Anadolu'nun işgali ve işgalle başlayan tasalluttu mezalimiler padişah yanlısı olan kimi insanlarımızda da nefreti oluşuyordu. Bu nedenle bu nefreti ve özgürlükçü duyguların ruh hareketiyle Anadolu'nun şurasında burasında bir karar merkezi olmayan geçici ve sürekli çoban ateşleri parlayıp sönüyordu.
Bu çoban ateşlerinden birisi; neyi, nasıl ve ne şekilde yapacağı inanması içinde olmanın en kararlı; emin yol adımlarını atmakla diğer çoban ateşlerinin arasında sıyrılıp çıkmaya başladı. Bu çıkış Samsun'da Güneş'in doğmasındaki ısı ve aydınlık huzurlu güvenin çekeyini oluştu.
Bu çekey oluş hareketin bilinci ve beyni olma umudunu çoban ateşlerine vermekle; çoban ateşleri bu kez yeniden ve daha bir kararlı tutuştular. Bu hareket neyi, nasıl ve niçin yapacağını hem halka şikâyet ediyordu. Hem de yapılacaklarla manevi kuvvetlenme işi halka anlatıyordu.
Böylece kongre denen toplantılarla bir çeşit parlamenter hareketin kıvılcımlarını başlatmıştı. Denk geliş bu ya! Bu nüve hareketi (çekirdek hareketi) ilerdeki merkezi parlamenter sistemin mini bir deney sondajı olmakla özne emisyonlu olacak hareketin halka gösterilmesiydi.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta