o rahvan atları anlaşılır kılan sabahlarda
göğsü kasvet sayrılarıyla çarpışıp
delişmen çocuklarını azdırırken dünya
şehrin çarşılarından esen telaş
hıçkırıklarla akşamı karşılayan bir aldanış gibi
babamın incinmiş sesine çökerdi.
yatağına ilk kez akan bir nehrin hırçınlığıyla
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




kutluyorum günün şiiri ve şairini
namık cem
Her baba, her oğula bir veda'dır. Kaçışı yok; olacaktır.
Sonra, klarnet sesinden yapılmış karlı 'doğu treni'nin tarihi başlar. O da, çekiçlediği sesten Varol'an bir babanın vedasına kadar...
Zaman: Uçarı bir mürekkep izi; silindikçe koyulaşan...
Harika imgelerle bezenmiş bir şiir,güzel bir konu.
Okutturdu..
Hikayesi dokunaklı...biraz daha şiirsellik katılabilseydi ve kısa olsaydı...!
Lakin, son cümle ders gibi olmuş herkese.!!!
Yüreğine sağlık Kemal kardeşim...saygılarımla.
Sayın Ali Gündüz (gündüz yayınevi sahibi),
her şiirin altına, sözümona, şiir yorumu yapıyormuş gibi, kendi matbaanızın reklamını yaparken, hiç bir utanma duygusu, veya yazılan şiirlere saygısızlık yaptığınızın hissini hiç duymaz mısınız ?
Uyursezer
Uyan olur olmaz uykularım
Bir bekleyişin pençesinde can çekişen tatsızlıkla kucaklaş
Eşikte upuzun bir matem kuyruğu
Dökülen gülmelerinle son bir kez vedalaş
Hangi dev yangının içindesin bilemem
Hangi uçurum kıyısında
Bir devamlılığa yummuş gözünü
Gözünü almış ağır bir savaş
Çöktüğün yer güllere mekan
Aydınlığını seyre dalmış serseri kıt’a
Ne varsa içimde sensiz yaşayan
Çürümeye yüz tutmuş yavaş yavaş
Burak Tarık
abı bunuda oku.. oku oku... iyi gelir.. uyannca sözlerine...
BU KURT BU ACI AŞK
Bu kurt bu yaranın değil
Her kim vurulmuştur
Sebepsiz değildir elbet çığlıklar
Kahpe kurşun denir ya hani
Abestir zaten bir mühimmatta namus aramak
Bize bir yanlızlık bıraktın ey zaman !
Ağıtında dilsiz yağmurlar
Kimse işitmeden
Ve kurutarak düşlerin bir kısmını
Başka mevsimlere de ayırarak
Silinmeliyiz hatırlardan
Bu acı bu sevdanın değil
Uyuyakalmışız bir bank üzerinde
Altında belki bir ekonomi sayfasının
Aynı dokuda alkolsüz bir sarhoşluk
Bekçisiz
Rüzgarsız
Ceketsiz
Sert uykusuzluklarda görülen rüya
Bu aşk bu şehrin değil
Kimbilir hangi sahaf kopardı
Nice gözyaşı ile deforme
Sonu başından belli
Tozlanmış ucuz bir öykünün
Mutlu mesut son yapraklarını...
9 Ocak 2006 ANKARA
e. kurul tu abi sen bunu bır daha oku...
yorum yazma gerek yok.ama sadece oku ...
belki tarz kelimesini sık kullanmazsın..en azından bir tarzın olana kadar.. saygılar...sokakşairi...
VAROL Kemal...
eline sağlık...
Peygamber efendimiz ruhunu teslim ettiginde, Hz. Omer Disari firlar, kilicini ceker ve 'Kim peygamber öldü derse, boynunu vururum' .. Arkasindan hemen Hz. Ebu bekir cikar ve der ki ' Ey insanlar, eger Peygambere tapiyorsaniz, bilin ki MUHAMMED ÖLDÛ!!!!
eger bu sözü bilmeseydim, BUNA SIIR DIYENIN BOYNUNU VURURUM diyecektim...siir otesi.
güzel bir çalışma, emekle işlenmiş dizeler... kutlarım,
Bu şiir ile ilgili 38 tane yorum bulunmakta