Aşk mektebi
mecnûn ile bir mekteb-i’aşk içre okurduk
ben Mushâfı hatm ettim o Ve’’l_leyl’’de kaldı
Lêadrî
anlamı: mecnun ile aşk mektebinde okuduk ben
kur’an’ı hatm ettim,o ise ‘’Ve’l_leyl”suresinde(Leyla da) kalıverdi,
----------------------
Aşk mektebi
Sırrı mevladır Leylâ,mecnûn-u Leyla olagör
Bi haberdir hamall-ı kur’an hatmi leylâdan.
Aliyy-ül Razan:
Anlamı:eğer sen aşk mektebini okudun ise
Ve leylaya erdin ise bilki leylanın kemâlinde mevlayı bulacaksın ama anlaşılan o ki sen aşka vuslat bulamamış yani leylâya vuslat bulamamışsın aşkta kalmışsın oysa acizane biz şahidizki mecnun yani (ebu kays) leylaya vuslat buldu ama sen ancak kur’an taşıyıcı hammal olmuşsun yani papağan gibi kur’an ezberlemişsin Bu sırra vakıf olamamışsın hazreti rêsulullahın
Şu muhteşem hadisini anlayamayan taklidi hatimciler işte kendini gerçek sufi (yani kamili mükemmel karşısında ellerinde olmayarak ele verirler (çok okumak yazmak marifet değildir) marifet ledün marifetidir çün marifet kendini bilmektir kendini bilmekte leylayı bilmektir,
Leylayı bilmekte mevlayı bilmek tir sen leylayı bilmezsen bu nice emektir :)
Değerli Hak yolcuları o muhteşem hadis şudur
Ve bu hadis yüzbinlerce kitabın özüdür tabiki ehli aşk ve ehli basiret için.
Hazreti Muhammed(sav) buyurduki dünyanızda bana üç şey sevdirildi:
1: kadın yani leylâaa,
2:gözümün nuru namazzz,
3: güzel koku:
Allahû têalâ samimi Salih kullarına bu sırrı lütfetsin Amiiin Aliyy-ül Razan ruhuna el fatiha:
Kayıt Tarihi : 11.1.2007 17:26:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
tüm aşka düşüpte vuslat bulamayanlara yani hakikat-i muhammediye ermeyenlere naziremdir ne olur tahkki müşahade ve zuhurata ermeden aşk vuslat hakkında ileri geri konuşmayın peyniri görmek hiç birzaman mandıraya girip peynir yemek değildir balı duymak bal yemek değildir Rabbımın selamı selameti rahmeti bereketi ve muhabbeti üzerinize olsun inşaAllah:

Müsaadeniz olursa, yazdığınız “şairi bilinmeyen” beyti, bir kere yazıp açıklama denemesi yapayım.
Mecnûn ile bir mekteb-i ‘aşk içre oturduk
Ben Mushaf’ı hatmettim, o “Ve’l-Leyl”de kaldı
Mef’ûlü/ mefâ’îlü/ mefâ’îlü/ fa’ûlün kalıbıyla yazılan bu şiirden şairin muratları –Allahu a’lem- şu olmalı:
Mecnûn ile aşk mektebine birlikte gidiyorduk, ben Mushaf’ı ezberlediğim, hitâma erdirdiğim hâlde, o “Ve’l-Leyl”i sûresinde kaldı; oradan öteye geçemedi. İsmi bilinmeyen şair, Mushaf’ın tamamını ezberlemiş. Mektepte okunması gereken şeylerin en önemlisi, en yüce Kur’ân-ı kerîm’i okumak, hatta hıfzetmektir. Mecnûn ise Ve’l-Leyl’de kaldı, oradan öteye geçemedi, istidâdı bundan ötesine müsâade etmedi. Zâhirî olarak bu anlama gelmektedir.
Ancak aşk mektebinde bir başka okuma şekli daha vardır ki, müsâade-i âlîniz olursa, âcizâne okumaya çalışayım:
Aşk mektebinin kitabı mutlaka ve mutlaka üzerine yazı yazılan sayfa, kitap anlamına gelen Mushaf’tır. Şair diyor ki ben Mushaf’ın tamamını okudum, hatta ezberledim.
Mecnûn’sa Ve’l-Leyl sûresinden yukarıya çıkamadı. Demek ki ezberleme işine Nâs suresinden başlamışlar, Fâtiha’ya doğru gidiyorlarmış. Ancak Mecnûn Leyl suresinde takılıp kalmış.
Bir de şöyle okumak ya da açıklamak mümkün gibi geliyor bana:
Aşk mektebinde seygilinin yüzü; pürüzsüzlüğü, saflığı, temizliği, aydınlığı dolayısıyla kitabın sayfalarına benzetilir. Sevgilinin yüzündeki tüyler ise hatta benzemesi dolayısıyla kitap üzerindeki yazıya benzetilir. Yani seygilinin yüzü, üzerinde hatların bulunduğu Mushaf’tır. Şairin okuduğu bu Kitap’tır.
Mecnûn’un takılıp kaldığı Leyl ise “gece” anlamına gelir. Yani karanlık. Leyl suresinde Allah demiyor mu? “Örttüğü zaman geceye andolsun”. Şair burada karanlık, örten, kapatan, kaplayan, setr eden anlamına kullanmıştır bu kelimeyi.
Peki Mushaf’ta, yani kitapta ne vardır, ne yazar? Kitap; gerçekleri, hakîkatleri yazar. Hakîkat nedir öyleyse? Herhâlde “Lâ mevcûde illallah”tır. Allah’tan başka varlığın olmadığı hakikati. Yani Vahdet-i Vücûd diye ifade edilen hakîkat. Gerçek âşık, bu hakîkatin peşindedir tasavvufta. Şairin okuduğu, ezberlediği hahîkat bu olmalı.
Peki Mecnûn’un takılıp kaldığı Leyl, gece neyi örter? Karanlık oluşundan dolayı, siyah renginden dolayı, bu hakîkatlerin yüzünü örter. Kitâbı örter, onun anlaşılmasının önünde engel teşkil eder. Hangi kitabı örter? Mushaf’a benzeyen sevgilinin yüzünü örter. Mecnûn’un takılıp kaldığı ve öteye geçemediği Ve’l-Leyl budur.
Bir de şöyle düşünsek nasıl olur:
Tasavvufî anlayışa göre Allah’tan gelen insanın, geçici olarak kalacağı bu dünyâ hayatını tamamlayıp vatan-ı aslîsi olan ebedî âleme gitmesi gerekir. Yani insan bu fânî dünyada gurbettedir, sıla’ya dönmek için gayret etmesi gerekir. Bu yüzden bazı şairler ayrılıktan şikayet eder, sıla özlemini dile getirirler. Sılaya kavuşacakları vuslat ânını, Mevlânâ’nın ifadesiyle şeb-i arûs sayarlar. Sılada da kavuşacakları, kavuşmak istedikleri Cennet’ten ibaret de değildir; daha ötesini isterler, yani Vechullah’ı isterler. Asıl sevgili budur. Bu yüzden mâ-sivâdan geçerler.
Mutasavvıf şairlerin amacı, Cemâlullâh’a erişmektir. Şairlerin mâ-sivâ dedikleri şeylerse, bu hedefin önündeki en büyük engeldir. Bu engellerin bir türlü aşılması gerekir. Hattâ bazıları daha da ileri giderek, Yunus Emre’nin dediği gibi söyler:
Cennet cennet dedikleri bir ev ile ber kaç hûri
İsteyene virgil onu bana seni gerek seni
Asıl konumuz olan beyte geri dönecek olursak şöyle özetlemek mümkün gibi görünüyor: âşık sevgilinin yüzünü, yani Mushaf’ı, yani Vahdet’i öğrenmişken; Mecnûn, Vahdet’in yüzünü örten, karartan, kaplayan Leylâ’nın saçlarına, yani kesret âlemine takılıp kalmıştır.
Aslında Mecnûn’u kesret âleminden kurtaracak bir yorum daha yapmak mümkündür; ama maksadımızı aşma ihtimalinden dolayı sarf-ı nazarı müsanip gördük.
Affınıza sığınır, Saygılar sunarım.
Hamdi BİRGÖREN
TÜM YORUMLAR (3)