“Mem-u Zin” Hikâyesi
“Mam-i Alan” Türküsü
-Atmalı Köyünden olup, Kürt tarihi üzerinde hayli bir kitap okuyan Kemal Seyyar’ın yaşlı bir kişiden dinlediğine göre; “Ahmed-i Ğané, “Mem-u Zin” hikâyesini Fatih Sultan Mehmet’e takdim etmiştir.” Bu iddia bizi biraz araştırmaya sevk etti. Bakın ne çıktı ortaya? Hikâyenin yazım tarihi Fatih ile çakışmıyor, ancak bu hikâye’nin halk arasında dilden dile gelen çok eski bir hikâye olduğunu ve sonradan Ahmed-i Ğané tarafından kaleme alındığını düşünürsek, önceleri Fatih’e ithaf edilmiş olabilir.
-Ahmed-i Ğané “Mem-u Zin” hikâyesini 1695 yılında yazmıştır. Osmanlı Padişahlarından II. Ahmet 1691-1695 yıllarında, II. Mustafa 1695-1703 yıllarında görev yapmışlar. Bu kitabı II. Mustafa’ya takdim etmiş olma ihtimali yüksektir.
-Zira Kürt bilginlerinin çoğunlukla kitaplarını padişahlara takdim veya ithaf ettiklerini görmekteyiz. Örnek verecek olursak; Şerefhan Kürtlerin tarihi ile ilgili 1597 yılında yazmış olduğu Farsça eseri “Şerefname”nin yazımını bitirdikten sonra Sultan III. Mehmet’e takdim eder ve o dönemde kitaptaki bilgiler bölücülük olarak algılanmamıştır. Çünkü kitabın Farsça nüshasında Kürtlerin Oğuz Boylarından olduklarını yazmaktadır. Ancak ne zaman ki bu kitap Fransızca’ya tercüme edilince, çeviri sırasında Kürtlerin Oğuz Boylarından olduğuna dair, Kürt Oğuznamelerinden söz eden yerleri çıkarıncaya dek, bu kitap bölücülük aracı değildi.
-Yine İdris-i Bitlisi, “Heşt Behişt” adlı eserini 1505 yılında II. Bayezıt’a takdim eder. “Selimname” adlı eserini 1516’da Yavuz Sultan Selim’e takdim eder (Prof. Mehmet Bayrakdar. Kürtler Türklerin nesi Oluyor? Sf.147-149) .
“Mem-u Zin” hikâyesinin Türküdeki adı “Mam-i Alan”dır. Memo’nun “Alan” aşiretinden olduğunu anlıyoruz. “Türk dilleri ve tarihi uzmanlarından Rus bilgin Tumanovich ve Norveçli bilgin Gunnar Jarring, Afganistan Türk halkları üzerine yaptıkları çalışmalarda, oradaki Kürtleri Oğuz boylarından Türkmenler olarak göstermişlerdir. Tumanovich’in, Oğuz Han’ın gerçek neslinden gelenler olarak söylediği ve kuzey Afganistan’ın GUR Bölgesinde yaşayan Türkmen sınıflaması içerisinde Mukri, Mokri(Mukuri) , Alan ve Hatab gibi Kürt Aliretleri vardır ve bunlar aynı zamanda Gölken Türklerinin sınıflarıdır. Jarring’in kendisine göre Sarık(Sarı Uygur) Türklerinin bir sınıfı da Kürtlerdir” (Prof. M. Bayrakdar. Kürtler Türklerin Nesi oluyor? Sf.163) diyor. Yani Mami Alan(Memo) Fatih’in kendisi olmasa dahi, aşiretinin Türkmen olduğunu görmekteyiz. Erciş’e bağlı Kolıkan köylerinden bir M. Emin Bağcı’nın dedesi; “bazen bize Kalon, bazen Alon diyorlar” demişti. Bu görüşü doğru sayarsak, Mami Alon’un da Kolikan, yani Atmalı olduğunu görürüz.
Memo Fatih ise, Fatihin en büyük dedelerinden Osman Gazi’ye ATMAN denildiğine değinmiştik. Suriye’ye bağlı Kürt Dağı köylerinde yaşamış olan Türkücü Cemil Horo’nun seslendirdiği “Mam-i Alan” Türküsünü dinlediğimizde; Uyandığında Memo’yu yatağında gören Zin(Zeynep) , Memoyu tehdit eder ve bu konağın Celalilerin konağı olduğunu beyan eder. “Sana ayıptır, sen kocaman bir Padişah olasın, eksik(kadın) lerin odasında dolaşasın” diyor. Yani Memo’nun Padişah olduğu kesinleşmiş oluyor. Fakat sonraları birbirlerine âşık olurlar. Bu durumda Ziné’nin de Celalilerin (Celikan) bir kolundan (Kalıkon) Atmalı’ya akraba olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Atmalı, Celali Aşireti’nin bir kolu olarak karşımıza çıkmaktadır da ondan. Yine Türkünün bir yerinde “Ziné Zédiyona” diyor. Eğer bu “Zediyon” bizim “Zedıkon-Zettıkon” oymağı ise Ziné direk Kızkapanlı olacağı için direk Atmalı olur. Çünkü Atmalı Aşiretinin “Kızkapan” oymağına, İran’daki adı ile “Zedıkon, Zettıkon” denilmekte idi. Halen de Pazarcık Kızkapanları kendilerini “Zettıkon” olarak tanımlarlar. Ağrı/Patnos’a bağlı dört tane Kızkapan(Zettıkon) köyü vardır. Eleşkirt’i Kızkapanlılar kurdukları için eski adı Zettıkon’dur. Yine orada Zettıkan Kalesi de mevcuttur.
-Yine Türküde Memo denen kişi(Padişah) “Muğurbiyon” (İstanbul) şehrinin sahibi ve Kürtlerin Padişahı olarak belirtilmektedir. Muğurbiyon kelimesi, Ğarp(batı) kelimesinden gelmekte, Kürtçe İstanbul demektir. İstanbul, türküde Bojore (şehir) Muğurbiyona; “Poyi Tağti Kurdona”(Kürtlerin Payi Tağtı-Başkenti) olarak belirtilmektedir. Tarihte İstanbul yalnız ve tek başına Kürtlerin Başkenti olmadı ve Padişahı da olmadı. İstanbul Osmanlı’nın başkenti(Payitahtı) olduğuna göre, bu başkente ve padişahına Kürtlerin de sahip çıktıklarını ve kendilerini Osmanlı Türk Devletinin bir parçası gördüklerini anlıyoruz.
-Annemiz Elif Demir de bu hikâyeyi bize anlatırken “Muğurbiyan” şehrinin İstanbul olduğunu söylerdi. Türküde Memo’dan söz ederken, Zebur, İncil, Tevrat ve Kur’an-ı ezberlediğini ifade etmektedir (Küçük yaşta eğitim alan ve İstanbul’u 22 yaşında feth eden bir kumandan ancak dört kitabı ezberleyebilirdi. Fatih’in Hristiyan ve Yahudiler’e tanımış olduğu haklara bakılırsa, ancak onların kutsal saydıkları kitapları okuyan, ezberleyen kişi bu kadar hoşgörülü olur ve bu kişinin Fatih Sultan Mehmet(Memo-Mamo) olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Şarklı(Mardinli) bir Memo’nun düşman saydığı kavimlerin kitaplarını ezberlemesi biraz akla yatkın gelmemektedir. Çünkü Doğunun Âlimleri çok radikaldirler(Şafii’dirler) . Kur’an’dan başka kitapları tahrif edilmiş saydıkları için ezberlemezler. Türküde Memonun bulunduğu şehri tarif ederken, 7 tepeden bahseder, 363 mahalleden ibaret olduğunu, Camilerinin muhteşem minarelerinden ve süslü şerefelerinden söz etmektedir. Bu tarife göre, Memo denen kişinin Fatih Sultan Mehmet olduğunu, şehrin de İstanbul olduğunu anlıyoruz. Yine türküde; “üç peri kızı keklik postu giyerek, Ziné’yi alıp uçtuyorlar ve göğün 7. katına çıkarıyorlar ve kalenin bir bölümü olan “Ak Burç”a misafir ediyorlar” diyor. Eğer Ziné, Diyarbekir’deki Memo’ya götürülse idi, Türkücünün Perileri göğün 7. katına çıkarmasına gerek yoktu, ama İstanbul gibi uzak bir şehre gitmesi için, yükseklere çıkarması gerekirdi. Hikâyeyi kaleme alan Ahmad-i Ğané değil de, önceleri hayal eden(kurgulayan) kişi kim ise, Padişahın(Fatih’in) dikkatini çekmek ve övgüsünü kazanmak için, hayali olarak Mardin Cizre Kalesinin hâkimi Zeynep’i, Fatih’e âşık etmiştir. Bu arada Ağrı/Hamur ilçesi Atmaneki Derneği Başkanı Fesih CÖMERSOYLU’nun ifadesine göre; “Ahmed-i Ğané’nin de Atmalı olduğunu” söylemektedir. Bu bilgiye göre Ahmed-i Ğané’nin(Bkz. Meşhur Simalar) Ziné’nin hikâyesi ile çok yakından ilgilenmesinin ve kaleme alma nedeninin akraba (Atmalı/Zedıkon) olmasından kaynaklandığını söylemek mümkündür.
-Fuzuli de “Leyle vü Mecnun” hikâyesini hayalinden uydurarak yazmıştır. Tarihte böyle bir aşkın yaşadığı belli değil ve hala tartışma konusudur. Hayali bir roman gibi, “Mem-u Zin” de böyle bir (efsane) hikâyedir bence. “Efendim Mardin’de ikisinin de mezarları Mardinde yan yanadır” diye itiraz edenler olacaktır. Bu mezarların Memo ve Zine’ye ait olduğu kesin değildir. Halk tarafından öyle kabul edilmiştir. Anadolu’da Yunus Emre’ye ait olduğu iddia edilen 3-4 türbe mevcuttur. Kesikbaş’a ait olduğu iddia edilen iki yer mevcuttur.
-Şerefnamede de benzer bir hikâye anlatılmaktadır. Kürtler “Büğdüz Amen” adında bıyığı kanlı bir yiğidi Hz. Muhammed’e göndermişler. Büğdüz Amen, Hz. Muhammed’e sormuş; “Ape Mahmad am kudo harrın? ” yani; “Mehmet amca biz nereye gidelim? ” Diye sormuş. Ape Mahmad; “Harrına çé ” yani dağlara gidin demiş. Ape Mahmad emrettiği için, ondan buyana bizim Kürtler dağdan inmemişler. Şerefnamede Peygamber Efendimizin, bıyığını üç defa bonuna dolamış olan bu dağlı ve çirkin adamdan korkmuş ve; “Allah size devlet kurmayı nasip etmesin” diye beddua ettiği yazılıdır. Hâlbuki Hz. Muhammed Taif’te taşlanırken, ayakları kanlar içinde kalmış, en zor anlarında bile beddua etmemiştir. Bu beddua olayından da anlaşılacağı gibi hikâye yalan ve yanlıştır. Aslında Büğdüz Amen denen Oğuz Han’ın torunu(m.ö. 10.000) Hz. Muhammed’den çok önceleri yaşamıştır. Ama bu efsaneyi anlatan kişi veya yazar Kürtleri Hz. Muhammed’e yakın göstermek ve neden devlet kuramakta başarılı olamadıklarını izah edebilmek için, bir gerekçenin arkasına saklanma ihtiyacı duyarak hayal etmiş ve Büğdüz’ü Hz. Muhammed’le çağdaş göstermiştir. İşte Mem-u Zin hikâyesi Fatihle çağdaş gibi gösterilmiş olabilir. Veya gerçekten bu hikâye Fatih’e sunulmuş olabilir.
-Kitabımızın 1. baskısından sonra bu hikâyenin Fatih’e takdim veya ithaf edildiğine itiraz eden okuyucularımızın ortak özelliğinin; Atmalıların Türk oldukları ortaya çıkar mı korkusu yaşadıklarını gözlemliyoruz. Bizim yazdıklarımız kanun değildir. Bilgi ve belgeleri ortaya koymak ve bilgilerinize sunmak görevimizdir, kabul edip etmemek yine siz okuyucuya aittir. Araştırmak zor, eleştirmek kolaydır. Bu bilgi ve belgeleri red eden okuyucularımız, karşı belge sunarak iddialarımızı çürütebilirlerse memnun oluruz. Onların belgelerini sonraki baskımızda yayınlarız. Ancak belge bulmak, araştırma yapmak zahmetli iştir. Ama eleştirerek bu emekleri bir kenara atmak en kolay iştir. 26.02.2014 Mehmet Demir ATMALI-Atmalı Aşireti Kitabından Alınmıştır.
Kayıt Tarihi : 27.2.2014 01:09:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!