KURBANİ ÜÇOK
/Bir Pehlivanın Hayat Hikayesi/
*
1914 yılında Erzurumda doğan ve 1947 tarihinde Sivas'da ölen Kurbani, yedi köyün yiğidi ve de dokuz kışlanın pehlivanıdır. Pehlivanımız, Mihrali'nin oğludur. Derler ki Mihrali bir şaplakla adam öldürmüş, başka bir olayda ise iki yumrukla bir adamı öldürmüş. Bu olaylardan sonra ise bir daha hiç kimseye vurmamaya yemin billah etmiş.
Erzurum'da günün birinde Mihrali'yi üç kişi döver. Mihrali'nin kaşı gözü patlamış ve kanlar içerisindedir. Kardeşi Adil bu durumu sonradan öğrenir ve uygun bir zaman içerisinde bu döven kişileri tarlada yakalar ve öldürür. Bundan sonra Adil dağlara çıkar, Adil eşkiyadır artık. Adı çetedir bir de! O tarihlerde Ermenilerin ve Rusların zulmünden kaçan Türklere at üstünde yol gösterir. İstilalara uğrayan Erzurum halkının bir kısmı esir düşmüştür, kalanlarsa yayan yapıldak Konyaya yolculanırlar…
Kurbani'nin geçmişi buna dayanır. Böyle bir babanın oğlu ve böyle bir amcanın yeğenidir Kurbani. Babası bir zaman sonra Konya'dan çıkıp Gemerek'in Karagöl köyüne yerleşmiştir. Kurbani ailenin tek oğlan evladıdır. Artık Karagöl Köyünde dal gibi, fidan gibi bir, babayiğit bir pehlivan yetişecektir. Ne yazık ki pek çok konuda olduğu gibi bu Karagöl köyü halkı, dokuz kışlada nam salmış bu pehlivanının değerini bilemeyecektir. O zamanlar köy düğünlerinde mutlaka pehlivan güreşleri olurmuş. Köyün ağası veya düğün sahibi galip gelen pehlivana koç bağış edermiş. O tarihlerde genelde karakucak güreşleri yapılırmış. Yukarıda da zikrettiğim gibi Kurbani dokuz kışlanın pehlivanıdır. Çevre köylerden hiçbir pehlivan onun sırtını yere getitememiştir. Güçlüdür, kuvvetlidir, bir dahidir Kurbani. Ondaki bu güç kuvvet Allah vergisidir, istemekle olacak şey değildir…
Kurbani, anası Nazende ve babası Nihrali'nin tek oğlu olduğu için onu uçan kuştan esirgerler, sakınırlar. Kurbani bir babayiğit olarak köyün de gözdesidir. Fakat insan fıtratında olabilen bazı yanlışlar elbette ki onda da vardır. Köydeki söylentilere göre o zamanlar köyün ağası olan Hasokağ'ın genç yaştaki oğlu Mustafa Beyle bir anlaşmazlığa girer. Kimilerine göre bu anlaşmazlığı sebebi kahvede oynanan oyundur. Kimilerine göre de bir bardaç çay. Bazılarına göre de Kurbani'nin, Mustafaya ait olan tabancayı ona geri vermediğidir. Ben asıl sebebi, o dönemde yaşayan ve olaya şahit olanların bilgilerine bırakıyorum. Bence bu olay bazı insanların çıkarına gelmiştir.
Bir kaza kurşunu ile vurulan Kurbani'nin bu serseri kurşun, göğüs kafesinden girerek omurilik kemiğine işlemiştir. Olayın sıcaklığı sırasında Necip Işık berber Mehmet'in dükkanında traş olmaktadır. O an içeriye bir dilenci girer ve "Büyük pınarın o tarafta bir babayiğit vurulmuş, çınar gibi birisi bakmaya kıyılamaz"der. O an Necip Dayı yüreğinde bir acı hisseder, "o benim dayımdır" diyerek traşını yarıda bırakarak koşar. O tarihten sonra Necip dayı yarım kalan sakalını hiç traş etmez. O tarihlerde vasıta olmadığından Kurbani'yi kağnı ile Sivas'a götürürler tedavi için. Bütün müdahalelere rağmen o kurşun çıkarılamaz. Bir zamanların yarım dağı, güreş meydanlarının civanı Kurbani üç ay acı ve ıstırap içinde yaşar. Hastaneden dönüşte köye girerken arkasına yastık koydurarak dik durmaya gayret eder. Köylülerinin kendisini yatar şekilde görmesini istemez.
Bir zaman sonra tedavi için tekrar Sivas'a götürülür Kurbani. Ne yazık ki bu sefer hayata yenik düşer. Bu eşi benzeri bulunmaz pehlivan Sivas'ta garipler mezarlığına defnedilir. Vuruluşu şaibeli olan Kurbani'nin başına bu olayın gelmesinin sebebini ana ve babasından hayır dua almamasına bağlarlar. Oysa ki Kurbani her güreşe çıktığında çok iyi bir hoca olan babası onun için dualar etmiştir. Başarısının da bu dualar nedeniyle olduğunu söyleyen ve inanan kişiler pek çoktur.
Köroğlunun Kiziroğlu Mustafayı övdüğü gibi askerin Salif de çocukları ve torunlarına Kurbani'yi takdire şayan şekilde överek anlatmıştır. Kurbani'nin üç oğlu vardır. Hanımı ve çocukları 1974 Kıbrıs harekatından sonra Kıbrıs'a yerleşmişlerdir. Şu an hepsi de hayattadır.
Kurbani'ye Allah rahmetini esirgemesin. Amin!..
Ömer TuralKayıt Tarihi : 12.11.2024 21:15:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!