İmparatorluk topraklarının ücra köşelerinde yazılmış şiirlerin, yapılmış duvar resimlerinin, yakılmış şarkı ve türkülerin hemen hepsinin ortak bir noktası vardır: İstanbul hasreti... İşte, bu şiirlerden biri, 17. asırda Cezayir'de yaşamış olan Kuloğlu adındaki bir şair levendin yazdıkları: Şiir, şimdi Cezayir Milli Kitaplığı'nda bulunan bir defterde elli kadar başka şiirle beraber yeralıyor.
Eski imparatorluk topraklarının ücra köşelerinde yazılmış şiirlerin, yapılmış duvar resimlerinin, yakılmış şarkı ve türkülerin hemen hepsinin ortak bir noktası vardır: İstanbul hasreti...
Uzak topraklarda inşa edilmiş bir binanın yüksek tavanlarını bazan bir İstanbul manzarasının süslediği görülür. Manzara hayalidir, hatta İstanbul'a da hiç benzemez ama ilk bakışta oranın İstanbul olduğunu, resmin o hep hasreti çekilen başkenti gösterdiğini anlarsınız.
Bugün artık Türkiye sınırlarının dışında kalmış eski Osmanlı viláyetlerinin kitaplıklarındaki elyazması şiir defterleri ve günlükler de böyledir. Bir kısmı levendlere yahut yeniçerilere ait olan bu elyazmaları bir çeşit akıl defteri gibidir ve içlerinde herşey yazılıdır. Aşk şiirleri hasret mektuplarıyla, barut ölçüleri frenk uyuzunu tedavi edecek iláçların reçeteleriyle biraradadır. Bir yanda İstanbul vardır, vardır, bir yanda da askerliğin getirdiği sert hayat şartlarının gerçekleri...
İşte, bu şiirlerden biri, 17. asırda yaşamış Kuloğlu adındaki bir şair levendin yazdıkları... Şiir, şimdi Cezayir Milli Kitaplığı'nda bulunan ve vakti zamanında bir levende ait olduğu ilk bakışta görünen bir defterde elli kadar başka şiirle beraber yer alıyor.
Murat Bardakçı
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!