Ey eski zaman,
Ayaklarımızın çıplak dokunduğu toprak,
Gökyüzü avuçlarımızda bir kuş gibi titrerken,
Biz ne güzeldik, ne candık,
Oyunlarımızın çığlığı yankılanırken dağlarda,
Rüzgârla yarışır, yıldızları toplardık avuçlarımıza.
Ama geldi o gün,
Güneşin arkasında karanlığın ordusu belirdi;
Masumiyetin ipini çeken karanlık el,
Ve çocukluğumuz, bir nehir gibi kurudu.
Kardeşliğimiz,
Dikenli çalıların ardında kayboldu;
Düşlerimiz, kavrulmuş toprakta çırpındı,
Ve oyunlarımızın yerine, savaşın keskin dili geçti.
Biz büyüdük,
Ama büyümek bizi korumadı.
Her köşe pusularla örüldü,
Her nefes bir tehlike fısıldadı;
Ekmek için kan döktük,
Ve çocukluğun tatlı yankısı,
Çığlıklarla gömüldü toprağın derinlerine.
Ey zaman,
Sen vahşi ve acımasız bir ustaydın;
Ama bil ki,
O eski çağ, hâlâ gözlerimizin en karanlık köşesinde yanıyor,
O masum ateş,
Bir gün küllerden yeniden doğacak.
Ve işte o vakit,
Ayaklarımız yeniden toprağa değecek çıplak,
Gökyüzüne adımızı haykıracağız,
Ve kuşlar, rüzgârla dans eden çocukların sesiyle uyanacak.
Masumiyet, bir kez daha şafağın ışığında yükselecek,
Ve bu vahşi zaman,
Epik bir destan gibi ardımızda kalacak.
Kayıt Tarihi : 14.1.2026 19:32:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.



