Siyasal eylemci ve komünizm yanlısı şair, romancı ve deneme yazarı. Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri olarak bilinir.
Önceleri, Dada akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Breton, Soupaux ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı.
Aragon'un ünü, öte yandan, II. Dünya Savaşı'nda gizli karşı koyma hareketiyle daha bir büyümüştür. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. Charles d'Orléans'dan, Victor Hugo'ya değin uzayan bir şiir çizgisini sürdürür gibidir Aragon. Aragon açık yazan ozanlardandır, birçok şiirleri bu yüzden şarkı haline getirilmiştir. Aragon, romancı olarak da ün yapmıştır. Çağdaş romanların arasında önemli bir yer daha tutar. Birkaç çevirisi de vardır. 24 Aralık 1982'de Paris'te ölmüştür.
Ülkemizde “Mutlu Aşk Yoktur” adlı şiiriyle tanıyıp sevdiğimiz Aragon, ‘Dada’ akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Breton, Soupaux ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ise "toplumcu gerçekçi" bir sanat anlayışını benimseyerek Fransız şiirini etkisi altına aldı. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en önemli örneklerindendir.
Eserleri
Şiir
Sevinç Alevi (Feude Joie, 1920)
Sürekli Hareket (Le Mouvement Perpetuel, 1926)
İşkenceye Uğrayan İşkenceciler (Persecte Persecuteur, 1931)
Yaşasın Urallar (Hourra I'Oural! 1931)
Elsa İçin Şarkılar (Cantique a Elsa, 1942)
Les Yeux d'Elsa (Elsa'nın Gözleri,1942)
Grevin Müzesi (Le Musee Française, 1943)
Fransız Diana (Fransız Diana, 1945)
Bitmemiş Roman (Le Roman İnacheve, 1956)
Elsa (1959)
Roman
Gerçek Dünya (Les Communites, 6 ciltten oluşan bu kitap 1949 ila 1951 yılları arasında yayımlandı
Anicet ya da Panorama (Anicet ou le Panorama 1921)
Libertinaj (Le Libertinage, 1924)
Basel'in Çanları (Les Cloches de Bale, 1934)
Kibar Semtler (Les Beaux Quartiers, 1936)
Üst Zümre Yolcuları (Les Voyageurs de I'Imperiale, 1942)
Aurelien (1944) , Kutsal Hafta (La Semaine Sainte, 1958)
Ölmeye Mahkum Etme (La Mise a Mort, 1965)
Blanche ya da Unutuş (Blanche ou I'Oublie, 1967)
Düzyazı/Deneme
Paris Köylüleri (le Paysan de Paris, 1926)
Üslup İncelemesi (Le Traite de style, 1928)
Toplumcu Gerçekçilik İçin (Pour un realisme Socialiste, 1930)
Komünist İnsan (L'Homme Communiste, 1946)
Stendhal'ın Işığı (La Lumiere de Stendhal, 1954)
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




-
Mahmut Cemaleddin Tatlı
-
Ömer Taşoğlu
Tüm Yorumlaredebiyat dünyasının bağrından koparken en büyük yaraları açmış şair ve şiirlerden...
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam...