Hayatım boyunca matematiğe güvendim. Ne zaman bir artı bir yazsam sonuç hep iki çıktı. Hayat öyle mi ama...
Defalarca senle beni topladım, hiç iki olamadık. Hatta bir keresinde birbuçuk ettik ama, hayat bu; iki vermedi. Senden beni çıkardım, aslında sıfıra da razıydım ama sonuç eksilere ulaştı; çok üşüdüm. Benden seni çıkarmaya çalıştım, olmadı. Hep "error" verdim, yapamadım. Hayat hiç benzemiyor matematiğe. Kuralları belirsiz bazen, bazen de çok acımasız. Ve hiç bir zaman adil değil.
Kaç kere söyledim. Pi'yi üç alırsan yaptığın işlem doğru, çıkan sonuç yanlış olur diye ama dinletemedim. Bak ne oldu. Yerçekimi ivmesini dokuz nokta seksenbir yerine dokuz aldın, ben beklediğinden önce yere çakıldım.
Zaten kaç alırsan al, o saatten sonra havanın sürtünme katsayısı da kurtaramazdı beni. Öyle de oldu. Şimdi bütün kemiklerim kırık, iç organlarım patladı, kanım da papatyaları suluyor. Senin hesaplarına göreyse binbeşyüz feet yüksekte uçuyorum.
İndir başını göklerden yere güzelim, ayaklarının dibinde ölüyorum...
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta