Zamanın kemikleştiği o mutlak sıfır eşiğinde
Gök, kendi karanlığına ihanet eder.
Bu bir uyanış değildir;
Güneşin uzak fırtınalarından kopup gelen
Elektrik yüklü bir duanın
Yerin kalbine çarpma sesidir.
Hangi şairin mürekkebi yetişebilir bu yeşil yangına?
Hangi lisan, bu sessiz gürültüyü tercüme edebilir?
Bak: Ufuk bir urgan gibi gerilir;
Bir yanda buzun kadim suskunluğu,
Öte yanda semanın hırçın, akışkan ihtilali.
Neon bir nehir süzülür yıldızların arasından;
Sanki gökyüzü, görünmez parmaklarla
Kendi devasa lirini çalar.
Mor bir tülün kıvrımında saklıdır
Kâinatın en eski sırrı:
“Her şey, bir ışık zerresiyle başladı
Ve yine onunla sönecek.”
Burada insan yalnızca bir tanık değildir;
Kendi hiçliğinin
Görkemli bir seyircisidir.
Okyanusların dip karanlığı bile titrer bu nurla,
Buzullar bin yıllık uykularından silkelenir
Ve bu kozmik raksın karşısında
Boyun eğer.
Ne bir ölçü tutar bu coşkuyu
Ne de bir kafiye;
Çünkü hakiki epik,
Ancak kendi özgürlüğünde nefes alır.
İşte budur kuzeyin alnına kazınan o lirik mühür:
Maddenin ruhla,
Soğuğun ateşle
Ve insanın sonsuzlukla
En çıplak, en dürüst karşılaşması.
Kayıt Tarihi : 10.1.2026 12:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!