Binlerce yılın yorgunluğu
bu çizgilerde,
Her oyukta bir gözyaşı,
her çatlakta bir ağıt.
Toprağın altında uyuyanlar,
dinler beni derinden,
Benim dilimden konuşur,
taştan oyma acılarım.
Nehirler gibi akar
içimde dinmeyen sızı,
Eriyen kar belki de
benim döktüğüm gözyaşı.
Ben bir dağım;
sessiz, vakur ve mağrur.
Ama her zirvem,
bir veda busesi gibi havada asılı.
Gürleyen şelalem,
aslında içimin çığlığı;
Benim öyküm,
taşlara sinmiş bir hüzün masalı.
Kimse sormaz halimi,
herkes zirveme koşar,
Fakat bilmezler,
her adım kalbime
yeni bir sancı katar.
Zirveler sustu,
bulutlar çöktü vadiye,
Bir çift göz doğdu
geceden sabaha hediye.
Kayalar kemik oldu,
sisler ise ten,
Sanki bir ruh bakıyor,
en derinlerden...
Kartallar süzülürken
o bakışın ferinde,
Bir sır gizli
dağların en kuytu yerinde.
Mağrur bir duruş bu,
hem sert hem derin,
Sanki sahibi sensin,
bu sahipsiz yerlerin.
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 19:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!