Quis hic locus, quae regio, quae mundi plaga?
Hangi denizler hangi kıyılar hangi boz kayalar ve hangi adalar
Hangi sular okşar pruvayı
Ve çam kokusunu ve sisin arasında şakıyan ardıç kuşunu
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Sonraki dizelerde 'daha' kullanıldığı için 'dupduru' sözcüğünü 'daha duru' şeklinde değiştirdim, 'yürürken masallar dudağımda'nın yorumunu okuduktan sonra. Marina şiiri daha önce Ülkü Tamer ve Osman Türkay tarafından da çevrilmişti. Ülkü Tamer'in çevirisine ulaşamadım. Osman Türkay'ın çevirisini karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla ekliyorum.
MARİNA
Quis hic locus, quae rego, quae mundi plaga?
Hangi denizler hangi kıyılar hangi boz kayalar hangi adalar
Hangi sular yalayıp şapırdatmada pruvayı
Hangi çam kokusu hangi ardıç kuşu çınlar sis içinden
Hangi görüntüler geri dönmede
kızım benim.
Köpeğin dişini bileyenlerin, amaçları
Ölüm
Sinek kuşunun şanıyla ışıldayanların, amaçları
Ölüm
Hoşnutluğun gözbebeğinde oturanların, amaçları
Ölüm
Hayvansal coşkunluktan sayrı olanların, amaçları
Ölüm
Özdeksel varlığını yitirmiş, yelle üflenip dağılmış
Bir çam püfürtüsü, orman diplerinde sis
Uzayda eriyip kaybolmuş bu karayla.
Bu yüz ne, daha az yunmuş, daha arık
Koldaki nabız, daha az güçlü ve daha güçlü
Bağışlanmış, ya da ödünç verilmiş?
Yıldızlardan daha uzak, gözden daha yakın
Fısıltılar ve ince gülüşler, yapraklarla
Aceleci ayaklar, arasında, uyku altında
Suların karşılanıp birleştiği bir alanda.
Civarda çatlamış buzla ve boyalar ısıyla.
Ben yapmıştım bunu, unutmuştum
Ve hatırlıyorum sırasıyla.
Halatlar takatsiz, yelken çürümüş, erimiş mum
Bir haziran ile bir başka eylül arasında.
Ben yapmıştım bunu, bilmeden, yarı-ayak,
bilinmedik, benim kendim.
Su almada tekne, yarıklar kalafatlanmalı.
Bu yüz, bu biçim, bu öz
Yaşamak için ömür sürmede benim ötemde bir
zaman dünyasında
Ah şu can için bırak ben ömrümden geçeyim,
Sözlerim o söylenmemiş sözler için geçsin
Uyanmış, dudaklar ayrılmış, umut, yeni gemiler.
Hangi denizler hangi kıyılar hangi granit adalar
Çatlayan kaburgama karşı
Hangi ormanların ardıç kuşları çağırmada sis içinden
Kızım benim.
Çeviren : Osman Türkay
'Nedir bu yüz, daha az duru ve dupduru'......'dupduru'şeklindeki tercümenin, 'clearer' sıfatındaki dereceyle örtüşmediğini düşünüyorum.
Çeviri için: -ışık için-emek için-ve yani gölge için-akis için- tebrik..
Ondan nefis bir sözle gideyim:
'..ve bazıları ışığın,
bazıları gölgenin peşine düştü' t.s.eliot
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta