Bir gemi yanaştı Samsun’a adı Gülcemal
Yorgun yolcular getirdi halleri pür melal
Sene dokuz yüz yirmi dört aylardan nisandı
Gelenler yurdundan koparılmış birer candı
Her gün doğuşunda yeniden doğarım
Güneşle birlikte yükselir ruhum
Hele bir de ilkbaharsa
Bir serçe kuşudur yüreğim
Gün yükseldikçe arınır bedenim
Konacak çiçekli dallar ararım…
Gecenin sessizliğini bozdu minik bir yavrunun sesi
Bir dağ köyünde başlıyordu yeni bir hayat hikayesi
Şafak vakti dindirdi, Sırma Kadın’ın feryadını
Dilan koydular bu gelen yavrucağın adını
Üç erkek ağabeyinin ardından gelmişti
Kızı olduğu için bir tek anacığı sevinmişti
İçimde bir sıkıntı kocaman
Yağmur yüklü kara bulutlar gibi
Felaket habercisi midir ne
Sönüp giden umutlar gibi.
Rüzgar hırçın kuvvetli
Dünya imtihanmış insan olmaya
Hemen silinmeyip daim kalmaya
Varlığın adarsan kendin bilmeye
Niye doğdum diye sormuş demeksin
Dilini tutarsan kalbi kırmazsan
Kırk beşi devirdim geçenlerde
Nasıl geçti onca yıl, onca zaman
Yok yok rüzgar gibi değil
Rüzgar kah eser, kah durur
Bizimkisi kesintisiz, tam yol ileri
Hızlı tren daha uygun sanki
Bir sigara yaktım karanlığa doğru
İçime çektim yalnızlığın zehrini
Çilem dolsun, isyanım dinsin diye
Üfledim geceye gurbetin kahrını.
Geldiğimiz yerden habersiziz menzilimiz meçhul
Bu dünya durağında ne kadar oyalanırız bilinmez
Yaşananlar sıkar ruhu eskitir taze bedenleri
Hayat dediğimiz oyun acımaz kimseye yorar da yorar
Kırk yıllık alacaklı gibi dayanır kapıya nice hesaplar sorar
Dinlemez yorulmuşsun bıkıp usanmışsın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!