Altı yüzyıllık bir otağı gördüm.
Mehterbaşı titretiyordu sanki arşı,
Akıncılardı geçen şen şakrak atlarla,
Sisli puslu hava, Ankara da ikindi vakti.
Oruç arındırmış, gönlüm huzur dolu,
Hem de iftar sonu Cuma akşamı.
Ezan sesi yükseldi bağrında şehrin,
İşte, Melike Hatun cami indeyim.
Devleti ebed müddet olan mazi canlandı gönlümde;
Han, Hünkâr, Sultan, Halife, Padişahı;
Murat, Yıldırım, Fatih ve Süleyman’ı gördüm.
Abdülhamit Handı bir elinde asa, birde kızıl gonca.
Mimar Sinan’dı şu pencerede şu kubbede,
Hatlar, Karahisari ve Hafız Osman'dı.
Sultan Alaattin nereye bakıyor minarede?
Hacı Bayram Veli mi? Somuncu Baba seyrinde.
İstanbul taşınmış bu gün, Başkentte bu yere,
Melike Hatun'un misafiri olmuşlar hep birden.
Kösler vurur, davullar çalar, kaynar kazanlar,
Gördüm ihtişamlı bir tarih, Bursa’dan, Edirne' den.
Genç hoca davudi evazeyle okudu Aşr-ı Şerifi;
Âmin dedi, siyahisi, esmeri, beyazı, sarışını.
Hep kulaklarımda çınlar Rahman suresi:
“O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? ”
Hergelen güllerle geldi iş bu meydana,
Seyre daldı uzaktan, itfaiyenin gurup amiri.
Kim yaptırmışsa ne harika, bu güzel eseri,
Bir başka âleme taşıdı bu an beni bu cami.
Ramazanın altısı iki bin yirmi iki;
Erbakan meydanında bütün Ankaralı,
Salat-u selamla titretti göğü ve yeri
Melike Hatun da bugün bir ikindi vakti.
Kayıt Tarihi : 23.4.2025 10:49:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!