Ben senin sükûnetinim; o karanlık uykun,
O deriden yuvan.
Sen; dünyaya bilenmiş,
Ağzı kan, gövdesi çelikten bir tufan.
Seni içime her alışımda bağrım dilim dilim kesilir,
Bilmem bu gömülmek midir
Yoksa göğsüme saplanan bir ceza mı?
Sen savaş meydanlarının ışıltılı,
O mağrur, o zalim hükümdarı;
Ben ise seni saklarken eskimeye yeminli,
O sadık mahfazan.
Aramızda tuhaf bir kan davası var,
Adı konmamış bir yara.
Sen çıkıp gitmek için parlıyorsun,
Ben seni tuttukça paslanıyorsun.
Kilitlensek;
Çeliğin soğukluğu çürütür benim narin derimi.
Ayrılsak;
Havayla temasın yakar,
Köreltir o keskin seferini.
Ne zaman “tamam” desek,
Bir el uzanır kabzana hoyratça;
Seni benden,
Canı tenden,
Eti tırnaktan ayırır gibi çekerler.
Sen, kızıla boyanmak için çıkarsın
O meşhur seferine;
Ben, içimin boşluğuyla
Duvarda asılı bir “hiç” gibi
Kalırım geride.
Aslında biz seninle
Cinayet mahallinde iki suç ortağıyız.
Sen öldürdüğün için suçlusun,
Ben seni sakladığım için günahkâr.
Durulmak dediğin;
Senin keskinliğinin
Benim sabrımı biçmesidir.
Aşk dediğin;
Sen ışılda diye,
Benim karanlıkta seni beklememdir.
Şimdi uyu içimde…
Ama kıpırdama ne olur.
En ufak bir hareketin
Yine beni,
Ta şuramdan—
En dikiş tutmaz yerimden vurur.
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 17:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!