Sana yazmak……
Sonları çok noktalı, yarım soluklu virgüllerle durulan cümleler yazmak sana.
Mektup.!
Çok özel yeri olan bir şey benim hayatımda mektup.
İlk mektubumu okumayı yazmayı öğrendiğim çağlarda (–ki okula başlamadan öncesinde öğrenmiştim okumayı ve de yazmayı rahmetli babam sayesinde-) Bursa-İznik’te yaşayan babamın dayısı Hüseyin Aşko’ya yazmıştım bunu dün gibi hatırlıyorum…bahçeli ve benim dünyaya gözlerimi açtığım evde numara 12’de bir yaz günüydü ve bahçede çiçek kokularının içerisinde…babam söylemiş ben yazmıştım.
Sonrasında akrabalara, arkadaşlara yazmaya başladım mektuplarımı. Sonra sevgili adını koyduğum insanlara..üniversite ve askerlik zamanlarımda da babama..bana ilk mektubumu yazdıran Adam’a.
Ve bana şimdi Adam diye seslenen Kadın’a yazıyorum bir mektup…dijital bir ortamda. Aslında bu saate kadar sana ne yazacağımı düşündüm..ve bu düşündüklerimden bir tanesi olmadan yazıyorum şimdi sana. Ve ki işin özü bu mektubu kendi el yazımla beyaz bir kağıda yazmayı çok isterdim. Mektuba el değmeli, göz ilişmeli, kalem sevişmeli kağıtla.
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.



