Bayramın ikinci günü,Görüklede yaşayıp,öğrenci olmayan herkes gibi,Orhanda günü nasıl ziyan edebilirimin telaşına düşmüştü.İki,üç seçeneği vardı,fazla değildi yapabilecekleri.Arkadaşları Bursa merkezine inip,gezmeyi teklif etmişlerdi ama bunu istememişti,boş ve amaçsız gezileri sevmezdi orhan,Amaçsızca yürümek istediğinde yalnız olmayı tercih ederdi,
Görükle nüfusunun,dörtte üçünü oluşturan,üniversite öğrencileri,bayram tatili için memleketlerine gittiklerinden,amerikan filmlerindeki,terkedilmiş kasabaları andırıyordu görükle.Buraya neden taşınmıştı,niye gelmişti,onun gibi hiperaktif biri için fazlaca monoton bir yerdi aslında.Ama yinde başlarda alışmakta güçlük çektiği bu şirin beldeye zaman içinde ısınmıştı Orhan.Zaten hep böyle olurdu,Orhan kolay sevemez,bağlanamaz,fakat eğer severse bağlanırsada,kolay terkedemezdi,Şimdi ona paris caddesinde bir evmi,Görüklede bir kulübemi deseler büyük ihtimalle bu ıssız köyde kalmayı seçerdi,Çünki alışmıştı buraya ve Orhan alışkanlıklarından vazgeçemeyenlerdendi,
Acaba Maviye olan sevgiside bir alışkanlıktan ibaretmiydi,sadece alıştığı içinmi seviyorum zannediyordu.sevgide şüphe olurmuydu,sevgiyle alışkanlık kıyaslanabilirmiydi,Hem Maviye alışacak kadar,Maviye tiryaki olacak kadar bir paylaşımları olmamıştıki.Öyleyse topu topu,birkaç telefon görüşmesi,birkaç mesaj,bir iki gecelik sohbete niçin roman yazmaya uğraşıyordu,Uğraşmak! Zorlamı yazıyordu,hayır kimse ona Maviye roman yazacaksın,bak fena olur haa mı demişti,Yoktu bir zorlama,dükkanda deftere yazdıklarını,sayfasına eklemek için internet kafeye gittiğinde deftere nerdeyse hiç bakmıyordu bile.İlk yazdığı cümleden sonrasını bilgisayar başında aklına gelenler oluşturuyordu.Yani aslında hazırlayıp geldiği yazıların hepsi bir sonraki sayfaya yazılır,acelesi yok erezyonuna uğruyordu.Romanın aslı dükkandaki defterde duruyor,Orhan o an aklına gelenlerden,ve hissettiklerinden bir roman daha çıkarıyordu.Bu daha çok hoşuna gidiyordu aslında,hayatında hiç plan yapmayı sevmediği gibi,yazılarındada yapmayı sevmiyordu.üçgün önce düşündüğü şeyleri,sanki o an düşünmüş gibi yazmayı sevmiyordu.Birşeyleri kurup,düzenleyip yazmak,
Şu satırda Maviye seni seviyorum derim,şurda delikanlılıktan dem vururum,biriki paragraf saçmalar,sonra son paragrafta afilli bir kaç cümleyi,vurucu cümleyle bağlar,etkileyici bir yazı yazarım,Bu çok içten pazarlıklı ve duygusuzca geliyordu ona,.Az evvel dükkanda romanın bu sayfasında uzun uzun atlardan,onların sadakatinden,yarışlarda yedikleri kırbaçlara rağmen üzerinden düşen jokeylerini çiğnemediklerinden bahsetmişti.Kendisinin at yarışlarına,,daha doğrusu atlara olan ilgisinden bahsetmişti, ve atların yaradılış biçimlerini,yaşantılarındaki o korkunç kölelik zihniyetini öyle böyle Maviyle olan muhabbetine dayandırmış,oldukça ilginç ama bir okadarda etkileyici bir yazı yazmıştı ama şimdi bu yazdıklarının onlarla alakası yoktu.Aslında bunun bir sebebide yazdığı defteri dükkanda unutmuş olmasıydı,konuyu tam bağlaya bileceğini sanmadığından,içinden gelenleri yazmak istiyordu.İçinden nemi geliyordu dersiniz,bu sayfaya baştan aşağı Mavi seni seviyorum yazmak
mavi seni seviyorum,mavi seni seviyorum,mavi seni seviyorum,mavi seni seviyorum.Tabi buna sayfanın son satırında başlayınca baştan aşağı yazamamıştı ama miktarın önemi varmydı.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta