Eskiden bir bahar vardı, lavta ve arp,
düşmezdi elimizden Le Rouge et Le Noir;
üşürdü kadınlar, ellerimiz eldiven,
atkıydı kollarımız engerek soğukta,
karakışın ardından çözülürdü yumak:
Tuz ve tütsü, kül ve duman, kelimeler,
sesler ve tınılar ve gece: Gecenin
Elimizde acının kehribar tesbihi
ki kayıp durmakta parmaklarımızdan
Ey şair
yine bölük pörçük anlattın
yine eksik bıraktın bir şeyleri
gün devrilmekte ama sen
Devamını Oku
ki kayıp durmakta parmaklarımızdan
Ey şair
yine bölük pörçük anlattın
yine eksik bıraktın bir şeyleri
gün devrilmekte ama sen
zamanın nereye doğru kaydığını bir şairler görüyor sanırım...ya ötekiler!..ötekiler,yumuk gözle bakıyorlar dünyaya ve saatlere bence..oysa hiç tersine işlemiyor saatler;hep aynı yönde....salisesinin mikronunda bir canı yok ederek hemde!..buna karşın ateş altında kalan ülkelerde yine sevişiyor,yine bir bebeğe gebe kalıyordu kadınlar!..niyeydi bu terslik!..gel-geç bir dünyanın nesine sahip olacaktık acaba? ölüm ve hayat nasıl bu kadar yakın olabilir birbirine!..oluyor işte!..
Sarman adındaki kedimin ağlayarak yavrularını yiyişine hala yanıt arıyorum;yok!..
'üşürdü kadınlar, ellerimiz eldiven,' !..
aman ne iyi!..açıkçası çok düşündürdü beni bu dize...hem düşündürdü,hem de garip bir hüzne sürükledi...dahası, tensel dokunuşları bile boks maçına çeviren erkekler canlandı gözümde!:))))acaba dedim,maçı kim kazandı!..:))))
'göğe bakma durağı'ında olup bitenleri şiire sığdırmak da mümkün değil zaten diyerek,saygılar sunuyorum herkese...
Altındaki şiir gelmiş geçmiş en büyük şiir olsa bile, başlığın yabancı dil seçimiyle en büyük hatasını yapmıştır bence şair.
Bu seçimin ardındaki ezik nedelere fazla girmeyeceğim ama bu seçim yüzünden şiir veya şair gözümde büyümemiş küçülmüştür.
Saygılar
Fikret Şahin
sizi anlayan anlar..anlamayan da yanlış anlar..(bu kötü olan) aslında bizi anlamayanın anlamaması en iyisi
bence sevgili naci bu sözlerinizin altına -bi daha bence- şu şiiri giderdi yunusun...sevgilerimle...
Derviş Yunus söyler sözü
Yaş dolmuştur iki gözü
Bilmeyen ne bilsün bizü
Bilenlere selam olsun
Yunus Emre
General muhsin baturun oğludur diye rivayet etmişlerdi bir zamanlar..Geçenlerde de hasan âli yücelin oğlu can yücelden bir şiir okumuştuk..
demekle ne demek istemiştim...aslında elbette bir şeyler demek istemiştim sevgili naci..kafamda birşeyler değil bir çok şeyler vardı..örneğin ölmüş milletvekili babasına mektup yazanın öyküsü vardı oğuz ataydan..
cumhuriyetin birinci kuşak elitlerinin çocuklarının düştüğü ortak ruh paydası vardı
elitin osmanlıda ecnebilere yönelişine karşı cumhuriyetle birlikte anadoluya yönelişleri ve akıllarının avrupada kalışlarını anlatmak vardı..hilmi yavuzun batıdan doğuya seyrü seferi vardı..batı değerlerini etkisi hala bariz doğuculuğunu anlatmak vardı hilmi yavuzun .yani bir çok şey vardı gözüm kesmeyince viraj aldım ..şiire dönmek için...ama dönebildim mi..belli değil...yoksa kimseyi nesebiyle yargılamak gibi bir düşüncem yoktu..
ama son bişey söyleyeyim bu konuda..
elli kişiyi ele almıştım bir araştırmamda..hepsi sanatçı..hepsinin babası subay ve hepsinin dedesi kadı veya müftü...
bir anlamı , bir korelasyonu var mı bunun bilmiyorum..
belki de varsa bile bu şiirin altı yeri değil elbet..
herkese saygılar
General muhsin baturun oğludur diye rivayet etmişlerdi bir zamanlar..Geçenlerde de hasan âli yücelin oğlu can yücelden bir şiir okumuştuk..şiirin kafkanın babalar ve oğulları romanıyla ilgisi yok elbet..ama başka bir romanla stendhal ın Le Rouge et Le Noir romanıyla ilgisi var..kırmızı ve siyah..
kırmızı yaşama sevincini canlılığı şehveti siyah yokluğu ölümü hiçliği temsil ediyormuş ve de iki kadın bu romanda bu renklerle sembolize edilmişler..
enis batur veya okumaları yüksek , yaşamalarında bissürü coğrafya mimari musiki iklim zaman katmanları bulunan insanların duygulanmaları üç aşağı beş yukarı böyle olacaktır..
ilerleyen yaş içinde yeniden yapılmış bir hayat bir yaşam hesaplaşması tanımlaması ..mazici bir şiir..nostalgie ye dönük..
sadece doğu dünyasının değil eski zamanların şiirleri genelde ölçülü musikili kafiyeli dörtlükler ikilikler üçlükler şeklinde yazılırdı..Avrupada da bu böyleydi...Güzellik telakkisi elbette tarih dilimine coğrafyaya iklime ikamet edilen yerlerin biçimine ve bir çok diğer ieye bağlı olarak değişebiliyor...şiir form bakımından sayılara başvurularak yazılıyordu ..hem mısra içinde sayıların hem de şiirin tamamının oluşturulmasında sayıların önemi vardı..
peki ne değişti batıda.. kozmik veya erken dönemlerin şiir ve sanat tarzı batıda yaşam biçiminin değişmesiyle değişti..
mimari değişti elektriğin bulunmasıyla uyuma süreleri değişti..ısınma teknolojisindeki değişmeler, gıda teknolojisindeki değişmeler giyim kuşamın örtünme olmaktan çıkması , evlerin başını sokacak yer anlayışının üstüne çıkması..seyahat araçlarının değişmesi ve hızlanması...iletişimin hızlanması ...
Bütün bunlar şiiri ve sanatın ana unsuru olan güzellik telakkisini erken zamanlarda bilinen ortalama telakkinin dışına çıkardı..farklılaştırdı..
ince ruhların ince bedenleri mi vardır bilmiyorum ama bu değişimin rüzgarı beden olarak ruhlarına seyrek gözenekli elbise giymiş bir kısım ince ruhluları derinden etkiledi..
şair modern döneme geçiş rüzgarında telef olan duyarlı benlikleri yad etmiş..baha kardeşin dile getirdiği gibi Jim Morrison, Hendrix ve John Lennon yoko onno lar beatlesler v.b v.b
şair kendisini şair ve düşünür yapan etkin düşünce akımlarından söz etmiş turgut uyardan cahit sıtkıdan söz ederek bunların öngördüğü yaşam anlayışlarının kendisinin yaşam aına çakışma ve çelişme anlarından söz etmiş..
Şiir elbette nesirdeki fikri sağlamlığı taşımaz fikir yönünden..şiir bilincin hızıdır , asfalt olmayan keçi yoludur..daldan dala atlar..bu bakımdan şairin duygularını gevşek bıraktığı kendi halinde bıraktığı ve yorgun bir şiir izlenimini alıyoruz şiirden...
geçenlerde prof dr nevzat tarhanı izliyordum televizyonda..ilginç bir söz etmişti..herkes ilk onyaşının hem devrimcisi hem gericisidir ..şeklinde..
ilk on yaşta yaşam anlayışımız yaşama yüklenen anlam yaşamdan beklentişer ve sınırları konusunda bir kanaat şekillenir..
herkesin buna paralel olarak yangında ilk kurtarılacak kitapları oluşur..kitap okumak bir yaşam biçimi olan insanların yaşamı algılayışı bu yüzden hiç bir zaman teorik ve filtreli olmaktan kurtulamaz..
kültürün her zaman şiir mayisini , şiirin has ve altın akışkanlıkta sıvısına dönüşmesi garantisi yoktur..
gibi şeyler geçti aklımdan şiirle ilgili..cümle okuyuculara saygılarımla
Vah benim Günün Şiiri, ne hallere düştün.onbir yorumla nerdeyse günü kapatmak üzeresin. Bu sitedeki elli binin üzerinde şair ve üye var., ama yorum sayısı onbir. Sayın Günün Şiiri Grubu, biraz öz verili olun da, adam gibi şiirleri seçin. Hala odunum da, odnum demeyin.Günün Şiirleriyorumu yüzlerden onlara- yirmilere düştü. Acep neden? Size önerilen şiirleri dikkate alıp, ünlü veya ünsüz olmadan, irdeleyin.
Ha bir sözüm daha var, çok değerli yorumcu ve şair arkadaşlar siteden uzaklaşırıldı. Bu şairlerin geri kazanılmasını sağlamak ,sitenin görevi,
Saygı ve sevgilerimle. Benimkisi sadece bir öneri. Uygalanır veya uygulanmaz.
şair aslında duygulanmış, içinden geçenler, derin ve anlamlı. fakat dışa vurulduğunda, kağıdın teninde sönmüş yıldızlar.buda şiirin gücünü zayıflatmış. gerçi bütün şiirlerde duygu erezyonu olabilir.
ilham denilen sıkı tutucu eğer terk etmeden şiirin sonuna kadar trans durumunda kuşatıverirse şaiiri bir neşirler daha kuvvetli oluyor. şiir kendini gösteriyor. algılayıcılarda kendi hayat senfonisine göre şiiri yorumluyor. ve güzel, güzel ötesi ,kötü ,kötünün üstü, orta versyon diye bir takım katagorilere ayırıyoz.
bazende derin algılayıcı boşluğun içinde debeleşen hayatı küçük duyumsamalarla içiyor ve biriktiriyor .şiir tuaf bir yolculuk bütün bilimlerin ve ilimlerin kırpıldığı yontulduğu uzayda cımbızla metoor toplamak gibi zor ve maceralı .şiiri anlatırken bile kayboluyorsun yürürken derin bir kuyuya düşmek gibi.şaire ve şiire saygılar.
Kırmızı ve siyahtı şiir. Saygılarıma Nazır Çiftçi
09.12.2010
Bir zamanlar , dünyada , kızıl renk modası vardı ...
Her kalem erbabı hemen ona batar çıkardı ...
Bu yüzden yazdıkları birbirinin benzeridir ;
Bunalım üreten ruhlarıyla alem sarardı ...
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demekten geri kalamıyor insan.Şair Enis Batur’un bundan aşağı yukarı 2 ay kadar önce ‘’sizin için kestim saçlarımı’’ isimli şiirine bakınız sayın Kemal İspir ne yorum yazmış:
Kemal İspir
Osmaniye
Bay, 58
26.09.2010 10:02
Efendim;
Şiirin en güçlü tinleri ile temeli ve ana kolanları sağlama alınmış; mükemmel bir şiir ve gene mükemmel bir şair. Rüzgar, su ve ateş ve diğer tinler...Şiiri ölümsüz yapan ve hep yaşatan en önemli etkenler. Tüm yarış atları böyledir. Start verilir -verilmez yarışı başladığı gibi bitirirler. Yani kesinlikle sağa-sola, oraya-buraya, Hititlere-Etilere, Vezirlere-Gizirlere..Semerkanta-Buharaya, kapalı-ya da açık yaraya...kaçmazlar. Buradan bir kez daha ve son kez sesleniyorum: Bir şiirin bir tek konusu olur ve şair sadece o konuyu işler şiirinde. Başladığı gibi bitirir. Şiirlerinde birçok konulara giren, okuru arkasına takıp gezdirmedik yer bırakmayan ve en sonunda okurun kafasını mikser gibi dönderenler ve okura nereye gittiğini ve gideceğini şaşırtıp, karıştıranlar..şair değildir ve yazdıkları da şiir değildir.Onlar dingozdur.Onların değirmeninde su olmadığı için; her bir yeri dolaşıp, gezip, elde kazma-kürekle su aramaktalar?..Okuru da tıpkı kendileri gibi oraya-buraya taşımaktalar. Diyelim ki bir su kaynağı buldu?..( yani dini ve milli duyguları istismar edecek ya?..) Taşıma su ile değirmen döner mi?...Dönmez. Su sende ve senin içinde, yüreğinde ve gönlünde doğuştan olacak.Sonradan ve zorlamayla ve su taşımayla ordan-burdan şair olamazsın?...İşte şair de yukarda şiir de?...Bak hiç vezir olmuş mu?, Bak hiç nezir olmuş mu?, bak hiç Kizir(Kiziroğlu Mustafa Bey) olmuş mu?, Paşa olmuş mu?, Padişah olmuş mu?.Nemrut olmuş mu?, İbrahim olmuş mu?...Napolyon olmuş mu?...Yakup olmuş mu?...Yusuf olmuş mu?...Eyyübün sabrı olmuş mu?..(sizi aymazlar sizi? Sizi dingozlar sizi?..) Yani şu olmuş mu-bu olmuş mu?...Okuru arkasına takıp da orda-burada gezdirerek canından yıldırmış mı?... Hayır. İşte evcimen şair dediğimiz bu?... Bir şiirin bir tek konusu olur ve onu da başladığı gibi bitirir?...Bir şiirin birden çok konusu olur, birden çok kahramanları ve figüranları olursa; o yazı şiir olmaz?...Ya ne olur? masal olur, roman olur, filim olur, tiyatro olur..olur da olur?... Yok birinci bölümmüş(bab mış), yok ikinci bab mış, yok beşinci bab mış..vs.?... yahu sen incil mi yazıyorsun?...Yahu birinci, perde, yok ikinci perde..flim mi oynatıyorsun yoksa tiyatro da mıyız?... Sen şair ol da şiir yaz bize?...Yani veziri bir şiirinde?...Kiziri ikinci bir şiirinde?...Padişahı daha başka bir şiirinde yaz sene kardeşim?... Yazamaz.Dingoz çünkü?...Sana olmayan şairliğini ve hiç bir edebi ve felsefi değer taşımayan şiirini unutturup da senin başını mikser gibi döderecek ya?...Yok ''nehir şiirmiş'' Yok ''şehir şiir miş'' Yok ''nefesli şiir miş '' Senin deden de eben de nefesliydi tamana?...Ama şimdi öbür taraftalar ve kara toprağın altında ince-uzun yatmaktalar?... Bize dünya durdukça yaşayan ve dünya durdukça insanlar tarafından okunacak ve tad alınacak ve şâd olunup; ruhlarını püren ballarıyla besliyecekleri şiirler yazınız lütfen?...
SONUÇ: Yüreğinde sevda noktası var(zaten şiirin içi buram buram sevda kokuyor ve o eşsiz koku burnumuzu ve gönlümüzü doldurup, dağlıyor..) Gönül gözü açık ve bu evrene de şairlik misyonu ile gönderilmiş...Mükemmel bir şairden eksiği-gediği olmayan mükemmel bir şiir okudum.Okumalara doyamadım...Tad aldım. Şâd oldum. Evinin ve kendi öz bahçesinin dışına hiç çıkmamış?..Evcimen bir şair?... Değil saç-sakal; O'nun için her bir yerimi kestirebilirim?...Ama sünnetçi az mı keser-çok kesip de dibinden mi sallar makası?...Vijdanına kalmış bir şey?...Çünkü aşk; dünyada bir eşi ve benzeri olmayandır?...Şayet dünyada bir eşi ve benzeri olsa idi; biz şair olur muyduk?...Her türlü işimizi-gücümüzü bırakıp da; gelip şu köşelerde sürünür müydük?... Bugün en gencinden- en yaşlısına kadar..tüm şairlerimizi ve aşkının uğruna tüm saçını, sakalını ve diğer yerlerini kesenlerimizi, kestirenlerimizi......En derin saygılarımla selamlıyorum.Şairi, bu güzel ve mükemmel şiirle birlikte seçkiyi ve emek veren tüm kardeşlerimizi de tabi ki gene en derin saygılarımla selamlıyorum?...Saygımla.
Aynı şaire bu gün yazdığı yorum da da şairlik kumaşı yok, şairlik misyonu yok diyor.Hayret ki ne hayret.Çelişkinin de böylesine ne demeli?
Bu şiir ile ilgili 12 tane yorum bulunmakta