yanımda Yoldaş olsun diye,yollardı.Diğer ailenin de onaltı Yaşlarında yetişip,gelen kızları vardı adı Gülşen’di, sık gelip giderlerdi.Ben`de on lara alışmıştım.Doğumum yaklaştı günüm bitti,doğum sancılarım başladı.Bu aile Karakola haber vermişler ve adam eve geldi. Mahalleden bir Ebe getirdi.O Ebe Gülşenin anneannesi ydi.Doğum dan anlarmış.Çocuk Dünyaya geldi 20 /05/1958`de,bir kızımız oldu.Babası,baba annesinin adını koydu,Saniye.Ben`de tam Yirmi yaşımda Anne oldum.Beni doğum yaptıran Ebenin önerisi,böyle bir adet varmış,ilk doğum yapana Kırkgün Su içirilmezmiş diye.Bana Su içirmediler.’’Su içersen bir daha çocuğun olmaz’’dediler.Doğum yaptıran Ebe,torunu Gül şen’le her zaman bize gelir,giderlerdi.Çocuğun altını değiştirirlerdi.Kırkgün Su içirmeyecek lerini söylediler.Sadece soğuk süt içtim.Her şeyler bana kokuyordu,yemekyiyemiyordum. Öyle bitkin halsiz düştümki,dayanamaz hale geldim.Artık ne olursa olsun diyerek Musluğun yanına kadar gittim, kana kana suyumu içtim. Su bana Hayat verdi ve ayağa kalktım.Kendi işimi kendim yapıyorum. Her zaman Mehmet, öğlen yemeğine geldiği zaman Gülşen kız da gelirdi. Bir gün köyde vukaat olmuş, Mehmet oraya gideceğini söyledi,” korkarsan Gülşen’i yanına al, sabah gelir” deyip gitti.Ben`de gittim Hadiye yi annesinden istedim.Bugün,Hadi ye benimle kalabilir mi?,Mehmet köylere gitti`de?O`da yanımda kalmasına izin verdi.Eve geldik,Hadiye bebekle ilgileniyor,bende yemek için bir şeyler hazırlıyorum.Zaman geç ol muştu yemeğimizi yedik,yere bir yatak serdim Hadiye kız yattı,ben’de kızımla yattım.Sa bah oldu yataklar toplanmadı.Bebeğimin altı ıslanmıştı.Onunla ilgileniyorduk,Mehmet geldi’’Kahvaltı yapalım,öyle yatarım’’de Kahvaltılık hazırladık,Hadiye,’’ben eve gidiyim’’ dedi.Önce kahvaltı yapta sonra gidersin dedim,”yok Abla,annem beni bekler”dedi.Kızı al dım yanıma,götürdüm evlerine bıraktım.Nerden neyin geleceği bilinmiyor.Beni doğum yaptıran Ebenin torunu,her zaman çocuk sevme ye gelir.Hiç aklıma gelmez.Çünki gözümde küçüktü.Z aten ailece gelip giderlerdi.Bebek iki aylık oldu.Günün birinde öyle bir olayla kar şılaştım ki,anlatayım.Öğlen yemeğine Mehmet eve geldi yemeğimizi yedik.Ebenin torunu Gülşen bizde.Yıkadığım çamaşırları bahçeye sermeye gittim,çamaşırları ipe serdim döndü m,oda`ya girerken ne göreyim.Orada öylece onları görünce ben suçlandım,donup kaldım. Bunu kızdan beklemiyordum. Kız sandalye de oturmuş kitap okuyordu.Adam`da kızın arka sına geçmiş,elleriyle göğüslerini okşayarak,yanaklarını öpüyordu.Beni arkada görüyorlar, hiç bozgunluğa vermiyorlar.Sinirlerim bozuldu,kaşıla rından çekildim,kız gitmişti. Bizim günler tartışmayla geçiyordu.Bazen öğlen yemğini orda yermiş.Eve gelmediği günler olur du.Günlerden Pazar günüydü, banyosunu yaptı,ütülü gömleğini giyindi ve evden çıktı git ti.Ama nereye? Oturdum çamaşır yıkıyordum.Yakınınımızda büyükçe bir bahçe var.Ayrıca oturduğumuz evde Bahçe içiydi.İncir almaya,dala uzandım.Karşı bahçeden sesler geliyor, dinledim.Oraya doğru gittim,gördüm.Orada çocuğumun babasıyla kızı gördüm.Kocaman bir Dut ağacının üstünde Kız oturmuş, altındaki enayi de ağzını açmış bekliyordu.Dut siyah tı.Kız ağacın tepesinde Dut koparıp,ağzına atıyor.Tabi ağzına değil gömleğin yakasına düşü yor.Gömleği kırmızıya boyanmıştı. Ne yapıyorsunuz böyle? dedim.’’Ne bağrıyorsun’’diye oradan eline bir tahta parçası alarak kızın yanında beni dövmeye koştu.Eve geldik bir kaç defa vurdu.Kapa çeneni, bir daha duymayım diyor. Bu sözler bana ağır gelirdi. Kendime soruyorum, elin Gurbetinde sen ne yaparsın?, sana sahip çıkmayana ne çabalarsın gönül. Artık bunu da sineye çektim. Ama kör değilim,çocuk var ne yaparım? Güç adamın elinde. Ürkek ve korkak büyümenin zararları bunlar.Elinden tutan ,sana destek olan yakının olmaz sa hiç bir şey yapamazsın.Daha bunlar yetmemiş gibi bir de beni Gülşenlerin evine gitmemi istiyor, böylece kabüllenmiş oluyorum.Kendisine saygısı olmayandan ne beklenir? Bu duru mu kızın ailesine duyurmayı aklımdan geçirdim ama zara rını kendimde buluyorum.Yakın bir arayla öğlen yemeğini hazırladım.Ne bahane etsemde, gidip düşündüğümü anlatsam annesine. Bahçelerinden maydonuz almak,o bahaneyle annesine anlatmaktı niyetim.May donoz istedim ama derdimi annesine uslübuyla anlatmaktı niyetim,anlatamadım.Düşündü ğümü yapamadım.Kızınan göz göze geldik.Biraz geç kalmıştım benden önce Adam eve gel mişti. Avlu kapısından içeri girdim,odanın kapısında elinde ekmek bıçağı’yla beni bekliyor du.Bana sözü şu oldu,”gel Kızını kestim,seni de keseceğim”dedi korktum ,olduğum yerde kaldım. Kızın sesine kulak veriyorum, ses yok Adamın sözlerini duymuyorum,kulaklarım uğulduyordu.Kapıya dayanmış Zebellah gibi,bıçakla beni bekliyor.Hem’de küfür ederek. Kızımın yanına girmek için yavaş yavaş sürünerek yanına yaklaştım.Dizlerim tutmuyordu, ayağa kalkmaya artık gücüm kalmadı, düştüm önüne.Öldürsün beni dedim.Kolumdan tuttu kaldırdı ve attı beni içeriye,o`an gözümü açamadım.Gerçekten kesti sandım,ayağa kalktım. ”Bak kızına dedi”baktım,salıncağının içinde mışıl mışıl uyuyordu.Görünce korkum gitti.Bu korkunç durum devam ediyor.Bir akşam yemeğinden sonra hayli bir vakit geçmişti,masada oturdu,içiyordu.Durup dururken birden,”çocuğunu al git” dedi.Gece karanlık nereye gide yim diye tartışırken,tuttu kolumdan, kapıyı açtı attı beni. Çocuk kucağımda gecenin zifiri karanlığında nereye gideyim?Küçük yavrumu kucağıma ve rip kapı dışarı etti.Allahım bu karanlıkta nereye gidebilirim?Bu insana hiçmi civdan vermedin?Bir duvarın dibine sindim. O köşe bizi kabullenmişti.Bebeğim ağladığımı hissdiyormuydu? Kucağımda ses çıkartmadan kıvranıyordu.Karanlık gecede hiç bir kıpırtı yok. İyi bir iş başardığını sanan bu adam birde yetmiyor gibi arkamızdan tabancasıyla ateş etmez mi!Korkunç gecenin karanlığında,evin hemen yakınında dışarda sabahlayacaktım.Kız kucağımda ağlayınca korktum.’’Denize dü şen,Yılana sarılır’’misali oldum,mecbur kaldım.Aramıza giren kızın kapısına gittim,kapıya vurdum Açtılar.Bebekle kucağımda görünce ,kadın şaşırdı.”Ne oldu gecenin bu saatinde, hayırdır deyince”, kızın anlatsın diyemezdim,evine sığınmışım.Kızı Gülşen yatmıştı.Gece likle geldi karşıma dikildi.Annesinin haberi yoktu.Hep ninesi yanında olurda,torununun halinden anlamz mı? Gecem orada geçti,sabah evime gittim.Bir dalın gölgesine oturup Adamın gelmesini bekledim ve geldi,girdim içeriye.İşte böyle denir ki,Gönüller sır dolu. Buna Kader deniyor.Bu yazıyı silecek kalem yokmu?derim insanların ağzında hep bu geçer. ’’Kader iyi yada kötü de olsa,Kadere boyun eğiliyor’’Ya bu Feleğin zoru neydi? Benim gibi olanların omuzundamısın?Gittiğim yere benden önce gidip oturursun.Bir günde olsun inseydin omuzumdan.Bu kadar mı Felek kötüsün sen? Gençlik gitti, otursan da,insen de ne yazar.Bunu kahırlanıp söyledim.Yengem,Feleğim senmiydin?Gençlikte derdimi anla tamadım,ancak beni bu sayfalar anladı.Kaya Kazasında bu olaylarıda yaşadım.İşkenceler bitmedi.Ve buradan ayrıldık,Muğla’nın Bayır köyüne taşındık.Gerçekten adı gibi bayırdı.Sa
kin,sessiz bir Köy burası. Orada,yüksek bir yerde yeni inşaatı bitmiş eve taşındık.Kasaba u zakta kalıyor.Bizden önce gelen sağlık Müdürüyle tanıştık.Sağlık Ocağı köyün biraz gerisin de.Sağlık Müdürüyle evlerimiz yakındı.Hanımı Semiha’yla anlaşıyoruz.Birer çocuğumuz var. Bir gün bizde,bir gün onlardayız. Akşam yemeğini beraber yerdik.Yerlilerden kimse görün mezlerdi.Tütün ve Pamuk toplalardı.İşleri buydu.Kızım Saniye el ayak oldu,durduğu yerde durmuyor.Bir gün çamaşır yıkıyorum. Kendine zarar vermesin diye önlem aldım.Çamaşırı yıkarken bir an unuttum.Kendi kendine gülüp oynuyordu,bende bakmıyordum.Birden dö nüp baktım,bir kutu dolusu çay bardağını almış bir bir alıp,pencereden atıyor,her attığında kırılan bardağın sesine seviniyor ve gülüyor.Pencere boyundan yüksekti.Kendi kendine za rar vermeden bardakları kırmış.Sonra banyo yaptırdım.Akşam yemeğine kadar mışıl mışıl uyudu.Burada huzursuz ve rahatsız değilim,günler geçiyor.Normal bir yaşantımız var.Bayır Köyündeyim,Kış bastırdı. Kışın yakacak odunlar boldu.Yaşantımız böyle gidiyordu.Bir gün Karakola haber gelmiş,Belenya ya gideceği haberini almış.Orada açıklık var demişler,he men oraya gitmesini isterler.Bir hafta içinde hazırlanıp,Kışın ortasında çıktık yola.Motorla arkadaşları yarı yola kadar savuşturdular.Giderken birden Motor hendeğe düştü. Orada söförle çıkartmaya uğraştılar.Motor kıpırdamaz, olda kaldık. Battaniye ye cocukla ikimiz sarıldık.Yoldan gidenler Sağlık Ocağına haber verirler.Hemen oradan bir kaç İnsan yollan mıştı.Moturu çıkarttılar ve devam ettik.Arası iki saat sürdü.Belenya ya geldik.Motordayız kız kucağımda,inmedik oturuyoruz.Kendisi hemen Karakola gitti,anahtarı almaya.Ev,ora dan çıkan bir önceki Başcavuşun eviydi.Karanlık basmadan eve girdik.Mehmet ertesi gün işine başladı.Burası Belan’ ya, aylar geçiyor.Ne düşündü bilmiyorum,Babamla mektuplaşır lar.Tabi babam’da damadının yanına gelmeyi ister.Günlerden Cuma’ydı,bana ,”sana bir sü prizim var”dedi,ne bu süpriz? dedim.”Babanı buraya getiriyorum”Buraya niye gelsin?,sen nerden biliyorsun geleceğini,diye sordum.“Ben davet ettim dedi” İki gün sonra gerçekten Babamla akşam yemeğine beraber geldiler.Tabiki hasret giderdik.Babamın gözünden oku nuyordu mutluluğu.Evde bir’de Torununu gördü,kucağına alıp sevdi.Çıkartıp Elli Lira verdi torununa.“Mutlu olun, birbirinize sahip olun oğlum” dedi. Damadıyla sohbet ederken,ben de masayı hazırladım.O akşam yemeğimizi Babamla beraber yedik,sonra çayımızı içtik.Soh betleri neydi hatılıyamadım.Zaman bayağı geçti,babamın yatağını hazırladım.Baba yatmak İstersen yatağın hazır.” Kızım birde banyo yapsam ,öyle yatsam iyi olur” dedi. Banyosunu yaptı ve yatağına yattı, bende üzerini örtüp çıktım.Sabah oldu, damadı kahvaltıdan sonra
işine gitti.Babam sordu,“Kızım içecek bir şeyiniz yok mu?”Anladım babamın istediğini.Da amadından kalan yarım şişe Rakı vardı,kalan içkiden bir bardak doldurup verdim.Damadı ndan çekinirdi.Babam içkiyi severdi.Akşam Mehmet gelince yemek arasında içerlerdi.Böy lece üç hafta rahat geçti.Babama karşı damadının durumunun değiştiğini,Babam fark et miş.“Ben gideyim oğlum yeter kaldığım”dedi.”Oğlum biletimi al“diye parasını veriyordu. ama damadının aldığını görmedim.Bilet üç gün sonraya alındı.Böylece üç gün daha yanımız da kaldı.Babama,gitmeden bir gün önce Adam demişki,kızında seninle gitsin.Paltosunun ce binden Beşyüz Lira çıkarıp, verirken ,bana şöyle söyledi;” “Bu parayı kocana verecektim, ama tutumunu iyi görmedim, al bu parayı koluna bir Bilezik al” dedi. Sabah babamı yolcu edeceğiz.Damadı şöyle diyor Babam`a “Kızınıda al götür” Babam`da,” beni buraya bunun içinmi çağırdın, ben buraya kızımı götürmeye gelmedim oğlum”dedi. Babam`a geçmişimiz den hiç bir şey anlatmadım.Ben çekiyorum,onunda üzülmesini istemedim.Bizi nasıl gördüy se,gördüğü gibi bilsin istedim.Böylelikle Babamı yolcu ettik.Giderken şöyle söyledi,Torunu nu aldı sevdi,öptü ve “şansın güzel olsun yavrum’’dedi,gitti.Babam varken tabi atını oynata mayacaktı.Bir zaman sonra Babamın verdiği Beş Yüz Lirayı anlattım. Babam giderken bana verdiği bu parayla koluna bilezik al diye verdi, dedim. Ama ben bilezik almıyacağım, dikiş Makinesine hevesliydim.Makine almak istediğimi söyledim ve gidip aldık, markası Singerdi. El makinesiydi. Babam dan kalan bana Hatıra bu. Ben dikiş dikmeye hevesliydim. Bir ve iki metre basma alıp onlardan çeşit çeşit Elbiseler diker,Saniye’ye giydirirdim. Sadece kol oy masında zorluk çektim.Onuda terziye gidip,ricada bulundum.Kol oymasını beceremediğimi anlattım.Bir gazete aldı, yakayla kol oymasını keserek gösterip verdi,teşekkür edip çıktım, sevinçle eve geldim. Bu sevinçle biçmeyi`de öğrendim.Belanyadayken,kızımız Saniye orada yaşını geçmişti.Bu arada Muğla’nın Ula kazasına tayini çıktı.Hadi bir daha toplandık,böyle ce Ula kazasına gittik.Ev hazırdı,vardığımızda eşyaları eve taşıdılar.Askerler,” Mehmet onba şım biz gidelim”dediler, gittiler,sonra da kendisi gitti.Karakola görünüp gelirken yiyecek almış. Önce yemek yeyip karnımızı doyurduk, sonra evi yerleştirmiye yardım etti pek te göze çarpacak eşyalarımız yoktu. Eve yerleştik. Bir zaman sonra komşulardan,hoşgeldine gelenler oldu. Zamanla bende çevreye alıştım. Memur Bayanlar`la, Ula`nın yerlileri`ylede tanıştım.En yakın olan Melek teyzeyiı,evlerimiz yan yanaydı.Melek teyzeyi yanıma alarak hoşgeldine gelenlere bende gittim. Kahve İkram edildi, sohbetler güzel geçti. Düğünlere ve kadınlar gününe de,Melek teyzeyle beraber gidiyorudum.Komşulardan birinin yetişkin kızı vardı.Bu kız Melek teyzenin yeğeniydi,adı Gülperi’ydi.Çoğunlukla onlar gelir giderlerdi.Kı zım Saniye’yi severlerdi.Götürüp gezdirirlerdi.Melek teyze soruyor,”küçük kızımız ne yapı yor” dedi,bende yeğenin Gülperi nin yanında ,ben’de temizlik yapıyorum, diye söyledim. Ertesi gün çamaşırları yıkadım öğlene kadar ve serdim kurudu.Kızım Saniye iki yaşında, bacağıma sarılıp,mızırdanıp duruyor.Götürüp yatağına yatırdım, o uyurken ortalığı topla dım.Bu arada bende altı aylık hamileyim.Melek teyze geldi, “kızım ne yaptın,hamilesin yorulmadınmı, gel otur beraber yemek yiyelim” dedi.Sayılı Aylar çabuk geçiyor.Sayın oku yucular,Türkçem de eksiklik olabilir,dilimin döndüğü kadar doğru yazmaya çalışıyorum.Hoş görülü olduğunuza inanıyorum.Bu arada doğum sancılarım başladı. Bana en yakın Melek teyze,yanımda oldu hemen.Mehmet`e haber verildi ve geldi.İkinci doğumum`da Hastane den Ebe geldi.Bir oğlan çocuğumuz Dünyaya geldi.Bu arada isim üzerine,Ebey`le babasının arasında tartışma oldu.Babası Gürsel olsun diyor,Ebe`de Kurtuluş dedi. İkisinin de isteği oldu,Gürsel Kurtuluş.Doğumundan üç gün öncede Cemal Gürsel liderliğinde İnkilap oldu. Oğlumuzun doğum günü , 30/ 05/ 1960/da Dünyaya sünnetli olarak geldi.Yaptıran Ebe er tesi Sabah eve geldi, çocukla benim sağlık durumumuzu kontrol etti, beni de bilgilendirdi. Komşulardan gelen çoktu,yalnız kalmazdım.Bu sefer yanıma bir kadın tuttu.Kırkım çıkana kadar,Semiha hanım sabahtan gelirdi,akşama kadar yanımda dururdu.Yemek yapar,çocu çocuğun bakımını yapardı.Kırkgün tamamlandı ve çocuğu kırkladı,yerine yatırdı.Tabi bende sağlıklıyım.Bundan sonrası kıza dikkat et çocuğa zarar vermesin dedi.Semiha Hanım son de fa geldiğinde elinin emeğini verdim,helalleştik gitti.Oğlumuz Gürsel Kurtuluş`ta ikinci ayıni doldurdu.Melek teyzenin yeğeni Gülperi,annesiyle gelirlerdi.’’Gel teskere ,gelteskere bitsin bu Türküyü hatırlarmısınız?İşte bundan sonra benimde başıma gelecekleri Sizler`de okuya caksınız.Gülperi nin Konya`da ağabeyisi varmış.Gülperi önceleri ağabeyinin yanında kalır mıştı,ağabeyi Yüzbaşıymış.Gülperinin ora`da bir sevgilisi varmış.Ağabeyi bundan şüphele nir, orada fazla kalmasını istemez.Kardeşini annesiyle,babasının yanına, Ula`ya gönderir. Ula`ya annesinin yanına gelmişti. Kız, sevdiği oğlanla haberleşmek ister ama kimseye güve nemez. Zamanla benim çocukların Babasına açılır,derdini söyler.Kurt`un ağzına et teslim ol unurmu?Sen adresini arkadaşıma yazdır der.” Benim mektuplarım sana gelecek,sen’de ba na verirmisin?,bizimkiler duymasın” der.Gelen mektuplar Karakol`a gelir.Böylece kız sevgi lisiyle mektuplaşır.İkinci postacılığı çocuklarımın Babası yapar.Bu Posta işi ne kadar sürdü bilemem.Bu arada,Gürsel dört aylık oldu.Kayınbabam dan bir davetiye geldi,bizi kızı Dön dünün düğününe çağrıyor. Ben sevinçliyim, adam gitti iki haftalık izin aldı.Görümcem Dön dü’nün düğününe gitmeyi istiyordum. Ula`dan Aydın’a kadar Taksiyle gittik,Aydın`dan Tre ne bindik, Ankaraya geldik.Oğlum Gürsel birden sancılandı,anlıyamadık. Doktorada götü remedik.Normal bir kulak sancısı zannettik.Ankaradan da Hacıbektaş’a geldik.Çocuk halen sancılanıyor.”Annesinin sütünden kulağına damlatın,annesinin sütünden geçer” dediler. Gerçekten de sesi biraz kesildi. Eve vardığımızda,kardeşi gelin olup gitmişti.Çocuk yine san cılanıyor.Hacıbektaş’ta bir Doktora götürdük, Doktor bize,” bebeğin kulağı sancılanıyor” dedi. Bir damla yazıp, Reçeteyi elimize verdi. Damlayı aldık eve geldik,kulağına damlattık faydası olmadı.Sanki düğüne geldik.Aradan üç gün geçti, geri döndük Ula’ya. Ankaradan Aydın’a yine Trenle gittik,oradan’da Ula`ya geldik.Hemen çocuğu Doktora götürdük.Dok tor kulağına baktı, anladı.” Niye geç kaldınız,çocuk Menencit geçiriyor”dedi,korkmayın,size bir damla yazıyorum”,bunu her gün üç defa kulağına damlatmamızı söyledi.Ağlarsa endişe etmeyin, bu damla kulağını akıtır ,kulağı akarsa kurtulur dedi. Aynen Doktorun dediği gibi kulağı aktı,oğlum kurtuldu ve bir Ay sonra tekrar kontrola getirin demişti.Bir ay sonra oğ lanı Doktora götürdük.Doktor bana şöyle dedi,”çocuğun kulağı yedi sene akar”dedi.Aynen öyle oldu.Nihayet kurtuldu.Hiç bir zarar kalmadı.Saniye`de bizimle,yanımızda gider gelir. işte böylece,Düğüne gidip geldik.Böylece bir Düğün Havası yaşadık.İki çocukla yanımıza ka lan bu oldu.Gülperinin de mektuplaşması sürermiş,ama ortada olanlardan hiç haberim yok Böylece kaç Ay sürüp giti bilmem. Bir akşam ev`de otururken, Komşulara oturmuya gidelim dedi. Biz kapıdan girerken,annesiyle babası ayağa kalkarlardı,gülümseyerek karşılarlardı. Bir seneye yakın birbirimize gider gelirdik.O arada çocuklarımın babası ne yapar, ne eder kızın mektubunu iptal eder, vermez.Ve sonunda kendine ayarlar.Mektup işi ortadadan kal kar, Kızı kendisi sahiplenir.Bu`da kimsenin aklına gelmez.Adam iki çocuk babasıyım ve Dev let Memuruyum diye düşünmez,kızla anlaşırlar.Bir zaman duyulmadı,zaman böyle geçer. Mektuptan haberi olan, samimi konuştuğu Süleyman Dayıyı eve yollar, odunları kırması için. Kırıp odunları yerine koyacak. Süleyman Dayıya çay demleyip, götürdüm. Bir demlik çayı kendi doldurup, içiyordu.Bir şeyler konuşuyor kendi, kendine.Sordum,Süleyman Dayı sen bana ne anlatmak istiyorsun?,”Çaya teşekkür ediyorum” dedi, ama dilinin altında bir şeyler var Süleyman Dayı, açıkla şu dilinin altındakini!,lütfen.”Ben söylemiş olmayayım kızım,kocana sen dikkat et’’ dedi O anda ayrıldım yanından. Süleyman Dayı kırdığı odunları yerine koyup, giderken ,”kalanlarıda Sabah gelir kırarım” dedi.Akşam oldu adam geldi ye meğimizi yedik, oturuyoruz.Durumundan şüphelenmedim.Ertesi sabah Süleyman Dayı geldi,kalan odunları kırmaya devam ediyor. Öğlen yemeğine çocukların babası geldi. Süleyman Dayı’yla konuşarak ,yemeğini beraber yediler.Süleyman Dayı anlatıyor adam`a. ‘’Gülperiyi istemeye geliyorlarmış,Ailesi’de verecek oluyorlarmış’’deyince.Benim adam demeye dilim varmıyor,yani çocukların babası o anda kükredi, söyleniyor.”Sarı mektup ların içine şeker koyup damadın eline veririm,Beyaz mektupları’da külah yapıp,içine şeker koyup,Gelinin eline veririm”diye konuştu.Benim anlamadığımı sanıyor. Bu konuşmadan sonra çocukların Babası çıkıp gitti.Kendi kendime düşünüyorum,sarı ve beyaz Mektup ne anlama geliyor?Saflığımdan mı?, dürüstlüğümden mi faydalınıyordu bu adam? Aklıma dos yalarını karıştırmak geldi.Çıktım yukarıya dosyalarını aldım,açıp bakıyordum .Dosyanın bi rinde sarı ve beyaz Mektuplar çıktı.Ne yapacağımı saşırdım.Okur yazarlığım yoktu,nasıl öğ renebilirdim bu Mektupların içinde ne yazdığını? Mahallede samimi olduğum bir Ailenin evine gittim,kızına Mektupları okuttum. İçinde dikkatimi çeken şuydu;Kız,’’aileni memleke tine yollarsan,seninle bir araya gelirim’’diye yazmış.Duyan kulaklarım duymaz, gören göz lerim görmez oldu.Yutkunmakla kalırsın, kötü Kader akıp gidiyor.İsyan etmek mi?, yoksa sabretmek mi?,zehirlenerek ölmek mi?,yoksa çocuklarımla yaşamak mı? dersin. Kendimi gözümün önüne getirdim. Annesiz büyüdüm, yaşantım yengelerimin yanında geçti.Susmak tan başka ne yaparım?,elimden tutanım olmayınca.Demek istediğim, beni zorla verene is yanım var.Hafızamda büyük acılar kaldı, yani Hayatımda çektiklerimi yazarak,beyaz sayfa lara anlatıyorum.Buraya kadar yazmış olduğum sıkıntılarıma,bu beyaz ve sarı Mektuplar sebep olmuştur.Kızının hareketinden,nasıl olurda Annesiyle,Teyzesi anlamazlar.Muhakkak teyzesi Melek anlamıştır ama susuyordu.Bu mektuptan sadece bu ailenin haberi oldu. Ha tırladığım kadar,bir kaç ay geçti.Tabi sokakta konuşulan bunlar oluyordu.Kızı sokakta gör düm,buraya gel! diye seslendim.Siz neler çeviriyorsunuz?, böyle söyledim.Söylermisin? Cevap vermedi.Ben teyzesi Melek’ e söyledim, bana değil, annesine söyle dedi,çünki ailece bildikleri belli oldu.Ama namuslarına toz kondurmuyorlar.Ertesi gün adam eve dolu dizgin geldi,ve beni tokatlayarak şunları söyledi;” Bir daha o kıza laf söylediğini duyarsam,seni çırıl çıplak eder,sokağa atarım” deyince.Bu korkuyla susmak zorunda kaldım.Böyle kötü anlar yaşattı bana.Cahil kalmanın ve bilgisizliğin zoru bu. Okumuş olsaydım, çocuklarıma bir dilim ekmek yedirecek kapı bulurdum.Çalışır cocuklarımı beslerdim. Ertesi gün öğlen yemeğine geldi, yemek ortada hazırdı. Evimiz dubleksti. Doğrudan yukarıya çıktı,odaya girdi,kapıyı kapattı.Bende arkasından çıktım,salonun penceresinden dışarıya bakıyordum. Kız kapılarının önünde bizim pencereye bakıyor.İçeride adam ne işaret yapıyorsa,kız kar şılık veremiyor,çünki beni görüyor.Orda Put gibi kaldı.Sonra kız girdi eve,bende yavaşça merdivenlerden indim, ama korkuyla.Merdivenden indiğimi görürse, gerçekten bu söyle diğini yaparmı? diye düşündüm.Beni çırıl çıplak kapıya atarsa,ne yaparım diyorum?Yapma dığı bir şey değildi.Muğla’nın, Kaya köyünde çocuğu kucağıma verip, gecenin karanlığında dışarıya atmıştı, bir`de arkamızdan iki el silah sıkmıştı. Aynen böyle düşündüm. Sonunda kendisi`de aşağıya indi, çıkıp gitti.Kızla adam,aralarında konuşup bir karar verirlerGünden, güne bizim kavga büyüyor.Bu durum Askeriye`ye kadar duyulur.Bu arada kumandan beni çağırtmış.Asker geldi, onunla birlikte gittim. Kapıdan içeri girdik, Kumandan yer gösterdi, oturdum.’’Kızım söyleceklerimi iyi dinle,kocan seni çocuklarla memlekete yollayacakmış, haberin var mı?,memlekette kimin,kimsen var mı?,ne diyorsun,gitmek istermisin”?Bende Komutana,kadınla birlikte yaşamak için memlekete göndermek istiyor,ben gitmek istemi yorum dedim.’’Peki ne yapmak istiyorsun?’’ Zorunlu olarak beraber yaşarım. “Kızım”dedi, Askeriye iki evliliği kabul etmez,işinden olur”, elinden geldiği kadar engel olacağını söyledi. “Başçavuşluk Rütbesi gelmesi çok yakın, sorumluluğu dahada ağırlaşır” dedi.Bende, elim den bir şey gelmiyor,ne yapabilirim dedim.Tekrarladı,” bizim meslekte iki Evlilik yoktur, soruma cevap ver,körmüsün,yoksa topalmısın” dedi.Kumandanım korkum, ya beni iki çocukla sokağa atarsa? O yüzden herşeye razıyım dedim.“Peki kızım gidebilirsin” dedi. Geldim eve,bir saat sonra adam geldi gülümseyerek,bana dedi ki,”babama mektup yazdım gelmesiiçin,yakındaseni ve çocukları götürmeye gelecek”. Ben`de, ne yapsamda da,gelmesi ni durdursam, diye düşündüm. Bende bir mektup yazdırıp,babasına yolladım. Sakın gelme, bizim kavgamız bir kadın yüzündendir diye.Mehmet,” yakında Babam sizi götürmeye geli yor” deyince,ben`de dedim ki,baban gelmiyecek,mektup yazdırıp,attım.Kavgamızın sebebi ni yazdım diye,söyledim. Bunun üzerine tekrar bir Telgraf çekmiş.“Sizi çağırmamın bir sebe bi vardır tabi,oğlunuz bir değil,ocağınız kör değil”diye sitem eder.Bu arada,bir başka yere tayin olacağını duyar ama,ne zaman gidecek bilmiyor,tedirgin oldu.Her zamanki gibi geldi, doğru yukarıya çıktı. İnişinde elinde bir sicimle,yani iple indi.İple bir kaç bana vurdu.Al bu ipi kendini as dedi,ipi üstüme attı.O geceyi korkuyla geçirdim.Aradan üç gün geçti,babası da çıka geldi.O zamanki kurallarda,büyüklerimize saygıyla alçak sesle ,yani kısık sesle konu şurduk.Ogün`e kadar yüksek sesle Kayınbabamla konuşmamıştım.O akşam olanlar oldu.Be ni götürmeye geldiğini söyledi.O anda birden bıraktım kendimi,yükselttim sesimi.Sana yaz mıştım,gelme diye,neden geldin? Zavallı adam iki arada bir derede kalmış gibi,’’ne yapayım kızım’’diyor.” Telgraf çekmiş, başım darda” diyor.”Kızım nasıl gelmiyeyim”Sana mektupta anlatmıştım kavganın nedenini.Kızım,’’Telgrafta,oğlunuz birdeğil,ocağınız kör değil diyor”. O akşam da sabahı ettik. Ertesi akşam eve geldi, babasına diyorki, “bu gece yolcusunuz” dedi,ben`de gitmem dedim. Gidersem oğlunda beraber gelsin diyorum. Kayınbabam diyor ” inat etme kızım, gidelim”Ah bir bilse oğlunun bana yaptıklarını?Oğluna demiyor ki,bu iki çocukla nereye sığınacak,kimin yanında kalacak.G itmem, gitmem diyorum.Adam herşeyi planlamış.Azrail gibi başıma dikildi. Bir elinde bıçak,bir elinde Tabanca başımda,” kalk,top la çocuklarının eşyalarını”dedi, dışarıya tuvalete gitti.Giderken bıçakla,tabancayı dolap’ın üzerine bıraktı. Bıraktığı yerden alıp sakladım, geldi anlamıştı. Benden sordu,”nereye kal dırdın, çabuk çıkart onları”Ben görmedim diyorum,” Koyduğum yerden kim aldı’’diye ba ğırdıkça, çocuklar korkudan ağlıyorlar.Ağlamasınlar diye yanlarına oturdum. Sorusuna,gör medim dedim. Kayınbabam demezmi, “gelin sen aldın ya,niye saklarsın”dedi.Yüksek sesle, alın, başınızı yesin dedim, tabancasını verdim. Bıcağını vermedim. Vermediğimin sebesiyse, her zaman bıçakla üzerime gelirdi.Günün birinde elinde ekmek bıçağıyla kapıda beni bekle diği gözümün önüne geldi.Tabancadan korkmuyordum.Çünki tabancayla,canım çok acı çek meden ölürüm.Bıçakla acı çekerim diye düşünürdüm .Aradan bir saat geçti, biz içerde tar tışa duralım, kapıya bir taksi gelmiş,hazır duruyordu.Hemen apar topar bizi Taksiye bindir di. Çocukların giysilerini dahi alamadım.Taksiyle Aydın’ a kadar yanımızda geldi,Trene bin dirdi, gitti.Daha biz Ankara’ya varmadan,kız sabahı zor beklemiş.Biz Hacıbektaş’a varma dan kız gelip eve oturmuş. İşte,’’insan kendini Vezir`de eder, rezilde eder’’ Çavuşluk rütbe si kısmet olmadı.Karakola haber gidiyor,kızın babası tarafından,’’Mehmet Onbaşı kızımı kaçırdı’’diye,Kumandanlarına şikayet ediyor.Mehmet`te kızı götürüp bir tanıdığın evine teslim eder.Ben gelip alana kadar burada kalsın der. Kumandan eve geliyor,ama evde kim seler yok.Kendiside yatmış, uyuyor. Kumandan soruyor,’’karınla çocuklar nerde?’’diye.O da,’’babamla memlekete yolladım’’diyor. Komutan’’Bak oğlum,Yakında Başcavuşluk rüt ben gelecek,seni başkayere tayin ediyorum’’diyor.İkigüniçindeoluyor bu olaylar.Kumandan bunu bir başka yere tayin ediyor. Karakoldan Resmi araba geliyor,iki Askerle eşyalarının birazını toplayıp arabaya koyuyorlar. Araba yola çıkmak için hazır. Ama bu adam ne yapı yor,Resmi arabayla kızı teslim ettiği yerden almaya gidiyor, ama kızı koyduğu yerde bula mıyor. Kızın annesi ve babası,kaldığı yerden Gülperiyi alıp ağabeyisinin yanına Konya’ya kaçırıyorlar.Çocuklarımın babası kızı koyduğu yerde bulamyınca tekrar eve geliyor.Geldi ğinde arabayı kullanan Asker, Mehmetin gelmesini bekliyor,tayin olduğu yere götürmek için.Ama Mehmet, her zaman ki gibi yukarıya çıkıyor,pencerenin önüne oturuyor.Elinde tabancayla bekliyor.Kız tarafından kim çıkarsa onu vuracakmış. Bu arada Asker`de geri dönüyor.İki saat bekliyor,hiç kimse çıkmayınca ,o sıra dalmış,dalgınlığıyla kendini vurur. Kalbine tesadüf etmemişte ,kolundan vurulmuştu.Silah sesini duyanlar,Karakola haber ve rirler.Geldiklerinde adamı yerde, baygın buluyorlar.Kaldırıp, hemen Hastaneye götürüyo rlar.Kolundan vurulmuş.Hastanede bir Hafta yattıktan sonra çıkıyor.Karakola gidip teslim oluyor.Tabi İfadesini alıyorlar, sonra Nezarete atıyorlar.Orada yatıyor iki gün.Tekrar Mah keme oluyor ve işinden atıldığını söylemişler.Kendine faydan yok`ki ,Devlet`e faydan olsun, diye işinden atılıyor.Kumandanı diyorki,’’sana ikinci defa Atalık yaptım ama sen ne yaptın? ’’, sana gösterdiğim saygıyı suistimal ettin.Resmi arabayla kadın kaçırmaya kalktın.Sen Dev let`e yaramazsın diye bir tekme atıp,kovarlar.İki küçük çocuğun var diye tölerans gösterdi m,uğraştım.Hadi şimdi git,istediğini yap.Bir kaç Hafta geçti,Ula’danda Hacıbektaşa,büyük bir Şerefle Eve geldi.Hep birlikte Anasının yanında kalıyoruz, yiyecek almaya paramız dahi yok.Kaynanamla oturuyoruz.Kayınbabam bakıyor, dört onlar,dört`te biz olduk.Sekiz baş horanta olduk.Ula dan geleli üç ay geçti çocukluğumdan başlayan yaşantım devam ediyor.
Elimde tuttuğum kalem,kalbimden geçenleri kendisi yazıyor.Bu sayfalar,taşıyacağı yere kadar yazacağım,nerede bitecek bilmem.Oğlum gürsel’im henüz iki yaşına girdi, epey bir zaman geçti.Sonra kaynanamla geçimsizlik başladı.Giden gelmiyor, adam şeyinin yüzünden ordan oraya atılarak, bir yerde oturup kalmadı,sonunda soluğunu Memlekette aldı. Hayat hikayemden başka bir şey anlatamam. Hakkımızda neyse, hayırlısı O olsun dedik, oturduk. Babasının iki göz odası vardi, odanın birinde oturulurdu, hemde yatak odasıydı. Diğer oda da yiyecek erzaklar dururdu ,bir tarafınada hayvanların yediği saman konmuştu,bir tara fınada sedir yapmışlardı. Gelin geldiğim gece orada yatmıştım. Yine Orası bizim yatak oda mız oldu. Böyle bir sene devam etti. Zaman,zaman benimle değil, oğluyla kavga yapardı. Burada annesi haklıydı, Her zaman sofranın başında tartışırlardı. Bunu kendisi hak etmişti. Çocukların günahı neydi?. Başka çare yoktu, oturduğumuz odanın yanına bir oda yapmak için baş başa verdik. Dereden tenekeyle taş taşıdım, çamur kardım. Bir sürü emekten sonra küçük bir sığınacak odamız oldu ve taşındık, yine her akşam yemeğimizi bir arada yiyorduk. Zamanla yine kaynananın ağzı durmazdı, oğluna söylenirdi, amma amaç bendim.Kayaınba bam, karısının söylenmesine hiç razı olmazdı.O zamanlarda İşler şunlardı.Çamurdan kerpiç yaparlardı. Adam da cocuklarının geçimini sağlamak için bu işlerde çalıştı. Bir söz varya,at tan inipte eşşeğe binmek var,işte.Tarlalar`da ekin biçip, bağ bellemeler`de çalışırdı.Nerede iş bulursa, oraya çalışmaya giderdi. Aklının zoruyla yarı aç, yarı tok günler geçti. Kırşehir’e gitti, orada bir inşaat bekciliği yaptı.Ben çocuklarımla kalıyordum.Yani el atmadığı iş kalma dı.Yine bir gün kaynanamlarla oturduk,yemeğimizi beraber yerken, zaman geçtikçe Babaan nelerinin, çocukların yediği gözünde büyüdü.Ben sadece ağabeyimlere giderdim. Buna`da kaynanam söylenirdi. Ağabeyim’lerin misafirleri hiç eksik olmazdı.Bir gün yine Ağabeyimle re gitmiştim, öğlen üzeriydi, misafirleri gelmişti. Misafirlerini ağırlamak için, bisküviyle ve çay hazırlamış, yengem götürüyordu, oğlum gürsel kucağımda. Baş Katibin hanımıyla,kızla rı gelmişlerdi. Çok sık gelirlerdi. Yengem çayı götürürken, bir bisküvi oğluma verdi.Gürselde kendisi uzandı aldı,aldı kucağına koydu.Yengemle göz göze geldik.”Babası ne yapıyor” diye sordu?Kırşehir’de İnşaat bekçiliği yapıyor dedim.Şimdi benim bu durumum hoşuna gidiyor mu? dedim yengeme ,”ben böyle olmasını istemezdim”dedi. Bu kadar konuşma geçti,sonra misafirlerin yanına gittim. Çaylarını içerken, hal hatır soruldu. Tabi iyiyim dedim, o arada fazla kalmadım, müsaade istedim, yanlarından ayrıldım,eve geldim.Yengem karşımdaymış gibi onunla konuşuyorum.Dört yaşimdayken beni yanına aldın büyüttün, besledin, kaşıkla yemek yedirdin ama büyüklüğümde, o kaşığın sapıyla da gözümü oyup çıkarttın yaşantımın sonuna kadar. Ah kahpe Felek derler,bu yazıyı senmi yazdın? Felek, Felek derler.Sen oldun benim Feleğim. Aklımdan böyle sorular geçti,tabiki karşımda yengem yoktu.Akşam yemeği ni hazırladım, kaynanamla hep birlikte yer sofrasınaoturduk,yemeğimizi yiyorduk. O anda kapı açıldı, gelen çocukların babasıydı, hep birlikte yemeğimizi yedik kalktık, ortalığı topla dım. Hepsi de çekilmiş, bir köşeye oturuyorlar. Mehmet, saniye’yi kucağına aldı ona anlatı inşaat işi`de bitti diye ortaya anlatıyor. Bir kaç gün geçmişti,yağmur yağdığında,oturduğu muz odanın kapısından su giriyordu içeriye.Yağmur odaya girmeyecek kadar eski teneke lerle, tahtalarla duvar çevirdik. Kapıyı açınca soğuk ve yağmur olduğu gibi içeriye giriyordu. Böyle soğuktan korunduk. Kış yarılandı,ama her iki günde bir anasıyla çekişirlerdi.Günümüz böyle geçiyor. Bir değişiklik oldu, aklına nerden esti bilmem. Elinde olan parayla bir dükkan kiraladı, yani bakkal. Peşin söyleyim, bunun sonu ne olacak bilinmez. Hadi hayırlısı olsun, çalışıyor. Sabah gidiyor, akşamları geliyor.Geçinip gidiyoruz.Zaman geçtikce, kaynanam ço cukları içeriye almamaya başladı. Kaynanam eline doladı, beni kötülüyor kayınabama, o`da diyorki, “be emine, ne istiyorsun gelinden ,çok varma üstüne”. Böyle huzursuzluk devam e der, akşamları alışkanlık haline geldi. Her zamanki gibi, bir bağraç su doldurup, yattığımız odanın kapısının önüne koydum. Bunu nasıl anlatayım sizlere. Gece su`ya İhtiyacı olur ya. Bu Ata sözü bir altın değerinde, ne demişler?” Olursa olur suyu,olmazsa hamur suyu”.Gü nün birinde, bu su dolu bağraç kapının önünden kayıp oldu. Kaynanadan sordum, bağracı almışlar, o`da bilmediğini söyledi. Aramadık yer koymadım. Soruyorum ,görmedim diyor. Üstelik beni suçluyor. Kocaman bağraç kayıplara karıştı, aramaktan vaz geçtim. Allah Rah met eylesin, kayınbabamın bir ineği vardı. Yumuşak bir sesle, “ben şu hayva`nın altını te mizleyene kadar, kızım al şu gözeri, samanlıktan saman doldur, koy oraya, sen getirme,ben alır getiririm” diye söyledi. Gözeri aldım, saman doldurmaya eğildim. Yukarıdan samanları alıyordum, elim`e bir şey geldi. Oradan ne çıktı? Şaşırdım, kayıp olan bağraç çıktı. Elime al dım, yüksek sesle güldüm. Güldüğümü kayınbabam duymuş,geldi yanıma. “Nedir seni böy le güldüren”? dedi, dedim, bak ne buldum. Bağraç samanların içinden çıktı deyince,Kayın babam şaşırdı ve küfürü buydu,” vay Ceddini ne yaptığım” dedi. Kayınbabam kimin koydu ğunu anlamıştı. Gayesi, bizi birbirimizle kavga ettirmek, etsek kadın memnun oluyor.
Kaderimin oyunları, anlatmakla bitmek bilmiyor... Sene kaçtı hatırlıyamam.Hacıbek taş’a cambaz gelmişti.İlk defa Hacıbektaş’ta büyük bir gösteri yapıyorlar,bu gösteri Halkın ağzında, söyleniyor.O zaman`a kadar duyulmamıştı.Mahalleden gidenler oluyordu. Ben’de heveslendim gitmeye, gidenlerde, hadi Menekşe sende gel, gidelim dediler. Gitmeye hazır lanıyorum, kaynanam, “o`nun ne İşi var”, diye söylendi. Yaşlısı,genci gittiler,ben kaldım Ha cıbektaş’ta.Büyük gösteri,ilk defa gelmişti,sokakta kimse kalmadı.Komşumuz Fatma abla gi derken kaynanasını bize,yani kaynanamın yanına koydu,”hadi sende gidelim “dedi.Gitmek için can atıyorum.”İşin ne Cambazla” dedi.Kalk beraber gidelim dedim,yalvardım ama git medi, ümidim kesildi. Duvara dayandım, oturuyorum. O anda kayınbabam geldi.Ne,”Kızım sen gitmedin mi eğlenceye?” dedi. Oturduğu yerden bağırıyordu kaynanam,“İşi yok Canbaz la onun” diye.Bunu duyunca,kayınbabam, “Kalk kızım seni götüreyim” dedi.Kalktım sevine rek. Ev`de elif teyzeyle oturuyorlardı,ondan çekindi,daha fazla engel olamadı. Kapıdan çıkı yorduk, Rahmetli elif teyze, “Kızım bana bir bardak su ver, öyle gidin” dedi.Testiden suyu doldurup verdim. Sonrada, Muğla’dan getirdiğimiz gümüş kaplamalı Sürahiye su doldurup, bir bardakla masanın üzerine koydum. Burdan alıp, içersiniz dedim. İkisi oturuyorlardı oda da. Kayınbabamla çıkıp gittik. Çok kalabalık vardı, okadar insanın İçine girdim. Önceki gös terileri görmedim. Benim gördüklerim, tam bilmiyorum, tahminen yirmi metre uzunluğun da bir ip gerilmiş,bu ipin üzerinde Cambazlık yapan adam, ipin üzerine bir tahta koydu,tah tanın üzerinde koyunu kucağına alıp,bisiklet sürüyordu. Bisiklet`ten sonra ip`te, tek ayağı nın üzerinde duruyordu, tepe takla ellerinin üzerinde yürüdü.Daha neler,neler yaptı.Bunla rı seyrederken mutluydum. Her bir hareketi Heyacan yaratıyordu. Son gösteriler Nefes kesi yordu. Eve geldiğimde kaynanam bekliyordu, bir yandan da seviniyordum kavga çıkmadı di ye.Akşam yemeğinden sonra torunlarına,Dedesi masal anlatıyordu.Çocukların Babası da dü kandan geldi,o`da yemeğini yedi.Sonra otururken,o gün Canbazın gösterileri konuşuluyor du.Sonra kalktık herkes,yatacak.Bizde çocuklarla odamıza gittik,çocukları yatağına yatırdım adamda yattı, her zaman ki gibi,yatmadan önce Sürahi`ye su doldurup,masanın üzerine ko yacaktım. Gece su içen olurdu, her zaman masanın üzerinde dururdu,o gece`de sürahi`ye su doldurup, masanın üzerine koyacaktım ki, masanın üzerinde sürahi yoktu. Odanın her tarafını aradım, bulamadım. Adama söyledim, su koyduğumuz surahi yok dedim. Anasına sordu, “su koyduğumuz sürahiyi gördün mü”? diye, “karın bir yere koymuştur “dedi.Saba hı bekledim,tekrar aradım.Akşam oğlu ev`e geldi,sürahiyi bulamadım,dedim ve anasından sordu,” bulundumu sürahi “diye ,o`da,” Karın`a sor, otursun, evine sahip olsun” dedi.” Gi dipte Canbaza bakacağına”. Bir` de demezmi,” kimbilir ne zaman kayıp oldu, ortada çinge neler geziyor”. Kaynanaya söyledim, O gün senin yanında, elif teyzeye bir bardak su doldu rup, verdim,hatta sürahiyi`de doldurup, masanın üzerine koydum, susayınca alır içersiniz diye.Açıkcası,Sürahiyi kaynanam ortadan kaldırdı.Kaldırmasının sebebi,beni oğluna dövdür mekti,istemediğim halde Eğlenceye gitti diye.Acısını böylece çıkarmalıydı.Bu Sürahiyi saklamasının nedeni budur. Böylece oğlu da anladı,anasının yaptığını.Küçük bir Dükkan ça lıştırıyor,geçimimiz oradandı. Bir kız çocuğumuz Dünyaya geldi,adını Nevin koyduk.Kayna nam kız çocuklarını sevmezdi.Bu kızım Hacıbektaş’ ta Dünyaya geldi.Her zamanki Huzursuz luk devam ediyor.Mehmet,Selami amcasıyla konuşmuş. Amcası demiş ,”ben yeni yaptığım eve taşınıyorum,o bir odada sıkışacağına,gel benim evimde otur”demiş.Kira’ylamı oturduk, kirasız mı orayı hatırlamıyorum?Amcasından anahtarı almıştı,huzursuzluğumuzu gelir görü rdü.Akşam beşte bu Ev`e taşındık, sevinmiştim,ama huylu huyunu bırakmazmış derler.Kay nanam evden taşınmamızı hazmedemedi,gelir huzur vermezdi,”Bu evi sizin başınıza yıka rım” diye. Pencerenin camına vururdu,kapıyı taşlardı.Bir kaç gün kapıyı taşladı.”Oğlumun aklını çeldin,sen istedin buraya taşınmayı”Hiç bir şey olmamış gibi,yinede gelir giderdi.Ev de oğlu ile sessiz otururken,anası kapıdan içeri girince adam orada hemen değişirdi.Bu kaç defa oldu.Anası ne zaman bize gelse,adam elinde ne varsa,küfür ederek bana fırlatıyor.İlk defa,nasıl olduysa, anasının bir iyi tarafına gelmiş olacak ki, “O ne oğlum, beni görüncemi erkekliğin tuttu”dedi. O anda babası geldi,oğluna bir tekerleme getirdi. Nasredin Hoca’ya demişler ki;Senin oğlunun aklı pırtmış, Hoca’da demiş ki”Benim oğlumda kafa yok`ki.’’Pır tan neydi” demiş. Oğlum,”sen bu kafayla bir baltaya sap olamazsın”Adam dükkana sabah gider,akşam gelirdi. Evde ne bulunursa onu yerdik.Günün birinde,çocuklarla ev`de bir lok ma ekmek kalmadı.Çünki o zamanlarda yerliler fırından Ekmek almazlardı.Ekmeğimizi ken dimiz,yufka olarak yapardık. Ev`de az un vardı, un`u hamur yaptım,onbeş kadar Yufka beze si oldu.Fakat tandırda yanacak bir şey yoktu.Kaynanaya nasıl küsersin,gittim,ekmek pişir meye saman istedim,samanlıktan git al demedi bana.”Dere tepe saman dolu,oralardan top la,ekmeğini pişir” dedi. Yeter dedim kendime içimden.Gittim, dediği gibi Harman yerinden rüzgarların savurduğu samanlardan,dereden topladım.Bir çuval doldurdum getirdim,tandı rı yaktım Oturdum yufka ekmeği hem açtım,hem pişirdim. Kaynanam yardım etmiyor diye söylendim.Mecbur´da değildi,yine kendi kendime,dereden saman toplayacağına,hamur’u götür küllüğe at diye kahırlandım,söylendim.Böyle yapmadım,çünki sahip çıkacak kimsem yok.Hani derler ya,” Bir elin nesi var,iki elin sesi var”,yanlızım,tek başımayım,sahip çıkacak kimsem yok.
Adamın içkisiz günü geçmezdi.Hayat`ta,yaşantında sürekli mücadele edersin,sonunda da yine yorgun düşersin.Bu çektiğim manyak olduğumdan değil,üç çocuk var,çocukları atıp gidersin,hadi at git Menekşe dedim.Yanımda götürsem nereye sığınacağım.Elim kolum ma hküm,böyle düşündüm.Benim gibi daha niceleri yaşıyordu.O zamanlarda çocuklarım içi ka tlanmak zorunda kaldım. Böylece hayatımı yazmaya devam edeceğim.Dükkan`da mal kal mamıştı.Yeni mal almaya parası yokmuş.Dedi ki,git babandan para iste.Git ,kendin iste de dim.Kavga döğüş,iki gün uğraştı.Tabiki olmadı, para istemeye gitmedim.İki bileziğim vardı onları satıp, dükkana mal alacaktı.Bilezikleri satar,cebine parayı koyar ve kahveye gider.O rada kumar oynayanları seyrederken,oradan biri der”Bursalı,paran varsa gel, sende şansını dene”der ve oda oynar kaybeder.Oradan birisi gelir anasına haber verir.Anası koşarak gi der oğlunu kahveden alır,eve gelir.Ama paranın yerinde yeller eser.Bileziği aldığını annesi ne söylememişti.Ama ben,benim bilezikleri alıp sattığını söyledim. Kaynanamda,” karın bi lezikleri alıp sattığını söylüyor”dedi, o`da ,anasının korkusundan aldığı bilezikleri inkar etti. Kaynanam`da,benimle dalga geçer gibi,”şimdi,oğlum Bursalı yalanmı söylüyor”? dedi,bana inanmadı.Nereye koydunsa,kadın,”kızım çıkart bilezikleri” diyor,”kime verdin?”diye sordu. Kimim varki vereyim?,oğlun aldı dedim,ama inanmaz,kocan koca değilki,annesine doğruyu söylesin.Bilerek susuyor.Baktım durumlarına,beni suçluyorlar.Ben`de dedimki kumar oyna dı,kumar oynadığı parayı nereden almış?, sorsana.Ama inanmadı,belki`de inanmak isteme di.Kaynana söyleniyordu, “benim bildiğim gelin oğlana Altın verecek,bu İmkansız” derken, kapıdan Kenzi Abla geldi,”sesiniz ta dışardan duyuluyor Emine abla,ne altını?’’ dedi.Kayna nam`da,”gelin bilezik saklamış,oğlun bilezik sattı,parasıylada kumar oynadı diye iftira atı yor” dedi.Bunun üzerine, Kenzi abla`da,“kumarda hangi parayı üttürdüğünü sorsana,nere den almış parayı”dedi.“Söylesene abi ne yaptığını?’’O` da,” ben sattım bilezikleri” dedi. Kaynana,Kenzi ablayı hiç sevmezdi, çünki doğruyu konuşan sevilmez, ama yinede Kenzi abla ortalığı aydınlattı.Bu doğru sözün sonunda foyaları meydana çıktı.Kenzi abla,Bursalı ya ağabey diye hitap ederdi,oda o`nu dinlerdi.Diyorki, “Ağabey bunu önceden söyleseydin, karını ortaya sürmeseydin,bu olay bu kadar büyümezdi”.Anası da böylelikle sesini kesti.Bu da böyle kapandı.Üvey amcası Sayid emmiyle,hanımı Kenzi abla bizi severlerdi.Bir hafta dü kkan kapalı kaldıktan sonra,dükkanı sattı.
Benim yaşantım, her biri ayrı bir Hikaye, Hikayeler de yalan olabilir ama benim yaşan tımın hepsi gerçek. Aradan bir zaman geçti, bağdöndü denilen bir yer var.Burası sulu ve ye şillikti. Dışarıda kadınlarla oturuyorduk, öğlen sıcağıydı,mehmet bana dedi ki,”menekşe gel bağdöndüye gidelim,buz gibi suyundan içelim”. Yanlarından kalktık gidiyoruz,biraz uzaklaş tık. Anası arkamızdan bağırıyor” Bu bacaksızı yanına aldın, nereye götürürsün,yakiştimi ya nına” ?diye bağırıyor.Anasının bağırmasına sadece dönüp baktı.Oturanların yanında hiç çe kinmeden bunları söylüyordu,anası söylüyordu.İki gün zor durdu.Iki gün kavgasız günümüz geçti. Benden bir çıkarı varmış, “git babandan para getir” dedi ,ben`de itiraz edince, beni tuttu kapıya attı ,sonra dışarıya çıktı. “Daha gitmedin mi”? diyerek, kolumdan tutup,bera ber gittik.Kapıyı çaldık, içeri girdik. Babama şöyle dedi,”Al, kızını getirdim yaşlı Adam” Og lum kimden aldıysan, götür ona ver”dedi. Saygısız adam beni bıraktı gitti. Göz yaşımı sak ladım ama, babam biliyordu düzenimizin olmadığını. Babam bir kaç dakika sonra,” gel yat kızım ayak ucuma” dedi,girip yattım. Uyumamıştım, sabah oldu.” Kızım kalk, çocuklarının yanına git” dedi,eve gittim.Tabi elim boş geldim. O gece iki aylık çocuk evde yalnız kaldı. Dükkanı`da satmıştı,hiç bir yerden gelir yoktu. Dükkandan aldığımız parayla, oturdugumuz evi amcasından satın aldık. O zamanın parasıyla bin Liraya satın aldı.Eğer cayarsa beş yüz Lira fazlasıyla alacaktı bizden. O hevesle ev`e çok emeğim oldu. O zamanki evler kerpiçten yapılıydı. iki odasıyla birde mutfak vardı, suyuda içindeydi. Çocuklar içinde huzurluydu,ama bu huzur ne kadar sürecek?. Anası ne derse onu dinlerdi. Bir erkek anasının ağzına bakiyor sa aklından zoru var. Şöyle derim, bir insan çevresinden utanıp yüzü kızarmıyorsa, o bildi ğinden dönmez. Akşamları bir rezillik çıkarırdı. İsmail amcasıyla evlerimiz yanyanaydi,du var duvara otururduk. Onlar her şeyimizi duyarlardı. Bana adam hakaret ederek konu şurdu, beni kapı dışarı ederdi,direnir çıkmazdım. Çünki çocuklar evde yalnız kalıyordu. Bir köşeye sıkışıp otururlardı. Böyle, iki`de bir kapıya atılırdım. Adam rezilliği Kaftan bilirdi. Sen ne yaparsın, en yakın olan ismail Amcasının kapısını çalarım. İsmail amcanın hanımı, Kezik cici kapıyı açar, beni içeriye alırdı. Ne yazık`ki evde kalan dört aylık bebeğe çile çek tirdik. Saniye kızım yanımdaydı, ama onlarda küçüktü, ne anlarlardı?. Biraz zaman geçti amcası götürdü beni. Tabi, karşısında savunmasız bir kadın var. Zayıf yönümü biliyor, O gece birde koynuma girer. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra yine bir kavga çıkarttı. Bu durumun içinde anasının eli var, Allah bilir ya. O gece şiddetli kavga yaşadım. Bu seferde evden ben kaçtım.Çünki bıçak arıyordu,amcasıgillerin penceresine vurdum gördüler, beni içeri aldılar.Oraya geldi. Biliyor amcasının evinde olduğumu. Yüksek sesle, açın kapıyı di yor.Tabi kapıyı ona`da açtılar.Önce beni yataklığın içine sakladılar,kapıyı kapattılar.Girdi içeriye, yengesi kızıyor.”Sen nasıl insansın, utanmıyormusun çoluğu çocuğu perişan edi yorsun”?.” O burdamı, nerdeyse söyleyin. O burada biliyorum” diye bağırıyordu.Onlarda “yok, gelmedi buraya”diyorlardı.Orada beni göremedi, gitti.Tabiki duramıyorum.Çocuklar evde yalnız, en küçük kız dört aylık. Bebeği ve çocukları, gece halası selvinaz gelir, alıp götürür. Tabi dört aylık çocuk durmadan ağlar.Kaynanam razı olmamış,çocuklarla dört ay lık bebeği eve getirdiğine. Bebek halasının kucağında durmadan ağlıyor, nasıl susturacak. Bir bilgisi yok ama görmüş bizlerden,ağladıkça, anasından gizlice iki üç kuru üzüm tanesini ezip bir bezin içine koyup, çocuğun ağzına veriyor.Yalancı meme gibi emiyor nevin`de.Sel vinaz nereden bilsin çocuğun susadığını.”Anası kızına vurur,bırak gebersin diye”Burayı gö rümcem Selvinaz kendisi ağlayarak anlattı.Sanırım hatırlar burayı.Ertesi günü sabah erken den kaynanamlara gittim, çoçukları alıp geldim.Kız çocuğu bu kadarmı istenmez?Nevin ku cağımda dudakları kurumuştu, su verdim sevinerek içti.Öyle yapıştıki suya,doyasiya içti,ku cağımda uyudu. Saniye’ yle gürsel,anesinin durumunu biliyorlarmıydı, bilemem?Nevin has ta,karnı doyasıya sütüm yoktu.Çok geçmeden çocuk hasta oldu,Doktora götürülmedi.O hu zursuzluğumun içinde çocuğun hastalığını ben`de bilemedim.Bir gün yatağına yatırdım,dı şarı çıkacağım.Niye çıktım bilmiyorum? ve tekrar girdim odaya.Uyanmış,sessizce kakiniyor, beni gördü, sanki bana bir şeyler anlatacakmış gibi,dili dönmüyordu,dönse neler anlatacak tı bana.Ertesi gece bir soluğa uyandım,hemen kalktım süt verdim almadı.Bir kahve kaşığı su verdim aldı,son nefesini verdi.Her aklıma gelmesinde, gözümün önüne o durumu geliyor Allahım biliyor,nevin’ in bakışlarından bir şey anlamadım.Bu çocuk açlık ve ilgisizlikten öldü Bir gün Sayit amcası,hanımı Kenzi abla oturmuya geldiler.Her iki günde bir akşamları bize gelirlerdi.Bazen tartışırlardı adamla,yine`de birbirlerini severlerdi.Rahmetlik Seyit amcanın sözüne kızmazdı.Akşamları bize gelmelerinin sebebi,çocukların babası içerdi.Maksatları or talığı yatıştırmak,kavga çıkmasın,bizi yalnız bıramamaktı.Kenzi ablada,onlar masada içerler ken, o`da ortaya tekerleme söylerdi,onlara öyle katılırdı.Hanımıyla geç vakte kadar,kavga çıkmasın diye adam uyuyana kadar otururlardı.Adam uyuduktan sonra kalkıp giderlerdi. Her zaman doğruyu anlatan,nasihat veren bu aile`ydi.Bu karı,kocaya iyilik Meleği derim.Ba zen olurdu’ki,kavgayı durdurmak için biz`de yattıkları günler olurdu.Hep kötü günlerimde yanımda oldular.
Günün birinde,çocukların babası Kırşehir’ in Göllü köyüne,telsiz bekçiliğine işe girdi.Bir tepenin başında bekçilik yapmaya gitti.Oradan ev tuttu, sonra oraya taşindik,yerleştik.Tel sizin başında iki kişilerdi,birer haftayla değişirlerdi.Orada iki aile`yle tanıştım.Çocuklar hep bir arada oynarlardı.Türklerle,Kürtler aynı semtte oturuyorlar,güzel anlaşıyorlardı.Çocuklar birbileriyle güzel kaynaşıyorlar.Tam bir güven ortamı var.Orada her kapının önünde bir kül yığını olurdu.Gürsel’ in ayağı yalın,ayakkabısı yoktu,koşturup gezerdi.Top oynarken kül yığı nın üzerine basmış,kül sıcakmış.Bağırınca koşarak yanına gittim.Ayağı hafif kızarmıştı,kuca ğıma aldım getirdim.Soğuk bir bez alıp getirdim, ayağımın üzerine yatırdım,soğuk bezi aya ğına sardım.Oynayan çocuklar`da yanına toplandılar.O arada babası geldi.Ayağımın üstün de çocuğu sallarken, gelip ne olduğunu sormadan arkamdan belime tekmeyle vururken,’’ni ye bakmadın çocuğa”diye bağırıyordu.Hele bir sor niye ağlıyor diye.Oynarken sıcak kül`e basmış dedim.O anda ağlayan çocuk sesini kesti. Çocuğun sokakta ayakkabısız oynadığını düşünse.Uyuyup uyandığında okadar ayağının acısını duymadı.Bu şekilde yaşadık bir sene Sonra Göllüden ayrıldı,tekrar Hacıbektaş’a gittik.Yine kendisi gitti bir kaç hafta kadar.Bura da çok şeyleri hatırlamıyorum.Duyduk`ki Kırşehir`de Palas oteline Katip olarak girmiş,ora da calışıyor ve yatıp kalkıyor.Temizliğinide kendisi yapıyor.Hacıbektaş`ta, çocuklarla oturur ken,dokuz ay kadar bir zaman geçti.O sırada yine hamileydim ve bir oğlum daha oldu,adını da Cengiz koyduk. Adını, Kıbrısta şehit olan Cengiz Topel den aldık.Yaşar Ağabeyim,Hacıbek taş`tan,Nevşehir`den alıp,Kırşehir`e Postacılık yapıyordu,mektup ve paket taşıyor.Çocukla rın babası ilk defa Almancılar`dan bana bir saat almış,Yaşar Ağabeyim’le yollamış.Ağabe yim beni kapıya çağırdı,çıktım gittim yanına.Ağabeyim cebinden bir saat çıkarıp,verdi”Bunu sana kocan yolladı”dedi.Bu kadar bir hediyesini gördüm. Belkide beni sevdiğini ağabeyime ispatladı. İşte böyle,diyeceğim otel`e yerleşti.Bir zaman sonra ev kiraladı,hafta içinde Kırşe hir’e taşındık.Bir kaç ay sonra kaynım Mitat Öğretmen Okulu`na yatılı olarak geldi.Kaynım Mitat’ ı hatırladığım kadar,geldiğinde onüç,ondört yaşlarındaydı.Diyeceğim,bu yaştayken Mitat demezdim,geleneklerimizdeki usullerde,o yaştaki çoğcuğa ağabey dedim.Mitat Öğ retmen oldu,üç çocuk babası oldu.Bir gün,Telefonda hanımıyla konuştuktan sonra dedimki, Mitat beye selam söyle,dedim.Bu kelime,okadar ağır gelmişki,yengem,bana Mitat bey diye konuşuyor der ve üzülür.Çünki ağabeyim kelimesine alışıktı.Kaynım mitat Öğretmenokulun dan gelirdi,çocukları banyo yaptırırken,kaynımıda banyo yaptırırdım.Bir’de,Pazar dağışma dan alışverişimi yapardım.Ne aldıysam Mitatın payını ayırırdım.Bu bana alışkanlık olmuştu. Az’da olsa tatdırırdım.O zamanlarda yeni çıkan sebzelere Turfanda denirdi.Amcası Mitat,pa zar günü sabah kahvaltısına gelirdi.Kahvaltı yaparken,sininin üstüne birkaç Zeytin dökerdi, Cengiz bunları toplar toplar tabağa kordu.Bu hareketi amcasının çok hoşuna giderdi. Amca sı çoğunlukla Cengiz için gelirdi.Oğlumuz Cengiz altı aylıktı.Bir gün çoçuklarla beni Hacıbek taş’a gezmiye yolladı,çoçuklar dedesinin bağından üzüm yesinler diye.Ağustos ayında görü mcemin başına bir iş gelmişti.Odanın içinde birkaç kadınlar vardı,götürdüm çocuğu karyola nın üstüne yatırdım.Kapıyla pencere karşılıklı açıktı.Hiç aklımdan geçmedi,çocuğun ceryan da kalacağı.Birden çok ateşlendi Doktora götürdük.Çocuk ceyranda kalmış dedi. İlaçlarını alıp ,ev`e geldik.Ertesi günü Kırşehire döndüm,Cengiz`i tekrar Doktora götürdüm, çoçuk a teşliydi muayene etti.İğne yaptı,” götür çoçuğu,üzeri açık kalsın,sadece ayaklarını ört”dedi Dediği gibi yaptım ama anne yüreği,üşüyecek diye ayaklarının ucundan yorganı aldım,biraz daha yukarıyı örttüm.Biraz daha,biraz daha derken,döşüne kadar örttüm.Cengiz fenalaştı, komşulardan yardım istedim.Komşulardan biriside, At arabasıyla bizi tekrar Doktor Sami bey`e götürdü.Doktorda bana,” sen ne yaptın bu çoçuğa,ben seni tembihlemedim’mi?’’de di. Ordan herhangi bir kadının başındaki tülbenti aldı,ıslatıp, ıslatıp çocuğun döşüne örttü, ateşi düştükten sonra tekrar bana,”al çoçuğu götür ,üzerini`de örtme”dedi.Çocuk iyileşti. Cengiz iyileştikten bir hafta sonra,şehirin içinde Cıncıklı Caminin orda bir eve taşındık.Ara dan dört beş ay geçmişti.Kızım Saniye’yle,oğlum Gürsel kendi aralarında,ellerine bir taş al mışlar onunla oynuyorlar kapının önünde.Arada ,pencereden onlara bakarım.Ellerindeki ta şın adını Müfettiş koymuşlar.Dillerinde hep bu isim,düşmüyor. Ikiside,Müfettiş olan taşı ko ruyorlar,ellerinden bırakmıyorlar.Evden yiyecek birşeyler götürüyorlar.Nereye götürüyorsu nuz?diye sordum, Müfettiş`e dediler. Ev`de konuştukları hep Müfettiş,nerden duymuşlardı bu ismi?Çocuklar, pencerenin altında oynarken,oğlum Gürsel acıkmış yukarı çıkmış,dolap tan yiyecek alıyormuştu.O anda pembe tavşan kılığında,cama dayanmış görüntü görmüş. Görünce koşup camdaki görüntüyü tutacak olmuş,ve o anda görüntü yok olmuş.Camı açıp aşağıya eğilip bakmış,görüntü kayıp olmuş.Bunu bize anlatmamış.Akşam oldu bize Misafir ler geldi,oturuyoruz.Adam kalkıp gitti,misafirlerle, kadın kadına rahat otursunlar diye.Çay içildi,kalkıp gittiler. Adam geldi.Çocukların yataklarını yaptım yattılar. Cengizi de kundağına sarıp salıncağına koydum,bende yattım.Uyuyup, uyanmış olmalıyım ki,çocuğun,kaba kaba, Nefes alıp verdiğini duyuyorum.Çocuklar üzerinde çok titizim, çıtırtıya kalkarım.Bunda,ço cuğun kaba kaba Nefes alıp,verdiğini duyuyorum ama,kalkamıyorum.Babasına seslendim, mehmet,çocuk tuhaf nefes alıyor,duyuyormusun? diye,bir iki defa söyledim duymadı.Bir den nefesi kesildi, aaa mehmet,çocuğun Nefesi kesildi dedim,ve ikimiz`de ayağa kalktık. Çocuğu salıncaktan, kucağıma aldım. Çocuk ölmüştü. Kundağını açtım, sımsıcak bir alev yüzümüze vurdu. O gece taksi tutup, Hacıbektaş’a götürdük. Defnettikten sonra,gürsel ağlıyarak anlatı.Yattıkları odanın kapısı kapalıydı,kapının altında küçük bir delik vardı.Gür sel,”anne, siz Deve`yi görmedinizmi?”dedi, ne Devesi dedim,“ben gördüm`de, siz nasıl olur da koskoca Deveyi görmezsiniz?”dedi”Ben size bağıracaktım korktum,bağıramadım,kapı nın altındaki bu küçücük delikten içeriye girdi,çok gürültülü sesliydi, sonra sizin yattığınız odaya girdi”, diye agliyordu.Işte diyeceğim bu`ki,oğlum, gündüz cama dayanan pembe tavşan şeklindeki görüntüyü görüyor,gecede kardeşinin canını almaya gelen Azrail`i görüyor ve bunları anlattı.
Adam beni Otel`e ,yanına temizlikçi aldı. Otel`in bütün temizliğini yapardım,çamaşırla rını makinede yıkardım.Önce suyunu kaynatır,makineye dökerdim.Çamaşırlar böyle yıkanır dı.Suyu kendisi kaynatmazdı.Bu arada ilk çocuğumuz Saniye`yi, İlkokula kayıdını yaptırdık. Okula ne lazımsa aldık.Böylece Saniye Okul`a başladı, gidip geliyor.Gürsel`de aşağıda,Baba sının yanında oynardı.Öğrenciler o zaman siyah önlükle,beyaz yaka kullanırdı.Saniye Okul dan Otele gelene kadar,işi bitirmiş olurdum.Çocuklarla eve beraber giderdik.Evin alışverişi ni yapardık,sıkılmıyorduk. Kendisi otelde kalırdı.Bir altı ay beraber çalıştık.Oğlumu berabe rimde götürüp,getiriyorum.Cuma günleri sokaklarda Hopörlörle oynayacak filmin adını an ons ederlerdi.”Öztürk Serengil oynuyor, Film`in adı Tivistegel”diye, anons yaptılar. Bir ara kaynım bize geldiğinde ona,Sinemaya gidelim’mi? diye sordum.Çok istediğimi anlattım.Üç gün devam etti Film.Her anons yapıldığında,insanı ister istemez heveslendiriyordu.Ağabeyi sine söylemeden bir defa gittik,kendisi`de istermiş.Çocukları evde uyuttuk,gittik.Sinema he vesim`de bitti. Otelde çalışmıya devam ediyorum,çocukların Babasına adam diye hitab edi eyorum.Adam otelden ayrılacağını söyledi.Sen şaka mı söylüyorsun deyince bana’’İstiyors an sen çalışabilirsin“dedi.Niye çıkıyorsun?diye sordum“İş buldum,Telefon Santralinde’’Ora da çalışacağını söyledi.Ayrılmadan önce yerine bir adam aldılar.Beraber bir kaç gün çalıştı lar,işi adama öğretti.Mehmet,“Bu işi ben bırakıyorum,sen devam edeceksin’’demiş.Yerine gelen adam Katip olarak işe başladı.Otel`de, getir götür işlerinde çalışan bir çocuk var.Ben halen işime devam ediyorum.Her zamanki işim`e gidip, geliyorum. Kendisi`de Santralda Te lefonlara bakıyor.Bazen öğlen molasında gelir görünür,gider.Hatırladığım kadar,dört beş ay çalıştım.Eve giderken ekmeğimizi alır giderdim.Çocukların karnı doydumu kendi hallerinde oynarlar.Ertesi gün işe giderken çocukları yanımda götürürdüm.Adam benden önce giderdi işine.Oğlum,işimi bitirene kadar yanımda oynardı.Otelde çalışan katiple, bir`de yayanında gel git işlerine bakan genç çocuk çalışırdı.Yanımızda çalışan genç’e,git kapalı odanın anahta rını aşağıdan getir dedim.Anahtarı aldı geldi.Çocuk bana dedi`ki,”Osman ağabeyi,neden yu karı çıkarken kendisi almamış”? O zamana kadar Katibin ismini bilmiyordum.
Hiç hatırlamam,Çocuklarla ilgilensin. Ay`da üçyüz Lira aylık alırdım.Adamla kavgalarımız devam ediyor. Zaten hiç bir zaman hakaret etmediği gün yoktu. Keşke otelden çıkmasaydı, çünki geceleri kulağım dinçti,orada, otel`de yatardı.Yine adamda bir yeller esiyordu.Adam Santralda telefonun başında dururken, yine bir kadınla tanışır.Iyice belli oldu.Adam bazen eve gelmezdi.Bir türlü huyundan vazgeçmedi,beni’de rahat bırakmazdı. Oturduğumuz ma hallede bizi duyarlardı.Bir pazar günü,güpe gündüz yine beni kapıya attı.Bir`de pencerenin önüne,okula gitmeyen çocuğu oturtuyor.Gürsel’i kucağına alıp,”Annene sen or....n de’’,di ye,çocuğu hırpalıyordu.Ama çocuk ağlıyor,demiyordu.Sonuçta annesi,annesine nasıl diye bilsin.Artık ben Gürselin hırpalanmasına dayanamadım,oğlum de`de kurtul dedim ,ama yi nede demedi.İşte böyle yaşadık çocuklarla.Çevreden konu komşu bana”sen bu adamın kah rını neden çekiyorsun?” derlerdi,”Al çocuklarını çek git,arkandan bir hafta konuşurlar,sonra susarlar”dediler.Ama ben yapamadım,çaresizdim.Sabah yine işe gidip çalıştım.İşi bitirip,oğ lumla aşağıya indim anahtarları teslim ettim.Saniye’nin Okuldan gelmesini bekledim.Geldi ğinde,çocuklarımı alıp eve geldim.Yemeğimizi yedikten sonra adam geldi.Bir hırçın suratla tutturdu.Al çocuklarını başımdan git,demeye. Hiç bir zaman boşanma fikrini kullanmazdı. Bir gün boşanmadan bahsetti. Meğer ki boşanmak için,dava açmış.Mahkemeden beni çağı rana kadar haberim yoktu.Bildiri geldi,Mahkeye gittik,adımız okundu girdik.Hakimin karşı sındayız,adama sordu,“Ailenden boşanmak’mı istiyorsun?’’,’’Evet” diye cevap verdi.Hakim sordu,”sebep nedir?’’,“anlaşamıyoruz”dedi.Mahkemeye verirken,dilekçede neler yazmıştı ki,Hakim,”ben böyle görmüyorum hanımını”dedi ve dönüp,ba na sordu.”kızım sen eşinden ayrılmak istiyormusun?’’O beni istemiyorsa, ben`de onu istemem dedim. Hakim,’’Çocuğu nuz varmı?’’,evet,iki çocuk,bir`de hamileyim.“Peki neden ayrılıyorsunuz?’’Dedim,arada baş ka kadın var,onunla evlenecekmiş.Hiç bir zaman insanca olmadı.Hakim bize şöyle dedi’’Ben sizi boşamıyorum,benim barıştıramadığım Aile yoktur’’dedi. Bu arada,o boşanmak istediği ni Hakime tekrarladı.Hakim`de,”git evine çocuklarının başına”dedi.O zaman,“bize bir gün ver”diye söyledi. Hakim`de,”Tamam”dedi. Bize dört ay gün tanıdı.Çıktık oradan eve geldik. O geceyi sessiz geçirdim.Aradan sadece bir gün geçti.Eve geldiğinde kavga çıkartmak için bir bahane arar.Geldi yemeğini yedi,içkisini yanına aldı başladı,“Seni boşayacağım”diye söy leniyor,elinde ne varsa üzerime fırlatıyor.Kalktı beni dışarıya attı.Ben dışarda otururken am casının oğlu,Ahmet ağabeyi beni dışarda görünce saşırdı.Hatırladığım kadar bindokuzyüzalt mışbeşti.Amcasının oğlu Kırşehir Bankasında Müdürdü. Bize uğramadan gitmezdi.Ahmet a ğabeyi yaşantımızı yeni görüyordu.“Akşamın karanlığında niye burada oturuyorsun?’’Amca nın oğlu kapı dışarı attı dedim.“Kalk içeri gidelim”dedi,içeriye girdik.Yine içiyordu.Adamı ya tıştırmaya çalışıyordu.Sonra tartıştılar’’Benden büyüksün,sana akıl veremem ama şunu söy lemek zorundayım,tuttuğun yol doğru değil Ağabeyi,yaptığını beğeniyormusun?İki çocuğun var,kızın Okula gidiyor ne mutlu sana”dedi.Ve Ahmet giderken adam bana bağırdı,’’çık ev den’’diye. Ahmet bunu duyunca geri içeriye girdi.”Bu saat’te nereye gidecek”dedi.“Gel yen ge bize gidelim”dedi.Beni motoronun ardına bindirdı, gittik.Vardığımızda hanımı bizi karşı ladı,geceyi orda geçirdim.Eve geldiğimde,evde kimse yoktu.Anahtarı her zamanki koyduğu muz yere baktım,yerinde yoktu. Saniye Okula gitmiş,Gürsel’ide yanında götürmüştü. Onlar gelene kadar kapıda bekledim ve geldiler. Adam önde, biz arkada merdivenlerden yukarı çıktık girdik.Söylenerek çıkıp gitti.Böyle bu korkuyla kaçıncı sabah geçti? Ev sahibi, Melek teyzeyle konuştum,bana şöyle söyledi“Sen ne zamana kadar bunu çekeceksin?,çocuklarını al git”dedi.Nasıl bir yol bulacağım diye düşündüm. Ertesi gün işten çıkınca durumu Katibe anlattım,Otelin sahibiyle konuşurmu musun?,ev bulana kadar odanın birinde kalabilirmiyiz çoçuklarla? dedim.Öğlen karar verdim.Otelin sahibi`de,‘’otelde kalsınlar’’demiş.Eve geldim ev sahibine anlattim,evden gideceğimi söyledim.Senden yardım istiyorum, ev bulana kadar bir kaç parça eşya koyabilirmiyim?dedim.O`da”olur,getir kızım”dedi. Bir yatak,yorgan yas tık,bir tencere tava,iki kaşık ve Gazocağı,bunları ev sahibine emaneten koydum. Giderken de anahtarı her zamanki yere koydum, çocukları alıp gittim. Otelde fazlalık olan eşyaların konduğu odaya girdik,o odaya saklandık.Otel`e gelir bizi aramaya,otelin katibi`de, otelde olduğumuzu söylemiş.Yukarı çıkıp,”Burda olduğunuzu biliyorum,aç kapıyı” dedi,açmadım, o`da gitti.Bu arada gider Hacıbektaş Postanesine telefon açıp haber verir.Anneme ve Baba ma söyleyin,”karım dağlara kaçıp gitmiş”der.Postaneden,Annesiyle Babasına haber gidiyor Oradan eniştesi Salih Da nacı’ yla,bir kişi daha gelmişler.Gelenler adamdan sormaz’ki, iki çocukla bu kadının dağ`da ne işi var diye.Sonra iki Polis geldi kaldığım odanın kapısına.Po lis`in birisi Aziz ağabeyimin damadı İlhami, kapıya geldi,”aç kapıyı hala,ben İlhami, sizi eve götüreceğim”dedi.İnanmıyorum, camdan şapkanı göster,görünce açarım dedim.Ve göster di,açtım kapıyı.“Korkma hala,sana bir şey yapamaz”dedi,”al çocukları bize gidelim,burada kalamazsın”.Aldık çocukları,götürürken kapının önünde eniştesiy ikisini kapıda gördüm.A dam yangına körükle giderdi hep.“Benim gururumla oynadı”.Aslında,kendi şerefini ayaklar altına verdiğinin bir türlü farkında değil.Otel,onlar için oldu bir dağ başı.Gittik eve,yeğenim Güler,”Hoşgeldin hala” diye kucaklaştık. Ev bulana kadar buradayım,eve dönmeye niyetim yok. Ordan bir kaç ev`e baktık, bulamadık. Bana tek bir oda olsun yeter dedim. Çalıştığım yerde katibe rica ettim.Siz de bakın,bir oda da yeter.İki gün içinde bir buçuk oda bulur Göç men Mahallesinde. Ertesi gün beraber gittik, gördüm evi hemen tuttum.Evin bulunduğu ak şam İlhami ağabeye gittim ,evi bulduğumu söyledim.Adam`a söyleme dedim, gece orda kal kdık. Sabah gittim ev sahibinden eşyalarımı aldım eve taşındım. Kızım Saniye Okula gidince oğlumu da yanıma götürüyorum,işime devam ediyorum.Otelin temizliği bitince,öğlen sonu kızım Okuldan gelince,çocuklarımla eve giderdim. Allah ne verdiyse karnımızı doyururduk. Ayda üç yüz Lira alıyorum.Ellisini kiraya veriyorum. Adam ev tuttuğumu öğrenir,bizi takip etmiş.Çalıştığım yere gelir,görünüp giderdi.Aybaşı geldi, yine aylık paramı aldım.Eve gider ken,en ucuzundan sucuk aldım. karnımızı doyurduk ve üçümüzde yattık.Çocuklar uyudu,ge adam çıkıp geldi kapıya dayandı.”Aç, aç kapıyı”diye vuruyor.Açmıyorum dedim,nerede kalı yorsan oraya git dedim. Yetmiyor mu yaptığın rezillik, birde buradamı rezillik çıkaracaksın dedim.” Aç kapıyı, bana kapıyı pencereyi kırdırtma, dostun mu var?” diyor.Rezil olmaktan sa, açtım kapıyı girdi içeriye.Yatakta çocuklar uyuyorlar.Çocukları korkuturum diye umursa mıyordu.” Parayı aldınmı”? diye sordu,almadım deyince,bana tekme tokat başladı vurma ya.O mahalleye`de rezil olacağım,korkumdan sustum.Üç yüz lirayı verdim alıp gitti.Gider en,çocuklar ne yiyecek diye düşünmedi.Böylece sabah oldu, işe gidemedim,çünkü kafam çok ağrıyordu, çalışacak durumda değilim. Gönüller Sır Küpü, bir yara kapanmadan,arka ar kaya gelen acıları çok çekersin.Yara kapanır ama izi kalır.Yaşım gelmiş altmış`a.Gönül derki ’’boş ver,kurumuş yaralarının başını açma.Çocukların yiyeceği Rızk`ını acımadan alıp gitti.A dam yine geceleri gelecek korkusuyla sabahlardım.Santral`da çalışan iş arkadaşları ve Sant ralın yetkilileri,başka kadınla ilişkisinin olduğunu ve beni boşayacağını duyarlar.Postanede ki Müdür,”sana başka bir iş vereceğim ama çocuklarınla gideceksin”demiş,”Onu Mucur’a, Maliye`ye Tahsildar olarak yollayacağını söyler.Adam bana diyorki“sen benimle gidersen, beni Mucur’a Tahsildar olarak gönderecekler”.Ben gitmem dedim,”mecbur gideceksin’’de di, gitti.Böyle bir kaç kez geldi ben gitmem dedim,”o`da bana,”ben seni götürmesini bilirim Birisini getiririm kapıya,biriyle tuttum derim”dedi. Utanmayı bilmeyen birisinden her kötü lük beklenir.Bu adamın çektirdiği işkenceler,yaptığı hakaretler neden gözönüne alınmaz?
Böyle,bir kaç gün geçti,bir sabah erkenden kapıya geldi.Mucur’dan ev tutup,geldiğini sö yledi.”Hazırlan, sizi götürmeye geldim” dedi. Atarabasıyla kapıya gelmişti.“Hadi hazırmısı nız?,gideceğiz”dedi.Ben biraz ağırdan aldırdım. Eşyaları arabaya koydu.“Gelin çocuklar gi diyoruz”dedi.Mecbur kaldım,ben´de gitmeye.Bindik atarabasına.Çalıştığım otele gittik,ça lışmaya gelemiyeceğimi söyledim.Mucur`a taşınıyoruz dedim.Gidiyoruz ama içim rahat de ğil.Şöyle rahat değil;Yine gidecek Sevgilisinin yanına.Çalıştığım yerden aylığımı aldım,ora dan ayrıldık.Hani bir uçutmaya ip bağlarsın,ordan oraya,Rüzgar nereye eser`se oyana dö nüyoruz, arkasından gidiyorum. Bunun suçlusu kim?. Kız çocukları Okul`a gitmez, okumaz diyenler! okumaktan mahrum kalınmış.’’Kız çocukları okuyupta ne olacak?,sevgilisine mek tupmu yazacak?’’derlerdi.Bir insan ekmeğini nasıl kazanır? Erkek istediği gibi atını oynatır. Senin aklın yeter`de,ama çaresiz kalırsın.Mucur’dan kiraladığı ev, bir kaç odalıydı,eve yer leştik. Adam`da, Tahsildarlık işine başladı.Çevre köylere gider gelir.
Buranın Hikayesini de anlatayım. Her akşam ev`de olurdu. İki ay sonra Mahkemeden çağrı geldi,boşanmamız için.O akşam otururken bana diyor,”yarın Mahkememiz var’’dedi Sabah erkenden kalkıp Daire`ye gitti,bana`da,’’şu saatte gel’’dedi. Oğlumla beraber,dediği saatten biraz geç gittim, Daire`ye vardım.Hazırmısın?dedim, “bekle biraz, geliyorum “dedi. Kapı´da bekliyorum,yok.Sonunda geldi,geç kaldığını söyledi. Zaten benim`de gönlüm yoktu İki çocuk,bir`de hamileyim, yapamazdım.Mahkemeye geç kaldık ve eve kadar beraber gel gdik. Böylece atlattık, ama akşam adam,evde zor durdu. Kalktı, kadına aldıklarını koyduğu yerden aldı. Yabancıya gösterir gibi götüreceklerini gösterdi. Bir ayna tarak,bir şey daha var dı.”Haberin olsun diye söylüyorum”dedi. Kırşehir’e kadının yanına gitti.Aradan bir gün,geç ti,ertesi sabah geldi.Böyle yaşantı içinde sen ne yaparsın? İçinden nefret duygusuyla,işte ya şantım böyle.Ne demişler,”Zor`a,beylerin`de gücü yetmez”.Kendimi bu sözlerle bağladım. Bunları hatırladım.Adamın işi köyler`de, bazen eve gelmezdi.Geç geldiği gün,neden geç kal dın? dediğimde ,”köylerde işim bitmedi” derdi.“Köy odasında misafir kaldım”derdi.Cuma günü akşamdan giderdi,Pazar akşamı eve gelirdi.Komşulardan Fatma ve Ayşe hanımlar bi lirlerdi bizim geçimsizliğimizi.Günlerden Pazartes’iydi,Kırşehir’e gittim,Polis dairesinden İl hami ağabeyi çağırdım,durumu anlattım.Beraber gittik,İlham’inin yardımıyla dilekçe ver dim,adam`la kadını,ikisini bir arada yakalattırmak için.Sonunun ne olacağını hiç düşünme miştim. İkisi`de yakalanırlarsa Hapise girecekler? Aradan kaç gün geçti bilmem.Verdiğim dilekçenin müsvettesi Mehmetin eline geçmiş.Bana,“verdiğin dilekçeyi geri alacaksın,duy dun mu?’’ dedi. Ertesi gün bana sordu. “Dilekçeyi geri alacakmısın?’’,yok dedim. Baktıki olmuyor.Saniye`yi aldı kucağına,kız`a tokatla vuruyor,kız ağlıyor.Çocuğumu bana koz ola rak kullanıyor.Tabi biliyor dayanamıyacağımı.Saniye ağlıyor anne anne diye.Kendimi sıkı yorum,çocuğu kucağından almamak için ama dayanamadım vicdansızlığına.İşte böyle ka bul ettirdi.Bırak yavrumu,Allah seni kahretsin dedim,kızı elinden aldım.”Verdiğin dilekçeyi alıyormusun”dedi,evet dedim.”Hah şöyle,yola gel’’dedi.Köylere bisikletle gider gelirdi.Gün geldiki,bu bisikletle,av Tüfeğini satar,kadına mantoy’ la, bir Altın alır,kadının yanına gider. Orda Hoca nikahı olurlar.Kadını kendine ikinci kadın olarak alır.Feleğin oyunu ve Kaderimin kurbanı oldum.Bir Pazar günü oturuyoruz,adam dışardan geldi.Altı yaşındaki Gürsel,man tar tabancasıyla oturmuş bir köşede oynuyordu.Babası gitti oğlunun elinden oyuncak ta bancayı aldı.Cebinden çıkardığı mantar fişeklerini,elindeki oyuncak Tabancanın içine koya rak çocuklara sıkar. Burayı,bildiğim kadar çocuklar`da kendileri hatılarlar.Tabanca elinde, bir kıza,bir oğlana sıkıyor.Çocuklar,oturdukları yerden ikiside korkudan bağırışıyorlardı.Her mantar Tabancasını sıktıkça,mantarlar çocuklara değiyor,çoçuklarda cıyaklıyorlardı.Oğlanın korktuğunu fark etti,ama halen bir kıza,iki oğlana sıkıyor.Oğlanın poposuna sıktıkça bağırı yordu,acıyor diye.Tabiki araya giriyorum bırak çocukları diye,ama beni dinleyen kim?Çocuk ların bağrışmalarından keyiflenip gülüyordu.Allahım, bu nasıl bir Babay’dı?,böyle olurmu? Bu baba Psikolojik hastasımıydı?Ama kimsenin`de gelip Doktora,muayeneye götürmek akıl larına gelmezdi.Bunları ben yazıyorum ama ben kendime inanmakta zorlaniyorum.Bu yaşa ntının içinde çocuklarıda şahit sayın Okuyucular.Bu adam Psikolojik hasta değilmi? Normal bir insan bunları yaparmı?Bu çirkin oyununa devam etti,üçümüzü’de ayrı ayrı yerlere kapat tı.Oturduğumuz eski büyük bir Evdi.Saman konan yere beni kapattı ve kilitledi.Gürseli ban yo’ya,Saniye’yide tuvalete kapattı,sonra çekip gitti.Giderkende”Sakın yerinizden çıkmayın’’ dedi. Üstümden kilitli kapıyı açmaya çalıştım ama nafile, açamadım. Saniye’m tuvalet´ten çıktı,samanlığın kapısını açtı çıktım,gürsel’in yanına vardım.Banyonun kapısı kapalı ama ki litli değildi,korkudan çıkmıyor,ağlıyor,çünkü banyo karanlıktı.Açtım kapıyı sarıldım ağlaştık. O anda Allahıma isyan ettim.Beni bir köpek yaratsaydın,bu adamın eline düşmeseydim.Bu ndan sonraki olayları çocuklarla birlikte yaşadık.Bir kaç gün geçmişti,erkenden kalktım yor gan yüzlerini çıkardım.Ev`de su yoktu pınardan su çektim,getirdim Gazocağının üzerine su yu koydum. Isındı,çamaşırları yıkıyordum.Bu durumda,arada bir sancım geliyordu.Evleri temizledim, dışarıdan tekrar su taşıdım çocukları yıkadım. Çamaşırlar da kurudu. Sevgili Allahım bin şükürler olsun,her an muhtacım sana,ne zaman darda kalsam, böyle bilir,bu nu yazarım.Bir sebep yollarsın bu Kuluna.İnancım sonsuz Allahım sana.Burayı hiç bir zaman unutmam.Çünkü o gün imkansızdı,kaynanamın arabaya binip,Hacıbektaş’dan Mucur’a gel mesi mümkün değildi. Çünkü arabaya binemezdi, hasta olurdu, araba tutardı. Demek`ki oğlu çağırmış.Kaynanam,istifra etmeden Mucur’a kadar nasıl gelmiş? Çünki,yanından ara ba geçse midesi bulanırdı.Öğlen yemeğine anasıyla geldiler.Kaynanam gelirken elinde bir si til yoğurt getirdi.Yemekten sonra oğlu işine gitti,ben`de kalkıp su ısıtıp,banyomu yapıp,çık tım.Kaynanam başladı,”Oğlan gelseydi gideceğim”diyor.Ben`de dedimki, biraz burada kal, karnım ağrıyor.Bana sadece yorganların yüzünü kaplarsan yeterYorganları kapladı,sonra ço cuklarla ilgilendi.Teşekkür ettiğimi bildirdim,tabiki akşam oluyor,kaynana sordu,”Ne pişe cek”diye,”şimdi kocan`da gelir”dedi. Akşam yemeği hazırlayacak halde değilim,sancım ge lip gidiyor.Bir bulgur pilavı pişirirmisin?dedim.Kaynanam’da pişirdi.Yanına`da bir cacık yap tı,saat altı oldu.Oğlu geldiiçeriye girdi.Bugün olmuş gibi hatırlarım,anasına sordu,”Ne pişir diniz?”diye.Ortaya sofra kondu,”Bulgur Pilavı`yla cacık var”dedi.”Sen mi pişirdin yemeği,o zaman bu ne yaptı?’’ diye sordu.”Gelinin ağrısı var”diye söyledi.Anasına,’’Yalan,İnanma’’de di.Bende karyoladan tutunmuş duruyordum.O an`da bir sancıyla bağırdım,ay ay diye.Onlar sofranın başında kalkana kadar,çocuk külotuma düştü.Bir söz var`ya”Öksüz kuşun yuvasını Allah yaparmış”derler.O anda adam belimden tuttu,kaynanamda yardımcı oldu.Komşumuz Fatma teyzeye,Saniye`yi gönderdiler.25/04/1967 de Ümmügülsün Dünyaya geldi.Annemin ismini koydum. Fatma teyze geldi çocuğun göbeğini kesti,yıkadı yatağa koydu.Sevgili Alla hım,senin mucizelerinle karşılaşıyorum.Bir saat sonra adam evden gitti.Çünki, günlerden Cumaydı,planları alt üst olmuştu.Anasını ikinci karısının yanına götürecekmişti,ben doğum yapınca anası yanımda kalmak zorunda kaldı.Anası iki gün benim yanımda kaldı.Pazar günü oğlu geldi,anasını yolcu etti. İyilikle,kötülük unutulmaz.Bu ana kadar kaynanamın iyiliğini görmemiştim.İki gece yanımda kaldı,çocuklara baktı,kirli çamaşırları yıkadı.İşte, yaptığı iyi likler bu oldu.Allahıma bu yüzden şükür ediyorum,darda kaldığımda yardımını esirgemiyor. Memur sınıfında olduğu için,doğum parasını alır doğru kadının yanına gider.Evde dört gün lük bebek,iki çocukla kaldım.Evde yiyecek fazla bir şey yok.Çocuklar ne yiyecek diye düşün medi.Üç gün sonra geldi.Birgün adam,kadını alır Hacıbektaş’a,anasının elini öpmeye götü rür.Kadın bir hafta kalır.Kadının çoçuğu olmuyormuş.Kadını,Doktor Doktor gezdirirler.Çocu ğu olması için,ebelere varana kadar giderler.Sanki oğlunun,hiç çocuğu yokmuş gibi. Adam bir hafta sonra gider Hacıbektaş’a,kadını almaya.Kayınbabam derki,” Bu nedir oğlum?akıllı anan kadını Doktorlara, Ebelere götürüp getirdi,senin oğlunda,kızında var”Oğluna bir teker leme söyler.”Oğlum,Saksağan yavrusuna nasihat etmiş;İnsanoğlu yere eğilirse kaç,bilki yer den taş alacak”der.Oğlan’da Baba’ya,”taş insanoğlunun koynundaysa?”der.Babası`da,”Git oğlum sen aklını almışsın,sana nasihat fayda etmez”.Hacıbektaş’tan kadını alıp,Kırşehir’e, evine götürür. Aradan iki ay kadar zaman geçmişti.Sabah kalktım, adam kahvaltısını yaptı gitti.Çocukları kaldırdım,karınlarını doyurdum.Gazocağını yaktım,üstüne bir kazan su koy dum, ısınıyor.Çocuğun altını değiştirdim yerine yatırdım.Büyükler`de kendi aralarında oy nuyorlar.Başladım çamaşırları yıkamaya.Bir kaç parça yıkadım ve birden belimden bir sancı başladı,kötü bir ağrıyla kıvranıyorum.Bir taraftan`da istiğfar ediyorum.Sesime,kızım Saniye geldi,“ne oldu anne sana?” dedi.Gidip komşulara haber vermişler,’’anneme bir şey oldu’’di ye,çağırmış.Komşulardan duyanlar geldiler,baktılar yerde kıvranıp duruyorum.Hemen Dok tor çağırmışlar.Doktor geldi muayene etti.Apantist olduğumu söyledi.”Hastaneye gitmesi gerekiyor,ben bir iğne yapayım ağrısı biraz yavaşlar”dedi. İğneden,biraz sanncım hafifledi. Fatma teyze`de çocuklarla ilgilendi.O arada akşam olmak üzereydi.Kızım Saniye kardeşleri yle ilgileniyor.Yatağın üzerine uzandım,uyumuştum,uyandığımda dışarısı kararmıştı.Çocuk ların Babası geldiğinde sancım kesilmişti ama vucudum yorgundu.Fatma teyze`de geldi,ba na,”Nasıl oldun?”diye sordu.Adama durumu anlattı.Gecenin yarısında sancım tekrar başla dı.Çocukların babası,sıcak su koydu karnıma faydası olmadı.Sabah erkenden kalktık,ilk gi den araba`yla Kırşehir Hastanesine gidiyoruz.İki aylık bebeği ablası Saniye’ye bıraktık.Has taneye vardık sancım durdu.Doktor muayene etti”Hanımın Apantist,Hastaneye yatsın.Şa yet sancılanırsa ameliyet edeceklerini”söyledi .Çocuklar evde yalnız kaldılar.Kızım Saniye, bebek`ten ne anlar?, O`da bir çocuk.Düşündüğümü söyledim.Kadını al götür,çocuklara bak sın dedim. Ben böyle deyince,adam istediğini gökte ararken,yerde buldu.Hastaneye yattım Karnıma iki gün buz koydular,sancım kesildi.Üçüncü günü taburcu ettiler,Ameliyat`a gerek yok dediler.Beyaz önlüğü çıkardım,kendi giysilerimi giydim.Mümkün’mü burayı hatırlama mak?Hemşire geldi”yatak parasını ödeyeceksiniz”dedi. Miktarını hatırlamıyorum.Paranın olmadığını söyledim. Adam gelene kadar bekleyim dedim ama arayıp sormadı bile.Ne zam an gelir,kimbilir?.Hemşire Doktorla konuşmuş,Doktor’’taburcu olamaz’’ demiş.Hemşire`de sordu”tanıdık kimsen varmı?’’ dedi. Aklıma ilk gelen çalıştığım otelin Katibi.Hemşire’ye,Pa las Otelindeki katibin adını söyledim.Otele telefon etmişler.Adam Hastaneye geldi,anlattım Geçmiş gün,yatak parası nekadar ödedi bilmiyorum.Hastaneden çıktım,Mucur arabasına bi ndirdi,yolcu etti. Eve geldiğimde,çocukların babası öğlen yemeğini yiyip,gitmişti.Oğlum Gür sel kapının önünde oynuyordu.Beni görünce,”Annem geldi” diye,koşup geldi yanıma.Kuca ğıma aldım ,girdim eve.Saniye,kucağında kardeşini tutuyor.Kadın`da yatak düzlüyordu.Beni görünce,ne yapacağını bilemedi.Saniyenin kucağından bebeği aldım.Hemen kadın,kızımı ba basına yolladı,eve gelmesi için.Adam geldi,”Hastaneden,para ödenmeden nasıl çıkarttılar?’ dedi.Anlattım, Oteldeki katibi söyledim.Hemşire oraya telefon etti, geldi parayı ödedi.Çok bekledim orada.Ben gelince kadın gitmek istiyor ama adam gitmesini istemiyor.Kadın git mek istediğini söyledi.Adam`da,’’ Emine,Menekşe bir şeymi söyledi sana?’’Emine`de” yok, ben gitmek istiyorum”dedi.Mehmet`te,akşam arabasıyla yolcu etti,ve arkasından`da ken disi gitti.Geldiğinde zevkinden dört köşe oluyordu.Ev`de yiyecek bir şeyler varmı?Çocuklar açmı?,tokmu? diye sormadığı gibi,doğum paramı`da alıp götürdü,Emineye yedirdi.Bir kaç gün aradan geçmişti,şaşırdım,olacak iş değil!Eve alış veriş yaptı.Peynir,zeytin vs almıştı.Hiç yaptığı iş değildi.Akşam oldu,bırakıp giderken yüzünde bir sevinç ifadesi vardı”İki gün son ra gelirim”deyip,gitti.Yatağıma yattım,kafama bir soru takıldı.Bu adam neden böyle yaptı? Çocuklarla aynı yatakta yattık, bir türlü uyku tutmadı beni.Neden adam bu yiyecekleri aldı? Biliyorum oraya gittiğini,ama sabahı bekledim.Sabah oldu kalktım.İki çocuğun karnını doyu rdum,Kırşehir’e gitmeyi kafama koydum.Üçünü de güzel giydirdim,kendim`de giyindim,ma kyajımı yaptım.Güzelce dördümüz`de hazırız,ama dolmuş paramız yok.Fatma teyzenin kapı sını çaldım.Beyi henüz daha işe gitmemişti.Durum böyle diye anlattım,Kırşehir’e gideceğim sizden ödünç,yol parası istemeye geldim.Fatma teyze çıkarıp yirmi lira verdi”Kızım niye git gmek istiyorsun?’’dedi.Beyi,Hasan Bey`e,arabaya kadar bizimle gitmesini söyledi.Kırşehir’ de kaldım.Gideceğim yerleri biliyorum,Kadının soyismini duymuştum.Şöyle düşündüm,Ka dın bizi tanıyor,gördü.Nedir bu saklılık? Çocuklarımla gidiyorum,iyi niyetle,bu düşünceyle gittim.Küçük kızım kucağımda,Saniye’yle Gürsel yanımda, gidiyoruz.Kadının oturduğu soka ğa girdim,dışarıda oturan kadınlardan sordum.Bu sokakta,Emine K..isminde oturan var mı? Birisi evi gösterdi ve”nesi olursun diye sordular.Buraya gelen adam Ağabeyim dedim.’’Pek de ağabeyine benzemiyor”dediler.İyi niyetle gitmiştim,kapıya vurdum açtılar.İçeri girince şaşırdım.Şaşırmamak elde değildi,ne gördüm evde?,ev başıma yıkıldı.Gördüğüm manzaray la şoke oldum.Kayınbabamı,kaynanamı ve görümcemi orada gördüm,oturmuşlar, ortada da sofra kurulu.Belliki öğlen yemeği yiyorlar.Daha sonra fark ettimki,kayınbabam sandığım adam,Emine’nin babalığıymış.Beni görünce şaşırdılar.Kaynanamında orda olduğunu görün ce,ortalığı darma dağan ettim.Ağzıma ne geldiyse söyledim.Ata sözleri yabana atılmaz,ne demişler”Doğrunun dostu Allahtır”Çocukların babası`da oradaydı. Anasına bağırdığım,sizin ne işiniz var diye? Bekar oğlunuzumu evlendiriyorsunuz?dedim.Beni alırken kurban adaya rak aldınız,istemediğimi bile bile. Ne biçim ana oğulsunuz,tuttuğunuz yol,yol değil.Kendi se viyenizdeki insanları nasıl bulursunuz? diye bağırdım.Kaynanam da”,İşte bu her zaman böy le geçimsiz”diyor.Kavga şiddetlendi.Oğlununun, kızıda,oğluda var.Karısı’da kel değil,kör de ğil.Utanmadın mı oğlunun peşine düşüp, gelmeye?, ikinci evlilik yaptırmıya utanmıyormu sun? Adam başladı,“sana kim haber verdi,nereden aldın yol parasını?’’Zıkkımın dibinden aldım dedim ve,”hangi dostundan aldın?”diye,hakaretli konuşuyor.Zaten çıldırmıştım,ağzı ma gelen küfürü aktardım.Ama anayla,oğlu orada beni yiyecekler.Oğlunun bana çektirdik lerinin yanında,benim ağzımı açmam,devede bir kulak kalırdı.İkinci gelinin elini öpmeyemi geldiniz? dedim.Ancak acımı böyle yendim.Eminenin babalığıda,annesi’de yanlarında.Ev sahibi olarak onlar sessizce oturuyorlar.Çocukların babası beni dövmeye kalktı.Sanki orada bir Aslan kesildim.Yılların suskunluğunu çıkarttım,hadi vursana diye üstüne,üstüne vardım. O anda çocukları gözüm görmüyordu.Vursaydı orada bir damla kanım akmazdı.Kaynananın konuşması beni isyan ettiriyordu.Bir anda çocukları anasının başına atıp,gitmeyi düşündüm ama yavrularımın suçu neydi?Bu kadar şiddetli bağırmalar arasında tekrar düşündüm,çocu kları bırak git diye.O arada Gürsel ağlayarak bacağıma sarıldı.Kucağımda,kundakta sarılı o lan bebeğimi oraya koydum,alın diye.Eğer beni kolumdan tutup,dışarı atacak olsalardı,ço cuklarımın saçının tek telini bırakmazdım.Aklımca göz dağı verdim.O yürek nerde onlarda? onların umurlarında bile değil.Görümcem Nevruz’ da bizim bu durumumuza sadece ağlıyor du.Gerçekten çocukları elimden alsaydı,orada kendimi ölümün kucağına atardım,vermez dim.Sonra oradan çıktık,çarşıya kadar yolun bir başında ana oğul,bir başında ben,çocuklar la yürüdük. Mucur’a,Dolmuşlardan birine beni bindirdi,diğer dolmuşa’da kendileri bindiler geldik Mucur’a.Anasıyla,Nevruz’u Hacıbektaş’a yolcu etti.Adam’dan önce eve girdim.Sonra kendisi’de geldi,tekme tokatla öfkesini aldı.”Hemen pılını pırtını topla,çocuklarınla doğru memlekete gideceksin”dedi.Evden çıktık,arkamızdan kendi de geliyor.Burada kalamazsın dedi,gitmeyide hiç istemiyorum,çünki gideceğim yer,anasının yanıydı.Bizim’le Hacıbektaş’a kadar geldi.Kendimize ait evimiz vardı,ama orası kiraya verilmişti.Götürdü anasının yanına, tek bir odaya koyup, gitti böyle.Ben`de bunları beyaz sayfalara yazarak anlatıyorum.
Şimdi ben ne yapabilirim?Dört baş Horantayız.Yiyecek,içecek yok.Adam bırakıp gitti.Ka yınbabam, torunlarına az çok birşeyler yedirip, karnılarını doyuruyor. Başladı kaynana bir hafta sonra, evimden çık demeye.Ona diyorum ki, kiracıyı çıkart eve gideyim”Seni oğlumda istemiyor daha ne bekliyorsun,evden kiracıda çıkmaz.Kayınbabamla Sayit amca,üvey Amca çocuklarıymış.Sayit amcanın hanımı Kenzi abla,hep dar günümde yetişirdi.Bana çok yardı mı oldu. Kenzi abla, “seni evlat edindim”derdi. Böyle iyi insanı kaynanam istemezdi.Kenzi abla hiç bir zaman doğruluktan sapmazdı. Bana dediki;”Sakın dışarı çıkma, kaynanan senin çıkmanı bekliyor,seni kapıya bırakacak,beni dinle”dedi,“Bir ihtiyacın olursa,oradan bir bez veya torbaya koy,pencereden at”dedi.Bu akılı`da verdi,yine pencereden göstermeden yiye cek getirirdi.Çocuklarla ilgilenen Dedesiydi.Bir kaç hafta geçmişti,kapıya vuran var.Kayana kapıya gelerek”çık ev`den”diye,kapıyı yumrukluyor.”Seni evden çıkartmak için zaptiyemi çağırayım”Abameskiden,Jandarmalara Zaptiye derlermiş.Ev`de hapis kaldık.Kenzi abla gel di, bana,“kocan gelip seni götürecek”dedi.Gerçekten,bir gece Taksi tutup geldi,’’Kapıyı aç’’ diye seslendi,açtım girdi.Aynen, oradan getirdiği gibi bana,”Çocukları kaldır,sizi götürme ye,Taksi tutup geldim” dedi.Ben`de, ben gelmem, evde`ki kiracıyı çıkar orda kalacağım de dim.O`da,”Sizi almadan gitmem,götürmeye geldim”Anası sesimizi duymuş,geldi yanımıza Anasını görünce kolumdan tutup kaldırdı.”Çocukları kaldır, götüreceğim sizi’’dedi.Ben’de hazırlandım ve,anan’daki ocağı alalım dedim.Anası,’’vermem Milangaz ocağını’’diyor.Ben de,ocağı almadan gitmem diyorum.Gecenin bir yarısıydı.Anası diyor ki,”Defolsun gçtsin, ocak falan vermem”diyor. Anasının sesine uyanmış kaynım Mitat, kalkıp geldi.Anasına, “sana ne oluyor ana”? diyor,”ver yengemin ocağını,sana ben alırım”dedi.Anasını ikna et ti.Kaynım Mitat,Öğretmenokulunu bitirmiş,Öğretmen olmuştu.Taksi hala kapıda bekliyor Tartışmalardan sonra ocağı verdi.Taksiye binene kadar, oğluna hakaretler yağdırıyordu. Kayınbabam, çarşıda gece Bekçisiydi, oğlunun gelip,bizi götürdüğünden haberi yoktu.Mu cur`a gittik, aradan bir hafta geçti.Kadının yanına yine gidip, geliyor.Bir ay sonra başka bir ev`e taşınmaya kararlı.İki hafta sonra evi bulur.İki oda bir mutfak tutmuş.Taşınmaya hazır lanıyorum.Bana diyorki,”Ben kadından kaçıyorum,gidelim eve sende bak,evi temizlersin bir an evvel taşınalım”.Tabiki oturduğumuz sokaktan ayrılacak,ortada bir olay var.Tutulan evi temizledim, eşyaları toplayıp bir araya hazırladım. Akşam altı`da taşınacağız.Tuttuğu araba yı getirmeye gitti.Bekliyordum,bir gelen var,kalkıp baktım,kadın geldi.Adamdan önce kadın geldi.Oyun olduğu belli.Kapıdan girince şöyle söyledi, “Mehmet’i niye yollamadın?”dedi. Onun yoluna ip germedim ya,sen gelmişsin ya....Başıyla kıçı senin olsun,gözüm yok dedim. Yine oyun içindeyim. Canı Cehenneme dedim.O sırada,çocukların babasıda arabayı alıp gel di.Eşyaların hepside hazır,alıp alıp arabaya koyduk.Kadını görünce şaşırmadı.Yeni eve kad ınla girdik odanın birisine eşyaları koyduk. Akşam saat yedi`ydi taşındığımızda,hep bir ara da yatılacak o gece.Yaşanan olaylardan sonra, çocuklar açmı yattı, hatırlamıyorum. O gece ki yaşadığım yaşantı unutulur mu?,her yanımda derin iz bıraktı.Akşam bir odada yatılacak, boş yer yoktu.İki yatağımız,dört`te yorganımız var.Şöyle söyledim;Yatağın birisinde oğlum la sen yat,diğer birisinde de iki kızla ben yatıyım dedim. Kadın da yorgan arasında yatsın, diye söyledim. Kabul etmedi çekişme başladı.Yatakları hazırladım.Yatağın birine iki kızımla girdim,dedim yer var,gelirken yatağını getireydi.Adam yerinden kalktı,“sen yorgan arasın da yatacaksın”demezmi? Çocuklarımla kendim, yatağımda yatacağım dedim.Hiç bir zaman oluruna gitmedi,durum inada döndü. Ev`de daha yeniyiz, bir gün bile geçmedi.Kalkmadım yerimden.Allahım kaçıncı sefer sana isyan ediyorum.Öfkemi böyle alıyorum.Adam yatağın dan kalktı,eline şemsiyeyi aldı,kadının yanında istediği gibi dövdü ve beni yorgan arasında yatırdı.Kadın benim yatağımda yattı.Buna insan denmez,ona hayvan da denmez,çünki hay vana hakaret sayılır.Çocuklarına düşkün olsaydı o zaman bırakıp giderdim.Ne zaman sarhoş olduysa,o zaman çocuklar aklına gelirdi.Beni yorgan arasında yatırdı.Tabiki bu kadar iltifat varken kadın gidermi? Beş ay beraber kaldık bu iki odalı evde.Kadına kızıp kavga etmiyoru m,hiç bir şeye de karışmıyorum,ama çocuklarımın rızkı dökülüp saçılmasına da razı olamıyo rum. Adam bana,”Sen sesini çıkarma”dedi.Kadın gitmek istiyor,aralarında ne geçti bilmem Sofraya`da oturmuyor.Adamın korkusu var, oraya içgüveyliği girmişti. Çoçukların babasıyla Hoca nikahı olmadan önce,bu kadın bir kaç kere evlilik yapmıştı.Hoca nikahı olurken,arala rına şöyle bir kural koymuşlar;Adam evlilikten cayarsa beş yüz Lira ödeyecek,kadın kendi cayarsa hiç para ödenmiyormuş.Korkunç bir pazarlık ama,o beş yüz Lirayı ödememek için kadın küfür de etse susuyor.Gözümde bir hiçti bu adam,çocuklarım için katlandım.Gençli ğim böyle geçti.Bir sabah kadın,kendi isteğiyle gitmek istemiş,ertesi sabah kalktı,kadını Kır şehir arabasıyla yolcu etmiş ...
Canım anacığım,sen Hayat`ta olsaydın Kaderim değişirmiydi?Anam, seni şu an`da haya limde canlandırdım,şu tarihte kendimi göz önüne alarak konuşurum.Dünya`da olsaydın`da seni konuştursaydım.Nefesini hissederek,şimdi yoksun bu Dünya`da.Senin yaşantını kalem den sorarım.Güzel anam, kalem`im seni gözümde canlandırdı.Şu soruyu sordum kendime. Hayat`ta olmayan anam, güzel anam, ben senin güzel teninde yatarken tekmeleyip,sağına soluna kayarken, güzel ellerinle karnını okşadığında mutlu olurmuydun?,yoksa,yavrum ne işin var bu Dünya`da diyemi okşardın? Güzel Anacığım böyle düşündüm.Sarı saçlı güzel A nam,böyle hayalimsin.Anam,beni öperken ne düşünürdün?,gözlerinde yaşmı olurdu?,yok sa gözlerin sevgiylemi dolardı?Aklım yeterek göğsüne yatıp,senin sıcak nefesini hissetsey dim diyorum...
Bir kere de kayınbabama kırıldım.O`da karısıyla oğlunun yüzünden.Şöyle bir laf var”O kadar kusur Kadı oğlunda da bulunur” derler,kendimce Rahmetliğe kızmıştım.Aradan yıllar geçti,Almanya`dan izine gitmiştim.Eve uğramadan kayınbabamın yanına gittim,hasta yatı yor,karşısında duruyorum.Yanındakilerden sordu”bu kim”diye”Cuma amca,gelinin Menek şe,Almanya dan geldi”dediler.Baba benim dedim, ama ne yazık ki gaddarlığım kayınbaba ma rast geldi,işte böylece kötümser oldum.Karısıyla, oğluna gücüm yetmedi.Hırsımı böyle ondan aldım,tutup`ta elini öpmedim,çıkıp ev`e gittim.Ertesi sabah, öğle vakti öldü.O gün dür,bu gündür halä vicdan azabı çekiyorum.Derler ki “gücü, yeten yetene”Taki elim kalem tutana kadar.Bunları beyaz sayfalara anlatana kadar vicdan azabıyla kaldım,anlattım ve rahatladım.Affet beni diye yazdım.Tepemden bir duman savruldu,vicdan azabından kurtul dum.Bura`da, beni okutan Semra Kaya- çelebi Öğretmenime, candan teşşekkür ederim...
Oğlum gürsel,Peygamber sünnetli geldi Dünyaya.Dedilerki,”yedi yaşına kadar,her sene bir Kurban kesin,yedi tane kurban kesemesseniz,o zaman çocuğu sünnet ettirin”Zaman gel
Di oğlumuz Gürseli sünnet ettireceğiz.Bir hafta sonra sünnetçi’yi alıp geldi,yanında Lütfü amcasıyla geldiler.Dedesiyle babaannesinin,torunlarının sünnetinde bulunmalarını bekle dim.Haber bile verilmemiş Annesine Babasına,bunlardan habersiz sünnet oldu.Bu nedenle torununun yanında bulunamadılar.Sadece Lütfü amcasını, Kirve olarak yanında getirmişti. Demek istedimki, adam Anasını Kırşehir’e kadar,kadının yanına götürüyorda,anasını baba sını, oğlunun sünnetine getirmiyor,bu mutluluğu bile tatmadım.Gürsel böylece sünnet oldu Anılarım acıyla dolu.Gürsel kanı görmüş,kan kan diye ağlıyor.Bu arada ev sahibiyle komşu lar geldiler,göz aydınlığına.Oturduk,ordan burdan konuştular.Kalktım mutfağa gittim onla ra çay hazırladım.İsterdim ki çayın yanında bir şeyler ikram edeyim.Adam ev`den gitmişti Rıfat diye birisiyle tanışmış,o arkadaşıyla buluşmuş.Bir gün,pazardan dokuz on tane civciv aldık.Kızım Saniye’ninde ojesi vardı,benim evde olmadığım bir an`da,sen civciv`leri tut,ibik lerini tırnaklarını ojesiyle boya.Ben gelene kadar nefes alamayan civciv`ler,tıpır tıpır yere düşüp, ölmüşler.Yine bir gün, oğlum Gürsel kapının önünde kendi kendine şarkı söylüyor du,şarkısıda şuydu, ızdırapla inlerim di. Izdırapla inlerim dedi,birden “anam anam”diye ba ğırmaya başladı.Ne oldu oğlum dedim, kafama iğne battı”dedi.İğne dediğide arıymış.Bir süre sonra Rıfatın ailesiyle, ailece tanıştık.Hanımının adı Ayşe`ydi,birbirimize gidip gelirken sonunda aile dostu olduk.Dört çocuk onların, üç çocuk`ta bizim var.Her akşam, bir gün on larda, bir gün bizdeyiz.Ayşe’yle bir kardeş gibiyiz.Çocuklarımızda iyi anlaşıyorlar.Saniye İlk okulun üçüncü sınıfına,Gürsel`de birinci sınıfa gidiyor.Sonra Rıfat ağabeyin evine yakın eve taşındık.Rıfat ağabeyinin bir özelliği vardı.Dışarda içtiği günler,evine gelirken davulla,zurna yla gelirdi,davulcunun önünde oynayarak eve gelirdi,onun zaafı`da buydu.Çevresindekiler buna alışmışlardı.Davulun sesini duyunca bilirlerdi, yine Rıfat şenlikle geliyor derlerdi.Mu cur’a,iki hafta`da bir kadınlar Matinesi gelirdi,yani Sinema sırf kadınlara ait olurdu.Sinema haftada üç gün oynardı.Filmin adı, yeterki gel bana sene de bir gün.Hep ayşe’yle ikimiz de isterdik gitmeyi.Adam`dan para istiyorum,vermiyor.Cahillik bu,Sinemadan gelen ses insanı tahrik ediyordu,gidemedik kaldık.İki hafta sonra yine Sinema oynuyor.Biz Ayşe’yle anlaştık Adamın cebinden para aldım,Ayşe’de ablasından almıştı sanırım,tam hatırlamıyorum.Sine maya girme ücreti iki Lira,elli kurustu, anımsadığım kadar.Çocukları okula gönderdik.Öğlen ve Sabahçı gidilirdi.İkimizin yanında birer küçük kızımız var.Bu fırsat elimize daha geçmez diye,Sinemaya gittik.Oynayan filmin adı Ferhat ile Şirin di.Felekten bir gün çaldik.Sinema dan çıktık ,seviniyoruz.Eve gidene kadar korkudan da ayaklarımız birbirine dolaşıyor.O gün korkuyla`da olsa,mutlu geçti günümüz.Mucur’da, ormanı andıran çok ağaçlı bir yerde, Kö me adında güzel bir yer vardı.İnsanların eğlendiği yerdi.Cumartesi, Pazar oraya gider,eğle nirlerdi.Küme küme oturup, mangal yapıp,Müzik çalar eğlenirlerdi.Orada`da güzel gün ge çirirlerdi.İki aile birleşip, ara sıra biz`de oraya giderdik.
Çocukların akılsız babası tahsildarlıkta,çalıştığı yerde yine durmaz,bir şeyler yapmış Zaman gelir,Dosyalar sene`de bir kere kontroldan geçer.Hatalar meydana çıkar.Araştırmış lar,tahsildarlıktan topladığı paranın bir kısmını zimmetine geçirmiş,bilinmemesi için Dosya da kalem oynatmış.Bunun farkına varan Müfettişler böylece işine son vermişler.tabiki suçu zimmetine para geçirmek.Tabi çocuklara yedirmedi, sevgilisine yedirdi.İşte Mucur’dan atıl ma maceralarıda böyle oldu.Olayı bilmediğim için,bizi birden bire,apar topar alıp,Hacıbek taş’a götürdü.Niçin gittiğimizi bilemedim.İki gün sonra açığa çıktı,”Bursalı tahsildarlıktan a tılmış”dediler,duyunca, vay başıma gelenler dedim.Benim başima gelenler, pişmiş tavuğun basina gelmedi.İki satır yazıyla biter mi?,bir de benim gibi acemiyse.Sayın okuyucular ,bu adam Ruhsal hasta değilmi?Hatırladıklarımı düzgün anlatmak için uğraş veriyorum.Bundan böyle benim için yaşantım uçurum.Yazıklar olsun sana,insanmısın sen?,insan sıfatında gez zersin.Dediğim gibi,Mucur’dan apar topar ayrıldık,Ayşeye,Allaha’ha ısmarladım diyemedim Ayrıldıktan sonra,Ayşe’yle bir daha görüşemedik.Seneler sonra arayıp,buldum izini.Buldu ğumda ben Almanyadaydım.Hatırımda kaldığı kadar dışardan Mahkeme olacak dendi.Hacı bektaş’tayız,Saniye’yle Gürsel okula devam ediyorlar,hiç bir yerden gelirimiz yok.Evde bi raz un,bulgur bulunuyor.Bu arada adamın Mahkeme günü belli oldu.Adam hapis yatma kor kusuyla başka yerlerde kalırdı.Bir gün çıkıp,ev`e geldi.Aklına nerden geldiyse,dedi “yarın be raber Nevşehir’e, İş Bulma Kurumuna yazılalalım,Almanya’ya çıkarsa gideriz” ve gittik yazıl dık ikimizde.Çocukların babası oradan Hacıbektaş arabasına bindirdi,kendisi`de Ege tarafı na gideceğini söyledi.Tanıdığımız sağlık Memuru Sadık Y...nin yanına gidecek,orada iş bul up, çalışacakmış.Buna inana bilsem?,ve gitti.Geldim çocuklarımla beraberiz.Aylar geçiyor bekliyorum.İş Bulma Kurumundan haber geldi,gelecek diye,aradan sekiz ay geçti.Bu`da bir mucize gibi oldu.O sene`de Okullara yağ yardımı gelirdi.Okula gelen yağı katık olarak çocuk ra verirlerdi.Kızım Saniye’de ekmeğinin arasına koyup yemez,alıp ev`e getirirdi.Böylece bir kilo kadar yağ birikti.Çocuklar okuldan gelince yağdan biraz tava`da eritip yufka ekmeği u falayarak eriyen yağın içinde kızartır,tekrar yufka ekmeğin arasına kor,Dürüm yapıp verir dim,katıkları olurdu.Böylece aylar geçmişti,adam gittiği yerden geldi.Duyulduki,çocukların babasının gıyabına,”Mahkeme karar vermiş,tutuklama emri çıkmış”dendi.Dedi,’’Tekrar gi delim İş Bulma Kurumuna,bir`de ayrı ayrı yazılalım”gittik,ayrı ayrı yazıldık.’’Bakarsın biri mizin`ki çıkar”.Önceki dilekçe iptal oldu ve yine yollarimız ayrıldı.Eve gelirken,adam bana para verip,vermediğini hatırlamıyorum.Bir ara süttozu gelmiş dediler, o arada çok dar gün deydim.Üç çocukla sağlık ocağına gidip yazıldım ve hafta`da bir defa gidilirdi.Ekmek sırası gibi sıra olurduk ve sağlık ocağına birer birer içeriye alırlardı.Bir kilo kadar süttozu alır,ge lirdim.Bundan çok faydalandım.Yoğurt yapardım,çocuklarıma süt pişirip içirirdim ve sütlü çorba yapar içerdik.Tam bilemem,bu, bir aymı sürdü, yoksa fazlamı sürdü? Hatırlamam. Böyle günleri’de yaşadım.
Bursalının amcasının oğlu Ahmet ağabeyi izine gelmişti.Hoş geldin ve gözünüz aydın de meye,çocuklarla gittim.Gözünüz aydın dedim,mutfakta oturuyorlardı,bize yer gösterdi,otur duk.Kezik cici Gazocağının üstünde ciğer kavuruyor.Ocakta`da pirzola pişiyor.Biraz oturduk ktan sonra, çocukları aldım gidiyorum .Kapıdan çıktık,iki adım yürüdük,üç yaşındaki kızım gül, gerçek adı ümmügülsün.Kızımı gülüm, gülüm diye sevdiğimden adı gül kaldı.Biliyorum, kavrulan et mis gibi kokar.Çocuk beklemiştir, bana verir diye, sabırla bekler.Dışarıya çıktık, demesinmi “Anne ben Et istiyorum”.Haydi sustur gücün yeterse.Büyüklerin aklı yetiyor,sab retmeyi biliyorlar. Bir lokma verselerdi,bu kadar zor olmazdı.Tutturdu,”Anne et istiyorum” diyor ve ağlıyor.Etimiz yok kızım dedim,desemde anlatamazsın.Çarşıdan al diyor.Para yok neyle alayım deyince,yoktan anlamıyor.”Olsun,yok,al “diyor.”Çarşıda çok,istiyorum git al’’ diye ağlıyor.Çocuğa anlatmak zor,yoktan anlamıyor.Kardeşleri gözüme bakıyorlar,sıkıldım İyice,yok işte diye bağırdım. Ablasıyla ağabeyi susturmak için oyunlar yapıyorlar,nafile.Sa dece,“Çarşıda çok” diyor.Dayanamadım,gerçekten paramız yok.Kaynanadan istesem,olsa da vermez.Yakınımızda oturan Zahre ablaya gittim, halimi anlattım,dinledi.sonra Zahre ab la senden İkibuçuk Lira istemeye geldim,borç olarak,varsa verirmisin?Para olarak ödeyem em ama Tülbent kenarı olarak,Mekik örer öderim.Zahre abla ikibuçuk Lirayı verdi.Bunu kay nanam duymasın dedim, aldım parayı ev`e geldim.Sevinçle Saniye’ye verdim,Kasaptan bu parayla kıyma al,gel dedim.Saniye kıymayı alıp,geldi.Kavurup,azar azar üçünede dürüm ya pıp,verdim.Oturdum yanlarına,bakıyorum yediklerine.Bu İkibuçuk Liralik Et isteklerini böy lece bitirdi.Gelelim borcumun ödenmesine.Mekik mi ördüm?,yoksa yufka ekmek açarken, yardım’mı ettim? Hatırlamıyorum, ama ödedim.Burada anılarımı anlatıyorum,aklımda kal dığı kadar.Güzel şeyler anlatmayı isterdim Sizlere.Yaşantım güzel olsaydı severek anlatır dım.Hatırladıklarım,gördüğüm anılarımı bilir yazarım. Sokakta giden her hangi bir insanı, elinde bıçakla Ağaç yonttuğunu görsem,dizlerimin bağı çözülürdü.Bu korkumun nedeni, adam hep üzerime bıçakla gelirdi.Hep bu korkuyla yaşadım.
Bir anımı daha Sizlere anlatayım.Öyle kötü bir günler oldu’ki,sıkıntılı dar bir gündey dik.Üç cocuk’la paraya ihtiyacımız var.Bir iş arıyorum,bulsam çalışacağım.Ne iş yapacaksın Hacıbektaş’ta iş mi vardı?Okumuşluk ta yok,hani okula Hademe olarak girsem de,çalışsam. Ankara’ya,teyzemin yanına gidip,iş bulmayı düşünündüm.Çocuklarımı ebesi ile dedesine bı raktım,Ankara’ya iş bulmak için,gittim Elif teyzemin yanına,durumu anlattım.” Vah vah be nim güzel yavrum,sen ne iş yaparsın,nasıl bir işte çalışırsın,okumuşluğun olsaydı bir yere Kapıcı olarak girerdin’’dedi.Teyzem,” bak ben`de Askerlerin çamaşırlarını yıkıyorum,çünki okumuşluğum yok”dedi.“Mustafa ağabeyinle gidin bakın,seni sadece ev temizliğine alırlar’’ dedi.”Mustafa ağabeyinle gidip,şansını dene”. Sabah kahvaltıdan sonra,Mustafa ağabeyim le gittik bir ev`e girdik.O Apartmanın içindeki Dairelerden sorarak,yukarıya kadar çıktık.Mu stafa ağabeyim,”sıkma canını”dedi.Çıkmamız gereken kata kadar çıktık,kapı ya hafifçe vur duk,bekledik.Kapı açıldı,narince bir Bayanla karşılaştık.Yumuşak bir sesle,işçi lazım’mı?diye sorduk Bayana.Önce şöyle bir baktı,aşağıdan yukarıya süzdü,sonra sordu,’’ Ev işlerinde ça lıştınmı?”diye,“Yok, çalışmadı”dedi Mustafa ağabey,anlattı,”kendisi ev Kadını,kocası Ege’ de Onbaşıydı,işinden atıldı.Yeğenim burada bir iş bulup,çalışmak istiyor,üç çocuk var’’diye söyledi.Kadın beni şaşırttı.Evine insanmı,yoksa canlı hayvanmı alacak?Bana dönerek şöyle dedi,”saçını biraz kaldır”,tabiki kaldırdım,kulağımın içine,sonrada ağzımı açtırıp,dişlerime varana kadar baktı.”Temiz “dedi,biz oradan çıktık,gidiyoruz.Yolda Mustafa ağabeyim’den sordum.Neden kadın kulağıma,dişime baktı.”Bunların kuralları böyle”dedi. Süpürge ve bu laşık yıkama işinde,ağzımı açtırıpta bakmak neydi?Dedim,kendi kendime.Mustafa ağabe yim,iş yok dedi.İşte böylece bu durumla karşılaştım.Ankara’dan tekrar Hacıbektaş’a geldim Böyle bir muayene daha gördüm,Almanya’ya giderken.Güzel toprağım duy beni.Nerede o lursam olayım unutma,bul al beni koynuna,bir Ana gibi sahip çık.Bu Dünya’ da çektiklerim dertten kederden ve hastalıktan değil,bir cahil İnsan elinden çektim.Bunları toprağa söy lerim.Düşündüklerimi anlattım.Karnımızı doyuran ve bizleri bağrına basan yine sensin.
İş Bulma Kurumundan,kağıdımın çıkacağını hiç beklemiyordum,ama yinede bir ümitle bekliyorum.Başka çarem yoktu.Bir ümidim Almanya ya gitmekti.Her gün beklerdim Posta cıyı,bir gün bizim`de kapımızı çalacak diye.Bir gün bir Rüya gördüm, Rüyamda damın üzeri ne bir Leylek konmuş,yanında üç tane yavrusu var.Damın bir köşesinde yavruları,üçü bir a rada yatıyorlar.Ana Leylek`te damın öbür başında duruyor.Gözü yavrularının üzerinde,hep onlara bakıyor.Bu Rüyamı önemsemedim,Rüya dedim geçtim.Leyleğin haberci olduğunu duyardım.Bir gün öğlen zamanıydı,Postacı kapıyı çaldı,kapıya çıktım,” İsmin Menekşe mi?’’ diye sordu, evet dedim. Çıkartıp bir mektup verdi,okumuşluğum yok,Postacıya sordum ne dir?,nereden geliyor bu?” Sana bir davetiye,Nevşehir’den geliyor “dedi.Mektubu alınca se vindim,hemen götürüp okuttum.Beni,İş Bulma Kurumundan çağrıyorlar.Kayınbabamla be raber gittim. İş Bulma Kurumunun önü ana baba günüydü, sıra bekledik, sıramız gelince gir dik. Neler yapacağımızı bize yazıp,verdiler.Biz`de gereken evraklarımızı hazırladık verdik. Verdikleri günde İş Bulma Kurumuna tekrar gittik,kağıtlarımızı verdik.Dışarda bekleyip,sı rayla çagrılacağımızı söylediler.Bizim de sıramız geldi,çağırdılar girdim.Yanımda bir kadına sordu,”en küçük çocuğunuz kaç yaşında?”O da,“üç gün sonra yaşını dolduruyor “deyince,” sen dışarı çık,çocuğun yaşına girince gelirsin” dedi. Tekrar hepimiz`de dışarı çıktık.Kadınlar dan birisi bana acıdığını söyledi.”Sana acıyorum,bizim okumuşluğumuz var gideriz,senin git men biraz zor”dedi.Ben`de,olmaz’sa şansımı denerim dedim.Tekrar içeri girdik,altı tane re simle,Pazartesi gelin dediler.Pazartesi Yaşar ağabeyim le birlikte gittik. Ağabeyim bekleme den içeriye girdi,orada`ki Memur’a şöyle dedi;”Bu yabancı değil benim Hemşirem,göreyim seni” deyip gitti.Memur, bana” biraz bekle dedi”Tekrar çağrıldım, girdim içeri.Önüme bir yazılı kağıt koydu,” oku burayı” dedi. Dedim benim okumuşluğum yok, sadece bir kaç harf biliyorum deyince,”geç şöyle”dedi.Diğerlerinin eline birer zarf verdi.Öğleye kadar bekledim Tabi mektubu alan gitti,kadınlardan iki kişi kaldık. Sıra bana gelince diyor ki,”Ne yapayım senin okur yazarlığın yok, senin kağıtlarını veremiyeceğim”diyor.Memur bey`e,şansımı bir deneyeyim diye rica ettim.”öyleyse sana bir hafta gün vereyim, oku`da gel”dedi.”Okumuş olmayanlar gidemiyorlar,İstanbul’dan geri dönüyorlar” dedi.Ben`de, şimdiye kadar okuya mamışım da bir haftanın içinde mi okuyacağım?diye söyledim.Gün verme,vereceksen şim di ver,sayende şansımı denıyeyim.Gidemezsem geri döner, gelirim dedim.Memurla böyle çekiştim.Bir taraftan da vermezse diye,artık susmuştum. Sonun da, bir ağzı kapalı Zarf al dı,elime vermedi,hazır duruyormuş,“zarfı al, defol” diye üzerime attı. Aldım, oradan Polis Dairesine gittim,yapılacak muameleleri yapıp,elime verdiler.Nevşehir’den çıktım,Hacıbek taş’a geldim.Pasaport elimde ama,İstanbul’a gidecek paramız yok.İki hafta gün verdiler.Ev de`de para yok,ne yapacağımı bilemiyorum.Sayılı gün çabuk geliyor,şaşkınım.En az bin Lira lazım.Bir kaç yerden istedik, “O kadar para yok”dediler.Hafta dediğin gelip,geçiyor.Hatırla mıyorum,biri bana yol gösterdi.”Hacıbektaş’ın Civril köyünde, Zekiye isminde biri,Faiz`iyle para veriyor,oraya gidin”dedi,” Sizede yardım eder” Kayınbabamı yanıma aldım, beraber gittik.Vurduk kapısını,”içeriye girin”dedi.Halimizi anlattık.Zekiye teyze beni tanıdı,”Cuma dayı sizleri tanıyorum”.Bize şu kadar para lazım dedik,darda kaldık,”darda kalanın yardı mına koşar”dediler.”Gelinim Almanya’ya gidecek,paramız yok,senden para rica ediyoruz, İstanbul’a muayene olmaya gidecek, bin Lira paraya ihtiyacımız var”.“Parayı ne zaman ve rirsiniz”dedi. Almanya`ya gitmeyi kazanırsam,artan parayı geri iade ederim,geri kalanıda bir ay sonra, oradan yollarım.Kazanamazsam, geri getirir veririm.”Peki ,iyi” dedi. Allah razı olsun Zekiye teyzeden,istediğimiz parayı aldık. Paranın Faizini almayacağım,ama iki ay için de ödersen para karşılığı birşey verin dedi.Evde ne olabilir,o zamanlarda eski bir Radyomuz vardı,o`nu vereyim dedim. Kabul etti. Bir Gün sonra parayı aldım,Radyo`yuda verdim.Dert bununlada bitmiyor.Ya gidersem,yavrularım ne yapar? Ne yardan geçiyorum,ne`de serden İki dağın arasında şaşırıp kaldım. Adama haber vermek istemiyorum.Çocuklarımın en küçü ğü üç yaşında. Bir gün oturdum, çamaşır yıkıyordum.Üç yaşındaki Gül,sırtımdan kucakladı duruyor.Dedimki, gidersem size nasıl dayanacağım, dedim. İyice yapıştı,”Bak anne,ben sa na nasıl dayanıyorsam, sen`de bana öyle dayan” dedi.Küçücük aklıyla böyle söyledi.Bilmi yor`ki preblemler nedir?Kucağıma aldım öptüm, Öptüm... Ben yalnız başıma İstanbul’a gi demezdim,yanımda biri olmalıydı.Gittim,Aziz ağabeyime sordum.Rahmetlik Aziz Ağabeyim ”O sorun değil”,büyük oğlu Haydar Astsubay olarak Askeriye`de,” kalacak yeriniz var’’dedi ”Ne zaman gidiyorsun?” İki gün kaldı dedim.”Oğlum Tayyar’la gidersiniz”dedi.Tamam ama çocuklarımı ne yapayım?Şansımı`da denemek istiyorum.Zordur bırakmak ama,Babaennesi ne bırakıyorum.Vicdanına kalmış,kendilerinin Allah yardımcıları olsun,bakana`da merham et versin diye,kendimi teselli ettim.Kayınbabam,“Merak etme, senin çocukların bizim’de ço cuklarımız” dedi.Artık gideceğim gün geldi. Saniye’me önce bir Mektup yazdırdım Babasına İstanbul’a gideceğimi Saniye`ye anlattım.Canım kızım,kardeşlerine dikkat et,onları koru.Ke ndisi`de Ortaokulun ikinci sınıfında.Kızım ben Almanya’ya gidiyorum,çok paramız olacak,si zi`de yanıma götüreceğim dedim.Boynuma sarılıp,”Şimdi götür”diye ağlıyor.Gözyaşlarımı i çime sindirdim,fazla üzülmesinler diye.Bak kızım,yazdırdığım bu Mektubu ben gittikten son nra götür Postaneye ver,Baban alınca yanınıza gelir diye verdim.Bavul`u hazırlarken oğlum Gürsel geldi. Ağlayarak,”gitme anne”diye, belimden sarıldı. Ağlama oğlum baban yanınıza gelecek.Eski`de olsa yanıma bir kaç giysi aldım,saat geliyor,nasıl cıkacağım ev`den?Çocukla rı dedesinin yanına götürdüm,biraz oturdum.Kayınbabam bana yardım etti.İneğin yemini verelim dedi.Babam bavulu dışarıya koymuştu.Ev`den böyle ayrıldım Kayınbabamla bera ber gittik. Aziz ağabeyimle,oğlu Tayyar beni bekliyorlar.Ağabeyim,oğlu Tayyar’a,”,Halanı yalnız bırakma, ağabeyin sizi bekliyor”dedi. Ağabeyim ve yengemle helalleştik,Kayınbaba mın`da elini öptüm,helalleştik.Çocukların emaneti Size dedim,otobüse bindik, ordan ayrıl dık.Hacıbektaş’tan ayrıldığım tarih 04/08/ 1970. İstanbul’a geldim.Tayyar diyor,”hala sana ne göstereceğim,gel bak açılan kapanan Köprü`yü göstereceğim ve üstünden geçeceğiz’’Me rak ettim,açılıp kapanan Köprüden geçiyoruz,altı Deniz`di.Geçtik, ev`e taksiyle gittik.Hayda ın hanımı kapı`da karşıladı bizi.Hemen sofra kurdu,oturduk karnımızı doyurduk.”Hala çekin me,burası`da senin evin” dedi.Yeğenim Haydar işe giderken,”halam`la beraber gidin,bera ber gelin”diye,Tayyar’a sıkı sıkıya tembih etti.Muayene başladı, bir gün baştan ayağa mua yene`den geçtik.Bir gün sonra göz muayenesine girdik,ben dördüncü sıradayım.Birer,birer tek gözünü kapatıp, karşıdaki sayıları gösteriyorlar.Sıra diğerine geldi, aynısını onada yaptı lar.Bana sıra gelene kadar, altı`yla dokuzu kafama koydum,kendi kendime,altının kuyruğu yukarıda,Dokuzun kuyruğu aşağıda diyorum.Diğer rakamları tanıyordum.Sıra bana geldi,ar kadaşlar dan birine gözümü kapattırdı,sordu.Bilemiyeceğim diye,korkumdan titriyorum.Ba na,da sordu,”bu kaç”?dedi.Kuyruğunu yukarda gördüm,altı dedim.Diğer gözümü kapattı, ‘’bu kaç?”diye sordu.Kuyruğu aşağıda olana da dokuz dedim.Hadi geç yerine dedi.Ertesi günü Test olacak,beni bir zorluk daha bekliyor.Saat sabahın onunda orada olduk. Tekrar yine içeriye aldılar,sıraya dizildik.Sekiz kadındık.Ben beşincinin arkasındayım, sıra olmuş bekliyoruz”Almanya’ya gidenlerin Diploması yanında olacakmış”diye söylediler.Şimdi ben burada ayvayı yedim,kazanamayıp döneceğimi düşündüm.İlk sıra`da durandan sordu,kadın şöyle cevap verdi;”Altıncı sınıfa kadar okudum”,Diplomamı ev`de unuttum”.Tekrar sordu, ”ne demek altıncı sınıfa kadar okumak?’’O da Orta birden ayrıldım dedi.”Gel buraya”dedi, eline kalemi verdi.Almanya’nın bir kaç şehrinin adını yazdırdı.Onun yanındakinden sordu ”Ya siz” dedi.”Beş`e kadar okudum”dedi.Ona`da,”geç” dedi.Ben`den öncekilere,geç geç de mesiyle içime sular serpildi,rahatladım.Şimdi sıra bana geldi. Sordu,”ya sen?’’, beş`e kadar dedim,”geç”dedi.Çıktık dışarıya,sevinçle bir birimizle kucaklaştık.Bizleri dışarda heyecanla bekliyorlardı.En az bizim kadar heyecanlılardı.Tayyar’a bağırarak,kazandım diye yanına git tim.”Gözün aydın hala” diye, orada kucaklaştık.Nevşehir`de İş Bulma Kurumunda bana acı yan kadın,“sen gidemessin,senin okumuş yazmışlığın yok”diyen o kadın,kan neticesinden dolayı kayıp etti,kazanamadı.Kocasına,”Tarlanı sat beni Almanya’ya gönder’’diyordu.Koca sı’da”sinirlenip moralini bozma,biraz sakin ol,ikinci girişte kanın düzgün çıksın” dedi.Bize, ”birazdan gideceğiniz Saati bildirecekler”dendi.Oradan bir görevli geldi,”yarın saat oniki`de şu yerde hazır olun,sizi Havaalanı`na götürecekler”dedi. Çok sükür Allahıma,Senin yardımın la yoldayım.Ne zaman darda kaldıysam elini uzattın,bu`da Senin bir mucizen.Oradan ayrıl dık,çarşıya gidelim dedim,bir şeyler almak için.Çocuklara birer terlik, iki tane kayış aldım.Bi risini Gürsel’e, birini`de yeğenime hediye ettim.Kendime`de bir etek aldım.Bin Liranın,beş yüzünü harcadım,elimde kalan beşyüz`üde Kayınbabama yolladım,borç aldığımız kadına versin diye.Tayyar’a söyledim çarşı`dan alış verişten sonra ev`e geçeceğiz ve geçtik köprü yü,ev`e gittik.Yeğenim Haydar inanmadı,”Hala gerçektenmi? Gidiyormusun? dedi? Evet, yarın saat oniki`de gideceğimizi söylediler.O gece geç vakte kadar oturduk.Onlara gördü ğüm Rüyayı anlattım,Leyleğin müjdesini anlattım,üç yavrusunu damın bir köşesinde,ana Leylek`te damın bir köşesinde gözü yavrularında.O gece ağlamakla geçti,dertleştik.Çocuk ları bırakıp gitmek çok zor.İkisi büyük ama,küçüğüm henüz üç yaşında.Sabah kalktık kah valtımızı yaptık,sonra helalleştik,oradanda ayrıldım.Halen çocuklarımın durumu gözümün önünden gitmiyor.18/8/1970 de Uçakla Almanya’ya uçtuk.Sevgili Allahım bin şükürler ol sun.Çocukların babası mektubu alınca hemen İstanbul’a geliyor,muayene olduğum yere gidip soruyor,“İlk kazananların Uçağı kalkmak üzere” diyorlar.Havaalanı’na koşuyor ama Uçağımız kalkmıştı.Onu görmeden gittiğime memnundum.Münüh’e indik oradan bizi aldı lar.Yer altında büyükçe bir yere götürdüler.Orası çok kalabalıktı. Bizden önce gelenler de oradaydı. Oradan gidilecek Şehirlere dağıtım oluyordu.Bizleri bir tarafa ayırdılar.Sıra bize geldi,elimize birer torbayla yiyecek verdiler.Yiyecekler şunlardı;İki brotchen (küçük ekemek cik), süt, muz ve elma suyu koymuşlardı.Erzağımızla bizi Trene bindirdiler.“Hildesheim’da, Trenden inince sizi tercüman Ayşe karşılıyacak dediler.Dedikleri gibi karşılandık.Tercüman Ayşe bizi götürdü,Hildesheim`in köyünde bir Heim`a (Yurda) koydular.Her oda`da üç yatak vardı.Üç kadın kalıyorduk,sabah erkenden kaldırdılar. Bizi muayeneye götürdüler.Bütün te peden tırnağa ciğerlerden muayeneden geçtik.İçimizde Nevşehirli bir kadının ciğerlerinde hastalık buldular.Onu geri Türkiye’ye gönderdiler.Nevşehir’deyken başka birini kendi yeri ne koymuş,Röntgen çekilirken.Muayenelerimiz burada bitti.Heima (Yurt) geldik,birer erzak dolabı verdiler.Mutfağı gösterdiler,İki kişi bir ocak kullanacak dediler Tarih 20/08/1970 de işe başladım.İşe gidiyoruuz hava sisli,öyle bulanık`ki,sisten dışarı görünmüyor.Yağmurlu ha va vardı.Sandım`ki hiç bir daha Güneş doğmayacak.Fabrikaya gittik,Tercüman Ayşe bizi bek liyor.Geldi yanımıza,herkesin ismiyle yazılı kart verdiler.”Bu kartları şu duvardaki gördüğü nüz Makine`de işe başlarken ve İşten çıkarken Stempel (mühür) yapacaksınız”diye söyledi “Eğer Stempel(mühür) yapmazsanız o günki yevmiyeniz kesilir”dedi.Çalıştığım Fabrikanın bir kısmında Radyo çıkardı,diğer bir kısmın`da Televizyon üteriliyordu.Ben ise Radyo kısmın da çalışıyordum.Çalıştığım Fabrikanın içinde baştan başa bir bant vardı.Çok çabuk yürüyor du.Herkesin bir görevi vardi.Benim işim,bir elimde cımbız,diğer elimde de Lehim vardı.Rad yo`nun bir yerine Lehim damlatırdım.Radyo`da bir hata olursa kimin yaptığı bilinirdi,ona ha tasını hatırlatırlardı.O`da işine dikkat ederdi.Ben kartımdaki ismimi okuyamazdım.Stempel ‘e(Mühür`e) basmak için bir kaç arkadaştan yardım aldım ama bu`da olmuyordu.Şöyle bir fikir düşündüm;Kartımın üzerine bir Papatya resmi yaptım,kartımı ondan tanırdım.Girer ken ve çıkarken`de rahatlıkla kartımı basar çıkardım.Hafta sonu alış verişe çıktık,bakkal`a girdik.Sabun ve Tuz gibi ihtiyaçlarımızı alacağız.Bunları nasıl anlatacağız?El işaretiyle anlat maya çalışıyoruz,bakkalcı da girin,bakın diye işaret etti.Biz`de gördüğümüz ihtiyaçlarımızı aldık,arkadaşlarla toplu halde gittik.Çok acemilik çektik ama sonunda neyin nerde olduğu nu öğrendik.Geldiğimizde bizlere ikiyüz Mark avans verdiler.Aldığımız yiyecekleri o parayla aldık.Bunun yüz Mark’ını Türkiye’ye göndereceğim,nasıl göndereceğimi bilmiyorum.Eski işcilerin birinden sordum,nasıl gönderirim dedim?Dedi`ki,” Heim`in(Yurt`un) yöneticisine git o sana yardımcı olur” dediler. Önce Adanalı kadına ,Türkiye’deki alacak kişinin adını ve adresini yazdırdım.Bankaya gidecek yolu bilmiyorum.Heim`in kapıcısı adam beni götürdü oraya kadar,”sana yardım edecek burda Türk var dedi”,bırakıp gitti.Banka`da görevli ada ma yüz Markı gösterdim, gitti orada görevli olan Türk kızını çağırdı,elindeki yazılı olan ka ğıtdaki adresi göster dim, göndereceğimi söyledim. Kız elimden aldı yazdı doldurup yüz Markı yolladı,makbuzu da bana verdi.Kadına olan borcumda böylece ödendi. Burada daha yirmi günlük işçiyim.Kötü bir Rüya gördüm o kadar korkunçtu.Kaynanam, kızım gülü soğuk suyla yıkıyor.Soğuk suyu döktükçe üç yaşındaki gül bağırıyor.Yanlarında kocaman bir kazan var,kazanın altına kaçıyor saklanmak için.Sanki bir yılan gibi kayarak yere yapışıyor.Soğuk suyla yıkanırmı çocuk? diye çırpınıyorum.Ağabeyiyle ablası oturmuş bakıyorlar,bir şey yapa mıyorlar.Gül bağırıyor,”Üşüyorum “diye sesi kulağımda,koşuyorum ama yetişemiyorum.Bir köşede sıkışmış, ablasıyla ağabeyisi oturuyorlar.Ablası saniye kalktı, koca bir Kilimin içine, gül’ü sararak saklıyor.O gece korkunç Rüya`yla uyandım.Sabah oldu kalktım,hemen Adana lı kadının yanına gittim.”Hayırdır” diye karşıladılar,ağlamaktan anlatamadım.Dedim,bana biriniz Mektup yazarmısınız? bunlar gelin görümceydi. Soruyorlar,” Ne oldu”? diye. Önce mektubu yazın,anlatırım dedim. Ve mektubu yazdılar.’’Şimdi söyle Rüya’nda gördüğünü’’, ben de anlattım.Bu Rüyanın etkisi altında kaldım,kaçıp gitmeyi düşündüm ama elim de pa ra yoktu.Kayınbabam Mektuba cevap yazdırıp,hemen yollamış”Kızım çocuklarını merak e decek hiç birşey yok”yazmıştı,“Bunlar bizim`de çocuklarımız,dedesi daima yanlarında’’diye yazmış.“Kızım sabret alışırsın sık dişini,giderken iki yıl sonra gelirim diye söylemiştin,sabret ‘’diyor.Kayınbabamın mektubu biraz olsun beni rahatlatmıştı.Çalıştığım yerde arkadaşlara ve işime’de uyum sağlıyordum.Günün birinde duyulduki,bu Fabrikanın bir kolu daha var mış,orası iflas etmişti.Oranın işçileri bizim çalıştığımız Fabrikaya geliyorlarmış.’’Herhangi bir yerde yakını olup’ta,oraya gitmek istiyenler,Kontrat`ını bozup gidebilirler’’dediler.Akra bası olmayanların kalabileceği söylendi.Bunu duyanlar,on kişi kadar Kontrat`ını bozup ayrı lanlar oldu,bende heveslendim.Gelsenkirchen’ de görümcem oturuyorlardı.Onlara bir mek tup yazdırdım ve postaladım.Kontrat`ımı bozmadan,bozdum diye yazdırdım.Durumu anla tarak yazdırdım.Beni alın buradan dedim.Bir hafta içinde,öğlen işe gitmeye hazırlanıyor dum,aşağıdan beni çağırıyorlar,”Bektaş,misafirin geldi” diye.Bir merdiven aşağıya indim, görümcemin kocası,Salih enişteyi karşımda gördüm.Yanında akrabam olan Ali Sümen’le gelmişlerdi.Onları görünce sevincimden bağırarak eniştemin boynuna sarıldım.Kendimi Türkiye’de sandım.”Haydi hazırmısın,seni götürmeye geldik” dediler.“Araba kapıda,gide ceğimiz yer uzak”dedi salih Enişte.Hayır hazır değilim,Kontratı bozmadım dedim.İş yerin den`de çıkışımı almadım, diye söyledim.”Öyleyse Haydi,bizi Fabrikaya götür”dedi.Çalıştı ğım iş yerini bulamıyacağımı söyledim.Dediler,”insan çalıştığı yeri bilmez mi”?Otobüsle gidip geliyoruz.Heim`dan(Yurt`tan) ayrıldık,Fabrikaya gidiyoruz.Yolları tarif edemiyorum, çok dolaştılar.İki buçuk aylık işçiyim,Otobüsle geçer ken görürdüm dedim, on kadar tank manevra yapıyordu diye,onu anlattım.Yola devam ediyorlar,aha şu tarafta derken,nihayet buldular.Çalıştığım Fabrikaya girdik,çıkışımı aldılar.Kontrat bozuldu,oradan ayrıldık.Eşyala rım da yanımda,bindik, Arabayla çıktık yola.Salih enişte`ye giderken söyledim,yakınınızdan bir ev tutalım dedim,”hep beraber otururuz “dedi. Ev,ev üstünde olmaz, bir ev tutarsanız, daha iyi olur dedim.Ali Sümen dedi”Abla sen merak etme buluruz, biraz bekle” dedi.Gide lim hele,bakarız. Şamatayla geliyoruz.Sali Danacı diyor”Seni ayrımı oturtacağız,evimiz var’’ dedi. Hildesheim dan ayrıldık,Gelsenkirchen’e geldik.Gecenin onbirinde geldik eve girdik. Görümcem henüz işten gelmemişti.Geceydi görümcem işten geldi,sevinçli görünüyor.Ali Sümen yemekten sonra gitti.İşte böylece Gelsenkirchene geldim.Buraya gelmeyi kendim istedim. Ayrı ev tutulmadı,onlar`la birlikte oturdum.İki kızları var.Sanki Hildesheim`a sığ madım,görümce dedim çıkıp geldim,sokuldum. Almanya’ya geldiğimin üçüncü ayını burada tamamladım.Geleli bir kaç hafta geçti.Aynı binada bir kaç aile Memleketlim oturuyordu. Ev`de boş oturuyorum, işe girip çalışmam lazım ama benimle iş arayan kimse yok.Beni götüren,yanımda Almanca bilen biri olacak.Bizimkiler,ikisi`de işe gidiyorlar zamanları yoktu.Salih Danacı benimle ilgilenemiyor.Memleketlimizle komşuyduk,akşam beraber onlara oturmaya gittik.Ev sahibinin adı Nasif,tabi konu iş üzerineydi.Salih Danacı”benim zamanım yok dedi,gömlek Fabrikası işçi alıyormuş,yarın oraya Menekşe’yle gidermisin?’’, “tabi götürürüm Salih ağabey’i”dedi.Sağolsunlar sabah kalktım Nasif gilin kapısını tıkladım. Hanımı Aysel kapıyı açtı, sordum Nasif kalktı mı?, “seslendi geliyorum” diye.Çıktık evden gi diyoruz ve vardık işverenin yanına. “Buranın işçi aldığını duydum,bayan çalışmak istiyor”di ye söyledi.Üç gün sonra gelin dedi.Çıktık eve geliyoruz.Kısa bir Masaldır burası.Yolda gelir ken,Nasif ufak bir Markete girecek,bir şeyler alacağını söyledi.”Sende alış verişe benimle girermisin,yoksa dışardamı bekliyeceksin?’’dedi.Ben’de beklemek istemedim,ben gideyim dedim.Sordu, “Peki evi bulabilecekmisin?’’dedi,bulurum dedim.”Bu yoldan doğru git” diye söyledi.Yanından ayrıldım,biraz yürüdükten sonra evin yanına kadar gittim.Kapımızın önün de kocaman bir ağaç vardı.Ağacı buldum ama Kapı,bizim kapı değil.Bir o yana,bir bu yana yürüyorum.O sokak olduğunu tahmin ediyorum,ama evi bulamıyorum,korku sardı beni. Bir kadın geçiyordu yanımdan, kadına söyledim, kendimi göstererek.El işaretiyle Polizei,Polizei diyorum.Kadın eliyle gösterdi, verdiği işarete gittim.Ama Polizei nerede?,geri döndüm gidi yorum,olduğum yerde dönüyorum,fazla uzaklaşamıyorum.Orada bir genç’e rastladım,ona da aynısını sordum;Polizei, polizei diyorum.Eliyle gel diye işaret ederek,önüme düştü,Poli sin kapısına kadar götürdü,gir dedi,açtım kapıyı girdim.Polisin karşı sına dikildim.Bir şeyler söylüyor,tabi anlamıyorum ama ben kayıp oldum dedim.Polis,“was?, was?”diyor.Ne,ne di yormuş.Yine diyorum,ben kayıp oldum dedikçe dinliyor.O da başladı,”Ben kayıp oldum de meye”ja, ja diyorum.Beni anladı diye seviniyorum.İkimizin anlaşamaması biraz sürdü.Evi bulamadım,kayıp oldum diyorum.Bir düğmeye bastı,oradan bir kapı açıldı,Polis geldi,anla tıyor ona.Ben kayıp oldum dediğimi anlamıştır diye düşünüyorum.Kağıta bir şeyler yazdı elime verdi,beraber kapıya çıktık. Yolu gösterdi,böylece git dedi.Orada Dolmetscher (Ter cüman) var diye söyledi,git yanına bu kağıdı ver dedi,kapı numarası da yazılıydı.Gösterdiği yola gidiyorum,karşıdan görümcemin kızını gördüm,Gülümser’i,ip atlayıp oynuyordu.Beni görünce,”yengem nereden geliyor”diye yanıma geldi.Evi buldum.Aynı binanın arka cephe sinde dolaşırmışım.Bu Masal da buraya kadar.Ertesi günü, akrabam Ali’yle beraber gittik.İş yerinde çalışan bir Alman arkadaşını çağırdı,kadın geldi onunla Fabrika Şefinin yanına gittik Şefle konuştu.“Terzilikten anlarmı?”diye sordu,az buçuk anlar demiş.İşe aldılar ve gelirken yanında bir beyaz önlükle bir makas getirsin dediler.Bir gün sonra işe başladım,çalışıyorum. Dikilen gömleklerin yakalarını çeviriyorum.Ayda elli Mark alırdım, iki ay böyle aldım.İki ay sonra aylığım yüz Mark oldu.Görümcemin yanında kalıyorum, ev`e yardım olarak benden sadece Elektrik parası aldılar.İşe giderken, Memleketlimiz Çetin beyin hanımı sevim’le gi derdim.Bir zaman aynı yerde çalıştık.Evleri yol üzerindeydi, sevim beklerdi beni.Tabiki,gi dip geldiğim yola alıştım.Günler gelip geçiyor.
Almanya’da ilk Yılbaşını görümcemin yanında geçirdim. Almanya’da Ağustos`un yirmi sinde işe başladım. İkibuçuk ay Hildesheim’da çalıştım,altı ay`da Gelsenkirchen’de toplam çalışmam dokuz ay.Geçen sürelerin Steuer Parasını (Vergi denkleştirme olarak) bana geri iade ediliyormuş,bunu bilmiyordum.Salih Danacı benim Vergi kartımı hesaplatmış,ne ka dar param vardı?bilmiyorum.Beyefendi haram yemez derler.Dört nüfus onlar,benim’le beş oluyoruz.Görümcem Döndü bu arada başladı komşularının yanında, bizim gelinin paraya aklı yetmez diyor.Tabi aklım yetmez,ortada dönen düzenden habersizim.Bu Vergi kartını ne zaman götürmüş Danacı,vergi dairesine hesaplatmış bunu’da bilmiyorum.Bir gün Posta cı eve geldi kapıya vurdu, açtım kapıyı,” Bektaş” dedi, ya dedim. Pasaportu istedi baktı,im za attırdı.Bana elli Mark çıkarıp verdi, gitti.Yanimdakilerden sordum.Postacı nerden getirdi bu parayı?Bana dediler,bu senin Steuer(Vergi) parandan,geride kalan paran.”Önce ne ka dar almıştın?’’ diye sordular.Hiç bir yerden para almadığımı söyledim.İşte böyle,Steuer(Ver gi)parasını o zaman öğrendim.Salih enişte,bugün Postacı geldi bana elli Mark verdi, bir`de kağit imzalattı dedim.”Bu senin çalıştığın sigorta parası”dedi.Görümcemin,” bizim gelinin paraya aklı yetmez”demesi çok güzel anlaşıldı.Steuer(Vergi) parasını aldıkları böylece mey dana çıktı.Bu arada gürümcem huysuzlaştı,nedenini bilmiyorum.Bu zamana kadar normal geçindik.Kocasının bir Asker arkadaşı var dı,tek başına kalıyormuş.Geldiğinde görümce ken disi bana anlattı,her zaman işten çıkınca yemeklerini beraber yerlermiş,işe giderken de azık larını hazırlarmış.Adam hazırlanan azığını alır,evine gidermiş. Asker arkadaşı,ben ordayken arada bir gelir giderdi.Günün birinde görümcemle ben otururken, kocasının Asker arkadaşı geldi üçümüz`de oturma odasında oturuyoruz.Adam elinde Gazete okuyordu ,ben bir işle meşguldüm.O arada görümcem yanımızdan kalktı,yarım saati geçti.Oturduğumuz yer yatak odasıyla karşı karşıyaydı.Nice sonra yatak odasından görümcem çıktı.Yatak odasına ne za man girmişti?Kapıyı açıp,oradan çıkınca huylandım?Acaba anahtar deliğinden bizi’mi gözet ledi.İnşallah,Allah uzun ömür verir’de bu kitabımı okursun.İşte böyle,onlara hiç bir saygısız lığım olmadı.Kızlarıyla yatar,kızlarıyla kalkardım.Cumartesi günüydü,Postacı bir mektup ge tirdi bizimkilere verdi,okuyorlar.Uzaktan dinliyorum,pek ilgimi çekmiyordu.Çocukluğumda çektiğim acının yeri geçmiş sanıyordum.Mektupta şöyle yazmışlar,okuyorlar.Kazım bıçakla rak öldü deyince,o anda köpeğim aklıma geldi.İşin garip tarafına bakın,köpeğime bıçak at mıştı,köpeğim Çomo`yu öldürmüştü.Kendisi`de bıçakla öldü dedim ya yine’de üzüldüm.Gö rümcem Döndü,çorap,ben`de gömlek Farikasında calışıyorum.İşten geldiğimizde,aynı bina da oturan Kadriye isminde bir arkadaşı vardı,Yozgat’lı.Kocası işten gelene kadar bizde otu rurdu.Görümcem işten gelince,iş yerindeki bir kadını her gün kötülerdi.Şöyle kötülerdi’’Dos tu var,onunla şöyle gezer’’,her gün bu kadına,bunu anlatırdı.Ben’de istemiyerek lafa krış tım. Abla bunları gören sen misin?,ben’de gidip geliyorum işe,ben niye öyle birşey görmü yorum?dedim.Öyle deyince,ben sandalyede oturuyordum,” Senden akılmı alacağım”dedi sandalye`ye bir tekme vurdu.Sandalye’yle devrildim,kafam çamaşır Makinasına geldi,biraz sişti.Hırsını alamadı yerinden kalktı,Türkiye’den getirdiği hasır Süpürgeyle,istediği gibi vur vdu.Demek`ki fırsat beklermiş,böylece öfkesini aldı.Dedim bravo,bak gücün yetti diye söy lendim oradan kalktım.Girdim oturma odasına,göz yaşımı göstetmeden ağladım.Neme la zımdı,ağzımı tutsaydım,karışmasaydım?dedim.”Yerinden oynayan,yetmişiki kazaya uğrar’’ derler,Atalarımız.Haliyle evinde oturuyorum,gücüm yetmedi.Bu konudan sonra bende iş ten çıktım,boş geziyorum.Recklinghausen da oturan Kırşehir’li bir arkadaşları vardı,bunlar sık gelip giderlerdi.İyi anlaşırlardı,hanımının adı Birsel’di,kocasının`da Muzaffer’di.Onlar’la konuştular,Menekşe’ye bir ev bulalım diye.Danacı sordu;”Senin orda boş yer varmı?’’,Mu zaffer bey’de,“Benim oturduğum evde bir boş yer var”dedi. Almanya’da sekiz aylık oldum. Ben geldikten bir hafta sonra çocukların babası yakalanır,hapse atarlar.Suçu,zimmetine pa ra geçirmek,altı aydır Kırşehir hapisanesinde yatar.Görümceyle,kocası ne yazmışlarsa mek tupta,Türkiye’den hakaret dolu mektup gelmiş,mektubu okuyorlar.Okurken de gözüme a laylı,alaylı bakıyor görümcem,gülümsüyor.Tabiki okumuş değilim,ellerinden alıp okusam? Onun alaylı bakışından bir şeyler seziyorum ama gerçeği bir türlü anlamıyorum.Bunlar mek tubu bırakıp,alışverişe gittiler.On dakika sonra mektubu alıp hemen yanımızda oturan Nasi f’in hanımı,Aysel`e götürüp,Aysel şu mektubu okurmusun?dedim. Aysel,”bu mektup sana değil”dedi.Olsun,oku diye söyledim,okudu.Mektup,kaynım Mitat’dan geliyor.Çocuklarım’la birlikte yıkayıp,bir sofrada yemek yediğimiz kaynım,bana karşı ağır kelime kullanarak,evde onu ne tutuyorsunuz diye yazmış.Tabiki burdan giden mektupta ne yazılıysa,kaynımda böy le yazıyor.Aysel’e sordum,bana bir iki satır mektup yazarmısın?,” hayır,yazamam” dedi.Şöy le söyledi,”Görümcen`le aramız açılır”dedi.Ben şöyle yazacaktım.Her hangi bir kadına o....u demeleri için,karşında bir erkekle görmeleri gerekiyor.Sözünü bilmeyen insana ne demek gerekir.Kaynımdan bunu beklemezdim.Kırşehir’li arkadaşı Muzaffer bey,hanımıyla misafir liğe gelmişlerdi.Sohbetlerinden sonra,izine gideceklerinden bahsettiler.Arabayla gidecekle rini söylediler.Ben o ara çalışmıyordum, işsizim.Arabayla gidiyorsunuz,sizinle ben’de gele bilirmiyim?dedim.Görümceyle Danacı,onlarla gitmemi uygun buldular,ve”Üçyüz Mark ve rir”dediler.Adıma söz kesildi ama,iki hafta içinde ev tutulacak.Muzaffer bey,ev üzerine ko nuyu açtı.’’Benim oturduğum yerde bir boş oda var,istermisin ?’’Evden çıkmamı Görüm cemler istiyorlar.Kendileri konuşmuş olacak ki,izine gitmeye bir hafta var,Muzaffer bey, “iki gün sonra gelirim,sen hazır ol’’dedi,gitti.Üçüncü gün geldiler hanımıyla,oturdular ye meğimizi yedik,çaylarını`da içtiler.Zaman ilerledi gidecekler,bana” Hazırmısın?” dediler, hazırım dedim ve çıktık yola gidiyoruz,vardık Renklighausu’na,girdik evlerine.Oturacağım yeri gösterdiler,girdim içeriye.Sadece açılan yatak var,penceresi yok,elini yıkayacak su yok. Tuvaleti iki merdiven aşağıda.O gün yatağı açtım,üzerime örtecek birşey yok.Ufak bir torba nın içine bir şeyler,görümce koymuştu.Açtım,içinden eski bir yorgan çıktı.Kötü`de olsa o yorganla yattım.Sabah oldu kalktım yüzümü yıkıyacak su yoktu. Ev sahibi Birsen hanım gel di,kahvaltıyı bizde beraber yapalım dedi.O gün kahvaltıyı orada yaptım.Sadece bir oda,su yu,elektriği yok,tuvaleti aşağıda kupkuru bir odaydı.Daha gitmemize üç gün var,yine akşam oldu yattım.Tutuğum oda,yani tavan arası çatı kattı.Sadece tavandan kırk santim genişliğin de camdan ışık görünüyor.Hep gök yüzüne bakarken uyurdum.Tepeden gözlü oda`dan Yıl dızları seyrederdim.Ertesi sabah çıktım dışarıya ekmek peynir aldım.Tabi,günde üç öğün o raya,yemek yemeye gidemezdim,sadece su isterdim.Birsen hanım bir şişe su ile,büyük bir bardakla çay getirdi.Bazen insancıl tarafım ağır basıyor,cezasını`da yine ben çekiyorum.Mu zaffer beyle konuştuk,çocukların babası hapisten çıkarsa,Trenle Almanya’ya birlikte döne riz dedim.Şayet çıkamaz`sa ben sizinle geri,birlikte dönerim.O çıplak oda`da parasız otura ocağımı söylediler.Geriye kalan üç gün bitti.Sabahın beşin’de yola çıktık.Üçyüz Mark ver dim,beni Ankara’ya kadar götürüp,Ankara’dan Hacibektaş otobüsüyle yolcu edecekler.Öy le`de oldu ve ayrıldık.Giderken de çocuklara kullanılmış bir kaç parça giysi,eşya almıştım.E vet,” Akılsız başın zorunu,taban çekermiş.”Çektiğim yetmediği gibi,bir’de yanımda adamı götürmeyi düşünüyorum,benim düşüncem buydu.“Menekşe Almanya’ya gitti,kocası hapis te,Almanya’da rahatmı duruyor” demesinler diye,adamı götürmeyi düşündüm.Hacıbektaş’ a geldim,görenler gitmiş çocuklara haber ederler.Geldim kavuştum çocuklarıma,sarıldık se vinç içinde gözyaşlarımız birleşti.Yanımdan ayrılmadılar.Akşam yemeğinden sonra,getirdi ğim hediyeleri,”çam sakızı,çoban armağanı”diye,oğluma bir gömlek giydirdim,o` da büyük geldi.Saniye’yede bir manto giydirdim.Ümmügülsün kızıma’da bir elbise ve bebek getirdim. Sevindiklerini gördüm.Gürsel’in istediği topu’da aldım,mahallede koşturup oynuyor.Mutlu mutlu,adamın hapisten çıkmasını bekledim,akılsızlığımın zoru.Son Mahkemesi yakınmış, Mahkeme’de beraat etti.Dört hafta kadar kaldım,neme gerekti,al çocuklarını git diye düşü nemedim.Çünki,Almanya’da oturacak evim yoktu.Bir de o zamanlarda çocuk getirenler az dı.Saniye kızım,Ortaokulun son sınıfında okuyor.Bu arada adamın işlemlerini yaptırdık.So rumluluğunu ben üstlendim.Benim Pasaportun üzerine resmini yapıştırdılar.Ama,bitmeyen çilemi doldurmak içinmiş,huylu huyundan geçmezmiş.Biraz akıllandığını düşünmüştüm.Ke ndim için değil,hep el sözü için çektim.Çocukları bırakıp, dönüşüm ilk gidişimden daha zor oldu.Yanımdan ayrılmayan ümmügülsün’le,üçünü de yine bırakıp gideceğim.Dedesi’yle Ba baannesinin yanlarına bırakıyorum.İki sene sonra döneceğim düşüncesiyle,yavrularımı şim di gözyaşlarımla bırakıp gidiyorum.Allahım yardımcıları olsun deyip ayrıldık.Muzaffer beye telefonla durumumuzu bildirmiştik.Muzaffer Bey`de’’kendilerinin iki çocuklarını Almanya’ ya götürmek zorunda olduklarını,bir kişilik yer olduğunu’’söyledi ve alamıyacaklarını bildir di.Bu yüzden Trenle gitmek zorunda kaldık. İstanbul’dan bileti aldık,Trene bindik Almanya’ ya gidiyoruz.Bildiğim kadarıyla iki günde gittik Almanya’ya .Muzaffer bey bizden önce gel mişlerdi.Biz’de geldik,tepeden gözlü odaya girdik.Adam şaşırdı,su yok,elektirk yok,birşey ler pişirecek ocak’ta yok.Sabahı ettik.Çocukların babası Gelsenkirchen’e,eniştesinin yanına gitmeyi ister.Kız kardeşinin haberi vardı ,ama geleceğimiz günü bilmiyordu.”Biz gidelim”de di evden çıktık.Elimize birer Sandeviç aldık,yiyerek Tren İstasyonuna vardık.Evde yemek ya pacak ocağımız yoktu.Renklinghausen’den Gelsenkirchen’e giden treni sorduk,bindik Trene Gelsenkirchen ’e gidiyoruz. Her gittiğimiz yerde inilecek yeri haber veriyorlar.Eniştesi gile vardık ve kapının ziline bastık, kapıyı açtılar.Sevinçle ağabeysile sarıldılar birbirlerine.Gece yi orada geçirdik.Sabah kalkınca kahvaltıdan sonra eniştesi Danacı,adamı alıp çarşıya gitti ler.Danacı,buna bir takım elbise almış,iki yüz Mark`a.Çoçukların babası”ev tutana kadar bu rada kalcağız”deyince, eniştesi Danacı demişki;”Sen kal ama karın gelmesin”Nasıl oldu’da doğru bir cevap verdi.Adam demiş,”Ne demek karın gelmesin,bir şeyinimi gördünüz?’’der ”Yok, bir şeyini görmedik”demiş.“Neden gelmesini istemiyorsun?’’ Öğleyin eve geldiler,çay larını içiyorlardı.Otururken adam açtı lafı.”Karımla geleceğim buraya,bir ev bulana kadar ka lırız,orada yüzümüzü yıkayacak su yok dedi”ve kalktık eve gittik.Ertesi günü eşyalarımızı a lıp,tekrar geldik eniştesine.”Ev bulana kadar burda kalacağız” dedi.Gönlü olmasada,sesini çıkarmadı,böylece kaldık. Zaman olduki görümcem şöyle diyor,”Ne o, bana cakamı satıyor sun kocamı getirdim?’’ diye.Getirdiğim Ağabey’si.Bir kaç kirli gömleği vardı,çamaşırlarının yanına koydum,Makinada yıkanacak diye,deterjan yok dedi.Kendi çamaşırları Makinada yıkanıyor,ağabeyisininkini bir kenara koydu.Çaydanlıkla su ısıttım,banyo yaptıkları leğenin içinde gömlekleri sabunla yıkadım.Aradan bir gün geçti,ağabeysinin gömleklerini ütüleyece ğim.Ütü masasını kurdum,baktım ütü yerinde yoktu.Sordum,abla gömlekleri ütüleyecek tim,ütüyü bulamadım,yerinde yok dedim.’’Ne bileyim ben,yoksa,yok’’dedi.Ağabeysine de dim,gömleklerini ütülüyecektim,ütüyü bulamadım.Yıkanan çamaşırlarını dürdüm dolap’a koyuyordum,ütü dolaptan çıkıtı.Adam`a ne desem inandıramazdım.Mecbur kaldım açtım dolabı,gösterdim ütüyü.Çalıştığım gömlek Fabrikasına gittik,eniştesi’de yanımızda,kağıtla rımı almaya.İçeride kalan parayla,kağıtlarımı verdiler,bir zarfın içinde alıp çıktık.Zarfı açtım, zarfın içinden altıyüz Mark çıktı.Beklemediğim bir anda şaşırdım,ve sevinçle zıpladım,bul muş gibi oldum.Mecbur çalışmalıyım,iş arıyorum,çalışmalıyım.Çevreden duydum,Küpers busch(Fabrika) işçi alıyor dediler,gittim.Orada çalışan Tercüman Ahmet var dediler,buldum konuştum.Burası işçi alıyormuş dediler,dedim.O da”seni işe aldıracağım,ama elli Markınıda alırım”dedi.Tercüman Ahmet orda Sendika başkanıymış.Ertesi günü kağıtlarımla,elli Markı aldım gittim.Yanıma geldi kağıtlarla elli Markı verdim.Bir saat kapıda bekledim,sonra yanı ma geldi.”İşin tamam,Pazartesi işine başla”dedi.Cuma günü çarşıya gittim iş önlüğü ve ihti yaçlarımı aldım.Pazartesi işe başladım.Sonra Akkord işe (hızlı çalışma) verdiler,çalışıyorum. Ev aramaya zamanım yok.Çalıştığım yerdeki Türklerden soruyorum,bildiğiniz ve duyduğu nuz yerde boş ev varsa bana yardım edin,çok dardayım dedim.Herkese rica ediyorum.Çalı şanlardan biri yanıma geldi,“sizin ev aradığnızı söylediler”,evet eve ihtiyacım var dedim. “Bir ev var tanıdıklarda,bir ev boşaldı”dedi. “Adam Fabrikanın diğer bölümünde,görmek istersen evi işten çıkınca gidelim bak.”İş çıkışından sonra beraber gittik,evi gördüm.Yarın gelir adamla bakarım dedim.Oda gelince,“bu kapının ziline basın,evin anahtarını buradan isteyin,eve bakacağını söyle”de di.Evi gördükten sonra eve geldim.Çocukların babası bana sordu”Neden geç kaldın?’’ diye.Ev buldum,bakmaya gittim derken,eniştesi Danacı lafa ka rıştı.”Ağabey,bu hep geç gelir,yalan söylüyor inanıyormusun buna,yalan söylüyor”dedi.Bir insana takmışlarsa kafayı değiştiremezsin.Yarın işten çıktığımda otobüs durağında beni bek leyin dedim.Eniştesiyle gelmişler,bekliyorlar beni.Gidelim,doğru mu yalan mı? Görsünler di yorum.Daha bu işe yeni girdim,yalancı çıkartmaya koşarak geliyor.Üçümüz gidiyoruz,içim den yine’de korkuyorum.Ya evi bulamazsam!Çünki o tarafa hiç yolum düşmedi.Yalnız ka famda tuttuğum köşeyi dönerken,orada üçgen şeklinde bir beyaz çizgi vardı.Orayı göre ne kadar akla karayı seçtim. Gide gide evi buldum.Ev,Regesnburger strasse´de(sokakta) idi.Adamın dediği gibi gittik oraya,kapının ziline bastım.Kadın açtı kapıyı, eve bakmak için anahtarı istedim.Anahtarı aldık eve girdik.İki oda var biri büyükce,mutfak olarak kulla nılacak.Aynı zamanda oturma odası olacak.Tuvaleti merdiven başındaydı.Dedim,hani Salih Danacı yalandı?,yazıklar olsun sana.Bilmem benim sitemli konuştuğumu anladımı? Sonra evi tuttuk.”Kul şıkışmazsa,Hızır yetişmezmiş”derler,taşındık.O altı yüz Marktan ka lan parayla yorgan ve evin ihtiyaçlarını aldık.Tuttuğum evde bir karyola ve parça,parça döşeği vardı.İşte unutulmayan acı anılarımdan biri`de bu.Hala ne zaman o yoldan geçsem, o anı hatılarım.O yoldan geçerken yanımada birileri olursa o olayı anlatmak ihtiyacını duyarım.
Şöyle böyle derken,çocukların babası geleli altı ay oldu.İyiler her zaman iyidir.Allah Rahmet eylesin,toprağı bol olsun Adana’lı bir Tercüman Haydar bey vardı,insanlara yar dım eden biriydi.Tercüman Haydar’ın çok yardımı oldu.Adamı,Wilhelm Geldbach Fabri kasına,işci edene kadar uğraştı.Böylelikle,çoçukların babası Wilhelm Geldbach da çalışı lyor.Regensburger strasse`de otururken ,orada hastalandım.Doktor muayene ettikten sonra Hastaneye gönderdi.Midemin ağrıdığını sanıyordum, değilmiş.Karnımdan ameliyet oldum.Yedi hafta Hastanede kaldım iyileştim çıktım.Eş dost,Memleketlilerim geçmişolsu na geldiler.Görümce’de geldi.Huylu huyundan geçmez.Hastaneden gelmişim,kendi Aile sinden birini gördümü elinden geldiği kadar beni kırmaya çalışır.Misafirlerin yanında,”gel aslanın bacısı”diye,elinden tutup kucaklaştı.Bana`da,” gel lan,bizim bir resmimizi çek”di yor.Orada kız kardeşini mutlu etti.Bu tür şeyleri anlatmaktan bıktım,yine’de gerçekleri yazmak zorundayım.
Gençliğimde gördüğüm ve yaşadığım güzelliklerden birini daha hatırladım,yazıyorum. Bayramlarda bayramlık Giysiller alınırdı.Mahalle mis gibi Bayram havası kokardı. Yemekler yapılırdı,insanlar davet edilird.Bazı evler Askerleri davet ederlerdi.Kurban Bayramında,Kur
Kurban keserlerdi.Önce ufak bir çukur eşerlerdi,kesilecek Kurbanın duasını yaparlardı.Kesi lecek Kurbanın,sonra gözü bir tülbentle bağlanırdı.Gözünün bağlanma anlamı,bu bıçağı gör memesi için.Kesilen Kurbanın kanını hazırlanmış çukura akıtırlardı,sonra çukuru toprakla kapatırlardı.Kesilen Kurbanın etini yedi eve dağıtılırdı.Kurban Bayramını böyle hatırlarım. Gözümde kalan güzelliklerden parça parça anlattım.Çocukların babası Almanya’ya ilk geldi ğinde,eniştesi alır bunu çarşıya giderler.Eniştesi Danacı ikiyüz Mark verir,buna bir takım el
bise alır.”Kayınço,bu`da benden sana hediye olsun’’der.Aradan zaman geçmişti.Adam daha işe girmemişti.Yalnız ben çalışıyordum.Akrabası olan İzzet Danacı’yla,adama haber yollar.
”Enişten,sana aldığı elbisenin parasını istiyor,beni yolladı’’dedi.Adam,’’onları bana Hediye
olarak aldı’’ diyor.Bir kaç hafta böyle devam etti,sonunda parayı verdik,kurtulduk.Wilhelm
Geldbach`da altı ay çalıştı,çalışma izni hakkı verildi,sonra izine gittik.Bir ay kaldık,gelirken
Gürsel’le,Gül`ü beraberimizde getirdik.Saniye Ortaokulun üçün sınıfına gidiyordu.Okulun kapanma iki ay vardı.Okul kapanınca onu’da getirdik.Çocuklarım yanımda.Bir zaman bu ev
de oturduk.Ama ev küçük geliyordu,tekrar ev aramaya başladık.Ararken,bir ev bulduk ve
taşındık.Tuttuğumuz ev,Wiehagen semtindeydi, iş yerime biraz daha yakın oldum.Taşındı ğımız yere yakın,eniştesi Danacı’da o tarafa taşınmıştı,küslerdi.Buraya taşınınca barıştılar, gelir giderlerdi.Çocukların babası,eniştesi gile sık sık giderdi.Ben bir zaman gitmedim.Gö rümcem Döndü her gelmesinde bana derdi,”Sen niye gelmiyorsun,ağabeyim her zaman geliyor?’’Aradan bir kaç hafta geçti,ben’de gittim.Bacı,kardeş iç içeler.Danacı pek gelirdi pof poflanmaya.Görümcenin ağzından ne çıkarsa onu uygulardı.Belki de işine geliyordu. Çocukların babası için bol içki doluydu,içtikçe`de söylenirdi.Onlar içme demezlerdi.Sen içince sapıtıyorsun,biraz ölçülü ol diyecekleri yerde,konuşmasına neşeli neşeli gülerlerdi.
Kendi memleketlilerimizle her hafta sonu birimizin evinde toplanırdık, oturur sohbet ederdik.Çay ve Kahve içilirdi, el işleri yapardık.Erkekler`de kağıt oynarlar huzurlu geçerdi. Ama bizim eve gelince muhabbetleri değişik olurdu tabi, ben`de ça, kahve ikram ederdim. İçerkende aralarında sohbetleri iyi geçerdi.Çocukların babasına Başçavuş diye hitap eder lerdi.Bu grubun içinde en yaşlıları bizdik.Biraz içip’te demlendimi’ydi,karşısına beni alırdı, açardı ağzını,kötülemeye başlardı.Hepsi birden” Bırak be Başçavuş kadınları,biz kendimize bakalım”Tabi bu toplumun içinde, eniştesi ve kızkardeşi`de var.Burda bulunan insanlar,hep aynı memleketin insanlarıyız.Bu adam bana çatmadan duramaz.Misafirlerden,Salih Çelik şöyle söyledi,”Başçavuş,senin yanına büyüğümüz diye geliyoruz,sana bunlar yakışmıyor,ol maz bu kadar,yeter kötülediğin,senin kadının ,senin Aile durumunu dinlemeye gelmedik” dedi.Salih Çelik’in bu sözlerinden ne anladı ki.Adamın kafasına Şeytanlar yuva yapmış.Ba zen düşündüm,kadın al çocuklarını,başka bir ev`e çık.Onu da yapamadım,el ne der? diye. Sanki elin ne diyeceği benim çektiğimden çok mu önemliydi? İşte böyle çocuklarımla bu ortamda yaşadım.Bir zaman geldi’ki çocukları Türkiye ye yollamak zorunda kaldık ve Tür kiye`ye yolladık.Böylece bir Türkiye, bir Almanya derken,git gel oyunu yaptık.Çocuklarımın tam sevgiye ihtiyaçları olduğunda benden ayrı kaldılar.Beni anlayacak,çocuklardan ikisi büyüktü.Küçük kızım gül, arada ezilen bu oldu.İşten çıkıp eve geldiğimde,yanan Sobanın başında oturuyorlar, yanlarına bende oturdum.Kızım Gül beni kucakladı, Annem geldi diye yanıma oturdu,üçümüzde oturuyoruz.Bu arada adam girdi içeriye, başladı bana “sen ne demek istiyorsun?’’,kafama kafama vuruyor.Dedim, birşey istediğim yok,ama vuruyordu ve hep aynı şeyi söleyip,”sen ne demek istiyorsun?’’Kavga çıkartmak istediğinde hep böyle yapardı.Kızlardan çıt çıkmıyor,dayanamadım kalktım. Birşey istemiyorum diye itekledim. Birden şaşırdı,saçımdan tuttu yere attı.Tekmeyle kızların önünde vuruyor.Kızım Gül daya namadı ki,bağırarak babasının bacağına sarılarak,”yeter,yeter diyorum,bırak annemi” diye bağırıyor.Nasıl olduysa birden bıraktı.O anda hırsını alamadı,eline ne geçtiyse yanan Soba nın üstüne attı,evi duman sardı.Akşam oldu,oğlum gürsel’le kapıya atıldık.Oniki yaşındaki çocukla merdivenin başına oturduk.Aynı binada oturanlardan görenlerde oldu.Adam uyu yacakta,kızlar kapıyı açacak,biz`de içeri gireceğiz.İşten gelir,Mutfağa girer yemek hazırla rım.Çocuklar okuldan gelirler,yemek yemek için babasını beklerler.Babası gelir Mutfağa girer,tencerenin kapağını açar,”yemek pişmiş,bu yemek tencerede ne duruyor?’’ der,kal dırır çöpe döker,bıçağı alıp tencereyi bıçakla delmeye çalışır.Tabi,tencere Çelik olduğu için fazla zarar veremezdi,ama izi kalırdı.Böyle kaç defa kapıya atıldık.Karagün, glip geçiyor ya, senin`de Ömrün gidiyor.Böyle durumda işe çok uykusuz gittiğim günler oldu.Kimseye hali mi anlatamıyordum.Bir Pazar günü evde otururken,kalktım gerümcemlere gittim.Evde üç
Kardeş,Mutfakta oturuyorlardı,ben`de vardım,oturuyoruz.Onlarla biraz oturdum.Duvarda gördüğüm yazıları Fatmadan sordum.Her yazının altında birer havlu asılıydı. Yenge,”Havlu ların kime ait olduğu yazılı”dedi.Kardeşi Metin dinlemiş beni.Şöyle söyledi,’’Hokzkopf,an lamıyor”dedi. Anlamıştım kötü kelime olduğunu,ama manasını bilmiyordum.Ablası Fatma dan sordum,Metin ne diyor diye?,söylemedi.”Bakma ona,kendi kendine konuşuyor yenge “dedi.Ve eve geldim,kızım Saniye’den sordum.Holzkopf ne demek? Diye,”Anne neden sor dun?,odun kafa demek”dedi, öğrendim. Bunu Halanın oğlu Metin bana,böyle söyledi”Niye söyledi?’’ diye sordu bana.Duvardaki havluların kime ait olduğunu,okumuşluğum olmadığı için sordum,ondan söyledi bana Holzkopf diye, demek`ki odun kafaymışım. Bu konu`da bu rada kapandı.
Gelelim büyüklerin konusuna.Bir Pazar günü öğlen vaktiydi,adam yatakta yatarak içi yordu sezsizce, çıt yoktu. Çocuklar da kapıda oynuyorlardı. Adamın yanında ben oturuyor dum. O an`da kapının ziline basıldı , kapıyı açtım.Eniştesi Danacı geldi, girdi içeriye,selam verdi.”Ne o ağabey, içiyormusun?” dedi. Adam yattığı yerde içiyordu,o anda sessizlik bozul du birden,beni aşağılamaya başladı.Eniştesini görünce şımardı, başladı bana küfür etmeye. Sadece şu kadar söyledim, sus artık Mehmet,ben duymaktan bıktım,sen söylemekten bık madın.Birini görünce iyi bir şey yaptığını sanıyorsun,diye söyledim.Eniştesin`den bekledim, ağabey sen ne yapıyorsun,demesini. Hiç çekinmeden,Danacı bana,”Sen sus o.....u......ç...u’’ dedi.Başımdaki koca, koca değilki? O anda sadece sustu.Sen ne hakla benim aileme böyle söyloyorsun, diyemedi.O anda başım döndü,ne yapabilirim.Masanın üzerinde duran şişeyi alıp,hangisine olursa olsun vurmayı düşündüm.Bir eniştesine baktım,birde masanın üstün deki şişelere baktım.Danacının kafasına vurmayı düşündüm,ama orda ikisi de beni linç e derlerdi.O anda yine çocuklarımı düşündüm,şişeyi alıpda Danacının kafasına vuramadım. Danacının bana böyle hakaret etmesini hazmedemedim.Ona öyle büyük bir kin duydum ki, onun bir fırsatını yakalarım düşüncesiyle gezdim.Söylediği sözü kendine iade edeceğim.Bir toplum içinde yakalayım diye ,peşinde gezdim.Başımdaki erkek müsvetesine söyleyeme dim,içim içimi yiyordu.Bir türlü denk getiremedim.Aradan iki ay geçti ama ümidimi’de yi tirmedim.Sevgili Allahım,hiç beklemediğim anda öyle bir fırsat verdi ki.Öğlen işe giderken yakaladım.On,onbeş metre önde gidiyordu,seslendim.Danacı,bir dakika dururmusun?de dim,durdu,vardım yanına.Ne diyeceğimi beklemiyordu.Dedim derdiniz nedir?,ne istiyorsu nuz benden? Karı,koca benimle niye uğraşıyorsunuz?Soruma cevap ver.Sen anamı tanırmı mısın?Susma,konuş diyorum.O zaman ağzından çıkan sözü sana iade ediyorum.Sen ne hak la bana,”sen sus o..u.ç...u”diye söylersin dedim.Git,anamın hakkında yedisinden yetmişine sor.Anama en ufak bir leke sürülmüşse,senin anlından öperim,diye söyledim.Hep dinledi. Söylediğin sözü sana yedireceğim.Uzun lafın kısası,annemi ağzına alma.Şimdi sen beni din le,seni sana ben anlatıyım.Sen istedin bunu,hak ettigini sana iade ediyorum derken,sessiz ce dinliyordu.Sana soruyorum bunu,ben demiyorum,çevreden`de duymadım.Kendi ailen sana neden bulduk diyorlar?Hep kendi ailen sana böyle söylüyorlardı,senin adın yokmu? Dedim .Önce sen kendi babanın kim olduğunu öğren.Ben hak etmediydim o sözü dedim.Bir kaç adım atarak sadece şunu söyledi,”sizin Allah belanızı versin”dedi.Dedim,sizin Allah be lanızı versin’ki benimle uğraşmayın,derdiniz nedir?Amacınız ne yapmak? Böylece amacıma ulaştım,sonunda gitti.
Oğlumuz Gürsel onaltı yaşında.Tam delikanlılığı üzerinde Okula gidiyor.Evdeki huzur suzluk onuda rahatsız etti.Her gün çekilmez haldeydi.”Anne beni Türkiye’ye yollayın,bura dan gitmek istiyorum” diyor,”evdeki kavgadan bıktım”.Gözlerinden boncuk boncuk yaş akı yor.”Ne olur anne,beni yollayın, yoksa ben kaçarım” diyor.”Amcamın yanında okurum”Ba bası kardeşiyle mektuplaştı,amcası gelsin dedi. Böylelikle Türkiye’ye yolladık.Babaanneside bakacak.Babaannesinin yanında,kızının oğlu metin’de orada kalıyor.İkisiyle de ilgilenecek. biri kızının, diğeride oğlunun çocukları. Ama kızının ki biraz farklı.Çocukların ikisi`de Orta okula gidiyorlar.Birgün Gürsel Okuldan eve erken gelir acıkmıştı, yiyecek bir şeyler arar.Do lap filan yoktu.Üçgen şeklinde yapılmış,duvarda bir dolap olurdu.Orada bir yufka ekmekle dürüm bulur, içi kaymalı, dürümü yemeye başlar.Babaannesi gelir,sakladığı yerde dürüm yok.Torunu gürsel’den sorar” Senmi aldın”? der,” evet ben aldım Babaanne” der, orada hemen taşa,degneğe sarılır.Önüne katar gürseli, kovalar.Derki”Onu senin içinmi koydum oraya?,metin yesin diye sakladım.” Metin`de kızının oğlu,”Sen bok yiyeydin der.”O anda amcasının hanımı,kaynanasının karşısına çıkıyor,kaynanasına diyorki,”O`da senin torunun, ne fark eder,o torunun yemediyse bu torunun yemiş,ikisinin`de Ailesinden de para geliyor” “Ama o dürüm`ü metine saklamıştım” diyor.Her sabah Okula giderken,torunu Metine Süt içiriyor, artarsa Gürsel’e veriyor.Böyle bir kaç gün devam eder.Bu ayrıcalık devam ediyor. Gürsel bunun farkında.”Babanne veriyorsan banada ver, vermiyorsan Metinin artığını ver me der.Annem’de benim için para yolluyor.Evin huzursuzluğundan oğlum Türkiye’de kaldı. Almanyada sekiz senemi doldurdum,kimseyi tanımıyorum sadece iş yerinden çalıştığım arkadaşlarımdan bir kaçını tanıdım. Bunların haricinde tanıdığım yok.Görümcem, yıllardan beri tanıdıklarıyla tanıştırdı. Ailece gider geliriz.Ama şunu demek isterim, Allah sevgisi ve saygısı olmayan Kulun`dan korusun diyorum.Tanışdığımız kadının evinin yanında kullanıl mış eşyalar satılıyordu.Bir Cumartesi gittim,kullanılmış eşyalara bakmaya.Öğlen yakındı, gittim Elmas kadının kapısının ziline bastım,kocası açtı kapıyı girdim,elmas yoktu.Sordum, ‘’yiyecek almaya gitti,şimdi gelir”dedi.Tam çıkıyordum elmas geldi.Kullanılmış eşyalara bakmaya geldiydim,beraber gidelim mi?diye gelmiştim.Kapanmadan, gidersen gidelim. Sen git dedi,ben oradan çıktım. Konuştugumuz bu kadar.Yalan olmasın,aradan bir Haf ta geçmişti.Kadınla görümcem çok iyiydiler.Elmas,görümceyle bir gün karşılaşıyorlar ve ko nuşurlar.Tabiki ,görümcem beni çekiştirir.O arada ne konuştularsa bir karar verir.Kadının kocasıyla konuştum ya,bunu kötüye yorumlar.Ben görümcemlere küsüm, gitmiyorum.Gö rümce kocasına ne anlattıysa,bir akşam çocukların babasına diyorki.”Akşam, beraber eniş tenle oturmıya gideceğiz elmas’lara”.Görümcem döndü, kocasına kimbilir ne yalanlar söy lediyse, o akşam beni yüzleştirmeye götüreceklermiş.Ağabeyisine,” kalk,kapıda seni Salih bekliyor”, hep beraber çıktık,dördümüz gidiyoruz.Hiç bir konuşma olmadan ortada bir şey lerin döndüğü belliydi.Ama, bana bir tuzak hazırlanmış görümcem tarafından.Allah’tan baş ka güvendiğim yok.Vardık, elmas’ın ziline bastık açtılar kapıyı, girdik içeriye ailece,karı koca oturuyorlardı.Tabi her zamanki gibi yer gösterdiler.Eniştesi,”oturmaya gelmedik” dedi.”El mas hanım, benim hanıma neler anlatmış,aynısını bana da anlatsın” dedi.Elmas kadın du- rakladı.”Ne dedim? sadece ağabeyin hanımı bize geldi diye söyledim, eşya satılan yere be raber gidelim diye gelmişti dedim”.Salih Danacı,”sadece bu değil, başka anlatmışsın”deyin ce.Ev sahibi Elmas kadın ayağa kalkarak, “Aboo döndü, senden korkulur” diye yakasını silk ti.”Ne diyorsun sen”?,kendin ağzınla uydurmadın mı?,doğrusu korkulur senden”dedi.”Bu uyduruklarını kendin yakıştırdın”diye haykırdı.Böyle bir olayla karşılaşacağımı bilmiyordum Orada daha dururlarmı? Eniştesi ,”kalkın gidiyoruz” dedi,kalkıp çıktık.Kocasıyla,ağabeyinin yanında elmas kadın,”aboo döndü, senden korkulur” demesiyle kendi kazdıkları kuyu`ya kendileri düştü,kendileri rezil oldular.Böylelikle amaçlarına ulaşamadılar.Adam da demedi ki,”nedir bu Danacı ortada dönenler”? Görümcem, ömrün olurda okursan, yaptıklarından pişmanlık duyarmısın? Böylece olayı kapattınız.Eğerki şuçlu olsaydım, beni insanlara rezil ederdiniz ve dışarda`da bırakırdınız .Görümce, yeterki bir insana uylamasın.Ağabey’sine şöyle söyledim; Ne oldu, dilinimi yuttun? Sorsana sevgili bacından? Sadece gücün banamı yetiyor?Ne yapmak istediniz diye sormayacakmısın?
Tarihini bilmiyorum,işime gidip geliyorum.Sabahları çok zor kalkardım,çünki karnımda bir sancı vardı.Bu sancıyla işe gidip geliyorum.Gün güne sancılarım arttı,Doktora gitmek zo runda kaldım.Doktor muayene etti, Hastaneye gitmemi söyledi. Eve geldim Hastaneye ya tacağımı söyledim.Sabaha kadar sancıdan uyuyamadım,sabah kalktım. Bir kaç giysi aldım yanıma.Gül evde yalnız kalacak. Kızım Saniye`de bu arada evliydi.Komşumuz Nazmiye’yle, kocası geçmiş olsuna geldiler.Hazırlanmıştım,taksi bekliyordum. Adam hastalığıma inamı yordu.Masanın üzerinde duran su dolu sürahiyi komşuların yanında,”sen hastamısın”?diye alıp kafama fırlattı.O arada birden başımı yana eğmiş oldum,o anda duvara geldi,sürahi kı rıldı.Tabi taksi kapıya gelmişti, gittim Hastaneye.Yanımda kimle gittim hatırlamıyorum.İlk ameliyat olduğum Profesör,sedyeyle giderken beni gördü.’’Yinemi geldin Bektaş’’dedi.Ara dan on sene sonra yumurtalığımdan ameliyat oldum.Hastanede bile rahat vermedi adam. Hastaneye telefon ediyor,hemşire odasına, Hemşire telfonu açıyor.Orda yatan Menekşe Bektaş’ın kızı Gül, kendini pencereden attı diyor.Bu telefonun geldiğinde ayağa kalkamıyor dum.Her zaman yardımına muhtacım sevgili yüce Allahım. O an kızım Gül yanımdaydı.Bir gün evvel,akşam Gül’ü saat oniki sularında kapıya atar,on yaşındaki kızı.Gecenin bu vaktin de kız nereye gitsin?Ablasının evi uzak.Ablasının kaynanasının evine gider, geceyi orada ge çirir.Düşünmez,bu çocuk nerede kaldı diye.Arkasından bakmaz.Bu adam anormalin biriydi. Ailesine eziyet etmekten mutlu olurdu.Böyle anormal olan insanın çilesini çeken Menekşe, kendinin de normal olduğuna inanıyormu?Bu menekşe normal,bilinçli olsaydı,bu çilelere göğüs gerip çekermiydi? O gün Gül,ablasının kaynanasının evinden kalkar,doğru Hataneye gelir.Acı,tatlı yıllarım geçti.Ama kendi çektiğimi kızım Gül ve oğlum Gürsel’de benimle bera ber çektiler.Çocuklarıma da çektirdim diye bu yüzden rahat değilim. Dünya tekrar tersine dönse ölene kadar yanım da taşırım, kimseye bırakmazdım.Çocukla rım benim yaşam kay nağımdı.Bu sayfalara yazdıklarımın her biri ayrı bir anlam taşıyor.
Gelelim kayınbabamın tatlı sohbetlerinden bahsedeceğim. Allah Rahmet eylesin top raklar sıkmasın.Akşamları otururken eski insanlardan bahsederdi. Şimdiki gibi,kahve filan mı vardı?Bir köy Odasına toplanırlarmış,kitap okurlar,Masal anlatırlarmış.Zamanlarını böy le geçirirlermiş.Kayınbabam bir çok hikaye bilirdi,okumuşluğu yoktu. Ama okutup dinleme yi çok severmişti.Kayınbabam’dan dinlediğim hikayelerden birisini anlatmaya çalışacağım. Bir ülkede Padişah yaşarmış.Padişah,Vezirlerinden birini yanına alarak şehre giderken,yol da bir Derviş oturuyormuş.Bunu görür,önünde bir terazi durur.Şehirden dönüşünde yine görür.O Dervişin önünde tek terazi duruyor.”Okkası elli Akçaya akıl satarım”diyor.Padişah Vezirine,“Git bak ne satıyor”diyor,ve vezir gidiyor.”Elli Akçaya akıl satıyormuş?”diyor.Padi şah,” Şu elli Akçaya akıl al,gel”diyor.Vezir Dervişe,“Al,elli Akçayı,bir Okka akıl ver’’der.Men dilinin dört köşesini bağlar,’’al’’diye mendili verirken,şöyle söyler;”Aklını sal bir işe,fikrini sal teftişe,sonra pişman olursun yaptığın işe’’Vezir gelir,’’işte sattığı buymuş’’der. Padişah buna bir anlam veremez.Giderler sarayına,Padişah tellal çağırttırıyor.”Duyduk,duymadık demeyin,bu Padişahın emri,bu duyuruyu herkes istediği yerlere yazsın.”Kimisi kapıya,kimi si,duvara,aynaya,tavana su iştiği bardağa vs.”Aklını sal bir işe,fikrini sal teftişe,sonra piş man olursun,yaptığın işe”diye yazıyorlar.Aradan zaman geçiyor,Padişah devamlı tıraş oldu ğu berbere gidiyor,tıraş olmaya oturuyor.O kadar zülümkarmışki,astığı astık,kestiği kestik. Tıraş olup biter.Berberin kafası allak bullak.Nasıl etsem der bunun ucunda bir deve yükü altın var.Yapsam mı?, -yapmasam mı?diye düşünür.Padişaha,” Gıdığının altında kıl kalmış, kaldır kafanı kılı alayım”der.Padişah kaldırır kafasını,tavandaki yazıyı okur.”Aklını sal bir i şe,fikrini sal teftişe,sonra pişman olursun yaptığın işe.”Berberin elinden ustura düşer.Bunu gören Padişah,hemen berberin bileğinden tutar.Berber unutmuş tavana yazdırdığı yazıyı. Padişah sormuş,” neden elinden ustura düştü,titriyorsun?’’ diye sorar.Tabiki bunu sorgu ya çeker,elinden kurtulamaz.”Hiç efendim” der.”Doğrusunu söyle,yoksa kafanı uçururum” der ve söyler.”Efendim boynunu kesecektim,sen benim aklımdakini bildin” der.”Kim verdi bu aklı”der, o`da cevaplar”Amcan ,bir deve yükü Altın vereceğini söyledi efendim,ben`de kandım”diye söyler.Sözü şu olur”O Devrişin verdiği akıl elli değil,yüz akçaya değer”Berbere vereceği kadar, Altın veriyor,berberi`de bağışlıyor.Buraya kadar,hatırladığım kadarını anlat tım.Böylece kayınbabamı da hayırla anmış oldum..
Bilmem sene kaçtı adam çalıştığı işten çıktı,rahatladı.Ben işten geldiğim saatlerde uyur olurdu.Gündüzleri uykusunu alırdı,geceleri içkisine devam ederdi.Söylenerek içerdi.Düşün mezdi, bu evde sabah kalkıp işe giden var demezdi.Yatak ta için için ağlardım, bazı zaman lar,uyumadan işe gittiğim anlar olurdu.Oğlum Gürsel,Babaannesinin yanında kalıyordu.Ta biki,orada`da huzuru yok. Kendi,küçük evimize taşınır. Okuluna devam ediyor. Gürselden mektup geldi, “Ben Babannemin yanından ayrıldım” diye. Bende hemen iş yerinden izin al dım,Gül`ü yanıma alıp oğlumun yanına gittim.İyi etmişsin be kadın kurtardın mı?,yok.Tür kiye’de okumaları çok mu lazımdı? Gürsel kendi isteğiyle kaldı, Gül`de orda kendi kalmak istedi.Bir Türkiyem bir Almanya derken kızın okumasınada sebep olduk. Böyle analı,baba lıyken,öksüzlerdi.Bu yüzden kendimi affetmiyorum.Hasrettik birbirimize.Çalışıp,para kazan dık, ev yaptırdık ama çocuklarımızı anne baba sevgisinden mahrum koy duk.Dahamı önem liydi ev yapmak? Almanya’ya dönmeme bir hafta kaldı.İki kardeş küçük evde oturacaklar. Kışlık yanacak kömürlerini ve soba aldım.Bir`de buzdolabı aldım. Uzun zaman yetecek ka dar pirinç,yağ ,makarna,bulgur ve yenecek şeyler aldım.Bir`de koyun alıp kestirdim, etlerini kavurup buzdolabına koydum.Denemek için,Ağustos ayında sobayıda yaktım.Almanya’dan Gürselin Türkiye’ye dönmesinin sebebi, arada bir kapıya atılmamızın yüzünden,amcasının yanını tercih etti.Aradan bir sene geçti.Sonra izine gittiğimizde oğlulumuzu nişanladık.Kız’ da,Gürsel’de henüz Okulu bitirmemişlerdi. Aynı sınıfta okuyorlar,bir birlerini sevmişler.Se neler çabuk geçti.Düğün yapmaya hazırız .Altı hafta izinimiz var ama kaynana burada`da başladı söylenmeye,yine girdi araya.Ev Düğünleri yemeksiz olmazdı. Söyleniyor,”Bu ne mas raf”diyor.Kaynanama,git kadınların içinde otur dedim.Bu kadar kelimeyi hemen oğluna an latmış.Gözünün darlığından.Tabiki ikisinin yapısı da Bir.Oğlumun sünnetine,anasıyla baba sını getirmemişti.Sünnetinde ki hevesim`de içimde kaldı.Düğünün de sessiz geçmesini dile dim.Burada sesimi çıkarttım.Sen girme araya dedim git otur,gelen gidenlerle ilgilen diye kaynanama Düğün tatlı geçsin dedim.Bu günler için çalıştım.Ondokuz yaşında evlendirdik oğlumuzu.Eline bir iş vermeden,çocukları bırakıp döndük Alman ya’ya,hemen işe başladım Gürsel oğlumun Askere gidişinde izin alamadım.Oğlumu Askere yolcu etmeye gidemedim. O anda işler yoğundu.Üzerinden bir üç ay geçti,izin verdiler Bir hafta sonra kaynım Mitat’la gelinim Gülcan,Gül ve ben Edirne’ye oğlumu görmeye gittik,Asker görmeye.Anons yaptılar Asker elbisesinin içinde gördüm oğlumu.Koşup geliyor,Deniz mavisi Gözlerinin içi gülüyor du.Gittiğimizde Kış mevsimiydi.Sarılıp kucaklaştık.Hasretlik zordu,hanımını kucakladı ve zor ayrıldılar.Orada resim çekindik. Bir saat’e kadar yanımızda kaldı.“Bir ay sonra dağıtım olacak”dedi, görüş bitti.Harçlık verdim, Elmaları elinde tutamadı, elinden düştü. Arkasına bakarak gidiyor,zor oldu.Yanımızdan ayrılması bize`de zordu. Eve geldik,Gül yengesinin ya nında kalacak.Almanya’ya giderken demiştim, iki sene sonra döneceğim diye.Kendimi al datmışım.İzinim bitti ve Almanya’ya döndüm.Türkiye’ye tüm dönsek ne yaparız, hiç bir yerden gelirimiz yok,ekip biçeçek tarlamız`da yok.Barınacak sadece iki katlı bir Ev yapmışız, başka bir şeyimiz yok.Gittik gideceğiz diye seneler geçti.Oğlumuz Gürsel Askerliğini bitirip geldi.Ama elinde hiç bir işi yok.Her ay para yollardık.Onunla idare ederlerdi.Böylece bir kaç ay devam etti.Böyle olmayacağını düşünerek,Türkiye’ye izine geldik.Bir dükkan kiraladık, içini doldurduk,anahtarıda gürsel’e verdik.Hevesle çalışıyor.Sonunda karar verdi Türkiye’ye
dönmeye.Ben gitmek istemiyorum ama beni`de götürecek.Bir çamaşır Makinası,giderken götürelim dedim,hayır almam`da götüremem`de dedi.Kavga ve gürültüyle çamaşır Makina sını aldık,Damadımızın arabasıyla bizi götürecek.Alınan eşyaları yükledik,çıktık yola gidiyo ruz. İki gün sonra eve vardık.Eşyalar yukarıya taşındı sonra,Damadım bir saat yatıp uyudu ve dinlendi.Kalktıktan sonra yemek yendi,Saniye’yle,damadı Mersine yolcu ettik.Eve yer leştik,üç hafta geçti adam tekrar Almanya’ya Sigorta parasını almaya gitti.Hemen verme mişler,bir zaman sonraya gün vermişler.Ve adam,kızımız Saniye’ye,parayı alması için veka let verir,ve gelirken Pasaportunu iptal ederler.Artık tam yerleştik eve.Böylece gitme ümidi yok.Almanya’dan dönenler altı ayı geçtimi geri dönemiyordu. Bir zaman geldi`ki huzursuz luk başladı.Gelini, oğlanı kapı dışarı attı.Ne kadar uğraştılarsa çıkmamak için,olmadı.’’Be nimlemi kazandınız?”diyor.Bir oğlanı eve sığdırmadı.Her zamanki gibi kavga çıkartıyor,on lara`da huzur vermiyor.Birgün, gözü dönmüş gibi üzerime geldi.’’Seni bana sayıylamı verdi ler?’’diye,üzerime üzerime geliyor.Elinden kaçtım, amcasının oğlu Seydi Bektaşın evine gir dim.Evden kaçan, kaçana.Evde torunum Volkan’la,dedesi kalmıştı.Gürsel’de dükkanda,bir şeyden haberi yok.Torunu Volkan altı,yedi yaşındaydı.Dedesi banyoya girer,Volkan’da ar kasından girer.Dedesi jileti alır,yüzünü ve boynunu jiletle çizer,çocuk bunu görür.Sonra de desi Polislere Telefon eder, derki”yetişin beni dövüyorlar”Polisler gelir.Polislere anlatıyor. Kızımla gelinim beni tuttular,karım’da vurdu,elimi yüzümü çizdi.Tabi Polisler görüyor ve de rlerki,”Kimse yok evde?”Polislere diyor,”Bulun onları götürün Nezarete atın diyor.Polisler diyor,”Sen utanmıyormusun gelininle kızını Nezarete attırmaya?”Polisler gider Gürsele, “Şimdi babanın yanından geliyoruz”derler.Oğlan dükkanı kapatır,eve gelir,kimse yok evde. Babasına,”derdin ne,Polis çağırmışsın”?,”baksana yüzümün haline üçü bir oldular beni dövdüler”der.Volkan’da dayısına söyler”Dedem yüzünü jiletle kesti” diye.Gürsel kaynanası gile gidiyor.Gül’le Gülcan ordalar.Dükkan açılalı iki sene oldu.Karısı’yla,kardeşini alıp eve gelirler. Oğluna hiç huzur vermez,”çık git buradan,benimlemi kazandın?,al karını çık git”. Oğlunun mutluluğu gözüne battı.Yukarıda yazdığım gibi,tekrar hatırlatırım. Oğlunu,küçük ken mantar Tabancasıyla korkutarak bağırmasından zevk alırdı.Gürsel kaynanasının yanın da,oturulamıyacak bir ev bulup çıktılar.Ailece evdeydik,sadece aramızda kızım Saniye yok tu.Böyle çocukları çıkarmak için elini yüzünü jiletle çizmişti.Böyle oyuna baş vurur.Sonunda evden çıkarttı,işte böyle.Ana yüreği, oğlumun yanına giderken kolumun altında bir odun parçasını saklı götürürdüm.Evden giderken vantilatör le bir Telefonu götürmüşlerdi.Bunlar için ev`de her akşam kavga olurdu. “Git bunları al getir” diyor adam, ben`de bırak, onlar kullansın diyorum. Küfürü boldu, artık bıktım. Ertesi gün gittim evlerine gelinim Gülcan ev de yoktu.Ali amcası gile gittim,Gülcan onlarda oturuyordu.Dedim size geldim,kalk gidelim. Orada Gülcan biraz ağırdan aldı.Dedim kızım, beni evine almayacakmısın?deyince,kalktı be raber evlerine gittik.Kayınbaban Vantiletörle,Telefonu istiyor.Her akşam bunun kavgası o luyor,bunları almaya geldim dedim.Konuşuyorduk,kapıdan annesi’yle anneannesi içeri gir diler.Ortada kavga yoktu.Vantiletörü elimde gördüler. Anneannesi Neriman hanım hemen gelinimin sandığının üzerine oturdu.Büyük odanın bir köşesine perde çekip,orayı mutfak o larak kullanıyorlar.Annesi Yeter hanımda perdenin kapısının önüne durdu.Ben mutfak de nen perdenin arkasına bakmak için eğilip bakacaktım.Gelinimin annesi Yeter,“git buradan diye itekledi”Bu hareketi bir kere daha yaptı.Kızının düğününde,gelini alıp evinden çıkacağı mızda,Yeter dövünerek ağlıyordu.Ben`de ona bakıp ağlıyordum.Dedim Yeter,kızın uzağa git miyor,yakınında demeye kalmadı.”Sen sus”diye beni iteklemişti düğün kalabalığında.Yere düşmedim.Diyelim ki,hadi burada kızı evden gidiyor`du,acılıydı zor diyelim.Ama kendi dü şünceleriyle,annesi’yle anneannesi,oğlumun evinden benim bir şeyler`mi götüreceğimi dü şünerek,böyle davrandılar,evi korumaya aldılar.Mümkünmü oğlumun evinden bir şey alıp, götürmem? Kendi evimden gizli, gizli onlara götürüyorum.Sonra yanlarından ayrıldım,Vanti letör elimde eve geldim.Al,ne yapacaksan? diye verdim.Adam demez`mi,”ne oldu,dünürün den sopa mı yedin?’’ Kapıya çıkıp”Menekşe’yi,dünürü sopayla kovalamışlar”diyor.Adamın, elinde iftirası hazırdı.İ ki gün geçti aradan,gittim dükkana ekmek almaya.Oğlum,”Anne ben iki evi besliyemem”dedi.Ekmeği vermedi.Tabiki Öğretmenleri fazlaydı.Ne derler,”Su bulan madan durulmazmış”Bunun üzerine,oğlumla küstüm ama kime küsersin?Başındakinin dili durmadan söyleniyor.İki katlı binanın içinde üç kişi kaldık.İyiki bir hevesle dükkanı açmışız oğlumun üzerine.Böylece,kimse- seye avuç açmadan yaşamasını sağladık.Bu nedenle hu zurluyum. İki katlı Ev yaptık, içinde salını salını oturup,kalkmadım.Bir söz var, “Otur otur sevdiğim bakın,ismi üstünde oturacak yerde yok,sana yağlı yumurta pişiririm ama tava de lik,yağ`da yok”denir. İki katlı Binanın bir katı kirada, diğerinde`de biz oturuyorduk.Ben`de ümitsizdim.Beş ay oldu geleli,yatacak bir ev`den başka bir gelirimiz yok.Bunu`da ekleyim. Bir gün çocukların babası çarşıya gidiyor,arkasından seslendim.Mehmet, gelirken eve bir ekmek al dedim.Şöyle dedi,”Ben acıkmadım,acıkan gider ekmeğini alır” dedi.Allahım, ne yapayım ben?,cüzdan boş, para yok.Böyle yaşantıyla kalırken,altı ay dolmuştu,iki üç gün’de geçmişti.Kızım Saniye Almanya’da.Benim ümidim yoktu,geri Almanya’ya dönmeme.Çünki bilet alacak para yok.Hiç Beklemediğim biran’da Mucize oldu diyebilirim.Günün birinde e veTelefon gelir,komşuda oturuyordum,Gül çıkar Telefona,ablasıyla konuşur.”Annemi tele fona ver.”Ben`de komşumuz Fatma ablalardayım,oraya Telefonu bağlatır.Aldım,Saniye tele fonda.Hayırdır kızım? dedim,”hayır hayır Anne”dedi,“Dinle,ben senin biletini aldım yolluyo rum,bu Cuma günü Ankara`da,Havaalanında bulun”diyor.O an`da sevindim,Telefonu kapat tık.Sevinçliyim ama,bunu adama nasıl duyuracağım,yollarmı? Ya yollamaz’sa? Diye düşün düm.Hem gitmek istiyorum,hem`de istemiyorum.Çünki,Gül yine yalnız kalacak.Kızım Gül`e böyle anlattım,gitmek istiyorum ama seni yalnız bırakmak`da istemiyorum diye söyledim. Gül gitmemi isyiyor,”Anne git,sonra beni`de götürürsün“dedi.İşte böyle gitmemi kolaylaş tırdık.Düşündüğüm gibi gidebilirmiyim,adama anlattım,ben gidiyorum Almanya’ya,kızım Saniye Uçak biletini yollamış,bu Cuma günü Ankara Havaalanı’nda olacakmışım.Sinirlendi, kızdı,yollamak istemedi.Sonra ne düşündüyse,”sen gidebilirsen git”dedi.Bu arada altı ayı geçirdim.Altı ayı geçirdiğim için,gidemiyeceğimi sanıyordu.Ona dayanarak müsade etti.Gi deceğim gün geldi.Gül çok istiyor benim gitmemi.Sabah erkenden, Ankaraya giden ilk Oto büsle gideceğim.Boynuma sarıldı, “güle güle git,inşallah gidersin`de beni`de yanına alırsın Anne’’dedi.Orada öpüşüp,ayrıdık.Bindim Otobüse,Ankara’ya vardım.Oradan`da Havaalanı’ na giden Otobüsle gittim.Akşam altı Uçağıyla Almanya`ya gideceğim.Gittim yazıhaneye,is mimi söyledim. Almamya’ya gideceğim dedim.Bilgisayara baktılar,orada ismim geçiyor.Ben den ayakbastı parası istediler.Türk parası olarak bin Lira istiyorlar.Elimde sadece beşyüz Li ra var,param bu kadar dedim,bin Lira dediler.Nerden bulurum beşyüzü diyerek ortalıkta dolaşıyorum. Gördüm, iki Polis bana bakıyorlar. Ne tarafa gitsem görünüyorum kamerada. O anda aklıma geldi.Almanya’dan gelenler tarafına gittim,gelenlerden birini tanırım diye. Gerçekten,karşımda Memleketlim Rıfat’ı gördüm orada,Almanya’dan gelen misafirini bek lermiş.Ona anlattım,benden bin Lira ayakbasma Parası istiyorlar,bende sadece beş yüz Lira var,beş yüz lira borç verebilirmisin dedim.Rıfat ikilemedi,çıkarıp bana bin Lira verdi.Yanın dan ayrıldım,götürüp bin lirayı ödedim.Başka hiç bir zorluk çıkmadı.Sadece Polis kontrolün den geçerken biraz korktum.Uçağa binince rahatladım.Geldim Almanya’ya.Bak Yüce sevgi li Allahım,sana inancım sonsuz,her yerde sen varsın.Havaalanında kızım beni bekliyormuş, eve geldik.Kızım Saniye Almanya’da olmasaydı benim Al manya`ya gelmem imkansızdı.Bir gün sonra kızım Saniye iki saatlık mutfakta bir iş bulmuştu, oraya beni götürdü çalışmaya başladım.Ayrıca,İş Bulma Kurumuna kızım Saniye’yle gittim,oraya kayıt oldum.Yani Arbeits amt`a.İşsizlik parası da almaya başladım.İki saatlik işte`de çalışıyorum.Üç ay kadar çalıştım sonra işten çıkardılar.Bir kaç ay sonra kızım Gül’ü istek yapıp,getirdim.Ama burada kalması için çok zorluklarla karşılaştık.Yabancılar Polisi oturum vermedi.Yaşı geçmiş diye zorluk çı karıyorlar.Bir zaman oturma müsadesi alamadık.Yaşını doldurmuş,burada kalamaz dediler. Türkiye’ye dönmesini istediler.Türkdanış,Ali Gürcan bey Polisler`le devreye girdi,uğraşıyor lar.Bir sene içinde çok kötü günler yaşandı.Bir fırsatını bulmaya çalışıyorlar.Bulunduğu an
hemen Uçağa bindirip,yollayacaklar.Ve bu arada Avukat’a baş vurdular.Avukat`la,Türkda nış,Gazeticiler`de girdi işin içine.Polisin birini Mahkeme’ye bile verdiler,hakaret`te bulundu ğu için.Böylece,bir iki sene sürdü.Öyle zor günler geçti`ki,varlığımı bile unuttum.Gül,Polisle re”Ancak benim cesedimi yollarsınız Türkiye’ye”diyor.Türkdanışta Zühal hanımla birlik ol dular.Bu uğraş sonunda başarıldı.Diyorum bu Hayat bir sınav,geçebilirsen başarırsın. İki ayağımızın üzerinde durmayı öğrendik.’’Yitik bulunursa,emek zay olmazmış.’’
Yıllar gelip geçmiş farkında olmadan. Oğlum evleneli altı yıl olmuş.Bir Telefon geldi adam’dan, gelinin Gülcanın hamile müjdesini aldım sevindim, kayınbabası müjdeyi verdi. Kız,Oğlan diye düşünmüyorum. İşe giderken hep yalvarırdım. Her sabah kuş seslerini dinle rim,cıvıltılarını. Kendi kendime söylenerek,sevgili Allahım oğluma bir evlat ver diye yalva rırdım.Yeterki eli ayağı düzgün olsun.Her sabah işe giderken,cıvıl cıvıl ötüşen kuşların sesle rinden imdat umardım.Dokuz ay sonra yine bir Telefon geldi adam’dan,”Gelinimiz Gülcanın ,Hastaneye doğuma gittiğini”söyledi. O an ben`de Doktora gitmek zorundayım ve gittim. Gül Telefonun başında haber bekliyor.Doktor’da işim bitti eve koşarak geliyorum.Gülün, koşarak geldiğini gördüm,geriden bağırıyordu”Anne gözünaydın,Ağabeyimin kızı olmuş”de di.Sevinip kucaklaştık. O güzel duyguyu anlatamam.Yedi sene sonra bir kız torunum Dünya’ ya geldi.Dedesine,adını damla koyun dedim.Minicik bebeğin adı damla kondu.Torunumu görmekte geciktim,minik Damla beklemiştir babaannesini.O anlarda maddi durumum zayıf tı.İzine gittiğimde,minik Damla’cık daha yeni yürümeye çalışıyor.İkinci Almanya’ya gidişim de oğlumla küs gitmiştim.Tabiki eve gelmiyordu.Oğlumu görmeye,dükkana gittim.Birbirimi ze sarıldık,hasretlik bitti. Artık hep Damlay’la ilgilenirdim. Onu alıp eve gelirim.Bahçenin içinde tavuklar’la oynamak istiyor.Tabiki tavuklar önünden kaçıyor. Artık yürüyor.Tatlı bir yürüyüşü vardı.Ertesi gün yine bahçede oynarken,tavukların arasından horoz gelip Damla yı yıkmış,ibikliyor.Ağlamasını duydum,koştum otarafa.Kızı yıkmış yere saçlarını çekiştiriyor. Aldım kucağıma ama daha gözü tavuklarda.Ben Türkiye’deyim.Bu arada Gül Almanya’da, Bayern(Güney almanya) tarafında çalışıyor.Oradan oturma müsadesi alacak.Kendi işini kendi yapıyor. Ama her zaman`da başarılı oldu.Ben, bazen dükkana gider gelirim. Bir gün oğlum Gürsel, bana şakayla söylemiş,” Anne beni Almanya’ya götür” dedi.Şaka bir yana, bu iş ciddileşti.Nevşehir’e gittik sorduk, öğrendik. Dükkan sahibi olduğundan, kolay gideceğini söylediler. Ertesi günü dükkana ait olan belgeleri yanına alarak, bir gün sonra hanımıyla, çocuğunu`da alır gider.Hiç zorluk çıkarmadılar,bir hafta içinde işlerini hallettiler,Passaport tunu aldılar.”Almanya”ya annemin yanına izin yapmaya gidiyorum diyor.Bu arada,Babasıy la barıştılar.Eşyalarını getirdik odanın birine koydular.Gülcanın biraz korkusu var,bunu his settim ama, hissettiğimi bildirmedim. Anasından ilk defa ayrılıyor.Oğlum dükkanı babasına teslim etti,anahtarını verdi.Çalıştırmak istersen açıp,çalıştırabilirsin dedi.Böylece evden çıktık.Kızım Saniye’de izinde.Damadım Muammer’e haber verdik,dört tane bilet istedik,a lıp gönderdi.Ama İzmir’den Uçacağımızı söyledi.Hep beraber evden çıktık,İzmir`e gidecek Otobüsün yanında bekliyoruz.Gülcanın annesi’yle,babası ve kardeşleri dükkanlarının kapı sında, geriden geriye bakıyorlar. Gelipte, kızı`yla, torunu Damlayı yolcu etmeye gelmediler. Aramız yirmi metre kadar var.Bindik,Otobüs kalktı ertesi gün İzmir’e vardık.Öğlenden önce İzmir Havaalanı’na girdik.Orada yapılacak işlemler`de yapıldı.Passaport kontrolü sırasına girdik,önde Saniye’yle,Gürsel sonra Gülcan Damla’layla.Orada problem çıktı.Gelin`e, “sen gidemezsin?’’dediler Oğlum sordu,” Neden?,ikimizin işlemi birdir,olurmu böyle?” dedi,bi raz tartıştılar.Bize zorluk çıkardılar ama sonra geçtik.Uçağın kalkmasını bekledik,ve saati miz geldi,Uçağa bindik.İlk defa böyle büyük bir Uçağa bindim,hep oturaklar dörder kişilik ti.Çünki damadım Muammer,Alman Uçağı’yla uçmamızı ayarlamıştı,böylece çocuklarımı Almanya`ya getirdim.Bir ay gezmeye geldiler.Bu bir ay çabuk geçti, tekrar bir ay daha kal malarını uzattık.Sonra oğlum Gürsel gitmek istemedi.Ne yapalım diye düşünürken,ilticaya baş vurduk.Bunun üzerine kaldılar.Bunlara bir ev tutuldu.Ocağından tut,Çamaşırmakinası na kadar aldılar.Böylece,Almanya’da üç sene kaldılar.Mahkeme gününe kadar çalıştı.Asfalt taşlarını döşemede çalıştı.Bu arada torunum Damla üç yaşına geldi.Bir defa Mahkeme oldu lar,iki ay sonra tekrar Mahkeme oldular.Mahkemeyi kazanamadılar.Çocukların gitmesine yirmi gün süre tanıdılar.Şöyle söylediler,”Gönüllü gitmezseniz, aksi takdirde polis gelip gö türür,yanınıza eşya dahi alamadan,uçarsınız” Onbeş gün içinde kendileri hazırlandılar.İki Konteynır kiraladılar,eşyalarını bunlara koyup,Trenle yoladılar.Kendileri`de sonra Uçakla gittiler.Biz`de Havaalanından onları yolcu ettik.Böylece üç sene kalıp Tükiye’ye döndüler. Türkiye’den Almanya’ya giderken eşyalarını babasının evine koymuştuk,yine babasıyla bir arada otururlar.Giderken dükkanın anahtarını babasına bırakmıştı,ve anahtarı alır dükkanı açar ama, dükkanda içki denen bir şey kalmamış.Kurt`a kuzu teslim olurmu?Bir kaç ay son ra dükkanı,Manav`a çevirirler,bir seneden fazla birlikte oturdular.”Diyeceğim eski Hamam, eski tas”Adam’da değişiklik yoktu,bildiğini okuyor.
Gürsel,dükkana malzeme alıp getirmek için Arabaya ihtiyaç duyuyor.Bize Araba alacağını bildirdi,yardım istedi.Bu durum karşısında Türkiye’ye izine gittim,Mehmet zaten Türkiye deydi. Biz`de anne baba olarak, oğlumuza istediği Arabayı aldık.Evladımıza yardımcı olduk. Bir müddet sonra arabasını değiştirmek istedi.Gürsel arabasını satıp,başka bir araba alacak Ben`de ikibin mark katkıda bulundum, ama yine para yetişmedi.Satıcı,kefil istedi.Gürselde, Babasına” kefil olurmusun?’’ dedi, o`da,”ben kefil filan olmam”dedi dışarı çıktı.Ben`de tak sitle öde dedim.Satıcıyla,taksite anlaştılar ve Arabayı aldık.
Çok izine gidip geldim,böyle bir soruyla karşılaşmadım.Seksen`lerde böyle bir Yasa
çıkmıştı.İzine gidenlerden soruyorlardı.Havaalanındaki Kontrol Polisi bana`da sordu.”Geri gelecekmisin”? diye. Orada bir durakladım,düşündüm ve dedim, geri geleceğimi söyledim. Çıkış Stempel`ini(mühür) vurdu.Çok şükür Allahıma, burada`da yardımı oldu bana.O sene lerde çok yanılgıya düşenler`den, geri dönemiyenler oldu. Passaportları iptal oldu.Komşu muz olan bir bayan Psikolojik rahatsızlığı yüzünden, o anda doğru karar veremediği için ge ri gelmiyeceğim demiş.Türkiye’ye gitti tedavi için,geri gelmek zorunda olduğundan,Konso losluk aracılığı ile geliyor.Geri Almanya’ya kabul ettiler.Geri gelmekte zorlandı.Türkdaniş`a giden kadınlarla,gördükçe selamlaşırdık.Bir gün yine karşılaştık.Dediler,“Menekşe hanım sen evde ne işle meşgulsün,ev`de sıkılmıyormusun?,gel sen`de bizim aramıza gir,orada yüz me, spor, nakış ve yemek’kursları var, sende aramızda ol dediler”Böylelikle girdim araları na. Üç sene devam etti, sonra okur yazar olmayan Türk kadınlarına çağrı yaptılar.O zaman lar Okula başlayanlar oldu.Ellibeş yaşındaydım.Okula gitmeye utanyordum çünki,içlerinde en yaşlıları bendim.Türkdanışa her gitmemde,arkadaşlar Okula gitmemi isterlerdi.Ve ara adan bir zaman geçmişti,Okula gitmeye razı oldum.Gittim Okulun kapısını açtım,bir mer diven yukarıya çıktım.Ses soluk yoktu,indim geri aşağıya.Temizlikçi bayandan,burada mı Türk kadınlarına kurs veriliyor? diye sordum.Bayanla beraber çıktık,odayı gösterdi. kapıya vurdum gir dediler, açtım ama utanarak girdim. Dedim ya en yaşlıları bendim.Toru topu beş kadındık. Öğretmen, arkadaşlara,yanınıza bir arkadaş daha geldi dedi.Yanlarına bir sandalya alıp,oturdum.Böylelikle okuyup,yazma kursuna başladım,böylece devam ettim. Çarşambadan,çarşambaya giderdik.İlk Öğretmeniminn adı da Semra Cankat’lıydı.Yirmi gün kadar ders verdi, sonra Hastaneye yattı ve Kanser olduğunu duyduk. Bir hafta sonra başka Öğretmen geldi,gelen Öğretmenin’de adı Semra Kaya Çelebi’ydi.Okumaya bu Öğret menle devam ediyoruz.Üç ay kadar Kurs gördüm. Arkadaşlar ve Öğretmenimizle güzel diyaloğumuz oldu,severek bir şeyler öğretti.Bir gün Minibüs tutuldu,Münster’e, Sınava gidecek olan bayanlar bindiler.Öğretmen Semra Hanım bana da seslendi,ben gidemiyece ğim dedim.”Neden?” diye sordu.Dedim,benim param yok. Semra hanım, Minübüsçüye be nim yerime yirmi Mark verdi.Aslında para`da değil,utandığımdan gitmek istemiyordum. Bu Kitabı yazmayı`da Semra hanıma borçluyum.Gittik Münster’e,Türk Konsolusluğunun salo nuna girdik.Sırayla sandalyelere oturduk.Üç Memur geldiler girdiler içeriye.Ögretmenleri içeriye almadılar.Bir tanesi,”Buraya imtihan olmaya geldiniz,ne mutlu bu yaşta okumanız büyük başarı”dedi.Her şehirden gelmişlerdi ,odanın içi doluydu.Bir şeyler anlattı,sadece aklımda kalan soru şuydu,“Atatürk ne zaman Samsun’a ayak bastı?,bilen varsa söylesin” dedi.Ben söyleyim dedim.”Söyle dediler”, ama sizin bildiğiniz gibi diyemem dedim.Ben bildiğim gibi Ondokuz Ondokuz`da dedim.O an bir gülüşme geçti.Sonra bir odaya birer, bi rer aldılar.Arkadaşlardan bir kaç tanesi girip çıktılar.Birine, senden ne sordular?dedim. ‘’Kitap okuttular” dedi.Eyvah dedim,korktum.Ya okuyamazsam?,utanırım dedim.O anda ismim okundu, girdim içeriye.“Otur” dedi, oturdum.”Sana kitaptan bir yer göstereceğim, okuya bilirmisin?’’dedi.Kitap`ı açıp önüme koydu.Üç satır bir yer gösterdi.”Burayı oku’’dedi Din üzerine bir yazı okudum.”Okuduğundan ne anladın?’’ dedi. Anladığımı anlattım,Allaha sevgiyle ulaşmak dedim.Bana sordu.”Okula ne kadar gittin?’’Üç ay dedim.”Üç ay içerisinde bu kadar okuyabiliyorsan bravo,çıkabilirsin”dedi.Gelsenkirchen’e mutlu döndüm.Münster Konsulusluğundan gelen Memurlar, Gelsenkirchen Türkdanışına geldi bizlerin Diplomasını vermeye.O gün büyük bir merasim hazırlandı.İçerde bizler heyacanla bekliyoruz.Gelen me murlar bir kaç kişilerdi.Geldiler içeriye girdiler.Tek, tek isimlerimizi okuyarak,elimize karne lerimizi verdiler.İçimizden biri ödüllendirildi. Atatürk’ün, çerçevelenmiş resmini verdiler.Eli me kalem almakla mutluluğun en büyüğünü yaşadım.Dediğim gibi,ustaca değil ama,yaşa dıklarımı dile getirdim.Diploma tarihi: 09 /10/1993,Okul No:25, Diploma No: 253. Bonn Bü yükelçiliği. Bu sayfadan duyduğum mutluluğu sizlere anlatamam
Kalbimde canlanır,annemin geçmişte kalan bu genç kızın ızdırabını yazarım.Kalbimde canladırarak,bir zamanlar annem`de bir genç Kız`dı. O`da çocukluğunda güler oynarmıydı? Kimbilir, sevilir’miydi? Uzaktan bakar, oynayanların aralarına girip oynamayı,düşünürmüy dü? Anne’nin yerini, baba tutarmı? Yaşayan anlar.Çocuk`ken annesi ölen,ağabeyleriyle yal nız, babasının yanında kalırlar.Çevresindeki çocuklar oynarken aralarına girer miydi?Oyun larına katılır mıydı? Bu kızın gönlünden, onlarla oynamak geçmez miydi? O yaştayken sev giden uzaktı.Bu kız`ın adı Ümmügülsüm,bu benim Annem’di. Gülmeyi bilirmiydi? Sevilmek ten uzaktı. Anasız kalan çocuk sevgisiz büyür.Ölüm yatağında olsa, sevgisiz yaşantı, yıkık vi raneye benzer.Kader, annemin peşini büyüklüğünde`de bırakmaz.Böyle güzel Anne`mi,ha yalimdeki yaşantısını,kendi çocukluğumu düşünerekten,annemin çocukluğunu kalbimde canlandırdım.Annem kelimesi ne kadar tatlı.Annemin Hikayesini tamamlayamadım.Dün yada yetim,sahipsiz kalanın ne kadar gücü olur?Dünyada Sevgiyi yaşamadıysan,Dünya se nin olsa`da neye yarar.Ömür kısadır soruyorum kendime,Yıllarmı genç,yoksa Sen mi Genç sin? Deseler,gençliğini yaşadın mı diye sorsalar? Görmedim, bilmem Gençliği,tanımadım elime geçmedi.Mutluluğu verecek kul çıkmadı karşıma.Gençlik seni özledim,bir daha elime geçse,gençliğimi değerlendirirdim.Kelimelerle anlatmak zor.Ateşi görmeden pişen yemek olur mu?Sevgi taşımayan gönül var mı?’’Zengin kumar oynamasını bilir,Fakir’se döğünmesi sini bilir.Para olmayınca Sevgiden de uzak kalırsın.Lamba`da şişesiz yanar mı? Dünya malın dan,benim diyecek hiç bir şey yok.Sadece iki şey var sahiplenecek,oda budur.Unutulmayan bir iyilik bir de kötülük,kalan bunlardır.Aç yüreğini bir yudum Sevgiye.
Türkdanışta, Spor ve Yüzme kursuna giderdik. Bir gün yine yüzmedey`ken arkadaşlara anlattım,göğsümde bir sertlik var diye.Anlamlı şekilde birbirine bakıştılar,”Menekşe hanım sen Doktor’a gidip,muayene ol”dediler.Ben`de Doktorluk ne işim var,ya dişimden,ya`da ku lağımdan bu sertlik dedim, önemsemedim.Üç ay sonra Doktor’a gittim.Çeşitli muayelerden sonra göğsümdeki sertliği gösterdim.Göğsümden Röntgen çektiler.Doktor,”yarın sabahtan gel“dedi.Sabah erkenden gittim.Günlerden,Cuma günüydü.Ben Doktor’dayken, kızım Gül bana gelmişti.Bir gün önce söylemiştim Doktor’a gideceğimi,ama ben`de hastalığımın ne ol duğunu bilmiyordum.Doktor çektiği Röntgenleri elime vererek,”Bu gün Dokturuna götür” diye söyledi.Gül hastalığımı öğrenmek için gelmişti.Ve eve gittiğim de kızım beni bekliyor du.Doktor sana ne dedi? diye sordu.Söyledim Doktor’un dediğini. “Al bunları hemen Dokto runa götür”dedi. Anlattım ama ben bu gün gitmiyeceğim dedim.Kızım gül diyor,” Anne,kalk seni Doktor’a götürmeden içim rahat etmez,bugün neticeyi öğrenmeden gitmem”dedi.Kalk tım,beni yanına aldı Doktor’a götürdü.Doktor’da biraz bekledik sıramız geldi,ismim okun du,girdik Doktor’un yanına.Elimdeki verdiği Filmleri verdim, açıp baktı.Sonra kızıma baka rak,Allah’tan Gül yanımdaydı yoksa kendim,Doktor’uma gitmiyecektim.Çünki hiçbir yerim ağrımıyordu.Doktor’u dinliyor Gül.Ben hiç merak etmiyorum.Kızım sabırsızlıkla bekliyordu. Doktor diyor,”Annen’de Tümör var,” Was(ne) dedi,Doktor tekrarladı,”Annen`de Göğüskan seri var”dedi.Gül başladı ağlamaya.Ben hiç etkilenmedim.Elimle omuzuna hafifçe dokun dum,dönüverdi.Bana bak kızım,kendine gel dedim.O misafiri üzerimde tutmam, atarım di ye söyledim, onu kabul etmiyorum.Ağlama ağlarsan üzülürüm dedim.Sen hiç merak etme dedim.Bu arada Doktor araya girdi,”Beni dinle” dedi. Hemen faaliyete geçti,”Anneni Hasta ne’ye yazıyorum” Kızım Gül sordu,”bu hastalıktan hangi Hastane anlar” dedi,“Annemi ora ya yolla.”Araştırdı,kendi tercih ettiği Hastane’ye telefon etti.”Salı günü sabah saat yedi`de Hastane’de olacağımı söyledi” ve odadan çıktık.Türkdanışta çalışan Zühal Özügül hanımla karşılaştık,yanımıza geldi.Menekşe konuşmalarınızı duydum,Gül ağlıyordu gelin bir yere oturalım`da birer Kahve içelim dedi.Orada ne yapacağımızı konuşalım.Girdik bir Kafeterya `ya,birer fincan Kahve ısmarlladı.Zühal hanım’la Gül konuşuyorlar,”Annem Hastaneye yata cak,Çarşamba Sabahı da ameliyet olacak”dedi. Zühal hanım Gül’ün şaşkınlığına baktı,” Sen hiç merak etme Anneni, sen Dorsten’den iki çocukla nasıl geleceksin?,Araban’da yok,peri şan olma,gece kalkıp gelemezsin,ben Anneni saat beşte Hastaneye götürür,muamelesini elimle yaptırırım,yardım ederim merak etme”dedi.Zühal ablası Gül’ü rahatlattı,kalktık.Ora da gideceğim saat belirlendi.Gül’ü Otobüse bindirip yolcu ettik.O gün konuşuldu.” Yolcu yoluna,Evli evine”diye söz varya!Ben`de evime giderken bir terlik ile, gecelik aldım.Bunlar dan kızım Saniye’nin haberi yok.Gelelim Abizüttünün süslü Mehmet’ine.Türkiye’ye telefon ettim oğluma,nasılsınız?diye sordum.”Oğlum`da beni sordu,”Anne sen nasılsın?’’diye.Oğ lum ben Hastaneye yatacağım dedim.”Neden yatacağın Anne”dedi.Göğüs Kanseri olmu şum.Tabiki orada şaşırdı.Üzülmeyin,onu üzerimden atarım dedim.Oğlum beni dinle,Haste neye yatacağımı babana söyleme,sevinir diyecektim ki,”Sen ne diyorsun Anne,Babam Al manya’ya geliyor,şuan’da Babam Havaalanında,Ablam istek yapmış yarın Babam Almanya da olacak”dedi.Saniye Kızım da bana sürpriz yapıyor,Babasını getirmekle.Hastaneye yataca ğımı bilmiyordu.Böylece öğrendim adamın geleceğini.Güle`de demedim.Ablasına anlatmış, ”Annem Hastaneye yatacak“diye.Salı günü yatacağımı söylemiş.Ablası’da Gül’e,müjde vere cekmiş,”Babam yarın buraya geliyor, Annemin haberi yok”Yarın sabah Havaalanın`dan ala cağını söyler.Güya bana sürpriz yapacak Saniye kendince.Cuma akşamı geldi,”Anne,bu ak şam burda kalacağım,sabah erken kalkacağım işim var”diye söyledi ve boynuma sarıldı,ku cakladım.”Anne beni sabah erken uyandırırmısın?’’dedi. Ama bu süprizden haberim yok biliyor.Cumartesi erken kalkıp gitti,Süprizini karşılayıp aldı getirdi.Öyle bir Süprizle karşı laştım ki,moralim bozuk.Saniye,”Anne hep beraber bize gidelim”dedi,gittik.Saniye babası na anlatmış,Hastaneye yatacağımı.Adam sormadı bile hastalığımı.Akşam yemekten hemen sonra,kızı Saniyeden,”içecek Rakın yokmu?’’diyor.”Geçmiş olsun,Hastane’ye yatacakmış sın?”diye bir söz var,bunu söyliyemedi,içeceği içkisini düşünüyor.Bir sişe Rakı kondu masa ya,içiyor.Zaman geç oldu,gecenin birine kadar bu durumda.Adamın sonunda ne yapacağını biliyordum,üzüldüğümü bildirmemeye çalıştım.Neydi Felek bu başıma musallat ettiğin?Ya nından kalkdığım da zaman çok geç olmuştu.Gittim torunum Volkanın yatağına yattım.Yav rum uyuyordu,haberi olmadı.Adam demini alır ve kalkar iner aşağıya,torunumun odasına girdi.Hani Timsahlar, suyun içinde Hayvanı nasıl yakalarsa,yatarken saçımdan yakalayınca attı beni ortaya.Bunun neresi hasta diye vuruyor.Bu arada Volkan yatağından kalktı,Dede siyle benim aramıza girdi.”Yeter dede, Anneanneme vurm,bana vur”diye aramıza dikildi. Kendimi unuttum,k orkum volkan’ımdı. Ya dedesi ona bir tokat atarsa? Kafasına, kulağına zarar açar diye korktum. Ama orada birden eli havada kaldı,vurmadı Volkan’ıma.Bu arada saniye babasına yalvarıyor,”baba yapma,bağırma komşular Polis çağırırlar”diyor.Burası Al manya,geleli oniki saat geçti.Düşünse,kaç sene sonra görüp,hasretim geçsin diye sıcak bir ilgi gösterse.Adam o sarhoşluğuyla beni koynuna alacak.Şöyle söylemiş,”Kasap et derdin de,Koyun can derdinde”O geceyi çocuklarla çok kötü geçirdik.Nihayet adam uykuya yattı, çocuklar`da yattılar.Pazar sabahı onlar uyuyorlarken,erkenden kalktım,ilk giden Otobüse bindim ve Gelsenkirchen Terminaline indim.Saat altıda eve geldim ve yattım,düşünürken uyumuşum.Her Hastaneye yatışımda sopa yemek sanki anlıma yazılmıştı.Aynı binada otur duğum,kızlarım kadar yakın olan Elmas kızıma gittim duru mu anlattım,zamanın varmı?, Arabanla Salı sabahı saat beşte beni Hastane’ye götürürmüsün?,ve Türkdanışın kapısında Zühal hanım bizi bekliyecek.”Tabi yenge götürürüm,sen beni uyandır’’dedi.Hastane işini hallettim.Pazartesi giysilerimi hazırladım.Sene doksanüçtü.Ellibeş yaşında,sadece Hafta’da bir gün okuma,yazma kursuna giderdim.Salı sabahı Elmas kızımı saat beşte uyandırdım bin dik Arabaya,Türkdanışın kapısında bekleyen,Zühal hanımı aldık Hastaneye gittik.Elmas bizi bıraktı evine gitti.Zühal hanım işlemleri yaptırdı.Benim yatacağım odaya kadar geldi,helal leştik gitti.Çocuklarıma Telefon ettim, beni merak etmeyin,Elmas beni Hastaneye götürdü dedim.Gülün iki çocuğu var,Dorsten’den erkenden gelemezdi.Çünki Arabası yoktu.Saniye nin başında`da,sürpriz gelen babası vardı.Onun’da iki çocuğu okula gidiyorlar.Salı günü akşama kadar muayeneden geçtikten sonra,Çarşamba sabahı,”Seni Ameliyat’a alacağız’’ dediler.Aynen dedikleri gibi,Çarşamba sabahı Hemşire geldi.Bana bir hap içirdiler ve iğne vurdular,sonra beyaz önlük giydirdiler.Ameliyat için hazırladılar.Ameliyata gitmeden önce Allahım,çocuklarımı göreyim öyle Ameliyata gireyim diye yalvardım.Tam kapıdan çıkarken çocuklarım`da gelmişler,çocuklarımla karşılaştım.Orada görüşüp ayrıldık.Ameliyat`tan çıka na kadar orda beni beklerler.Buranın iyiliği ,Ameliyattan çıkınca yoğun bakıma alıyorlar, Kimseyi koymuyorlar,sadece Hemşireler girip dikkat ediyorlar,hasta normal`e döndüğü zaman odasına alıyorlar.Kızlarım, “annemi az da olsa görelim derler”,görürler ve giderler. İki gün sonra yoğun bakımdan çıkmıştım.Çocukların babası’da geldi.”Sana bir şey olma sın”diye söylendi,ve ağlıyor.Aklınca bana acımış oluyor. Sayın okuyucular derse,”Bu ada mınhiç’mi iyi Günü’nü görmedin?”diyebilirler.Şunu söyleyim.Belki ufak,tefek iyiliği olmuş tur ama,beni etkiliyecek kadar değil.Şunu`da açıkça belirteyim.Yazdıklarımın hepsi gerçek. İyiliğinden birisi yazılı burada,Hastanede ağladı.Çok olsaydı yazardım.Neden Hastaneye git tiğimden arkadaşlarıma haber veremedim?Hastaneye yattım. Çarşamba günü Okulda beni beklemişler.İkinci Hafta duyarlar.Arkadaşlardan ikisi birer Mektup yazmışlar,görüşüme ge len Semra Öğretmenimizle Mektubu yollamışlar.Bir ay Hastane`de yattım,çıktıktan sonra altı hafta ışın tedavisi gördüm.Yukarıda dediğim gibi,buhastalığı atlattım.Adam burada üç ay kalacakmış.Ben bir Haftalığına çocukları görmeye,Türkiye’ye gideceğim dedim,değişiklik olsun diye. Giderken sadece cebimde yüz Markım var.Evin biri`de kirada.Adama dedim ki, kiracıya telefon et bu ayın Parasını bana versin dedim.“Yok, Telefonda olmaz” diye söyledi. söyledi.O zaman bir Mektup yaz`da elimle götüreyim dedim.Onu`da vermedi ama gittim. Çocuklarımı,oğlumu, gelinimi ve torunumu gördüm.Onlar`da sağlıklı olduğumu görüp,sevin diler.Bir Hafta çabuk geçti.İstediğim halde evin kirasını bana vermedi.Almanya’ya döndü ğüm`de,babası oğlunun gıyabına küfürler ederek kızıyor.Gürsel’in hiç birşeyden haberi yok, oğlunu karşısına almış söyleniyor.” Yine geleceğim, nasılmış evde rahat oturmak,oturun ba kalım.Sizin burnunuzdan getirmezsem bana Bursalı demesinler”Aklı fikri kötülükte,sanki evde oturan düşmanı.Ben`de sanırdım ki,beni kızdırmak için söylüyor diye düşünürdüm. Sen ne yapmak istiyorsun?,kapıya atacağın çocukların,oğlun gelinin ve torunun.Üç ay Al manya’da zor durdu.Türkiye’ye gidecek Uçak parasını benden istemedi,kızkardeşi Döndü den borç olarak almış.Gitti Hacıbektaş`a,bir ay zor durur,sonra huzursuzluk başlar.Böylece üç ay devam eder.Yine`de dediğini yapar.Gittikçe çekilmez olur.Arkadaşsız insan olurmu? Eve misafirliğe gelseler,adam bağırarak kapıları açıp çarparak kapatıyor.Daha`da olmazsa sigortayı attırıyor,misafirler karanlıkta kalıyorlar.Tabiki misafirler rahatsız oluyor,mum ışı ığıyla ayakkabılarını giyip gidiyorlar.Aradan bir Hafta geçer,bizimkiler`de arkadaşlarına,mi safirliğe gidiyor.Bir Pazar günü boş zamanları oluyor.Akşam eve geldiklerinde eve giremez ler.Çünki kapıyı kitler,anahtarı üstünde bırakır.Kapıya vururlar,babası kapıyı açmaz.Torunu Damla ağlar,”Dede aç kapıyı”diye.Ne yapsın çocuklar?,merdivenin başında otururlar.Niha yet adamın gönlü olur,kapıyı açar.”Sana üç gün zaman veriyorum,bu evden çık git”der.Bu durum karşısında oğlum ev arar ve bulur.Önce’ki kovduğunda eşyalarının bazılarını alma dan çıkmışlardı,nasıl olduysa bu sefer babası evde, neyiniz varsa alın gidin demiş ve evden gider.Çoçuklar`da bir Araba tutarlar,eşyalarını alıp koymaya başlarlar.Bunu gören Kayna nam çıkar ortaya,başlarında durur.Çocuklar eşyalarını aşağıya indirirlerken,kaynanam ye rinde duramaz.Gider oğlunu arar, bulur söyler.”Sen burda otur,oğlun Gürsel evini boşaltı yor”der.Oğlu Busalıyı alır,gelirler.Zaten hep anasının ağzına bakardı.Kapıdan girerek Baba sı elinde bıçakla oğluna saldırır.Oğlan ne yapsın?,sandelye`yi alır kendine kalkan ederek, kendini korumaya çalışır,Polislik olurlar.Belki`de kaynanam bu durumdan mutlu olmuştur. Kimin eşyasını,kimden koruyor! Eşşek gibi çalıştım çocuklarım için.Babası oğlunu bıçakla saydı,kaynanamın eline ne geçecekti?Yani çocukların babası koca binada tek başına kaldı. Bir sene sonra,oğlumun kayınbabası evinden kiracıyı çıkartmış,damadı’yla kızını almış evi ne.Kayınbabası,damadının bir yerden geliri olmadığı için kira almadılar.Kendi evine daha münasip gördü.Bu arada çocukların babası iyilik Meleği kesildi.Sanki çocuklarına hiç kötü lük yapmamış gibi başladı,”Benim onlara ne kötülüğüm oldu?’’ demeye.”Ben kötümü olsun dedim,ben onları evlendirdim,düğününü yaptım,bir dükkan açtım,eline verdim,Araba iste di,Arabayı da aldım.Babalık nasıl olur?” diyor. Şunu söylemek istiyorum, Almanya’ya gider ken dükkanınin anahtarını babasına veriyor.Üç sene sonra geri döndüğünde, anahtarı Ba basından teslim alınca,iki dükkan açmışmı oluyor? İki dükkan açtım demesi budur.
Bir kaç sene sonra torunum Damla altı yaşını dolduruyor,İlkokula kayıdını yaptırıyor lar.Bu arada annesi’yle babası iş arıyorlar. Gelinim Gülcan Nevşehir’de iş bulur,Tekel Fab rikasında çalışmaya başlıyor.Bir ara Gürsel hanımının çalışıp, kendinin boş gezmesinden te dirgin oluyor.Ben izine gittiğimde,gelinim bana şikayet etti.Gürsel bana,”illaki işten çık”di yor.”Ben ne yapayım anne, şaşırdım” diyor? “Başka bir yerden gelirimiz yok,bunu oğlunla konuş” dedi. İkisinide yanıma aldım konuştum.Gelinim Gülcana, sabırlı ol dedim. Oğluma da, sırf boş gezen senmisin?Dedim sabırlı ol, elbette sana`da bir iş bulunur,canınızı sıkıp ve moralinizi bozmayın diye söyledim.Bir zaman sonra, oğlum Gürsel Hacıbektaş Belediyesin- sinde işe başladı,çalışıyor.Gelinim Gülcan’da eski işinden ayrıldı, Sosyal Güvenlik Kurumun da işine devam ediyor.Gürsel Hacıbektaş’ta,Gülcan`da Nevşehir’de çalışıyorlar.Bir müddet çalıştıktan sonra biriktirdikleri para`yla, benim`de yardımım oldu,iki katlı bir ev yaptırdılar. Allah’tan dilerim vücut sağlığı olsun.İşte Ailemin ve yaşantımı bu sayfalara aktardım.Ken di Emekleri`yle ev yapıp içine girdiler.Her sene izine gittiğimde eve Adamın yanına giderim, kavga olmasın diye.Önce eve inerim, çocuklar babasının yanına gelemiyorlar.İki gün sonra ben giderim çocukların yanına.İzin bitene kadar böyle idare ederdim.Her sene`ki gibi, yine İzine gittim.Doğruca adamın yanına gittim.Çünkü,çocukların yanına inemiyorum.Çocuklara huzur vermiyor,kavgadan kaçınıyorum ya! “Yani yağmurdan kaçarken, Doluya yakalandım” Böyle bir şeyle karşılaşacağımı düşünmezdim. Adam beni hoş karşıladı.Neden bu diye,gele ceği bekliyorum.Gülerek kaşılandım ama sonu ne gelecek? Aradan üç gün geçti yine her za manki gibi başladı,”Artık misafirliğin çıktı” diye, yavaştan yavaş, kavga etmeye başladı.Kav ga etmeden söyliyemedi.”Zaten seni Boşadım”dedi ama, inanmadım.Çünkü, her zamanki gibi dava açar,ben izinden dönünce geri çekermişti.Beni her zamanki gibi,evladı gibi seven kenzi Ablam bana söyledi.” Menekşe, kocan seni boşadı, haberin yokmu”? diye. Ama yine inanmadım,boşayamaz ,çünki ailesinin birinden duymadım.”Kızım, sana hiç bir yalan söyle dimmi”?,diye söylendi.”Hem`de şunlardı sahitleri,amcasının çocukları.Amcaları şahitlik yap mayınca,çocukları yapıyor.Adam,” seni boşadım” deyince, ben`de eline ayağına sarılıp,yal varmamı beklermiş.Ağustosun dokuzuna kadar evde beraber kaldık.Hiç bir sözü inandırıcı değildi.Her zamanki duyduğum sözlerdi,taki Postacı kapıya gelene kadar.Kapının zili çalındı açtım kapıyı,karşımda Postacı, sordu,” Mehmet dayı evdemi”?, evet evde dedim. Mehmet Postacı seni çağırıyor, diye seslendim ve geldi.Dedi” Dayı şurayı imzala”, imzalıyordu, ben yanlarından gidiyordum,Postacı, “Abla sen`de imzalıyacaksın” diye söyledi. Sordum nedir bu?”Boşanma Evraklarınız”dedi.Birden şoke oldum.Allah cezanı versin senin, dedim. Elim deki kağıdı, al bunu ısla ısla suyunu iç dedim.O an`da üzüldüm.Bu neyin nesi?diye sordum. Hiç cevap vermedi.Ailesi beni boşadığını biliyorlarmış.Kendime geldim,kağıtları alıp eline verdim.Oku bunları,ne diyor dedim.Okuttum şöyle diyor,”Temyize verme Hakkım olduğu nu” yazıyordu. Ben orada Taksi çağırdım, elime bir bavulumu alıp oğlumun evine gittim. Düşündük oğlumla ,Temyize yazdırmaya gittik,Temyiz dilekçesini verdik.Arzuhalci sordu, “Eviniz varmı”?, var dedim.“Kaç sene oldu yapılalı”? On beş sene deyince!”O senin Hakkın kalmamış evde dedi.Yazdırdığımız Dilekçeyi alıp,çıktık. Oğlumun yanındayım düşündüm, çalıştım senelerce, huzursuz işe gidip geldim.Ev bark sahibi oldukta ne oldu? Sadece bir Va lizin içindeki giysilerimle çıktım.Emeğim kazancım tek bir Valiz oldu.İzinim bitti,dönüp arka ma baktım da, şöyle söylendim;Menekşe, Dünya malı Dünya`da kalır. Kira`da olsa senin de oturacak bir evin var.Ve son yapacağınıda yaptılar.Yaşım ellisekiz`di. Kırk sene birlikte kötü huylarıyla yaşadım.Buna`da Yaşama denirse.Çektigiminen kaldım.Arzuhalcının yazdığı dilek çeyi`de yırtıp attım.Boşandığımdan hiç pişman değilim,pişman olan yine kendisi oldu.Sonra ” evlenelim” diye kendisi yalvardı, kabul etmedim.
Tarihini hatırlamıyorum ,bir izine gittiğimde kaynım Mittat İzmir`de okuyan oğlunun yanından Hacıbektaş`a gelmişti. Ben`de kaynım Mitatı çarsıda gördüm, oda izmirden gel diği için,Hoşgeldin ağbi dedim.Yanında`da iki kişi vardi,biri Sümenlerin Hüseyin beydi.O`da hoşbulduk dedi.Sonra, ağbi latifeyle buyurun gelin birer kahvemizi için dedim.O`da” yok ya ben gelmem”dedi. Sert bir şekilde, ben iyi niyetle konuşuyorum, sen gelmezsen ben geli rim dedim. “Gelme, istemiyorum” dedi. “Seninle,Selvinaz`ın derdinden bıktım” dedi.Ben,o güne kadar`da, Selvinazın kocasıyla huzursuz olduğunu bilmiyordum.Selvinaz dediği`de kız kardeşi.”Sen ağbimin yanına çıkarın için geliyorsun,ve giyinip kuşanıp ağbimi çatlatmak için geliyorsun” dedi.Bunları söyleyen okumuş,Öğretmen biri.Diğerlerinin yanında bu sözleri ba na söyledi.Yine gülümseyerek,iyi niyetle siz bilirsiniz, gelmezseniz dedim, gittim.Daha eve gelmeden ne söylemek istediğini yolda ancak anladım.Ancak jetonum düştü.Eve gittim an lattım,amcanız Mithat,sümenlerin Hüseyin beyin yanında ve bir başkası daha vardı,onların yanında bunları söyledi dedim.Bu arada, oğlu barış geldi bize ona anlattık, o`da annesine anlatır.Annesi`de bana telefon açtı,”Yenge bilmiyormusun Mithatın huyunu,sen onun ku suruna bakma,lafının nereye gittigini bilmez” dedi.Bir zaman sonra Mithat ile Latife ve oğul lları özgürün düğün kartını getirdiler,yani davet ettiler.Kapıdan girince selam verdiler.Mit hat bana,” Yenge, bana küstünmü”? dedi,ben`de, ne küseyim, ağbinin parası benim cebim mde değil,o`da giyinsin kuşansın.Sen beni o insanların yanında küçültmedin.Selvinaz`la ben den ne çektin, söylermisin? Çektim demek dille değil, bir yardımdamı bulundun?, yoksa bir yolmu gösterdin, ne yaptın? Yaramıza merhemmi oldun? Şöyle diyim sana,bizden çekmiş sin, ya bir Doktor bir hastayı iyi etmek için ele alır, emek verir.İyileştirebilirse mutlu olur, iyileştiremezse ne yapsın?Diyeceğim,Doktor yardım elini uzatmadan,hastası iyi olmaz. Böyle konuştum. O`da,”Ben Doktormuyum”? dedi.İnsan suçu kendinde aramalı...
Selam sana Güzel Dünyam...Yaşadıklarımdan senin suçun yok, zorla yazılan Kader bu. Güzel anamın karnındayken yazılmış mı Kader? Evlendim,çocuklarım oldu ve Gurbet`e yol landım.Çalıştım bir hevesle.Para kazandım`da ne oldu? Gençliğim,yıllarım hep oğlumdan ayrı geçti.Burayı anlatmak zor.Sonuç,ellisekiz yaşındayken gıyabıma habersizce adam beni boşamıştı.Doksanaltı senesinde izine gittim.Aklıma Mahsuni`nin Türküsü geldi.”Diyorsun ki,Ayşe Fatma dön Vatanına”diyorsun.Mahsuni kardeşim,Türkünün cevabına ne deyim? “Dön Vatana diyorsun”, nereye döneyim? Adam, hazır ev bark sahibi oldu.Her birimizi attı kapıya.Akşam olunca hangi Yuva`ya döneyim.Emeğimin karşılığı, elimde kalan tek bu Sayfa lara anlattıklarım.Kuşlar bile akşam olunca,kurduğu Yuvaya dönüyorlar,ben hangi Yuvaya döneyim? Elimden tuttun Allahım,sana sonsuz saygım var.Senden aldığım güçle ayaktayım. Gurbet ellerinde olsa`da, barınacak bir Yuvam var.Dünya penceresin den geçen Resimleri me bakmak isterdim.Dünyanın çarkı geriye dönmez ki,yaşamadıklarım nelerdi?Evet,soran yok ama,geçmiş gençğlimden anlatıp geçtim. Zamana dur diyebilseydim durur muydu?Ge ri dönüp baktığımda,yaşım Altmıştı.”Deli gönül, sen hangi dala konarsın”? Geceler sabahı nasıl beklerse, kanayan Kalbim`de böyle bir sevgi beklerdi.Giden Gençlik, kalbimdeki yara ya merhem olmadı. Göz yaşlarım diyorlar ki,için için ağlama, bizi kendi halimize bırak. Eği timsiz, Bilgisiz yaşadım ama Hayat`ta yaşadıklarımdan aldım Dersimi.
ANNE DUASI
Sevgili Allahim,bu canı sen verdin bana.Yavrularımın koruyucusu yine sensin,üzerlerin den yardımlarını esirgeme,sular kadar uzun ömürler ver,sular kadar sağlıklı gönül zen ginliği ver.Yüce Tanrım, yavrularımın karşılarına ters İnsanlar çıkartma.Doğrulıktan ayır ma.Kazançlarını,sağlıklı huzurlu olarak yemelerini nasip eyle.İnsanların koruyucusu sen sin.Yüce Tanrım,yavrularıma verdiğin niğmetlerine,Halil İbrahim bereketi ver.Ali,kardeş leri olsun,Hızır yoldaşları olsun.Yüce Tanrım,yavrularımın,yavrularının üzerlerinden yar dım ellerin eksik olmasın.Cümlemizin koruyucusu sensin Yüce Tanrım.
Ben Hastane’de yatarken,okul arkadaşlarım dan Hastane’ye gelen mektuplarını,kendi el yazılarını orjinal olarak koymak isterdim ama,ne yazık ki koymayı bilemiyorum.
Sevgili Menekşe,
“Daha önce geçmiş olsun diyemediğim için çok özür dilerim ama çok hastaydım.Sana çok acil Şifalar diliyorum.Biran önce iyileşip,tekrar aramıza dön.Senin gülüşünü özledik. Sevgiler. Ayşe Altunbaş. Okulnumarasi: 107, 11/02/93
Sevgili Menekşe,
“Hastalığını duyduğum zaman çok üzülmüştüm.Ama geçen hafta seni gördükten sonra bütün üzüntüm geçti.Çünki seni çok neşeli ve güçlü gördüm.Ben inanıyorum ki bu has talığı çok kolay yenebilirsin.Sen güçlü bir kadınsın. Sınıftaki yerin seni bekliyor”Sevgiler. Hatice Yakut Okulnr:108
“Sevgili Menekşe yengeciğim,nasılsın iyimisin, Allah iyilik versin.Seni nek adar Sevdiğimi bilemezsin,bunu ancak ben ve Allah bilir.Sana içimden geldi bir Şiir yazmak,Geceler seni sevdiğim kadar uzun olsaydı,Dünya güne hasret kalırdı.Bir çok insan gördüm,hepsi Yıldızlar gibi parlıyordu Gökte,ben’se seni Güneşim olarak seçtim ve bir Güneş için,binYıldızdan vaz geçtim.Elmas Çelik.Bu,benim kızlarım kadar bana yakın ve kızlarım kadar çok seviyorum.
Sene kaçtı bilmem,Hacıbektaş’ta izindeyim.Kaynımın oğlu, Özgürün evine bebek gör meye gittik.Ev sahipleri,Özgürle Necla bizi karşıladı.Ben ve gelinim,Annesi gittik.Biz`den önce görümcemin iki kızı`da gelmişlerdi,oturuyorlardı. Selam verip girdik.Beklenmedik o layla karşılaştık.İki bacı oturuyorlar.Bir`de yanlarında güzel bir Kız var.Selamı almadıkları gibi,yerlerinden kıpırdamadılar bile.Eskiden, gördüğümüz Yaşlılara yer gösterilirdi.Nerde o insanlık?..Bir`de yanımda misafir vardı.Ev sahibi Özgür,bu duruma üzülür ve mahçup o lur.Dedi,”Vallahi yenge onların geleceğinden haberim yoktu”Üzüntüsünü dile getirdi.Yen gen her kötülüklerle karşılaştı,sen üzülme.Çocuğunu görmeye geldik.Tabiki hareketleri he pimizin dikkatini çekti.Orada hiç birşey denilmedi,yalnız şu sözde bulundum.Ev gezmeside güzel oluyor çünkü,insanların kişiliklerini görüyoruz dedim.Diyeceğim,Sümenler Sülalesin de saygısızlık yoktu.Sadece misafirlerin yanında,iki bacının hareketinden utandım.Şöyle düşündüm,anayla teyzenin yanında yetişkin,Selvi ismindeki kızına örnek oldular.Çıktım kapıya.Selvi Halanın ismini taşıyan,güzel kızı öpmeden çıktım.Sonunda pişman oldum.Di yeceğim,hiç hatırlamıyorum.Almanya’dayken,kızının cebinden kibrit kutusu çıktı demişim Bunu onlar hakaret olarak tanımlamışlar.Onlarırın bana yaptıklarını düşünseler bunu laf bile etmezler.Ne demişler,” İnsan soyuyla değil,Huyuyla yükselmeli”...
Sene kaçtı hatırlamıyorum,İzmir`e gittim.Adamın amcasının kızının evine Kaneviçe işi vermiştim.Orada,Hatice’yle beyine,Didim’e gidelim’mi ?dedim, ve gittik.Güzel berrak De nizi`ne girdik.Tabi ki,o gün bir Deniz havası yaşandı.Sonra İzmir’e döndük,iki gün sonra ‘’yine İzmir’de güzel yer var yenge,gidelim’mi?’’, tabi gidelim dedim.Teleferikle yüksek bir tepeye çıkılıyor,orada kendin pişir,kendin ye.Gittik,üç onlar,bir`de ben.Hakikaten güzel bir güngeçt.Hatice’yle beyinin sayesinde orayı`da gördüm ve sonunda yanlarından ayrıldım.Bir daha görüşmek üzere dedim, ayrıldık.Beraber güzel üç günümüz geçti.
Almanya’da otuzbeş senem geçti.Gönlümde beklentim,Türkiye’min güneşini,toprağını sıcak Kumunu ve Havasının özlemini çekerek geçti,her günüm.Sonunda alıştım buranın kı şına,bulanık Havasına.Güneş görüntüsü yok.Beklemekle yorulmadım alıştım ama,yine`de her sabah uyandığımda,Güneş beklentisiyle açarım gözümü.Bir görünür gider.Almanya’nın Güneşi beklenmez,kaçar’mı oldun,yoksun bütün gün? Karanlıksın,Gecen Gündüzün bulanık Haydi çık artık,Almanya’yada Güneş doğsun.Güneşsiz geçip gidiyor.Diyeceğim,Güneşi unut tuk diyemiyeceğim,ümitle bekleyeceğim.Kış yarıyı geçti sıkılmıyacağım, Yaz gelecek derken Kış bastırdı bitti..
Altıncı ayın yirmisi,ikibinbeş.Birgün kalktım, masanın başında kahvaltı yaparken,gözle rim nemli nemli lokmamı yutkunurum,boğazıma dizilir.”Dünya malı Dünya`da kalır”Gönül bu,gönül almak için büyük bir şey vermek gerekmez.Bir Papatya koparıp ver,o`da yeter.Ye terki gönül yıkma, acı çeken kalp kırılır ama kin tutmaz.Hayat’ta yaşadığın müddetçe kırma gönülleri.Her şey Dünyanın malıdır,sen nesin?Kırılmasın annelerin Gönlü.Düşün,sen küçük bebek`ken geceleri uyumayıp,sabahlara kadar etrafında pervane gibi döneni unutmayın.Al danmayın Dünya malına.”Dünya malı,Dünya’da kalır”Yukarda`da bahsettiğim gibi.Dünya’ da sahiplenecek iki şey var;Biri iyilik,biri`de kötülük
KALEM HİKAYESİ
Selam sana ufak boylu Dostum, lütfen bırakma elimi.Seni tanıdıktan sonra yaşadığımın far kına vardım.Seni anlatmamın anlamı; Ufacık boyunla geldin tuttun elimden,ve kendine tap tırdın,kalbime güzellikler verdin.Seninle oldukça Mutluyum,nasıl anlatsam, bu Kalp seni se verek yazıyorum buraya,bir Dost buldum.Bu yaşıma gelene kadar tanımamıştım seni.Görür düm evvelleri evlerde.Hiç aklıma gelmezdi bir gün gelipte elimden tutacağın.Ellibeş yaşım dayken girdin Haneme,seni seviyorum;Çünki yalnızlığımı benimle paylaştın,yaşama sevgisi aldım senden.Bana güç verdin,ilgilendin sen,tek Dost oldun benimle.Evde seninle mutlu yum,bırakma ellerimi. Senden güç alıyorum,yaşamayı seninle paylaştıkça seviyorum.Çünki elimden tutmadığın gün yok.Benimle ilgilendikçe,sensiz masanın başına oturamıyorum,bı rakamam.Senden usanmama fırsat verme.Ben gücü Senden alıyorum.Koca beş senem se ninle geçti.Seni anlatırım sana.Ayakta kalmamı sağladın.Günlerim seninle geçiyor ufak,te fek boylu Arkadaş.Uykumdan uyanıp yanına gelince,elimden tutan sen oldun.Bir şeyler söyleyebilsen,seninle mutluyum.Yazmama güç verdin,elimden düşmüyorsun.Sanki kendimi Toplum içinde görüyorum sayende.Seni ancak,ne zaman gözlerim kapanırsa o zaman terk ederim.Seni sevdiğimi haykırıyorum.Harfleri çizerek önümde yürüdün, güzel Kalemim.Çün ki,düşündüğümü yazıyorsun.Çünki seninle evde ikimiz’iz, bir`de masanın üzerinde,Vazonun içinde bir demet Gülümüz var.Biraz`da Sen beni anlat güzel Kalemim.Bunları yazarken ba zen elimden beni bırakırdı,Telefonla konuşur,bazen`de Teyp`e kaset koyup, kendi kendine oynardı. Sonra’da çıkıp gider,çoğunlukla pencereden bakıp,dışarıyı seyreder.Sanki karşısın da birileri varmış gibi,kendi kendine konuşurdu.Böyle anlat beni sevgili Kalemim.Seni daha çok minik eller tutacak.Benim kadar sevenlerin çok olacak.Okuyup,yazmanın`da ustası deği lim.Ben derdimi seninle anlattım Kalemim,elimi bırakmadın.Sen konuşturdun,konuştum. Benim`de sana söleyeceğim var.Yoldaş, Aşık Veysel’in bir sözü geldi aklıma.Hem`de adını anmak’la mutlu oldum,çok severim Türkülerini.Sevgili Aşık Veysel huzur içinde yatsın de rim.Ne demiş Sazına,” Ben giderim,sen kalırsın Dünya’da” demiş.Ben`de,elimden tutan yol daş Kalemime söylüyorum.Daha sen nice Güzel ellerde,her zaman İnsanlar’ın elinde yaşar sın.Mutlu mutsuz dertleri`yle,yalnızlığına ortaksın. Sen yok olursan,Dünya`da yok olur.An lattım, söyledim.Bir gün elimden bırakırım Seni.Olur`da hatırlar,yazarsın Beni. “Biri vardı, benimle konuşan bir Canlı”diye anlatırsın. Ben`de derim elimdeki Kalemime,Ben giderim, Sen kalırsın Dünyada.Seni daha minik Eller tutacak,seninle Okullar dolacak,ellerden düşme yeceksin.Benim gibi okuyup, yazanların ve Sevinenlerin olacak...
Menekşe burada diyorki;Küçüklüğümde bilmiyordum,geçte olsa yaşamayı severim.Yaz mayı`da çok seviyorum.Yani,isterdim`ki çocuk yaşlarında Okula gitseydim, O açık kapıdan içeri girseydim.Sandalye’ye oturup,kitap`ımı kalem`imi o masanın üstüne koysaydım.Bu ya şıma kadar elime kalem alıpta deftere hiç bir şey yazmamıştım.Gerçeği budur.Elime bir Der gi geçse,açıp bakardım Resimlerine,bakmasını severdim.Tabi yazılarından anlamazdım.Me raklıydım, doğrusu anlamak zordu.Gerçekten böyle olurdu.Resimlerin kafası aşağıda olursa ters tuttuğumu anlardım.Tabi bu Dergileri sadece Doktorlarda görürdüm.Ne zaman elime Dergi`yi alsam içime ateş düşer,ters tutacağım diye utanırdım.Yalanı yoktur bunların,oku mayı ne çok isterdim!Gördüklerimi ve duygularımı anlatıp,yazmayı isterdim.Az`da olsa ha tırladıklarımı kalemimle yazıyorum.İşte,otuzüç yaşımda gelmiştim Almanya’ya,yirmibeş se ne sonra kalem aldım.Anlatmak istediğimi yazabilmekteyim.Her şeyi şimdi seviyorum.Yaşa dığım sürece,inşallah kalem elimden düşmez.En büyük Dostluğu buldum,severek ilgileni rim.Yazarak yaşamak Güzel.Kimseden destek almadan yazdım bunları.Kendimde buldu ğum güvenle yazıyorum, okuyup yazdığım için şu an`da Mutluyum.Kalem`ime teşekkür ediyorum.
Bir gece uyku tutmadı.Ben uyuyamadım, yorganla çarpıştım.Vakit`te bayağı ilerlemiş ti.Kalktım dolaptan bir Mum aldım,yakıp masanın üzerine koydum.Sonra koltuğun üzerine uzandım.Mum’un yanışını seyrettim. O arada dalıp,gitmişim.Taa.. eski günler gözümün ö nüne geldi,öylece kaldım.ben Dünyaya gelmeden önce Bezir Çırası varmış.Büyüklüğümde yoktu,görmedim bu Bezir çırasını.Yakıp ışığında otururlarmıştı ama bunu kıyıda,köşede ka lanlardan gördüm,onlarla oynardık.Yani,Alaaddinin sihirli Lambası var ya,işte aynen ona benziyordu. İçine Bezir koyarak yakılırmıştı.Bunları hatırladım.Bunlar birden yok oldular,bir daha oynadığımız çırayı görmedik.Televizyonda, Alaaddin’nin Filmi oynasa, hep o gözümün önüne gelir.Ama o zamanki yaşantımızıda hatırlatır,büyüdüm ve gördüklerimin, gözümde hayalı kaldı.Hayalim büyüyüp gidiyor.Gitmiştim taa eskilere.Masanın üstündeki yanan mum hafifledi.Çünki dışarısıda ışıyordu.Giden Anılarım arasında düşünerek,sabahı ettim. Düşüncem şuydu;Sağlıklı insanların,sağlıklı Gözleri vardı.Bezir çırasının ışığında oturanların oturanların.Şimdi`yse koskoca Teknik var,Elektrik var,ışığında oturuyorlar ama insanların gözü yine kör bu güzelim Dünyada.Böylece, mum ışığında otururken hayal ettim,böyle ha tırladım o gece,geçen Yılları.
Kuş Öyküsü
Bir Pazar günü oturmuş,Televizyona bakıyorum.Dışarısı bulanık,Yağmur yağdım,yağacağım bir Hava var.Evde yalnızım sıkıldım,kalktım Kahve hazırladım kendime,oturup Kahvemi iç tim.O anda Yağmur yağmaya başladı.Koltukta uzanmış,Televizyona bakıyordum,kapattım. Oturduğum yerde uyuya kalmışım.Uyandığımda,ses olarak cama Yağmur damlaları vuruyor camdan bakındım.Çıksam dışarıya`da Yağmurda dolaşsam derken,birden kendimi dışarıda buldum.Bıraktım kendimi Yağmura.Bir hayli yürümüştüm. Uzaklaşmışım evden.Kuşburnu denilen gül dalının dibinde,gözüme kıpırtı ilişti.Oraya doğru yürüdüm.Eğilip baktığımda bir kuş gördüm.Kuş kanatlarını açmış yatıyordu.Kıpırdanıyor.Eğildim tutmaya,kaçmadı alıp eve geldim.Oturduğum ev sobalıydı.Hafif ılık,ılık suyla yıkadım,bir bezle sarıp,kuruladım.Masa nın üzerine bir havlu koydum,kafasından aşağısını örttüm.Oturdum karşısına bakıyorum.Bi raz sonra kıpırdamaya başladı,açtım üzerini aldım elime,canlıydı,sevip okşadım.Elimden in di masanın üzerine,silkindi,tüyleri düzeldi.Yağmur`da kesilmedi.Niyetim,yinede dışarıda yü rümekti.Evin içinde dolaştım.Masanın üstünde kuş büzülüp duruyor.Önüne biraz ekmek kı rıntısı,ve su koydum.Dışarısı`da karardı.Evin içinde iki Can olduk.O akşam kuşun adını Garip koydum.Geç zamana kadar Garip`le dertleştik.Sabah oldu kahvaltı yaptık.Garip’in önüne’ de yediklerimden koydum.Tabi benimle yemiyor.Onunla konuşuyorum .Bu arada öğlen ol muştu.Giyindim üzerimi,çıktım dışarıya Çarşıya kadar gittim.Derimki,insan neyi severse o’ nu dile getirir.Benimde sevdiğim bir kalem`im var,onunla birlikte bir şeyler yazarak her za man birlikteyiz.Bu sayfalara bir şeyler yazmalıyız.Tabi Ustaca değil ama okuyan güzellerin dudaklarıyla güzelleşsin isterim.Bu zamana kadar okumuşluğum yoktu.Yazarlık değil’de, dedim`ya Ustaca değil,sadece kalem`le oynamak,hem`de kendimi anlatmak.Yazmakla uğ raştım.Sonuçta kendimi bu sayfaların içinde buldum.Kendi kendime bunarı böyle yazarken, doğrusunu yanlışını düşünmedim.Uğraş verdim,bu kadar öğrendim.Şimdi`yse burayı yazar ken Altmışüç yaşındayım.Şunu deyim,”Dışarısı sisle dolu gir içine,sessizce karanlığın Tanrı sıyla konuş,onunla bir eş gibi sor delice,sana bir ışık bir yol gösterir,Ömür nedir?, nerede biter?anlarsın vakit gelince’’dedi .Böyle hissetim cevabı...
Beni okutan Semra Kaya Çelebiye nasıl teşekkür etsem az.Sevgili Öğretmenim ,Semra Ka ya Çelebi,seni kalpten seven taleben, Menekşe Bektaş.
Garip kuşunda sağlığı yerine geldi.Üç gün kafes`siz yaşadı.Zor zapt oluyordu,ne kadar da olsa Hür yaşamak, onun hakkı.Uçmak istercesine o koltuktan, o koltuğa konuyor.Ga rip Kuş`uma alışmıştım.Kendisi durmadan uçuyor,kendine zarar veriyor.Pencereyi açtım oturdum bakıyorum.Keyif`liydi,bir oyana bir bu yana uçuyordu.Yatak odasına girmişti, sevindim kalktım mutfağa kadar gittim.Bir bardak Çay alıp döndüğümde,Garip Kuş uçup, gitmişti.Beni aldattı.Hürriyetine kavuştu.Hem sevindim,istemiyerek’de olsa üzüldüm...
Türkdanış’ daki arkadaşları tanımadan önce,nereden aklıma geldi, nasıl oldu bile mem.Kendimce burada bir buluş oldu.Kibrit kutusu çeşitlerini toplayıp biriktirmeye baş ladım.Hiç biri`de birbirine benzeri yoktu.Her Ülkenin diyemem ama, her fabrikanın Kib riti var.En başta,Willi Brant’ın Kibrit`iyle başladım.Yolda görsem bir kibrit kutusu,eğilip alırım. Kahve içtiğim yerlerden ve Lokantalardan, masanın üstünde gördüğümü ister dim.Gezmeye gittiğim yerlerden dahi toplardım.Boş ve dolu, her Kibrit çıkaran Fabrika nın ayrı ayrı markası var.Yolda para bulsam eğilip almazdım.Yerdeki Kibrit`i ise eğilip a lırdım.Bunları biriktirdim hevesle,oldu Yüzseksen tane.Bu Kibrit kutularından kolleksi yon yapmayı düşündüm.Bunları nasıl sıraya koyabilirim? Elli santimetrekare Kontraplak alarak,sırayla dizdim.Tabi altlarınıda tutgal`la yapıştırdım.Sonra,duvara uygun şekilde astım.Bunlarla`da bir zaman meşgül oldum, severek yaptım.Böyle bir Kolleksiyon yap tım.Halen duvarda asılıdır, ilk Hobim buydu.
İlk Torunum Volkan’ımın bir anısı var,anlatayım.Zaman gelir`de kendisi`de okur.Bu ray komiklik olsun diye yazıyorum.Kızım Saniye’nin doğum gününe gitmiştim,doğum gü nünden sonra bir kaç gün daha orada kaldım.Torunum Volkan’la,yukarı’da beraber oturur ken kalktı.Evleri Dupleksti,indi aşağıya.Yukarıda oturuyorum.Birara sessizlik oldu,çıtyoktu. Volkanı’da, dışarıya çıktı sandım.Oysa aşağıdaymış.Neyle meşguldü bilmiyorum.Bu arada seslendi,heyecanla anne diye.Annesi alışverişe gitmişti.Kendime Kahve yaptım,Televizyona bakarak,içiyorum.Filim’e dalmıştım,yani anlatacağım,ortalık çok sessizleşti.Birden,öyle he yecanla bağırdı,şaşırttı beni.Hemen kalktım ayağa,“Anneanne sen Kravat bağlamasını bili byormusun?’’ diye sordu.Nerden bileyim oğlum? dedim,oturdum yerime.Şimdi anlaşıldı, aşşağıda sessiz kalmasının sebebi,Krvat’la uğraşmış,bir türlü bağlayamamış.Nişanlısının ya nına gidecekmiş,anlaşıldı. O kadar hoşuma gittiki,sesli sesli gülmeye başladım.O an Volkan yukarıya çıktı,gülüşüme o`da şaşırdı.Heyecanla sormuştu’ki, gülmemek mümkün’müydü? Ne zaman gözümde canlandırsam, kendimi gülmekten alamam.
Sene doksanbeş`ti,İlkbahar ayında bir misafirim gelirmiş,hiç fark etmedim.Senelerce çatı kat`ta otururum,ama bu misafirle hiç karşılaşmadım.Yine İlkbahar Ayı gelmişti,farkında değilim.Her gecenin bir sabahı var.Bir sabah Tanyeri ağarırken bir değişiklik oldu.Islık sesiy le uyandım.Birden yatağımdan toparlanıp oturdum.Hala ıslık devam ediyor.Yavaşça ıslığın geldiği yöne gidip,pencereden bakacağım.Perdeyi açarken,bir Kuş uçuverdi ve ndüçünme dim Kuş olduğunu.Ertesi sabah yine ıslık sesiyle uyandım.Allah, Allah,bu`da neyin nesidir? dedim.Ama üstünde durmadım.Ertesi sabah yine ıslık sesiyle uyandım, kalktım yavaşca per denin ucunu kaldırıp bakacaktım,yine uçurdum.Emin oldum Kuş olduğuna.Ertesi akşam per denin az bir yerini,göreceğim kadar açık bıraktım.Üçüncü günü seyrettim,görmüyor beni. Hafifçe Kar atıştırıyor.Tanıdım,Bahar ayı`yla gelen misafirimi.Kimdi bu misafir?,bilirmisiniz bu Kuşu? Buna Sığırcık kuşu derler.Her sabah gelir, sesine uyanırım,ama baktığımı görmez, seyrederim.Hareketine kanatlarını hafif hafif açarak ve kabararak bir kaç çeşit ses çıkararak şakır şakır ötüyor.Arada bir de ıslık çalıyor.Bilmemki?,bu misafirimi nasıl eve alabilsem?Na sıl çıkarır bu çeşit sesleri?Sanki çevresine müjdeliyor Baharın gelişini.Neşe saçıyor insanlara sabah Tanyeri ağarırken.Üzerine de Kar yağıyor.O sevincini gördüm, umursamadan şarkı larına devam ediyor,güzel minik dili’yle,ama çok dikkatli ve de ürkek,ufak çıtırtıdan ürküp kaçıyor.Doksanaltı senesine kadarmıydı gelişin?Selam sana küçük Dostum.Bahar müjdeci ğim,bir Avcı’yamı yakalandın?,bir daha görünmez oldun.........
Gönül dara düşme seni`de anlatayım.Gençlik sen`de bıraktın beni.Artık Motor`da tek liyor yavaş yavaş,parça’da uymaz gayrı,zamanın da geçer.Bilirsin,gördüklerim oldu bir Rüya Öyle zor`ki Gençliğimi anlatmak.Neyi bildim ki,neyi anlatayım?Kim yitirmiş Mutluluğu da? sen bulasın.Buna`da Şükürler olsun.Sana derim,Dünya’ya küsecek kadar Ömrün varmı?,ye tecekmi? Ömürler,güzel duygularla dolu dolu,kapalı olarak,geçer gider,o’da seninle,bir yap rak dökümü kadar.Ömrün kısaldığını hissedersin.Dünyada çok istediğin,elini uzatıp tutacak bir el değilmi? İçin kıpır kıpır olur,istemez’misin? Küçük mutluluk bile isteniyor.Küçük bir te bessüm İnsana yetiyor.Bakarsın zaman geçmiş,Dağlarında çiçeği solmuş kopartılmadan. Böylece bir Ömür geçer,gider ansızın.Dinle Gönül sen.Gecenin karanlığında duygulandım kaldırdım kafamı,Gök yüzünü gördüm.Bir kaç Yıldız görünüyor.Bakarsın doyasıya,uzartırsın elini öylece kalırsın.Ne güzel zenginlik,İnsan kalbini kazanmak? Sevgi ekilip biçilmez,Sevgi bir Cennet sayılır,o`na ulaşabilmek uzak. Acılar paylaşıltıkça azalır.Gönül kapıları açık.Çevre ye bakınca Dünya güzeldir.Sevene sebebsiz Fırtına olmaz,gün ola,harman ola.Gönül kendi ne gel,şikayetini dinledim.”Işıklı Dünya`da göz kapanmadan ümit kesilmezmiş”Böylece ya zıyla uğraştım.Bana bir Meşgale olurdu.Bu arada`da Doktora gitmeyide ihmal etmiyorum. Yazıyorum bir şeyler ama anlamıyorum.Fazla bir şey anlamadığım için,yazılardan`da sıkıl dım.Yazı yazdığımı gösterecek kimse`de yoktu,iyice sıkıldım.Yaz diye zorlayan da yoktu.An lamadığım için sıkıldım.Ne demişler,bu güzel bir söz,söylenmiş.” Ömür biter, yol bitmez” Düşün,neler bırakıldı gerilerde.Bu yolculukta,giden Gençlik geriye dönmüyor.Gençliğimi ha tırlarım,pekte hoş geçmedi.Kötü anlar yaşandı.Ekmeğimi kazanmak için, Almanya’ya gelip çalışıp,ayakta kaldım.Bir gün olurda uçarsan, selam götür unutmayanlara.Gönül benden ön ce gidersen Sevgi tatlı diyenlere.Ben tutup`da Sevgi`yi tanıdım diyemedim.Giden gönüller. Ben Gurbete,Gurbet bana Yabancı.Bir’i varki yabancı olmayan.Onun`da ne zaman geleceği belli olmuyor,Saati bilinmez,Rüzgar olup eser, sana dokunur geçer.Buna yabancı değilim. Arada bir gelir halini sorar. Orada Ömür biter,geri dönüp sessizce Ruhunu alır gider...
Bu Sabah güzel bir Günü dışarda geçirmek istedim.Günlerden Perşembe.Giyindim üs tümü,çıktım biraz yürüyüş yapayım diye.Bayağı yürümüşüm,yorulduğumun farkına vardım. Dışarıdaki banklarda ayrı ayrı oturanlar vardı.Ben`de oturmaya hazırlanırken, orada bir çift gözle karşılaştım.Çok sıkılgan ve üzgün hali vardi.Her halinden belliydi.Yanına giderek se lam dedim,Aleykümselam dedi.Oturdum yanına,üzüntülüydü.Konuşma olsun diye ortaya bir laf attım.Adını sordum,”Adım İbrahim”dedi ve sustu.Canın sıkkın mı?”Öyle sayılır”diye cevab verdi.Kafasını önüne eğerek sustu.Bekledim, konuşma yoktu.Konuşma olsun diye or dan burdan laf yaptım.Böylece sürdü konuşma.Anlatmaya başladı,ara ara anlattı.Kafasını kaldırdı.Biraz rahatlayarak,”Üzüntümle sizi üzmek istemedim” Hayır,” İnsan insanın acısını ferahlatır”derler.Şöyle baktım,tertemiz Yüreğe sahip.Hani derlerki,”Sevgi neyimiş,Maddi durumun iyiyse.”Bu İbrahim fakirmiş ama,göğsünü gere gere evine olan Sevgisini körleme miş.Bayern tarafından gelmiş Gelsenkirchen’e çocuklarıyla, iş bulup çalışacak,çocuklarını besleyecek.Orada çalıştığı Mevsimlik işmiş.Patates ve Çilek tarlalarında çalışırmış.Ölümden başka her şeye çare var dedim.Yaşıyorsak Sevgi var.Parayla Sevgi alınmıyor.İbrahim’in hafif ten yüzü gülümsedi.Gördüğü bir Kelebeğin uçması,ordan oraya konup kalkması sevindirdi. Gerçekten Sevginin olmadığı yerde,paranın değeri var mı?Maddi yönden yoksundu ama,te miz bir Yüreğe sahipti.Bu genç İbrahim’in isteği,Dünya’ya gelen iki çocuğunu beslemek.İş bulup çalışmak için gelmiş buraya.Hayli zaman sonra gine karşılaştık.Yüzünden mutluluğu okunuyor,ailece Mutlulardı.İşe girmiş,aylığını alınca çocuklarını bağrına basıp,Murat’la Ba rış’ın elinden tutup,Pazara giderler,işlerini bitirip eve dönerler.Hanımı`da onları yolda karşı lar.Çocuklar anne’sinin boynuna sarılırlar.Ayağındaki ayakkabılarını annesine gösterirler.İb İbrahim,elindeki Simit`i ikiye böler hanımına uzatır,” sıcaktır” der, o parlak gözlerinin içi gü lerek,” İlimle gelen sevgiye hiç kimsenin gücü yetmez ”,böylece mutlu olurlar.İbrahim ismi mini verdiğim bu Öykü`yü yazarak anlattım.
Seve seve çok şeyler anlatmak isterim.Şunu demek isterim kendim için,iyi ki gelmişim Almanya’ya.Çalıştık,bir evimiz oldu,bir Bahçe aldık.İçinde Kavak ağaçları vardı.Almanya’ya gitmeden önce üç odalı Ev almıştık.Babasın dan üzüm Bağı kaldı.Yukarıda da demiştim,ü züm Bağını sattı.Bahçe`yi ve Evi`de sattı.Bunlardan bir kuruş yararlanmadım.Ayrıca,emek Emekli parasının yüksek olması için,Üçbin Mark istedi gönderdim.Ona`da katkım oldu.Bun ların birinden faydalanmadığım gibi,senenin birinde izindeyken,Almanya’ya döneceğim de dedim,Mehmet bana elli Lira para verirmisin? ”Ben sana elli Lira mı vereceğim?’’,evet isti yorum,sen vereceksin,ben`de alacağım dedim.Parayı vermediği gibi,dirseğini gösterdi.Biz böyle tartışırken Kaynım geldi.” Yenge,Taksi kapı’da bekliyor”dedi. Ağabeyin`den elli Türk Lirası istiyorum,vermiyor ”Yenge,ben vereyim”dedi.Demek istediğim,benim bu yaptıkları ma rağmen,bana bir elli Lirayı vermedi.Her kadının diyemem ama,benim Emeğim karşılık sızdı.Bu yüzden dedim,iyiki`de gelmişim Almanya’ya.
Bu Öykü Bey`in Oğluna ait
Bir Beyinoğlu atına binmiş,kırlarda gezerken bir çobana rastlıyor.Çoban oturmuş,Peynir ve Domates`ten oluşan yemeğini yerken,Beyinoğluna sesleniyor,”Gel beraber yemek yiyelim’’ diyor.Kim olduğunu bilmez,oturup yemeği yerken,”bunun yanında bir kuzusu eksik”diyor. Mustafa ismindeki Çoban,kalkıp heybesinden bir baş soğan çıkarıyor,kırıp,’’şimdi yemeğimi zin tadı geldi’’diyor.Hemen birbirine kaynaşıyorlar.Gülüşerek yemeklerini yiyorlar.Mustafa nın mutluluğunu,Beyinoğlu gördükçe,kendisi`de mutluluktan,daha`da Mutlu oluyor.Bir yok sulluk içinde yaşayan fakir çoban Mustafa’dan çok şeyler aldım,öz ve sıcak insan tanıdım. Tanımak zor değil.Bir söz var,”İnsanlar birbirleri` yle tanışarak kaynaşır.” İşte,bu Beyinoğlu’ da,atıyla gezerken çobanla karşılaşır.Emelin konuşmaksa,çevrenizden uzaklaşmamak,insan seçmemek,onun duygularını kazanmak.Kendi yaşantısından bunalıma düşen Beyinoğluna, yaşama hevesi verir.Çobanlıkta bir Meslektir.Sonuçta bir İnsandır.Beyinoğluna verdiği hür yaşantısına, o`da Çoban Mustafa’yı,karşılığında ödüllendirir.Mustafa bunun üzerine mutlu olur.Beyinoğlu,“Kuru soğanı katık yapan Çobanın mutluluğunu gördükçe,İşte insanlığın zen ginliği budur”der.Mustafa`nın yanından ayrılır.Aradan bir zaman geçer,Beyinoğlu Mustafa’ yı görmeye gelir ve görüşürler.Her ikisi`de birer çocuk sahibi olmuşlar.Oturup,bir arada mutluluk ayran Çorbası içerler ve helalleşip ayrılırlar.
Birazda Sevgi`den bahsetmeden geçemiyeceğim.Sevginin büyüğü küçüğü olmaz.Bütün kalpler Sevgi`yle beslenir.Sevgi`yle yaşayan Gönüller,Sevgi`den uzak kalmayı kim ister?Kaç yaşında da olursan ol,yine`de yaşamaya ümitlisin.Sevgi`ye bağlı olupta,bilinçli yaşayanlara sonsuz saygı duyarım.Hani bir Müzik dinlerken,kendini Müziğe bırakıyorsun ya,Sevgi keli mesi`de böyle,doyumsuz. İstersen seni güldürür mutlu olursun.Saygıyla,Sevgi`yi kaybetme mek var.Mutluluğa söz yok.İşte bu,Yaşama Sevgi`si verir.Seven`de sevildiğini bilirse,İnsan Sevgi`ye doyar mı?Dilden değil,Candan sevmeli.Tanrım kimseyi Gönül bağından uzaklaştır masın.Sevgi`nin bir adı`da,insanlara yakından gülümseyerek yaklaşımı`da güzel.Her şey gü zel.Sevgi`yle Toprağında,Taşın`da her şeyinde Sevgi var,unutma.Hepisi`de birdir.Kitap,ka lem nasıl elden düşmüyorsa,Sevgi`de böyle,Gönülden düşmeyecek.Şu varki,tuzsuz pişen yemeğin,ne tadı olur damağınızda.Gönlümüzden Sevgi eksik olmasın.Bakın,hiç Mutlu ya şantımdan bahsetemiyorum.İsterdim Güzel şeylerden bahsedeyim,okuyucularımın içini karartmayı istemezdim.Selam ,Mutlu ve Sevgi taşıyan Gönüllere,Merhaba derim.Sevgi`yle Mutluluk bir Hayattır.Yaşıyorsak,bir Telefon konuşması`da sevindiriyor İnsanı.Bu da bir Gö nül alma sevgisidir.Sevgi nedir? İnsanlara yaklaşımla,yolda giden bir insan sana gülümsü yor,sen`de o`na gülümsersin.Bu’da,İnsanlar arasında oluşan bir Saygıdır.Fakir ve Zengin`de olsan,Sev. Sevgiyi taşımayan Gönül,boş bir Yuva`ya benzer.Sevgi dudaklarda yaşamaz.Kalp ler Sevgi`yle yaşamalı.Çünki,Sevgi taşımayan Gönül susuz bir Çöle benzer.Gönül`ler sevgi’ den uzak kalınca olur bir Çöl.Sevgi horlanmaz.Saygı ve Mutluluk Sevgi’yle olur.Ufak bir te
bessüm İnsanları Mutlu eder.Sevgi, bir Can ve İnsandır. Böyle anlatmış Menekşe Bektaş Sümen.
Babam,sana kendimce gönüllenmiştim.Varlığını satıp savurmuş,yemiş içmişsin diye,en iyisini yapmışsın.Üç çocuğuna bırakmış olduğun Bağ`ı,birimizden birimiz gidip yeşerteme dik,öylece Hozan kaldı.O bağ`ı Yaşar Ağbimin altı çocuğunun altısı’da,Hak talep etmeden haklarından vaz geçerek bana devrettiler.Sadece işlem parası verip,Babamdan bana`da kalmış oldu.Üç çocuk`ta benim var,ben`de bu Bağ`ı paylaştırmadan doğrudan doğruya oğ luma verdim.
Okuma yazmayı üç ay içinde öğrendim,Kalbimde`ki sır dolu Gönül küpünü boşalttım. Bu sayfaları yazdıkça mutluyum.Bir söz var,derlerki,” İnsan kendini beğenmezse, çatlar ö lürmüş” İşte ben`de aynen onlardan biriyim.Diyecegim,Fabrikada sekiz saat çalışıp eve uğ ramadan koştura koştura ofis temizligine giderdim.Üç saat`de orda çalışırdım.Baba düşün düm,çalıştığımın hiç bir karşılığı yok.Sen,hiç değilse Kazancını yemişsin.Ondört sene kitapla ilgilendim,bitirip bıraktım.Üç sene geçti,tekrar elime aldım.İki sene,üç sene derken,ondört sene`de bitirdim.Dört sene`de bitmiş olarak evde bekledi.Son çalışmamda bu oldu.
Selam olsun Dünya’ya.Uzakta ve yakınlara olsun Selam. Sevda`ları koynun`da kalanla ra olsun Selam.O`na Bu`na olsun Selam.Sana Bana,Gönülde`ki Saygılara olsun Selam.Köşe bucaklara,Seven`lere,Sevilen`lere olsun Selam.Sevda`lılara, cıvıl cıvıl Gençlere olsun Selam. Unutulmuş`lara olsun Selam.Şu an`da Gece`nin iki`si, karanlığa olsun Selam.Gündüz`ü,Gece den ayıran zamana olsun Selam.Ne diyeyim,gözümden kaçan uykuma olsun Selam.Dünya
yı aydınlığa kavuşturan Güce,Zamanın akışına olsun Selam.Ne yazmış diyenlerin,Dillerine olsun Selam.Sabahın vakti`nde cıvıl cıvıl öterek,İnsanlara selam veren Kuşlara olsun Selam Parlak sıcaklığıyla gelen Güneş`e,Masmavi Gökyüzüne olsun Selam.Çağlayıp akan Sulara, Göl`lere,dağlara olsun Selam.Kalp’lerden uzaklaşıp giden Gönüllere olsun Selam.Kalp’ler den Silinmiyen`lere, Seven`lere,Saygı`yla uzaktan yakından Unutulmayan’lara,Sevilen ve Seven`lere olsun Selam.Dünya’ya benden kalan bir selam, okuyan Dillere olsun Selam’ım
Yazmış olduğum Kitap’ı ara vermeden,noktasız,düz yazmıştım.Kitap yazılı olarak onsekiz yıl
Evde kapalı kaldı.Yazmış olduğum Kitap’ın düzenlenmesinde Emeği geçen Bektaş Bey’e te
Şekkür ediyorum.
HALACIĞIM ŞİİRLERİNİ KAYDETTİM.
ÇOK GÜZEL YAZMIŞSIN. ELİNE SAĞLIK.
YAZMAYA DEVAM.
YEĞENİN TAYYAR SÜMEN