Cüzdanımda duran
saçının teli
sarılmıştır özenle
bir peçeteye
Peçete dediysek
o kadar basit mi?
Dalga sesleri arasında
uzaklara gidip geliyorum.
Tüm güzelliğiyle
hatıraların koşturuyor,
seninle yaş alan aklıma.
Ve ben tüm kalbimle
Yeşil bodur ağaçlar
arasında
Elimde bir taş balta
yürüyorum
Son dinozor
yalnızlığında
Seni düşünmek;
Bin tanrılı bir kentin tam ortasında,
Tek bir Tanrıya inanmak gibi...
Sesindeki sıcaklığa bıraktım ömrümü,
Hattuşa surlarında rüzgar uğuldarken,
Ve süzülürken bozkırın bağrında Kızılırmak;
Kırmızı benekli
beyaz çay altlığı
Üstünde dans eder
ince belli
Başı omzunda yaslı kaşığın
Şekerine sevdalı çayın belli
Gecenin bağrında sessiz ve sarı,
Kaldırımda dikili bir ünlem işareti...
Soruyorum kendime, soruyorum bu şehre:
Sokak lambası üşür mü?
Üşür elbet...
Üstünden rüzgarlar, kara bulutlar geçer,
Hangi ormana çevirsem bakışlarımı,
Ağaçların o üşüyen, o soyunmuş kimsesizliğine
Senin yokluğunu iliştiriyorum bir sızı gibi.
Ve gökyüzü...
İçimdeki o uçsuz uçurumu susturmak için
Her günbatımı, yorgun bir martı kanadında
Gümüş bir sarkaç gibi
asılı kaldı gökyüzü,
Rüzgar da unuttu
fısıldayacağı o eski sözü.
Eros’un oku saplanmışken
zamanın kalbine,
Uzaklardan gülersin bana…
Mutluluktan dökülen gözyaşımı
Bir rüzgar yüklenir sonra,
Varır senin iklimine…
İnce ince bırakır,
Doyasıya koklayamadığım
Sahi bi çıkamıyorsun
yataktan sevgilim
Dönüp duruyor
bir daha uyuyorsun.
Güç bela kalktığın yatağın
seni özlemeye duruyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!