Bu sefer gerçekten de sonundayız sanırım yolun. Sanırım ayrılacak ellerimiz ve son defa kucaklaşacağız bir şeylerin bittiğinin farkına varıp.Dört yıl boyunca kanımızın kaynamadığı, hep itici bulduğumuz, görmek istemediğimiz arkadaşlara bile buruk bir tebessümle bakacağız.Keşkelerimiz bizi pişmanlığın dehlizlerine sürükleyecek.Sahi yaşanan zaman ya da yaşayamadığımız zaman nereye gider diye sorgulayacağız dönüp geçmişimizi.
Acı tatlı bir çok anıya gebe dört yılımız gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi kayıpgeçecek.Başarılarımız,başarısızlıklarımız,mutluluklarımız,hüzünlerimiz,sevgilerimiz,nefretlerimiz bir yumak oluşturup yüreğimizin başında bağdaş kurup oturacak.
Olanca tazyikine, yüreğimizi sıkıştırmasına,hadi söyle de sen de kurtul o da kurtulsun ikazına rağmen bir türlü diyemediğimiz iki kelimeden müteşekkil “seni seviyorum” klişesi bugün belki de tüm anlamını yitirecek. Bu seni seviyorum, bir daha görüşemeyiz anlamına bürünen hüzünlü bir veda sloganına dönüşecek.Keşkelerimizin gün günü artmaması için keşke birbirimizi sevdiğimizi söyleyebilseydik. Sırf insan olduğu için bugün öldürülen onca insanın yerine, keşke birbirimizi sırf insan olduğumuz için sevdiğimizi söyleyebilseydik.Ve bu ayrılık seremonisinde seni seviyorum lafı “gözün çıksın “anlamını taşımasaydı.
Nefretimizi, kırgınlığımızı, kızgınlığımızı, saldırganlığımızı nasıl olanca haşmetiyle ortaya koyabiliyorsak; sevgimizi, dostluğumuzu, kardeşliğimizi, yardımımızı, şefkatimizi,bağışlayıcılığımızı,hoşgörümüzü de öylesine coşkun gösterebilseydik..Bunu bizler,yani okumuş insanlar,yarının büyükleri, eğitimcileri gerçekleştiremeyecekse,sevmeyi bile beceremeyecekse, dünyanın gidişatından memnun olmama gibi bir hakka nasıl sahip olabiliriz.
Sevgisizlik değil mi? Bugün dünyayı savaş cehennemine çeviren, göz yaşına boğan,çocukları yetim bırakan, insanları kaderine terk eden. Bizim paylaşamadığımız ne var.O benden daha çalışkan,notları daha iyi diye bir insana gıpta ile bakabilir,kıskanabiliriz ama ondan nefret etme hakkına sahip değiliz. Kafası kel, gözü şaşı, ayağı aksak, burnu uzun, gözlüklü, kulağı büyük diye insanların kendi elinde olmadan yaratanın öyle uygun görüp yarattığı için sahip olduğu özellikler nedeniyle bir insanı aşağılayıp, hor görmek bizlere yakışır bir davranış olamaz.Bu tip düşünce ve tavırlar bizi küçültecek değerimizi düşürecek ilkelliklerdir.
Evet bu sefer gerçekten de bir sonun başlangıcındayız sanırım.İşte hayatın bir dönemi daha kapanıyor.Herkes ekmeğin aslan midesine indiği bir hayat mücadelesinin içine düşecek.Ve bu mücadele belki çok önemli dostlukların önüne geçip bazı ilişkilerin bitmesine neden olacak.Belki de bu mücadeleyi ortak yapanlarımız,yüreğini birleştirip el ele göz göze sırt sırta devam edecekler.Üniversite hayatı kanımca hayatın bazı gerçekleriyle yüz yüze gelmemizi sağlasa da, hayatımızın en kolay,en anlamlı dönemini oluşturuyor.Bundan sonra bizi zorlu bir yaşam mücadelesi bekliyor.İnancımızı ve sevgimizi hiç yitirmeden yarınlardan daha ümit-vâr olarak bu mücadeleye girişmeliyiz.
Bugüne kadar belki hiç söylemedik, tavırlarımızla hiç belirtmedik ama vicdanen rahat olmak için ilerde pişmanlık duymamak,keşke demememiz için yarın çok geç olabilir bugün sevdiğimizi söylemeliyiz.Sevmekten korkmayalım.Sevebilmek sevgiyi her gün biraz daha kaybettiğimiz dünyamızda artık daha bir değerli, daha bir anlamlı. Nefret tohumları, sevgisizlik gübresiyle olanca acımasızlığıyla olanca hızla boy veriyor her gün biraz daha.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta