Ağlıyor yine gözlerim boşluklara
Damlalarında idamlar var mahkûmlar var
İçimi acıtan çaresiz çarelerim mi var
Kurduğum hayalleri siteme kefen yapıp gömenim var
Yıkılır dünya sanki üstüme ben küstüm candan dostuma
Ne geldiyse felek verdi başıma
Dağıma kar olan sevgiye küstüm
Seyirsiz kaldı baktı kaderim sevene gidene yine küstüğüm
Bedenim canını sende bulmuştu ya hani oda yalan çıktı
Küstüğüm yüreğim sancı içinde gözlerim ağlıyor dağlar biçimde
Yürüdüğüm yollar pranga biçimde ayağıma dolanan yola küskünüm
Dev oldu karınca engel yoluma sevgiye su dökme çürür dalımda
Nerden çıktıysam birden karşına sevdiğim güne aya küskünüm
Yemeğim sevdaymış şimdi karnım aç kapılar kapalı çatılar ayaz
Yağmurlar değdiği yerleri yakar açılan yaraya merheme küskünüm
Duymuyor sesimi yücedir dağlar
Akıtır gözlerim denizler çağlar
Yoluna döktüğüm güllerim solar
Ben benden beni alana küskünüm…
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta