MEHMET KÜÇÜK
1952 de Avanos’un Sarılar kasabasında dünyaya gelen Mehmet Küçük, İlkokulu doğduğu kasabada, Ortaokulu Özkonak Ortaokulunda, Li-seyi Kayseri Sanat Enstitüsünde bitirdikten sonra 1978 yılında Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.
Aynı yıl Okuduğu liseye Öğretmen olarak atandı. 1994’te Kayseri Erciyes Üniversitesi Mü-hendislik Fakültesi Makine Mühendisliği ABD’da Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Kayseri En-düstri Meslek Lisesi Makine Teknolojileri Bölü-münde 38 yıl çalışarak Uzman Öğretmen ve İş sağlığı Güvenliği Uzmanı olarak emekliye ayrıldı. Öğretmenlik hayatı boyunca çok sayıda takdir, teşekkür ve aylıkla ödüllendirme aldı. Yazdığı eserlerinden dolayı Erciyes Üniversitesinde dersler verdi. Çalışmalarından dolayı İlim Sanat Eserleri Ansiklopedisinde ve Kayseri ansiklopedisinde yer aldı.
Ülke ekonomisine girdi sağlayan, toplumun kullanımına faydalı olan pek çok sanayi ürünle-rinin tasarımına ve üretimine imza attı. Öğrenci-lik yıllarında 2 yıl Ankara Şeker Fabrikasında Teknik Ressam olarak çalıştı. Türkiye’de ilk defa pancar tarımsal mekanizasyon makinelerinin üretimini gerçekleştirdi.
Üretken olmayı, yazmayı, faydalı olmayı, bir şeyler öğretmeyi kendisinde ilke olarak gören ya-zarın, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayın-lanmış temel ders kitapları bulunmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan eserleri, 1990’dan bu yana Meslek Liselerine temel ders kitabı ve Meslek yüksek okullarında tercihen okutulmaktadır.
Çeşitli teknik dergilerde makale, araştırma ve inceleme yazıları yayınlanmıştır. Ayrıca, bir şiir’i kürdîlihicazkâr makamında bestelenmiştir.
Öğretmen Ayper Sönmez Küçük ile evli olan yazar, Atilla ve Akın isminde 2 erkek çocuk baba-sıdır.
Eserleri
BASILI ESERLERİ:
ACILAR BULUT YÜKLÜ: Şiir-Kayseri -1995
HASRETİNDE ÖMÜR TÜKETTİM: Şiir- Kayseri 2019
ANADOLU HECECİLERİ: Şiir-Anasam yayınları-Kayseri-2000
DURGUN AKARDI PINAR: Öykü-Kayseri- 2019
Teknik kitaplar
MAKİNE BİLGİSİ: MEB Yayınları, Ankara - 1990
TEKNİK RESİM: MEB Yayınları, Ankara 2000
HİDROLİK-PNÖMATİK: MEB Yayınları, Ankara -2003
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!