MEĞER BABAM EŞEKMİŞ
Her birimizin boynu virgül olmuştu virgülü yazmaktan. Kolu virgül, parmakları virgül… Öğretmen virgül diyor başka bir şey demiyordu. Virgül, virgül, virgül…
Virgül ne çok şeymiş bir türlü aklım almadı. Trafikte arabaya yol veriyor ‘’ Geç!’’ diyor, ‘’ Dur!’’ diyor. Diyor da diyor…
Virgül her an her yerde. Evimizde. Dostumuza açılan kapı. Sevmediğimiz komşumuza kapanan perde.
Virgül kapalı yollarda çıkışa erdiren kazılı tünel. Altgeçit, üstgeçit, duble yol. Kaldırım, kaldırım taşı…
Öğretmen soluksuz yazdırıyor. Yaz babam yaz. Yazmaktan kollarım koptu kopacak. Mercimek büyüklüğü bile etmeyen virgülü nasıl olurda beynim almıyordu. Kafamda bin bir soru işareti. Soru işaretini öğretmenimiz haftaya yazdıracakmış. Öyle dedi. Soru işareti virgülün kaç katı. Soru işaretini hiç anlamayacağım kesin.
Beynimde sürekli tekrarlayan sorular ‘’ Virgül mercimekten küçük.’’ Virgül her şey.’’ Virgül her an her yerde. ‘’Virgülü kafam niye almıyor yoksa beynim mercimekten de mi küçük? Öyle ise bu koskoca kafa bana yük mü?’’
Kendimi sorulara kaptırmış, kendimi sorulara teslim etmişim, haberim yok. Öğretmen yanıma gelmiş niçin yazmadığımı soruyor. Gösteriyorum son sayfayı, çeviriyorum bir ön sayfayı, bir ön sayfayı. Öğretmen yazdıklarıma bakmıyor, gözümün içine bakıyor. Öğretmenin bakışlarını anlamıyorum. Öğretmen değiştiriyor bakışlarını, kirpikleri bir ok, fırladı fırlayacak. Hemen başımı sıraya koyuyorum, ellerimle korumaya alıyorum. Öğretmen kulağımdan tutuyor kaldırıyor başımı. Parmağını gösteriyor, parmağı bileğim kadar. ‘’ Bak!’’ diyor, ‘’ Baktım!’’ diyorum. ‘’ Ne gördün?’’ diyor, ‘’ Parmak’’ diyorum. Öğretmen yüksek sesle ‘’ Tahtaya bak !’’ diyor. ‘’ Baktım öğretmenim?’’ diyorum. Öğretmen ‘’ Ne gördün?’’ diyor. Ben ‘’ Tahta’’ diyorum. Öğretmen çıldırdı çıldıracak ‘’ Tahtada ne görüyorsun?’’ diyor. Ben şaşkınca ‘’ Yazı’’ diyebiliyorum. Öğretmen ‘’ O yazıyı oku!’’ diyor. Okuyorum ‘’ Oku da adam ol baban gibi eşek olma’’ Yazıyı okudum okumasına. Sorular saldırıya geçti. ‘’ Öğretmen ne demek istemişti?’’ Öğretmene soramazdım. Babama sormalıydım.
Eve geldiğimde ilk işim babama sormak oldu ‘’ Baba sen eşek misin?’’ Babam, baba heybeti ile doğruldu hafif kızgınlıkta gözlerimin içine baktı. Bakışlarından ben söylemiş olsaydım tek yumrukta beni halının desenleri arasına ilmikleyeceği anlaşılıyordu. Babam iyice bana yaklaştı kısık sesle ‘’ Oğlum babaya öyle söz söylenmez.’’dedi. Ben emin bir şekilde ‘’ Öğretmenim öyle söyledi.’’ dedim. Babam ‘’ Yarın ne cesaretle söylediğini birlikte öğreniriz.’’ dedi.
Beynimde yeni sorular oluştu ‘’ Yarın ne olacaktı?’’ Sorular bir türlü bitmiyordu. Benim uykum gelmiş soruların uykusu gelmemişti. Ben uyumak istiyorum, sorular beni uyutmuyordu, uykumu bölüyordu.
Ertesi sabah beni uyandıran annem değil sorulardı, peşinden babam.
Okula babamla birlikte gittik. Babam müdürün odasına girdi, beni dışarıda bıraktı. Babam eşek olamazdı. Babamı ilk defa aslan gibi kükrediğini, heybetlendiğini müdürün odasına girerken gördüm. Babam içeri girmiş babamın içeri girişi gözlerimde büyüdükçe büyüyordu. Hayır, Hayır! Babam eşek değildi. Benim babam aslandı.
Çok geçmeden öğretmenimin müdürün odasına girdiğini gördüm. Gözlerimde öğretmenimin girişi babamın girişinin tersine küçüldükçe küçülüyordu.
Yanıma sınıftan birkaç arkadaş geldi. Niye beklediğimi sorduklarında olanları anlattım. Arkadaşlar gülmeye başladı. Arkadaşlar niye gülüyordu, babamın aslan oluşuna mı, eşek oluşuna mı?’’ dememe kalmadan babam müdürün odasında anırarak çıktı. Meğer babam eşekmiş.
Kayıt Tarihi : 22.3.2018 12:19:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Sağ olun sevgili şairim....
TÜM YORUMLAR (5)