Kral Mezarı Şiiri - Mesut Yüksel

Mesut Yüksel
187

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Kral Mezarı

Anadolu’da,
ateşin henüz tanrılarla konuştuğu o mor şafakta,
bilge bir ruh yürüdü toprağın çatlamış alnında.

Fermanını kılıcın soğuk yüzüne değil,
güneşin kadim merhametine yazdı.
Ve ateş, o gün yakmayı unuttu;
ülkeyi baştan başa bir kandil gibi aydınlattı.

Adalet, ağır bir mühür gibi indi kente;
toprak, utancını unutup bereketle gerindi.
Tapınaklar, taşın soğukluğunu değil,
insanın sıcak duasını soludu avlularında.

Sırtlarda kırbaç şaklamadı artık;
insanlık, kaybolduğu o kuytudan çıkarılıp
tahta kuruldu.

Ekmek, bölündükçe büyüyen bir mucizeydi;
sofralar, göğün yere uzanan elleriydi.

Derken zaman,
o mağrur alacaklı, kapıya dayandı.

Kutsal mecliste söz,
yerini derin bir sükûta devretti.
Halkın hıçkırığından bir dağ yükseldi ovanın ortasında:
yüksek, vakur ve zamana mürid bir tümülüs.

Kalbine taştan bir sır odası oyuldu;
lahit, sessizliğin rahmine bırakıldı.
Altın ve elmas, ilk kez mahcubiyetle karardı;
zenginlik, ölümün o büyük gölgesinde
kendi parıltısından utandı.

Tarih, mühürlü kapının önünde durdu;
içeri girmeye cesaret edemedi.
Sırtını taşa yaslayıp
sadece dinledi.

Çünkü içeride
bir kral değil,
adalet uyuyordu.

Ve o günden beri rüzgâr,
Anadolu’nun her kıvrımında
aynı fısıltıyı taşır:

“Zulüm toprağa gömülür;
fakat adil olan,
toprağın nabzında
sonsuzca atar.”

Mesut Yüksel
Kayıt Tarihi : 9.1.2026 23:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!